Esas No
E. 2021/1879
Karar No
K. 2024/1735
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Ticaret Hukuku

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

14. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2021/1879

KARAR NO: 2024/1735

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 12/07/2021

NUMARASI: 2015/648 E. - 2021/674 K.

DAVANIN KONUSU: Tazminat (Ticari satımdan kaynaklanan)

Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen hükme karşı, davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davalı ... ile 01.08.2012 tarihinde sözleşme yaptıklarını, davalı şirketin sözleşmeyi Beyoğlu ... Noterliğinin 06.06.2014 tarih ve ... sayılı ihtarnamesi ile feshettiğini, fesih işleminin okulların kapalı olduğu zamanda yapıldığını, fesih nedeniyle çalıştırdığı işçilerine okulların kapalı olduğu bu dönemde ihbar sürelerini kullandırmak zorunda kaldığını, başka okulların ihalelerine de giremediğini, yapılan feshin bu nedenle haksız ve kötüniyetli olduğunu, sözleşmede yazılı olan fesih öneline de uyulmadığını, davalı şirkete verilen teminat mektubunun fesihten iki ay sonra kendilerine teslim edildiğini, teminat mektubunun geç teslimi nedeniyle de başka yemek ihalelerine katılmak için gerekli teminat mektubu temin etme yükümlülüğünün yerine getirilemediğini, bundan ötürü de maddi ve manevi zarar gördüklerini, sözleşmeye güvenerek malzeme ve demirbaş alımı yaptıklarını, sözleşmenin feshi nedeniyle bu malzeme ve demirbaşları 1/5 değeri üzerinden elden çıkartmak zorunda kaldıklarını, sözleşmenin ifası için işçi alımı yapıldığını, sözleşmenin feshi için bu çalışanların sözleşmelerinin feshedildiğini ve tazminatlarının ödenmek zorunda kalındığını, sözleşmenin feshi nedeniyle sözleşmenin bitiş tarihine kadar elde edecekleri kârdan da yoksun kaldıklarını, bu nedenlerle feshin haksız olduğunun tespitini, 6100 sayılı HMK m. 107'ye göre ileride belirlenecek dava değerini arttırma hakları saklı kalmak koşulu ile şimdilik 50.000,00 TL maddi tazminat ile 50.000,00 TL manevi tazminatın ihtarname tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davacı vekili, 14.06.2021 tarihli bedel artırım dilekçesiyle; 50.000,00 TL olarak belirttikleri maddi zararlarını sözleşme sonuna kadar ki bir yıllık kar kaybının bilirkişi raporunda belirtildiği şekliyle aylık 29.748,41 x 12 = 356.980,92 TL'ye çıkarttıklarını, manevi tazminat taleplerinin ise aynen tekrar ettiklerini belirterek toplam 406.980,92 TL net alacağın haksız fesih tarihinden itibaren ticari avans faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili, savunmasında özetle; davacı ile yaptıkları sözleşmeye göre bir ay önceden ihbarda bulunmak koşulu ile sözleşmeyi fesih haklarının bulunduğunu, kendilerinin de bu önele uyarak sözleşmeyi fesih haklarını kullandıklarını, feshin sözleşmeye aykırı olmadığını, sözleşmenin ifası için gerekli demirbaşların kendileri tarafından temin edildiğini, sözleşme ekinde demirbaş listesi yer aldığını, bu demirbaşların kendilerine ait olduğunu, sözleşme süresince davacının kullanımına bırakıldığını, sözleşmenin bitimi ile davacının bu demirbaşları kendilerine iade ile yükümlü olduğunu, sözleşmeye göre davacı şirkette çalışanların bütün ödemelerinden yine davacı şirketin sorumlu olduğunu, çalışanların özlük haklarının ödenmesinden ötürü kendilerinin bir sorumluluklarının bulunmadığını, sözleşmenin feshinden ötürü manevi tazminat ödemelerini gerektirecek bir durum olmadığını, teminat mektubunun iade edilmesi için davacı şirketin yanında çalışanlarının SGK yükümlülüklerinin yerine getirildiğine ilişkin belgenin kendilerine verilmesini beklediklerini, kendilerine ait demirbaşların iadesinde de davacının geciktiğini, demirbaşların iadesinden sonra teminat mektubunun iadesinin yapıldığını, sözleşmenin feshinden sonra davacı şirketin başka kurumlara da hizmet verdiğini bu nedenle de yeni iş alamadığı iddiasının doğru olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Uygulamada olağan fesih hakkının kötüye kullanılması, karşısındakini zarara uğratma kastı amacıyla yapılan fesih, güvenin korunması ilkesinden doğan çelişkili davranış yasağına aykırı davranılarak yapılan fesih, üreticinin sadakat borcuna aykırı davranması nedeniyle yapılan fesih ve oranlılık ilkesine aykırı davranılarak yapılan fesih olmak üzere dört şekilde tanımlanmaktadır. (Gökyayla, Cemile Demir; Milletlerarası Özel Hukukta Tek Satıcılık Sözleşmeleri, Münhasır Bayilik Sözleşmeleri; s.

191.Uygulamada tanımlanan bu olağan fesih hakkının kötüye kullanılması halleri acentelik ve tek satıcılık sözleşmeleri için geçerli olsa da temeldeki hukuk normunun 4721 sayılı TMK m. 2 ve 3 olması nedeniyle bütün sözleşmesel ilişkilerde kıyas yoluyla uygulanmasında hukuken bir sakınca bulunmamaktadır. Dosya içerisinde davalının davacıyı zarara uğratma kastı amacıyla sözleşmeyi feshettiğine ilişkin bir bilgi ya da belge bulunmamaktadır. Dolayısıyla davalının olağan fesih hakkını karşısındakini zarara uğratma kastı amacıyla kullanmadığı anlaşılmaktadır. Güvenin korunması ilkesinden doğan çelişkili davranış yasağına aykırı davranılarak yapılan fesih, davalının imzalanan sözleşme ile yeni yatırımlarda bulunmasını isteyip davacıda haklı beklentiler yarattıktan sonra fesih hakkının kullanılması olarak tanımlanan fesih türüdür. Dava konusu olayda davacı şirketin faaliyet alanı yemek üretimi ve hizmeti üzerine olup bu feshe konu sözleşme nedeniyle davacının ayrıca bir masraf yaptığına ve bu masrafın da kendisine ödenmesine ilişkin bir talebi bulunmamaktadır. Ancak kendisine ait olan mutfak malzemelerinin 1/5 fiyatına satıldığı iddiasında olup hazırlanan 15.07.2016 tarihli bilirkişi raporu ile bu malzemeleri elinden çıkarttığına ilişkin bir belgenin dosyada bulunmadığı tespit edilmiştir. Dolayısıyla davalının davacıya karşı böyle bir haksız davranışı bulunduğuna ilişkin delil bulunmamaktadır. Üreticinin sadakat borcuna aykırı davranması nedeniyle yapılan fesih ise dava konusu olayda bulunmamaktadır. Çünkü davalı taraf üretici değil hizmet alan konumundadır. Oranlılık ilkesine aykırı davranılarak yapılan fesih, bir hakkın kullanılması karşı tarafa oranlı olmayan şekilde zarar veriyorsa ve bu kadar ağır sonuçlar doğurmayacak karşı tarafın menfaatlerini de aynı şekilde hesaba katan ya da en azından karşı taraftan katlanması beklenebilecek başka önlemlerin alınması da mümkün ise hakkın bu şekilde kullanılmasının hukuka aykırı olduğunun kabul edildiği fesih türüdür. Davacının yemek sektöründe faaliyet gösterdiği ve davalı dışında başka okullarla da sözleşmeler yapabilecek durumda olduğu açıktır. Ancak okulların bu tür yemek hizmeti sözleşmelerini okulların henüz açılmadığı zamanda yani yaz tatili zamanında yapmaları ve yeni öğretim yılına okulların yemek hizmeti ihtiyacını çözmüş şekilde girmeleri gerekmektedir. Davalı taraf sözleşmeyi 06.06.2014 tarihinde ve sözleşmedeki bir aylık önele uyarak feshetmiştir. Yeni öğretim yılının açılması en geç Eylül ayında gerçekleşeceğine göre Haziran ayının 24 günü ile Temmuz ve Ağustos aylarının tamamında davacının başka okulların yemek ihalelerine girmek için yeterli süresi olduğu anlaşılmaktadır. Bu sürenin 06.06.2014 tarihinden sonraki bir aylık kısmında da davalı tarafa hizmet vermeye ve düzenlediği fatura bedellerini tahsil etmeye hakkı bulunmaktadır. Bu nedenlerle davalının oranlılık ilkesine aykırı davranılarak gerçekleştirdiği bir olağan fesihten de söz edilemeyecektir. Gerek taraflar arasında yapılan sözleşmede müspet zarara ilişkin madde bulunmaması ve gerekse de davalının olağan fesih hakkını 4721 sayılı TMK m. 2 ve 3'e aykırı şekilde kullandığına ilişkin bir delil bulunmaması nedeniyle davacı tarafın müspet zarar talebinin de reddine karar verilmiştir. Davacı taraf davasını 6100 sayılı HMK m. 107'ye göre ileride belirlenecek dava değerini arttırma hakları saklı kalmak koşulu ile şimdilik 50.000,00 TL maddi tazminat davası olarak açmıştır. Açılan davanın 6100 sayılı HMK m. 107'ye göre belirsiz alacak davası olmas nedeniyle ve hazırlanan 12.03.2021 tarihli bilirkişi raporunda davacının sözleşmenin fesih tarihinden sözleşmenin olağan bitiş tarihine kadar yoksun kaldığı kâr kaybının 201.071,92 TL, olduğunun tespit edilmesi nedeniyle 7251 sayılı yasa ile değişik 6100 sayılı HMK m. 107/II'ye göre davacıya iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilmesi için iki haftalık kesin süre verilmiş, aksi takdirde davanın talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanacağı ihtarı yapılmıştır. Davacı vekili mahkememize verdiği 16.06.2021 tarihli dilekçesi ile dava değerini 15.07.2016 tarihli bilirkişi raporunda tespit edilen aylık 29.748,41 TL kâr kaybının 12 aylık tutarı olan 356.980,92 TL'ye çıkartmıştır. Davacının ikinci talebi manevi tazminata ilişkindir. 6098 sayılı TBK m. 58'e göre; "Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir. Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir." Davalının olağan fesih hakkını 4721 sayılı TMK m. 2 ve 3'e aykırı şekilde kullandığına ilişkin bir delil bulunmaması nedeniyle davacının TBK m. 58'e göre ticari itibarının sarsılmasına neden olacak bir durum oluşmadığı anlaşılmakla ..." gerekçesiyle davacının maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Gerekçeli kararda müvekkili talebinin eksikte olsa kısmen belirtildiğini, müvekkili ile davalının 01.08.2012 tarihinde sözleşme yaptıklarını, davalı şirketin sözleşmeyi 06.06.2014 tarihli ihtarname ile haksız şekilde fesih ettiğini, fesih işleminin okulların kapalı olduğu zamanda yapıldığını, müvekkili şirketin dava konusu 3 yıllık sözleşmeye güvenerek malzeme ve demirbaş alımı yaptığını, sözleşmenin feshi nedeniyle malzeme ve demirbaşların 1/5 değeri üzerinden elden çıkarmak zorunda kaldığını, bu nedenle HMK 107.maddesi gereğince maddi ve manevi tazminat davası açıldığını, davalı şirketçe haksız olarak yapılan fesihten sonra müvekkili şirketçe dosyadaki kayıtlarla bile 10 işçinin iş akdinin feshedildiğinin belgelerle ispatlı olduğunu bu nedenle verilen ret kararının hukuki dayanağının olmadığını, dava dosyası incelemeden ret kararı verildiğinin açıkça ortaya çıktığını, davacının ileri sürdüğü 3.zarar iddiasının ise davalıya verilen teminat mektubunun geç iade edilmesi nedeniyle teminat mektubu sunulması gerekirken başka sözleşmeler yapamadıklarından ötürü zarara uğradıkları iddiası olduğunu, davalı tarafın davacının yanında çalışanlarının SGK belgesini geç iletmesi nedeniyle teminat mektubunun geç teslim edildiği savunmasını getirdiğini, mahkemenin ret gerekçesinin kendi gerekçesi ile çelişen sanki davalı yan için sebep oluşturan bir hale gelindiğini, işten çıkarılan işçiler ve SGK kayıtlarının yokluğundan bahisle taleplerinin reddine karar verildiğini, SGK işçi kayıtlarının geç olarak davalı şirkete sunulması sebebiyle teminat mektubunun geç iade edildiğinin gerekçe gösterilmesinin kararın hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, gerekçelerinin çeliştiğinin bir başka göstergesi olduğunu, 12.03.2021 tarihli bilirkişi raporunda davacının sözleşmenin fesih tarihinden sözleşmenin olağan bitiş tarihine kadar yoksun kaldığı kar kaybının 201.071,92 TL olduğunun tespit edildiğini, müvekkili şirketin yıl boyunca hizmet süresi yaz ve sömestr tatillerinde hizmet verip vermediğinin araştırıldığını, bilirkişi incelemesine tabi tutulduğunu ve bu incelemenin 4. veya 5. bilirkişi incelemesi olduğunun dosya kapsamı ve mahkeme kararıyla sabit olduğunu, taraflar arasında yapılan sözleşmede sözleşmenin olağan feshi durumunda müspet zarar ödeneceğine ilişkin bir hükmün bulunmadığına dair gerekçesindeki yazılı tespitin tüm bu aşamalar kat edilmeden de sadece sözleşmeyle tespit olunabileceğini bu şekliyle de bilirkişiye gönderilmesine gerek kalmayacağı açıkken mahkeme tarafından ara kararlar oluşturularak zararın ne kadar olduğunun tespitinin yaptırıldığını ancak kendi ara kararlarına, araştırmalarına ve bilirkişi raporlarına aykırı olarak ret kararı verilmiş olmasının mahkemenin dosyayı hiç incelemeden karar verdiğinin kanıtı olduğunu, fesih hakkının sınırsız bir hak olmayıp TMK 2 ve 3 maddelerde düzenlenmiş olan iyi niyet ve dürüstlük kuralları çerçevesinde kullanılıp kullanılmadığının tespitinin gerektiğini, mahkeme gerekçesinin hatalı olduğunu, müvekkilinin davalı işletmede hizmet verirken yeniden anlaşma sağlandığını ve bu anlaşmanın 3 yıl olarak belirlendiğini, müvekkilinin ekipmanı 3 yıl daha kullanacağı düzenini kurduğunu, söz konusu öngörü ile düşük bedelli ekonomik fiyatlandırma yapıldığını, 3 yıllık anlaşmaya olan güveni ve yaptığı yatırım sebebiyle mevcut olağan durumlarda ek başka ihalelere girmediğini, mahkeme tarafından manevi tazminat taleplerinin reddedildiğini, kararın hukuki dayanaktan yoksun, hukuka ve açıkça kanuna aykırı olduğunu, müvekkili şirketin yemek hizmetini davalı şirkette olduğu gibi özel okullar üzerinden verdiğini, 3 yıllık sözleşmenin hiçbir sebep gösterilmeden feshinin ardından bu çerçevede yani özel okullar çevresindeki itibarının zedelendiğini ve akabinde SGK kayıtlarında da görüleceği üzere pek çok hizmet verdiği okullardan ayrılmak zorunda kaldığını yine teminat mektubunu geç alması nedeniyle bankalar üzerindeki kredi itibarının zedelendiğini ve bu dönemlerde maddi açıdan zora girmiş olması sebebiyle hakim ortağın psikolojik sıkıntı yaşadığını, raporların eksik ve hatalı olsalar da alacak haklarının tespit edildiğini, buna rağmen mahkeme tarafından dört beş kez bilirkişi raporu alınması kararı verildiğini ancak hiç birine uyulmadan karar oluşturulduğunu, davaya konu haksız fesih işlemi gibi mahkemece bilirkişi raporlarının hükme esas alınmamasınında hakkın kötüye kullanılması kanaatinde olduklarını, 15.07.2016 tarihli bilirkişi raporunda 20.08.2018, 12.11.2019 ve 12.03.2021 tarihli bilirkişi raporlarında müvekkili şirketin davalının haksız feshi sebebiyle zarara uğradığı, bu zararların aylık bazda ne kadar olacağının eksikte olsa mütalaa edildiğini, müvekkili şirketin 16.06.2021 tarihli dilekçe ile dava değerini 15.07.2016 tarihli raporda tespit edilen aylık 29.748,41 TL kar kaybının 12 aylık tutarı olan 256.980,92 TL'ye çıkarttıklarını ve tamamlama harcını da ödeyerek bedel artırımında bulunduklarını, bu hususlar dikkate dahi alınmadan mahkeme tarafından 12.07.2021 tarihine bırakılan duruşmada davanın reddine karar verildiğini, kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu iddia ederek, ilk derece mahkeme kararının ortadan kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE Dava, yemek satışına dair sözleşmenin süresinden önce haksız feshi nedeniyle uğranılan kâr kaybından oluşan maddi tazminatın ve manevi tazminatın tahsili istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Taraflar arasında, yemek satış ve hizmet sözleşmesinin kurulmuş olduğu, sözleşmenin davalı tarafça feshedildiği konularında herhangi bir uyuşmazlık mevcut değildir. Uyuşmazlık, feshin haksız olup olmadığı, mahkemece alınan bilirkişi raporlarına ve ulaşılan tespitlere rağmen davanın reddine dair verilen kararın usul ve yasaya uygun olup olmadığına ilişkindir. Dosya kapsamından, taraflar arasında 01.07.2012 tarihinde başlayarak 30.06.2015 tarihinde herhangi bir ihbar veya ihtara lüzum olmaksızın kendiliğinden sona ereceği belirtilen yemek sözleşmesinin imzalanmış olduğu, sözleşme konusunun 2. maddesinde, davalının öğrencileri ve öğretmenleri ve personeli için ifa edilecek olan işin davacı tarafından sözleşme hükümlerine uygun olarak ikmal ve ifa edilmesi şeklinde belirtildiği, sözleşmenin 3.maddesinden davalının görev ve sorumlulukların düzenlendiği; "3.3. ETİK tarafından görevlendirilen çalışanların her türlü kanuni alacak ve haklarının eksiksiz yerine getirilmesine ilişkin işlemler, işyeri bildirimleri de dahil olmak üzere ile Sosyal Sigortalar ve Bölge Çalışma Müdürlükleri nezdindeki tüm mükellefiyet ve yükümlülük ETİK'e ait olacaktır. İş Kanunu, Sosyal Güvenlik Mevzuatı ve ilgili diğer tüm mevzuat açısından ETİK, görevlendirdiği çalışanların işvereni sıfatına sahiptir ve tüm yasal ve işçilik haklarından münhasıran sorumludur. Bu tür konularda ICS'in herhangi bir nedenle görevlendirilen çalışanlar ile ilgili olarak işçilik hakları, tazminat, sosyal sigortalar ödemesi veya benzeri bir ödeme yapmak zorunda kalması halinde ETİK, ICS'i bu ödemelerden dolayı derhal tazmin edecek, görevlendirilen çalışanların ICS'e karşı yöneltebileceği taleplerden dolayı zarar görmemesini sağlayacaktır. 3.4.ETİK, İş'in ifa ve ikmali sırasında her türlü emniyet tedbirlerini almak, İş ile ilgili çalışan elemanların SSK'na kayıtlarını yaptırmak, iş güvenliği ve işçi sağlığı hususunda gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür. İş'in ifası için görevlendirilen elemanların işvereni ETİK'dir. ETİK şartnamede belirlilen personel ve sağlık ile igili evraklarını (İCS'ne belirtilen tarihlerde vermekle yükümlüdür." düzenlemesinin olduğu, ayrıca sözleşmenin 7.maddesinde; "Süzleşme 01 Temmuz 2012 tarihinde başlayarak 30 Haziran 2015 tarihinde herhangi bir ihbar veya ihtara lüzum olmaksızın kendiliğinden sona erecektir. Yemek kalite ve lezzetinde, şartnamede belirtilen servis şeklinde IICS'in beklentilerinin karşılanmamış olması halinde durum ETİK'e yazı ile bildirilecek, yeterli gelişme gösterilmediği takdirde sözleşme ICS tarafından 30 gün önceden bildirmek suretiyle tek taraflı olarak fesh edilebilecektir. CS, gerekli gördüğü durumda, banka teminat mektubunu bozdurma hakkına sahiptir. ICS sözleşme dönemi boyunca dilediği zaman bir ay öncesinden yazılı bildirimde bulunmak kaydı ile her hangi bir tazminat ödemek zorunda olmaksızın feshetme hakkına sahiptir." düzenlemesinin yer aldığı, davalı şirket tarafından Beyoğlu ... Noterliğinde düzenlenen 06.06.2014 tarihli davacı şirkete gönderilen ihtarname ile 01.08.2012 tarihinde imzalanan sözleşmenin 7.maddesi uyarınca sözleşmenin feshedildiğinin belirtildiği, gerekçede, ortaya çıkan lüzum üzerine sözleşmenin feshedildiğinin belirtildiği ve 01.08.2012 tarihli sözleşmenin feshi nedeniyle muhatap tarafından yapılması gerekenlerin yerine getirilmesi aksi takdirde yasal yollara başvurulacağına yer verildiği, davacı şirket tarafından Beyoğlu ... Noterliğinde düzenlenen 04.07.2014 tarihli cevabı ihtarname ile sözleşmenin bilindiği üzere 3 yıl süreli yapıldığını, müvekkili tarafından sözleşmenin 3 yıllık oluşu ve öncesinde 5 yıla yakın bir süre sözleşme gereği ürünleri ve hizmeti muhataba sunmuş olması gözetilerek rayiçten daha düşük fiyatla taraflar arasında yemek sözleşmesi akdedildiğini, muhatabın gönderilen ihtarnamede yazılı olan hususlar ve sebepsiz sözleşme feshini kabul etmediklerini, sözleşmenin 7.maddesinin sebep gösterilmeden uygulanmasının hakkın kötüye kullanılması olduğunu, muhatapça keşide edilen ihtarname ile sözleşmenin feshedilmiş olduğunun kabulünün söz konusu olamayacağını, haksız ve hukuka aykırı feshi kabul etmediklerini, müvekkili şirket tarafından verilen ürünlerin ve hizmetin muhatap şirkete bağlı eğitim kurumu bünyesinde verilmeye devam olunması, müvekkili şirket yetkili ve personelini muhatap şirketin onayı ve izni olmadan giriş çıkış yapamayacağı, malzeme ve ekipmanları kullanamayacağı, tüm sorumluluğun kendisine ait olmak üzere peşinen kabul ve taahhüt edildiğinin belirtilerek diğer hususlara yer verildiği, 100.000,00 TL''lik teminat mektubunun davalı şirket tarafından 17.07.2014 tarihinde iade edildiği, davalı şirket tarafından yemek sözleşmesinin 3.3 ve 3.4 maddeleri uyarınca davacı çalışanlarının SGK yükümlülüklerinin yerine getirildiğine dair belgelerin kendisine verilmesini ve ödeme belgeleri ile demirbaşların teslimi neticesinde teminat mektubunu iade ettiğini beyan ettiği ve 23.06.2015 tarihli dava dilekçesiyle HMK 107. maddesi kapsamında maddi zararlara yönelik olarak belirsiz alacak ve manevi tazminat davasını açmış olduğu anlaşılmıştır. Taraflar dosyaya delillerini ibraz etmiş ve gerekli deliller celp edilerek bilirkişi incelemeleri yaptırılmıştır. 15.07.2016 tarihli bilirkişi raporunda; davacıya ait ticari defterlerin usulüne uygun şekilde tutulduğu, zarar kalemi ile ilgili olarak dosyaya sunulan faturaların detaylarının gösterildiği, listede yer alan mutfak ekipmanları ile demirbaşların elden çıkarıldığını gösterir herhangi bir belgenin sunulmadığı, dava konusu sözleşmeye dayanılarak şirket bünyesinde çalıştırılmak üzere işçi alımı yapıldığı, bu kişilerinde iş akitlerinin sözleşmenin ifasının davalı şirketçe engellenmesi sebebiyle ihtirazı kayıtla feshedilmek zorunda kalındığı ve bu çalışanlara da tazminat ile diğer hakların ödendiğinin iddia edildiği, şirket adına açılmış olan SGK fişleri ve hizmet listelerine göre anılan iş yerinde çalışan sayısının 10 olduğu, yabancı uyruklu çalışan sayısının ise 1 olduğu, 3 kişinin SGK destek primine tabi olarak çalıştığı, ticari defter kayıtlarına göre Ağustos ayından itibaren davalı iş yerinde çalışanlar nedeniyle yapılmış normal ücret ödemesinin bulunmadığı, hizmet akitlerinin feshi nedeniyle çalışanlara ödendiği iddia edilen tazminat ve diğer hakların dayanağı olabilecek herhangi bir kayıt, belge ve bilgi sunulmadığı, davacı şirketin 2012 ve 2013 yıllarındaki karlılık oranlarının birbirine yakın olduğu, 2014 yılında satışların önceki yıla kıyasla yaklaşık %35 oranında düştüğü, 2015 yılında ise satışlarda ciddi miktarda azalma olduğu, buna karşı satış maliyetleri ve faaliyet giderlerinde ciddi artış olduğu, dönemi 375.345,75 TL zararla kapattığı, 2012 yılında elde ettiği satış gelirinin %38,36 kısmını davalı şirket adına düzenlenmiş olan faturalardan kaynaklanmakta iken bu oranın 2013 yılında %25,69'a düştüğü, 2014 yılında ilk 7 aylık dönemde davalı şirket adına fatura düzenlenmiş ise de bu faturaların toplam satış geliri içerisindeki payı artarak %27,28 oranına ulaştığı, bir aylık süredeki mahrum kalınan kar miktarının 29.748,41 TL hesaplanmış olduğu, davalı şirket defterlerinde davacı şirketin fesih tarihi itibariyle cari hesap bakiyesinin bulunmadığı, davacının, malzeme ve demirbaşların elden çıkarılması nedeniyle zarara uğradığı yönündeki iddiasının dayanaksız olduğu, bu zarar kalemi içinde gösterilen... plakalı aracın şirket aktifindeki diğer araçlarla birlikte 2015 yılında satıldığı, anılan aracın satışı nedeniyle düzenlenmiş fatura sureti sunulmadığından, davacının bu satış nedeniyle zarar edip etmediği yönünde bir tespit yapılamadığı, hizmet akitlerinin feshi nedeniyle çalışanlara ödendiği iddia edilen tazminat ve diğer hakların dayanağı olabilecek herhangi bir kayıt, belge ve bilginin sunulmadığı, davacı satış gelirlerindeki düşüşün sadece davalı şirketle olan sözleşmenin feshinden kaynaklanmadığı, davalı şirket feshinin haksız olduğunun kabulü halinde; davacının bir aylık süredeki kar kaybının 29.748,41 TL olarak hesaplandığı, mahrum kalınan karın ne kadarlık bir süre için talep edilebileceğinin takdirinin mahkemeye ait olduğu belirtilmiştir. Davacı vekili bilirkişi raporuna karşı itiraz dilekçesinde; 04.03.2016 tarihli dilekçe ekinde ibraz ettikleri belgelerin dava dosyasında yokmuş gibi rapor tanzim edildiğini, dava konusu sözleşmenin haksız feshinden sonra işçilerin 8 hafta daha zorunlu çalıştırılması sebebiyle yaz tatili döneminde ve davalı tarafça sözleşmenin feshinden sonra çalışmadıkları halde müvekkili şirketçe yapılan maaş ödeme kayıtları ile demirbaş ve araçların alım satım kayıt ve belgelerinin defter ve kayıtlarda mevcut olduğunu, raporda feshin haklı bir sebebe dayandığına dair hiçbir neden belirtilmediğini, fesih nedeniyle aylık kar kaybının 29.748,41 TL olarak belirlendiğini, değerlendirmelerin kabulünün mümkün olmadığını belirterek, yeniden rapor alınmasını, bu taleplerinin kabul edilmemesi halinde ıslah için taraflarına süre verilmesini ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. 14.04.2017 tarihli ek bilirkişi raporunda; kök rapordan sonra yeni belge ve bilgi sunulmadığından kök rapordaki görüşün aynen korunduğu belirtilmiştir. 20.08.2018 tarihli bilirkişi raporunda; davalının erken fesih bildirimi, tek yanlı bir imkân (Sözleşme md. 7/son) olması hasebiyle dürüstlük kuralı ile tam uyum içinde olmayan bir hüküm olarak tavsif edilebileceği, ama, bu imkanın kullanılmasından hareketle, fesih bildiriminin geçersiz olduğuna dair hüküm kurma şartlarının oluşmadığını, ancak, yeminli mali müşavir bilirkişinin kar kaybı olarak kök raporda belirttiği bir aylık kar kaybı rakamının mahkemece TBK md. 114/1I'nin yollaması ile TBK çerçevesinde değerlendirilerek ve davalının fesih açıklaması “hakkın kullanılmasının davalıya sağladığı yararın davacıya verdiği zarara göre aşırı oransız olduğu” şeklinde görüldüğü ve dolayısıyla bir “hakkın kötüye kullanılması” olarak tavsif edilmesi durumunda (bkz.: Oğuzman/ Barlas; Medeni Hukuk, Giriş- Kaynaklar- Temel Kavramlar, İstanbul 2010, 16. bası, sh. 246) davacıya 1 veya 2 aylık kâr kaybı oranında maddi tazminat verilmesi hususunun mahkemenin münhasır yetkisi içinde olduğu belirtilmiştir. 13.07.2020 tarihli ek bilirkişi raporunda; davacının erken fesih sebebiyle iş kaybı ve sözleşmenin feshi tarihi nedeniyle tazminat talebinin dava dosyasında bulunan belgelere göre değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, davalı şirket feshinin haksız olduğunun kabulü halinde davacının erken fesih nedeniyle bir aylık sürede kar kaybının 29.784,41 TL olarak hesaplandığı, mahrum kalınan kar kaybının ne kadarlık süre için talep edilebileceği hususunun mahkemenin takdirinde olduğu belirtilmiştir.

12.03.2021 bilirkişi heyet raporunda sonuç olarak; davacı şirketin yasal defterlerinin açılış ve kapanış onaylarının yapıldığı, yasal defterlerinin lehine delil olarak kullanılabileceği, sözleşmenin fesih tarihinden sözleşmenin olağan bitiş tarihine kadar yoksun kaldığı kar kaybının yılın aynı dönemine ilişkin olarak önceki yıllardaki karı da dikkate alınarak yapılan hesaplamayla 201.071,92 TL olduğu belirtilmiştir.

Davacı vekili tarafından bedel artırımına ilişkin dilekçeyle birlikte harç tamamlanmıştır. Mahkemece, yukarıda yer verilen gerekçelere istinaden davacının maddi ve manevi tazminat talebinin ayrı ayrı reddine karar verilmiştir. Taraflar arasında, yemek sözleşmesinin varlığı ve sözleşme hükümleri konusunda herhangi bir uyuşmazlık mevcut değildir. Tarafların kabulünde olduğu üzere sözleşmenin süre ve fesih başlıklı 7.maddesinin 3.bendinde, davalı şirket tarafından sözleşme dönemi boyunca dilediği zaman bir ay öncesinden yazılı bildirimde bulunmak kaydıyla ile herhangi bir tazminat ödemek zorunda olmaksızın sözleşmeyi feshetme hakkına sahip olduğu düzenlemesi mevcuttur. Davalı şirket ihtarnamede, açıkça söz konusu maddeye yer vererek sözleşmenin fesih edilmiş olduğunu belirtmiştir. Davacı, sözleşmenin metninin varlığını ve içiriğini kabul etmektedir. Davacı, geçerli bir sebep gösterilmeden fesih edilmiş olmasının, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, bu nedenle feshin haksız olduğunu iddia etmektedir. Her iki taraf TTK hükümleri gereğince kurulmuş sermaye şirketidir. Sözleşmenin yapıldığı tarihte yürürlüğe giren TTK'nın 18. maddesinde, tacir olmanın hükümleri üst başlığı ile 18. maddenin 2. fıkrasında, her tacirin ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerektiği düzenlemesine yer verilmiştir.

TBK'nın 1. maddesinde, sözleşmenin kurulması, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirlerine uygun olarak açıklamalarıyla kurulacağı tanımlanmıştır. TMK'nın 2. maddesinde, hukuki ilişkilerin kapsamı üst başlığı ile dürüst davranma başlığı altında, herkesin haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda olduğu, bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumayacağına yer verilmiştir. İyi niyet ise TMK'nın 3.maddesinde düzenlenmiş, ilk fıkrada kanunun iyi niyete hukuki bir sonuç bağlamadığı durumlarda asıl olanın iyi niyetin varlığı olduğu, ancak durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimsenin iyi niyet iddiasında bulunamayacağı belirtilmiştir. Somut olayda, taraflar arasında sözleşmenin süresi 01.07.2012 tarihinde başlamak üzere 30.06.2015 tarihine kadar belirlenmiş ise de sözleşmenin 2. yılı sonrasında davalı şirket tarafından sözleşmede kendisine tanınan yetki ile sözleşmeyi feshetmiştir. Davalı şirketin sözleşmenin feshinde kötü niyetli olduğunu gösterir dosya içerisine yansıyan herhangi bir bilgi ve belgeye rastlanılmamıştır. Davacı şirket tarafından her ne kadar davalı şirketin kötü niyetli olarak teminat mektubunu geç teslim ettiği ileri sürülmüş ise de dosya kapsamından sözleşmenin 06.06.2014 tarihli ihtarname ile feshedildiği, teminat mektubunun ise 17.07.2014 tarihinde iade edildiği anlaşılmaktadır. Taraflar arasındaki sözleşmede teminat mektubunun iadesiyle ilgili açık bir düzenleme olmamakla birlikte, sözleşmede davacının görev ve sorumlulukları arasında yer alan çalışanlarla ilgili edimleri ve SGK vb. ilişik belgelerini ibraz süreleri dikkate alındığında, söz konusu teminat mektubunun geç teslim edilmiş olduğundan söz etmenin de yerinde olmayacağı sonucuna ulaşılmıştır. Davacı şirketin serbest iradesiyle imzalayarak kabul etmiş olduğu ve fesih tarihine kadar karşılıklı olarak ifa edilen sözleşmeden dolayı maddi ve manevi tazminat isteminde bulunabilmesi için öncelikle sözleşmenin feshinin haksız olması gerekecektir. Ancak yukarıda ayrıntılı şekilde yer verildiği üzere, davalı tarafça sözleşme, kendisine sözleşmede tanınan yetki dâhilinde tek taraflı olarak feshedilmiştir. Haksız fesihten söz edilmesi mümkün olmadığından, davalı şirketin sorumluluğundan söz edilemez. Bu nedenlerle ilk derece mahkemesince verilen istinaf konusu kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanaatine ulaşılmış, davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf nedenlerinin reddi gerekmiştir. Diğer taraftan, mahkemece birden fazla bilirkişi raporu alınmasına rağmen zarar hesabı yapılan rapora göre karar verilmemiş olması istinaf nedenleri arasında gösterilmiş ise de HMK'nın 282. maddesinde, hâkimin bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir. Mahkeme, bilirkişinin ulaştığı hukuki sonuçla bağlı değildir. Mahkeme kara gerekçesi isabetli olup davacı vekilinin istinaf nedeni yerinde görülmemiştir.Açıklanan bu gerekçelerle,

HMK'nın 353/1.b.1 hükmü uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 368,30 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 05.12.2024 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.