6. Hukuk Dairesi
T.C. DİYARBAKIR BAM 6. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/1533 - 2025/107
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN :
MAHKEMESİ : DİYARBAKIR ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
DAVANIN KONUSU : Muarazanın Giderilmesi - Tazminat
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada İlk Derece Mahkemesince verilen kararın istinaf incelemesi davacı vekili tarafından istenmiş, 6100 sayılı HMK’nın 353. maddesi gereğince tetkikatın evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için düzenlenen rapor ile istinaf sebepleri dinlendikten ve yine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra, gereği görüşülüp düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili; müvekkili tarafından .... köyü .... ada ....ada .... parsel, ... ada .... parsel ve ..... ada .... parselde olmak üzere .... adet 999,75 kw lisanssız elektrik üretimi yapılması amacıyla güneş enerji santrali kurmak için ......arihinde davalıya ilgili mevzuat gereğince başvuru yapıldığını, başvurunun yapıldığı tarihte yürürlükte olan Elektrik Piyasasında Lisanssız Elektrik Üretimine İlişkin Yönetmelik uyarınca davalı şirketin başvuruyu değerlendirmeye almakla yükümlü olmasına rağmen müvekkilinin başvurusunun değerlendirilmediğini ve sonuçsuz bırakıldığını, davalının bağlantı anlaşması imzalanması öncesi uyması gereken tüm sorumlulukların ilgili mevzuat hükümlerince ve Elektrik Piyasasında Lisanssız Elektrik Üretimine İlişkin Yönetmeliğin ilgili maddelerince kesin ve yoruma kapalı olarak belirlendiğini, Yönetmeliğin 8. maddesinde belirtilen adımların hiçbirinin hukuka uygun olarak uygulanmadığını, müvekkilin mevzuata uygun olarak (yönetmelik, tebliğnamede) aranan tüm başvuru koşullarını taşıması, hiçbir bilgi ve belge eksikliği olmamasına rağmen davalı şirketin başvuruları cevapsız bırakarak bağlantı anlaşması öncesi hiçbir sorumluluğunu yerine getirmediğini, aynı maddede belirtildiği üzere "reddedilen başvuru evrakları başvuru sahibine iade edilir" denmekte iken davalı şirketin başvuruları değerlendirmediği gibi evrakların müvekkile iade de edilmediğini,
Uyuşmazlık Mahkemesi kararı gereğince elektrik dağıtım hizmeti sunan davalının kamu hizmeti olarak kabul edilmiş faaliyetlerinde uyması gereken kural ve kaidelerin mevzuatça belirlenmiş olması ve birbirine sıkı sözleşmesel bağ ile bağlı olan davacı ile davalı dağıtım şirketinin özel kişi olması sebebiyle lisanssız elektrik üreticileriyle dağıtım şirketleri arasında çağrı mektuplarının verilmemesinden kaynaklı uyuşmazlıklarda adli yargının görevli olduğuna karar verildiğini, dağıtım şirketlerinin kanundan kaynaklı olarak sahip oldukları “doğal tekel” nitelikleri nedeniyle yerel seviyede her bir dağıtım bölgesinde tek hakim durumunda bulunduklarını, davalı dağıtım şirketi .......'ın, faaliyet gösterdiği bölgede, lisanssız üretim başvurularını alan, değerlendiren ve sürecin sonunda lisanssız üretim tesislerinin fiziksel olarak bağlantı ve sistem kullanım anlaşmaları ile şebeke bağlantısını sağlayan tek yetkili merci olduğunu, dağıtım lisansı sahiplerinin yürüttükleri faaliyetlerin kamu hizmeti olması nedeniyle kullanıcılarına eşit şartlarda hizmet sunması ve ayrımcılık yapmaması zorunluluğu gibi çeşitli yükümlülükleri bulunduğunu ve bunlara dair yönetmelikte de ilgili hükümlerin mevcut olduğunu, Güneş Enerji Santralleri ile ilgili 6446 sayılı Kanunun 14. maddesi ile 5443 Sayılı Kanunun ilgili hükümlerinin, 02/10/2013 tarih ve 28783 Sayılı Resmi Gazetede ilan edilerek yürürlüğe giren yönetmelik ve bu yönetmeliğin uygulanmasına dair tebliğ hükümlerinin çok açık ve anlaşılır nitelikte olup yorumlamaya mahal vermediğini, davalı dağıtım şirketinin ilgili mevzuat uyarınca kendisine yüklenmiş olan sözleşme sorumlulukları yerine getirmemek suretiyle hukuka açıkça aykırı ve tamamen keyfi hareket ederek kanunun kendine tanıdığı yetkileri ihmal ederek veya ayrım yapmak şeklinde uygulayarak kötüye kullandığını, davalının müvekkilinin eksiksiz ve mevzuata uygun olarak yapılmış başvurusunu hukuka aykırı olarak değerlendirmeye almayıp sonuçsuz bıraktığını ve müvekkilinin yapmayı amaçladığı yatırımı engellediğini, başvuru yapılan trafo merkezlerinde o dönemde müvekkilin başvurusuna esas kapasiteyi karşılayacak kadar boş kapasitenin mevcut olduğunu, nitekim söz konusu trafo merkezine başvuru yapıldıktan sonra güneş enerji santrali kurma izni verildiğini, müvekkilinin elde edeceği (yüzde yüz kesin olan) tüm gelirlerden müvekkilinin mahrum bırakıldığını, öyle ki aynı dönem aynı trafo merkezinde diğer firmaların başvurularının olumlu sonuçlandığını ve bu izinler ile güneş enerji santralleri faaliyete geçirildiğini ileri sürerek davalı şirketin, müvekkilin güneş enerji santrali kurmak için yapmış olduğu başvuruya ait izin talebinin reddedilmesinin hukuka aykırılığının tespiti ile söz konusu başvurulara esas çağrı mektuplarının verilmesine ve izin talebinin reddedildiği tarihten çağrı mektubunun verildiği tarihe kadar ki sürede mahrum kalınan gelirin ödenmesine, şayet söz konusu izinlerin verilmesi teknik ve hukuki olarak imkansız hale gelmiş dava konusu edilen güneş enerji santrallerini faaliyete geçirilememesinden ötürü mahrum kalınan gelirden fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik her bir santral için 500,00 USD (Amerikan Doları) olmak üzere toplam 1.500,00 USD'nin dava tarihinden itibaren işletilecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili; zamanaşımı ve sözleşme yapma borcu sorumluluğu yönünden itirazları bulunduğunu, davacı tarafından müvekkili şirkete 31/07/2015 tarihinde lisanssız elektrik üretimine yönelik başvurular yapıldığını, başvuru tarihi üzerinden yaklaşık dört yıl geçtiğinden söz konusu davanın zamanaşımı yönünden reddi gerektiğini, dava konusu olayın olsa olsa haksız fiil kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, haksız fiillerde zamanaşımını düzenleyen 6098 sayılı TBK'nun 72. maddesi uyarınca zamanaşımının 2 yıl olduğunu, İsviçre Federal Mahkemesinin de culpa in contrahendo sorumluluğunun haksız fiillere ilişkin zamanaşımı süresine tabi olduğu yönünde kararlar verdiğini, müvekkili şirketin 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanununa dayanılarak hazırlanan Elektrik Piyasası Tüketici Hizmetleri Yönetmeliği ve bu yönetmelikteki hükümlere göre düzenlenen perakende satış sözleşmesine göre elektrik dağıtım faaliyetini yürüttüğünü, davacı tarafından müvekkili şirket aleyhine ikame edilen davanın usul ve yasaya aykırı hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, açılan davanın zamanaşımına uğradığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; somut olayda ''sözleşme öncesi'' sorumluluk şartlarının oluşmadığı, işbu somut olaya sözleşmeye uygulanan zamanaşımı süresinin değil ancak haksız fiile uygulanan zamanaşımı sürelerinin uygulanabileceği, davacının davalı nezdinde yapılan başvurunun reddi hususunun ancak haksız fiil sorumluluğu olarak değerlendirilebileceği, davalının zamanaşımı itirazı da bu kapsamda ele alınacak olup haksız fiillerde zamanaşımı 6098 sayılı TBK'nun 72. maddesi hükmünde “Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar'' şeklinde düzenleme yer aldığı, dosyanın incelemesinde 31/07/2015 tarihli davacının davalı kuruma başvurusu üzerine, davalı tarafından 31/05/2016 tarihli TEİAŞ Kapasite Tahsis Tablosuna göre ilgili trafo merkezindeki kapasite yetersizliğinden dolayı reddedildiğinin bildirildiği, davacı tarafa davalı tarafından cevap verilmediğinin kabulünün gerektiği, zamanaşımı süresinin bu haliyle de idare hukukunda ön görülen sürelere kıyasen zımni ret süresiyle başlayacağı, davanın 24/10/2022 tarihinde mahkememizde açıldığı göz önünde bulundurulduğunda makul sürenin her halükarda geçmiş olduğuna kanaat getirildiği, dolayısıyla da 2 yıllık zamanaşımı geçtikten sonra işbu davanın açılmış olduğu, sonuç itibari ile de haksız fiil sorumluluğu kapsamında değerlendirilen bu uyuşmazlığın zamanaşımı süresinin dolmuş olduğu gerekçesiyle; davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
İstinaf kanun yoluna başvuran davacı vekili; İlk Derece Mahkemesinin gerekçeli kararında davalı tarafın müvekkiline sözleşme yapma konusunda bir güven vermediği ve taraflar arasında bir araya gelme gibi bir iletişim olmadığı gerekçeleriyle somut olayda culpa in contrahendo sorumluluğun mevcut olmayacağına karar verdiğini, oysa ki somut olayda tarafların bağlantı anlaşması yapmak üzere kanundan kaynaklanan bir başvuru ve kabul süreci yürütmesi karşısında sözleşme öncesi sorumluluk kurumu ilk akla gelen hukuki kurum olmaktayken İlk Derece Mahkemesince haksız fiil sorumluluğunun tercih edilmesinin hem zorlayıcı bir yorum olduğunu hem de 6098 sayılı TBK'nın 60. maddesine aykırılık teşkil ettiğini, davalı şirketin başvuruları zamanında ve doğru bir şekilde değerlendirmeye alarak olumlu sonuçlandırması durumunda davalı şirketle müvekkili arasında bir sözleşme (bağlantı ve sistem kullanım anlaşması) imzalanacağını, ancak davalı şirket bu yükümlülüğünü yerine getirmeyerek ağır kusurlu bir şekilde sözleşme öncesi kusurlu davrandığını ve müvekkilinin yatırımını engellediğini, davalı şirketin kanundan doğan doğal tekel yapısı gereği müvekkilinin başvuru ve kabul aşamalarını yürütmesi gerekliliği göz önüne alındığında temasın müvekkilinin başvurusuyla birlikte doğal olarak gerçekleştiğinin kabul edilmesi gerektiğini, davalı şirketin hakim durumun kötüye kullanılması suretiyle müvekkili ile dava konusu güneş enerji santral kurulumu için gerekli olan izni (bağlantı anlaşmasına çağrı mektubu) vermeyerek, kendisi ile sözleşme imzalanmasını engellediğini beyan ederek istinaf isteminde bulunmuştur.
Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde; İlk Derece Mahkemesince verilen kararın isabetli bir karar olduğunu ve davacının istinaf dilekçesinde dile getirdiği hususların tamamına cevap dilekçesinde yer verildiğini beyan ederek istinaf isteminin esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER VE GEREKÇE
6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca, istinaf sebepleri ve kamu düzeni ile sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; Dava, davacının lisanssız elektrik üretimine ilişkin yönetmelik gereğince kurmak istediği güneş enerjisi santrali başvurusu talebinin davalı kurum tarafından haksız reddedildiği iddiasıyla davacının ret sebebiyle oluştuğu ileri sürülen muarazanın giderilmesi ve zararının tazmini istemine ilişkindir.
Uyuşmazlık, davacının güneş enerji santrali kurmak amacıyla davalıya yapmış olduğu başvurunun davalı tarafından reddedilmesinin hukuka uygun olup olmadığı, taraflar arasındaki ilişkinin hukuki nitelendirmesinin ne olduğu ve bunun doğal sonucu olarak olaya uygulanması gereken zamanaşımı süresinin ne kadar olduğu ile davanın zamanaşımına uğrayıp uğramadığı noktasında toplanmaktadır.
Davacı tarafça açılan davanın zamanaşımına uğrayıp uğramadığına karar verilebilmesi için öncelikli olarak taraflar arasındaki hukuki ilişkinin mahiyetinin belirlenmesi zorunluluk arz etmektedir.
Taraflara yüklenecek olan borçların kaynaklarından maksat, bir borcun meydana gelmesine, doğmasına sebep olan vakıalardır. Borçların kaynakları çeşitli açılardan gruplandırılabilir. Borç kaynakları, borcun doğumunda iradenin rolüne göre iki ana gruba ayrılır. Borç ilişkisinin iradeye bağlı olduğu haller ve borç ilişkisinin doğumunun iradeye bağlı olmadığı hallerdir.
Borcun iradeye dayanması halinde, doğan borç ya bu iradenin arzu ettiği sonucun meydana gelmesi şeklinde olur ki, buna hukuki muameleden doğan borçlar denir. Tek taraflı hukuki muamelelerden doğan borçlar varsa da bu açıdan en önemli borç kaynağı akitlerdir. Diğer bir halde borç, iradenin kusurlu olması dolayısıyla başkasına ika edilen zararı tazmin borcu doğurması şeklinde olur ki buna da haksız fiilden doğan borçlar denir ve bu borcu doğuran kaynak haksız fiildir.
Borcun doğumunun iradeye dayanmaması halinde borç, ya bir şahsın malvarlığının diğer bir şahsın malvarlığı aleyhine haklı bir sebep olmaksızın zenginleşmesi yüzünden doğar ve bu sebepsiz zenginleşmenin bertaraf edilmesi gayesini güder ki buna sebepsiz zenginleşmeden doğan borçlar ve bunun kaynağına da sebepsiz zenginleşme denir. Yahut borç doğrudan doğruya kanunun yüklediği bir mükellefiyet şeklinde tezahür eder. Aile hukukunda nafaka borcu böyledir. Bu borçlara ise kanundan doğan borçlar denmekte ve kaynağı da kanun olarak gösterilmektedir. Hukuki muamele, hukukun muameleyi yapanın arzusuna uygun hukuki sonuç bağladığı irade beyanıdır. Hukuki muamele ile arzu edilen sonuç bir borcun doğumu ise, borç doğuran bir muamele veya daha kısa bir ifade ile borçlanma muamelesi söz konusu olur.
Sorumluluk hukukunda haksız fiil denilen genel davranış kurallarına aykırılık ile önceden mevcut bir borca aykırılık farklı rejimlere tabidir. Alacaklı için çok kere, borca aykırılık hükümlerine başvurabilmek haksız fiil hükümlerinden daha avantajlıdır. İşte özellikle Alman doktrininden ve uygulamasından kaynaklanan ve bazısı İsviçre ve Türk doktrininde ve uygulamasında da taraftar bulan bir dizi teori, özel ve yakın bazı ilişkiler dolayısıyla birbirlerine zarar verenleri, ortada geçerli bir sözleşme bulunmamasına rağmen, haksız fiil hükümleri yerine, sanki bir sözleşme varmış gibi borca aykırılık hükümlerine tabi tutmaktadır. Bu teorilerden dolayı, sözleşmeden dolayı sorumluluk ile sözleşme dışı sorumluluk arasındaki sınır eski kesinliğini ve belirliliğini kaybetmiştir.
