7. Hukuk Dairesi
7. Hukuk Dairesi 2013/5182 E. , 2013/14232 K.
"İçtihat Metni" Taraflar arasındaki dava sonucunda verilen hükmün, taraf vekillerince süresi içinde temyiz edilmesi, davalı vekili tarafından Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi istenilmekle, duruşma için tebliğ edilen 10.09.2013 günü belirlenen saatte temyiz edenler davalı ... Sağlık Tes. ve Eğit.Mües.A.Ş. vekili Av.... ve davacı ... vekili Av. ... Bozkurt geldiler, gelenlerin huzuru ile duruşmaya başlandı. Duruşmada hazır bulunan tarafların sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyadaki belgeler incelendi, gereği görüşüldü:
1.Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle taraflar arasında imzalanan sözleşme asgari süresi tespit edilmiş belirsiz süreli iş sözleşmesi niteliği taşımakla ve sözleşme haklı nedene dayanmaksızın davalı işverence feshedilmekle davacı cezai şart alacağına hak kazancağından davacının tüm, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
2.Davacı vekili, iş sözleşmesinin davalı işverence haklı bir nedene dayanmaksızın feshedildiğini ileri sürerek, kıdem tazminatı, cezai şart alacağı, bakiye süre ücreti ve manevi tazminat alacaklarının hüküm altına alımasını talep etmiştir.
Davalı vekili, iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğini, davacının talebe konu alacakları talep etmesinin yasal dayanağı olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak,davalının iş sözleşmesini fesihte haksız olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Taraflar arasında imzalanan sözleşmenin belirli süreli iş sözleşmesinin unsurlarını taşıyıp taşımadığı uyuşmazlık konusudur. Belirli süreli iş sözleşmesinden söz edilebilmesi için sözleşmenin açık veya örtülü olarak süreye bağlanması ve bunun için objektif nedenlerin varlığı gerekir. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 11. maddesinde “İş ilişkisinin bir süreye bağlı olarak yapılmadığı halde sözleşme belirsiz süreli sayılır. Belirli süreli işlerde veya belli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak işveren ile işçi arasında yazılı şekilde yapılan iş sözleşmesi belirli süreli iş sözleşmesidir. Belirli süreli iş sözleşmesi, esaslı bir neden olmadıkça, birden fazla üst üste (zincirleme) yapılamaz. Aksi halde iş sözleşmesi başlangıçtan itibaren belirsiz süreli kabul edilir. Esaslı nedene dayalı zincirleme iş sözleşmeleri, belirli süreli olma özelliğini korurlar” şeklinde düzenleme yer verilmiştir. Bu düzenlemeye göre aslolan iş sözleşmesinin belirsiz süreli yapılmasıdır. Belirli süreli iş sözleşmesi yapılması istisnai bir haldir. İşin niteliği belirli süreli iş sözleşmesi yapılabilmesi için önem arzetmektedir. Belirli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak “belirli süreli iş sözleşmesi” yapılabilecektir.
Somut olayda; davacının genel koordinatör (CEO) olarak çalıştığı anlaşılmakla davacının yaptığı işin niteliği nazara alındığında, belirli süreli iş sözleşmesi yapılabilmesinin objektif şartının varlığından bahsedilemez. Şu halde taraflar arasındaki sözleşmenin başından itibaren asgari süresi tespit edilmiş belirsiz süreli iş sözleşmesi olduğunun kabulü gerekir ki bu durumda bakiye süreden ve buna bağlı olarak bakiye süre ücretinden bahsedilemez. Davacının bakiye süre ücretine dair talebinin reddi yerine kabulüne karar verilmesi hatalı olup bozma nedenidir.
3.Taraflar arasında davacı yararına hükmedilen manevi tazminatın miktarı konusunda uyuşmazlık vardır.
Borçlar Kanunu’nun 49. maddesi hükmüne göre manevi tazminata karar verilebilmesi için 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 24. maddesi hükmünde genel olarak açıklanan kişilik haklarına bir saldırı bulunması, hukuka aykırı fiil sonucunda kişilik haklarının zarar görmüş olması zorunludur.
Tüm dosya kapsamı nazara alındığında davalı işverence davacıya yönelik yıldırma niteliğinde sayılabilecek davranışlar sergilendiğine dair mahkeme kabulü yerinde ise de; manevi tazminat zenginleşme aracı olarak kullanılamaz. Tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü ile iyiniyet kuralları nazara alındığında davacı yararına hüküm altına alınan manevi tazminat miktarının fahiş olduğu değerlendirilmiştir. Anılan sebeplerle davacı yararına fahiş tutarda manevi tazminata hükmedilmesi isabetsizdir. O halde davalı vekilinin bu yönü amaçlayan temyiz itirazı kabul edilmeli ve daha uygun bir miktara hükmedilmek üzere karar bozulmalıdır.