Esas No
E. 2013/9901
Karar No
K. 2013/16414
Karar Tarihi
Karar Sonucu
BOZULMASINA
Hukuk Alanı
Borçlar Hukuku
Aramaya Dön
YARGITAY

7. Hukuk Dairesi

E. 2013/9901 K. 2013/16414 T.
Karar Sonucu BOZULMASINA
Resmî Atıf Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2013/9901, K. 2013/16414, T. 07.10.2013
PDF DOCX UDF
Karar Künyesi
Mahkeme
Yargıtay
Daire
7. Hukuk Dairesi
Esas No
2013/9901
Karar No
2013/16414
Karar Tarihi
07.10.2013
Dava Türü
Hukuk
Hukuk Alanı
Borçlar Hukuku
Karar Sonucu
BOZULMASINA
Karar Metni Tam metin · resmî kaynaktan

7. Hukuk Dairesi         2013/9901 E.  ,  2013/16414 K.

"İçtihat Metni"

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:

1.Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalının tüm, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının reddine.

2.Davacı, davalı işyerinde hamur pişirme ustası olarak çalıştığını, fazla mesai ile tatil ücretlerinin ödenmediğini, hatta işveren tarafından ücretinin, aylık 2.200,00 TL’den 1,500,00 TL'ye düşürüldüğünü, buna karşı çıkması nedeniyle işverenin 28.2.20011 tarihinde sözlü olarak "işe gelme" dediğini daha sonra da işe gelmemesi nedeniyle kendisine ihtar çekildiğini beyanla iş akdinin işverence haksız olarak sona erdirildiğinden bahisle kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla mesai, genel tatil, son iki ay eksik ödenen ücret alacağı ile yıllık izin ücreti alacağının ödetilmesini istemiştir. Davalı, davacının iş akdini kendisinin feshettiğini savunarak, davanın reddini talep etmiştir.

Mahkemece, iş akdinin, davacının ücretinin düşürülmesini kabul etmemesi nedeniyle, davalı işveren tarafından haksız olarak feshedildiği gerekçesiyle, davalının zamanaşımı def’i kabul edilerek, davacının son 5 yıl için hesaplanan tüm alacak taleplerinin kabulüne karar verilmiştir.

Islah dilekçesine karşı zamanaşımı def’inde bulunma süresi konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır. 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 7 nci maddesindeki düzenleme gereği, iş mahkemelerinde sözlü yargılama usulü uygulanır. Ancak 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 447 nci maddesi ile sözlü yargılama usulü kaldırılmış, aynı yasanın 316 ve devamı maddeleri gereğince iş davaları için basit yargılama usulü benimsenmiştir.

Sözlü yargılama usulünün uygulandığı dönemde zamanaşımı def'i ilk oturuma kadar ve en geç ilk oturumda yapılabilir. Ancak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde 319 uncu madde hükmü uyarınca savunmanın değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin verilmesiyle başlayacağından, zamanaşımı defi cevap dilekçesi ile ileri sürülmelidir. 01.10.2011 tarihinden sonraki dönemde ilk oturuma kadar zamanaşımı def'inin ileri sürülmesi ve hatta ilk oturumda sözlü olarak bildirilmesi mümkün değildir.

Dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması durumunda, 1086 sayılı HUMK hükümlerinin uygulandığı dönemde, ıslah dilekçesinin tebliğini izleyen ilk oturuma kadar ya da ilk oturumda yapılan zamanaşımı defi de ıslaha konu alacaklar yönünden hüküm ifade eder. Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamada, 317/2 ve 319. maddeler uyarınca ıslah dilekçesinin davalı tarafa tebliği üzerine iki haftalık süre içinde ıslaha konu kısımlar için zamanaşımı def'inde bulunulabileceği kabul edilmelidir. Cevap dilekçesinde zamanaşımı def'i ileri sürülmemiş ya da süresi içince cevap dilekçesi verilmemişse ilerleyen aşamalarda 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 141/2. maddesi uyarınca zamanaşımı def'i davacının açık muvafakati ile yapılabilir. 1086 sayılı HUMK yürürlükte iken süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı def'ine davacı taraf süre yönünden hemen ve açıkça karşı çıkmamışsa (suskun kalınmışsa) zamanaşımı def'i geçerli sayılmakta iken, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun uygulandığı dönemde süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı definin geçerli sayılabilmesi için davacının açıkça muvafakat etmesi gerekir. Başka bir anlatımla 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamalar bakımından süre geçtikten sonra ileri sürülen zamanaşımı def'ine davacı taraf muvafakat etmez ise zamanaşımı def'i dikkate alınmaz. Zamanaşımı def'inin cevap dilekçesinin ıslahı yoluyla ileri sürülmesi de mümkündür (Yargıtay HGK. 04.06.2011 gün 2010/ 9-629 E. 2011/ 70. K.).

Somut olayda, davacının, bilirkişi raporu üzerine dava dilekçesindeki alacak taleplerini ıslah ettiği ve ıslah dilekçesinin 1.10.2012 günü davalı vekiline tebliğ edildiği, davalı vekilinin 17.10.2012(Çarşamba)günü ıslah dilekçesine karşı zamanaşımı def’inde bulunduğu anlaşılmaktadır.

Davalı vekilinin ıslah edilen miktarlar yönünden yaptığı zamanaşımı def’i yasal 2 haftalık süresi içinde yapılmamıştır.

Davacı vekili de açıkça yapılan bu itiraza muvafakatlarının olmadığını bildirmiştir.

Bilirkişi tarafından da ek raporda, def’in süresinde olmadığı belirtilmiş ancak takdir mahkemeye bırakılarak hesaplama yapılmıştır. Yasal düzenlemeye rağmen davalının süresinde olmayan zamanaşımı def’ine değer verilerek hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.

SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenlerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, temyiz harcı peşin alındığından davalıdan yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 07.10.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

İlgili Mevzuat & Etiketler
© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog