20. Hukuk Dairesi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
Esas-Karar No: 2022/1770 - 2024/2032
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 15/04/2021
NUMARASI : 2019/175 E. - 2021/130 K.
VEKİLİ
DAVALI
DAVANIN KONUSU : Marka İle İlgili Kurum Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü
Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 15/04/2021 tarih ve 2019/175 Esas - 2021/130 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalı ... vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkilinin süt, süt ürünleri ve peynir sektöründe "..." markası ile tanındığını, müvekkilinin markasında yıllardır aynı şekli ve logoyu kullandığını, davalı yanın ise müvekkili markalarını taklit ederek ve aynı logoyu, aynı sektörde kullanarak tescil başvurusunda bulunduğunu, 2018/41610 sayılı ve "... + şekil" ibareli başvuruya yaptıkları itirazın diğer davalı ...
2019.M-2063 sayılı kararıyla nihai olarak reddedildiğini, oysa davalının müvekkilinin şekil markasını aynen kopyaladığını, her iki tarafın da ürün gruplarının peynir olduğunu, davalının da bu nedenle müvekkili şirkete ait bir markaymış gibi algılanabileceğini, davalının tanınmış marka olan müvekkilinin ürünlerinde kullandığı ve üst markası olan "..." logosunu, şeklini kötü niyetle seçtiğini, bu sayede davalının iltibas yaratmaya çalıştığı, müvekkilinin isminden haksız yararlanma amacı taşıdığını ileri sürerek, YİDK kararının iptali ile dava konusu markanın tescil edilmesi halinde hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... vekili, müvekkili kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Diğer davalı şahıs, davaya cevap vermemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.06.2016 gün ve 2014/11-696 E.- 2016/778 K. sayılı kararı uyarınca iltibas değerlendirmesinin hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümlenmesinin mümkün olduğu hususu da gözönünde bulundurularak yapılan incelemede, taraf markaları kapsamındaki emtiaların aynı, aynı tür ya da yüksek düzeyde benzer nitelikteki emtialar oluşları karşısında, taraf markaları arasında iltibas ihtimali bulunmadığı yönünde bir kanaate varılabilmesinin ancak markaları oluşturan işaretlerin birbirlerinden ciddi şekilde farklılaşmış olmaları halinde mümkün olabileceği, somut olayda taraf markalarını oluşturan işaretler “...” ve “...” sözcük unsurları bakımından birbirlerinden ciddi şekilde farklılaşmış iseler de bu defa da markaları oluşturan görsel unsurlar bakımından birbirleri ile ayniyet düzeyinde benzerlik taşıdıkları, böyle bir durum ise birbirinden farklı sözcük unsuru içerir bu iki ayrı markanın, aynı ekonomik kaynak tarafından piyasaya sürülmüş ürünler için kullanılan markalar oldukları algısını yaratabilecek bir sonuç ortaya koyacağından ortalama tüketicinin de önceden bildiği davacı markasına güvenerek dava konusu markayı da tercih etme eğiliminde olabileceği ve işaretleri birbirlerinin devamı, serisi olarak algıyabileceği; karıştırılma ihtimalinin temelinde, makul orandaki ortalama tüketicilerin, bu iki işaret arasında herhangi bir şekilde, herhangi bir sebeple bir bağlantı kurmasının yer aldığı, taraf markaları arasındaki benzerliğin tüketicinin bu bağlantıyı kurmasına neden olacak düzeyde oluşu nedeniyle somut uyuşmazlıkta iltibas ihtimalinin başvuruda yer alan tüm emtialar bakımından mevcut olduğu; davacı yanın markasının ... tanınmış markalar sicilinde T/02418 sayısı ile tescilli olduğu, yine dosya kapsamına sunulan emsal nitelikteki çeşitli kurum kararları, yargı ilamları, sektör dergileri, gazete haberleri, reklamlar gibi delillerin tamamının davacının fiili kullanımlarında markasını aktif olarak kullandığı ve bu markasını özellikle “süt ve süt ürünlerinde” tanınır hale getirdiği hususunu ortaya koyduğu, davacı markalarının tanınmışlığının iltibas ihtimalini arttırıcı bir etken olduğu, dava konusu markada kullanılan şekil unsurunun doğrudan davacı yanın önceki tarihli ve tanınmış markalarındaki şekil unsuru ile ayniyet derecesinde benzer olduğu göz önüne alındığında başvuru sahibinin dürüstlük kurallarına uygun hareket etmediği, ilgili sektörde uzun yıllardır var olan ve davacı taraf ile özdeşleşmiş bu şeklin, davalı yanca tescil başvurusuna konu edilmesinin iyi niyet kuralları ile örtüşmediği, başvurunun bu nedenle kötü niyetli olarak kabulünün gerektiği gerekçesiyle, davanın kabulü ile YİDK'nın 2019-M-2063 sayılı kararın iptaline, davalıya ait 2018/41610 kod nolu "...+şekil" ibareli markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı ... vekili istinaf başvuru dilekçesinde, tarafların markaları arasında SMK'nın 6/1. maddesi anlamında benzerlik bulunmadığını, başvurudaki kırmızı şeridin esas unsur niteliğinde olmadığı gibi ayırt edici vasıfta da bulunmadığını, tüketicilerin zihninde şekil unsurundan çok kelime unsurunun kalacağını, uyuşmazlık konusu şeklin de ilgili mal ve hizmetlerin sunulduğu sektörde yaygın olarak kullanıldığını ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE
Dava, marka ile ilgili kurum kararının iptali ile marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
İşlem dosyasının incelenmesinden, davalı gerçek kişinin, "..." ibaresinin, 29 ve 35. sınıf mal ve hizmetlerde tescili için diğer davalı Kuruma başvurduğu, davacının "..." ibareli markaları ve markalarındaki şekil unsuruna dayalı olarak, iltibas, gerçek hak sahipliği, tanınmışlık ve kötü niyet iddiasıyla başvuruya itiraz ettiği, davacının itirazının Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından reddine karar verildiği, davacının bu karara karşı yaptığı itirazının da, YİDK'nın 2019-M-2063 sayılı kararıyla reddedildiği, anılan kararın davacıya 11.03.2019 tarihinde tebliğ edildiği ve işbu davanın iki aylık hak düşürücü süre içerisinde 06.05.2019 tarihinde açıldığı anlaşılmıştır.
İlk derece mahkemesinin kabulü ve istinaf itirazları gözetildiğinde, taraflar arasındaki uyuşmazlık dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet markalar arasında 6769 sayılı SMK'nın 6/1 maddesi uyarınca iltibas bulunup bulunmadığı, aynı Kanun'un 6/5 maddesindeki koşullarını gerçekleşip gerçekleşmediği ve dava konusu başvurunun kötü niyetli olup olmadığı noktasındadır. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 6/1 maddesi uyarınca, tescil için başvurusu yapılan marka, tescil edilmiş veya tescil için daha önce başvurusu yapılmış bir marka ile aynı veya benzer ise ve tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer ise, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın halk tarafından karıştırılma ihtimali varsa ve bu karıştırılma ihtimali tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir marka ile ilişkili olduğu ihtimalini de kapsıyorsa tescil edilemez. Açıklanan hüküm çerçevesinde markalar arasında iltibasa yol açacak derecede bir benzerlik olup olmadığının tespitinde her iki markaya konu işaretin, ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınarak bütünü itibariyle görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları izlenimin esas alınması gerekmektedir. Burada öncelikle iltibas (karıştırılma) kavramının da açıklanması gerekmektedir. İltibas, iki ayrı marka karşısında bulunan kişilerin, bu markaların benzerliği sebebiyle sunulan mal veya hizmetlerin aynı işletmeye veya ekonomik olarak bağlantı içerisinde bulunan işletmelere ait olduğunu düşünmeleri veya düşünme ihtimalleridir (Savaş Bozbel, Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul 2015, s. 408- 409). İltibas ihtimalinin değerlendirilmesinde ölçü, bu işin ilgilisi veya uzmanı değil, ortalama tüketicilerdir.
Bu açıklamalardan sonra somut olaya bakıldığında, dava konusu başvuru "..." ibaresinden oluşmaktadır. Davacının itiraza mesnet markası ile "..." esas unsurludur. Görüldüğü üzere taraf markalarının kelime unsuru arasında bir benzerlik bulunmamaktadır. Davacının başvuruya yaptığı itiraz taraf markalarındaki şekil unsurlarının ayniyetinden kaynaklanmaktadır. Zira, davacının markalarında "..." ibaresi, kırmızı kavisli şeridin içine beyaz harflerle yazılmış, şeridin üst orta kısmında daire içinde markanın ilk harfi "M" harfine yer verilmiş, şeridin alt ve üst kenarlarında ayrıca yaldızlı çizgiler kullanılmıştır. Bu şekil unsuru ve kompozisyon, davalının dava konusu markasında da aynen yer almaktadır.
İlk derece mahkemesince, davacının tanınmış markasındaki şekil unsurunun davalı taraf başvurusunda aynen kullanılmasının iltibasa sebebiyet vereceği ve kötü niyetli olduğu gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir. Ancak, çekişmeli şekil unsuru ayırt edici vasıfta olmayıp, taraf markalarının asli unsuru konumunda da değildir. Söz konusu şekil unsurunun tali unsur olması sebebiyle de benzerlik değerlendirmesinin markaların kelime unsurları üzerinden yapılması gerekir. Dairemizce, bu kapsamda yapılan incelemede ise, taraf markaları arasında görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik bulunmadığı, çekişmeli şekil unsurunun markalar arasında iltibas oluşmasına sebebiyet vermeyeceği, tüketicilerin ayırt edici olmayan şekil unsuru nedeniyle markaları ilişkilendirmeyeceği, bu nedenle SMK'nın 6/1. maddesindeki iltibasın oluşmadığı kanaatine varılmış, ilk derece mahkemesinin aksi yöndeki kabulü yerinde görülmemiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08.06.2016 gün ve 2014/11-696 E.- 2016/778 K. sayılı kararı uyarınca iltibas değerlendirmesinin hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olduğundan Dairemizce bu yönden dosyada mevcut bilirkişi raporundaki tespitlere itibar edilmemiş, ayrıca bir bilirkişi incelemesine de gerek görülmemiştir. Tarafların marka işaretleri benzer bulunmadığından, Dairemizce emtia benzerliği şartı yönünden değerlendirme yapılmasına gerek görülmediği gibi davacı markalarının tanınmış olması da sonuca etkili bulunmamıştır.
Davacı vekilince başvurunun kötü niyetle yapıldığı da ileri sürülmüş ve ilk derece mahkemesince de bu sonuca ulaşılmıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.07.2008 gün ve 2008/11-501 E.-507 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi marka hukukunda genel olarak kabul gören anlayışa göre, tescil yoluyla sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuru ve tesciller kötü niyetli olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla davalının başvurusunun davacı markalarıyla iltibas oluşturma ihtimalinin varlığının kabulü halinde, ayrıca tescille sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuruda bulunduğunun da ispatı gerekir. Kötü niyetin varlığı her somut olayın özellikleri göz önüne alınarak belirlenmelidir. Türk Medeni Kanunu hükümleri uyarınca iyiniyetin asıl, kötüniyetin istisna olması sebebiyle davalının kötüniyetli olduğunun delil ve gerekçelerinin gösterilmesi gerektiğinden davacının, davalının kötüniyeti bulunduğunu kanıtlamalı ve mahkemece de bunun delil ve gerekçesi gösterilmelidir. Somut uyuşmazlıkta, Dairemizce, taraf markaları arasında iltibas ihtimali bulunmadığı sonucuna ulaşıldığından, ilk derece mahkemesinin aksi yöndeki kabulü de isabetli bulunmamıştır.
Somut olayda uyuşmazlığın niteliği ve istinaf edenin sıfatı gözetildiğinde, bir başka hususun daha tartışılması gereklidir. Zira somut uyuşmazlıkta davacı tarafından sunulan dava dilekçesinde, gerçekte ayrı davaların konusunu oluşturan iki farklı talep birleştirilmiş ve davalı ... YİDK kararının iptali ile diğer davalı markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesi birlikte talep edilmiştir. Mahkemece her iki talebin de kabulüne karar verildiği halde, yerel mahkeme kararı, davalı gerçek kişi tarafından istinaf edilmemiştir. Davalı ...'in istinaf başvurusu ile YİDK kararının iptali davası yönünden oluşacak hukuki sonucun, diğer davalı gerçek kişiyi ilgilendiren hükümsüzlük davasına yansıması düşünülemez. Dolayısıyla Dairemizce, YİDK kararının iptali davası yönünden ulaşılan sonucun, yerel mahkemece verilen hükümsüzlük kararına yansıtılması mümkün olmamıştır.
Bu itibarla, taraf markaları arasında SMK'nın 6/1. maddesi anlamında iltibas bulunmaması nedeniyle, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi doğru olmamış,
HMK'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, Dairemizce davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK 'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
1.Davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi 15/04/2021 gün ve 2019/175 Esas - 2021/130 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
2.YİDK kararının iptali istemli davanın REDDİNE,
3.Hükümsüzlük istemli davanın KABULÜ ile, dava konusu 2018/41610 sayılı markanın HÜKÜMSÜZLÜĞÜNE ve SİCİLDEN TERKİNİNE,
4.Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60 TL maktu karar ve ilam harcından, peşin olarak alınan 44,40 TL harçtan mahsubu ile bakiye 383,20 TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,
5.Davalı ... kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 40.000,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak anılan davalıya verilmesine,
6.Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 40.000,00 TL maktu vekalet ücretinin davalı ...'dan alınarak davacıya verilmesine,
7.Davacı tarafından ilk derece yargılaması sırasında yapılan 1.800,00 TL bilirkişi ücreti, 253,50 TL tebligat ve posta masrafı ile istinaf aşamasında yapılan 131,50 TL tebligat ve posta gideri olmak üzere toplam 2.185,00 TL yargılama giderinin takdiren 1/2'sinin hükümsüzlük davası yönünden yapıldığının kabulü ile bu orana tekabül eden 1.092,50 TL'ye, 44,40 TL peşin harç ile 44,40 TL başvurma harcı eklenerek oluşan toplam 1.181,30 TL'nin davalı ...'dan alınarak davacıya verilmesine, kalan kısmın davacı üzerinde bırakılmasına,
8.Davalı ... tarafından istinaf aşamasında yapılan 75,00 TL tebligat ve posta masrafı, 220,70 TL istinaf kanun yoluna başvuru harcından oluşan toplam 295,70 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak anılan davalıya verilmesine,
9.Davalı ... tarafından ilk derece mahkemesi ve istinaf aşamasında herhangi bir yargılama gideri yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
10.Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip resen taraflara iadesine (HMK m.333),
11.Davalı ... tarafından peşin olarak yatırılan 80,70 TL istinaf karar ve ilam harcının, kararın kesinleşmesinden sonra ve talebi halinde davalıya iadesine,
12.İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 13/12/2024 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH: 13/01/2025
Başkan
Üye
Üye
Katip
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.