Hemen hemen tümü dürüstlük kuralına dayandırılan bu teorilerden birisi "culpa in contrahendo" sorumluluğudur. Culpa in contrahendo, sözleşme görüşmeleri sırasındaki kusurlu davranışı ifade eder. Bundan doğan zararların tazmini talebinin haksız fiil hükümlerine mi borca aykırılık hükümlerine mi tabi olacağı tartışmalıdır.
Culpa in contrahendo sorumluluğun kaynakları yönünden spesifik olaylar değerlendirildiğinde; olaya "sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluk" kurallarıyla bakılması gerektiğinde kuşku ve duraksamaya yer olmamalıdır. Gerçekte de; sözleşme bir süreçtir. Bir anda kurulup meydana gelen hukuki bir işlem değildir. Sözleşme kurulmadan önce taraflar sözleşmenin muhtevası, şartları, içerdiği hak ve yükümlülükler üzerinde görüşmeler yaparlar; bu görüşmeler kısa veya uzun sürebilir. Görüşmelerin başlamasıyla görüşmeciler arasında hukuki bir ilişki kurulur. Bu ilişki sözleşme benzeri bir güven ilişkisidir. Güven ilişkisi 4721 sayılı TMK m. 2/1’de düzenlenmiş bulunan dürüstlük kuralına dayanır. Buna göre, görüşmeler esnasında görüşmecilerin sözleşmenin muhtevası ve şartları hakkında birbirlerini aydınlatması, dürüstlük kuralına uygun davranması, birbirlerinin kişilik ve mal varlığı değerlerine zarar vermemek için gerekli özeni göstermesi, koruma yükümlülüklerine uyması gerekir. Görüşmeciler bu yükümlülüklere kusurlu olarak aykırı davranıp, görüşmelerin başlamasıyla aralarında kurulmuş bulunan güven ilişkisini ihlal ettikleri takdirde bundan doğan zarardan sorumludurlar. O halde, sözleşme görüşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlığın; haksız fiil kurallarına göre değil, sözleşme hukuku çerçevesinde çözümlenmesi gerektiği kuşkusuzdur (Yargıtay HGK'nun 13/02/2013 tarih ve 2012/13-1220 E., 2013/239 K. sayılı; 01/12/2010 tarih ve 2010/13-593 E., 2010/623 K. sayılı kararı).
Somut olaya bakıldığında, elektrik dağıtım ve tedarik hizmetinin kamu hukukundan kaynaklı kamu hizmeti olma özelliği vardır. Kamu kuruluşları tarafından sözleşme ile yetkilendirilen özel hukuk tüzel kişilerinin sundukları hizmetin tekel olma özelliği dikkate alındığında hizmet talep eden kişilerle sözleşme yapma zorunluluklarının olduğu kabul edilmelidir. Bu husus sözleşme özgürlüğünün istisnasını oluşturmaktadır. Davalı şirket özel hukuk tüzel kişisi olsa da yaptığı işin kamu hizmeti olduğu, kamu hizmeti kapsamına giren tüzel kişilerin sözleşmelerin tarafını seçme konusunda özel hukuktaki gibi serbestiye sahip olmadığı, sözleşme tarafını ya ihale yolu ile ya da şartları taşıyan başvurucularla sözleşme imzalamak şeklinde belirlediği, hatta doktrinde tartışmalı olmakla birlikte ihale üzerinde kalan istekli ile ya da şartları taşıyan başvurucu ile sözleşme imzalamadığında özel hukuktaki gibi sözleşme öncesi sorumluluğunun (culpa in contrahendo) bulunduğu kabul edilmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken önemli konu sözleşmelerin diğer taraflarının da ancak kanunlarda tanımlanan koşullara sahip olmaları durumunda sözleşmeye taraf olabilecekleri konusudur.
Yukarıda belirtildiği üzere, borç doğurucu sorumluluk kaynakları yönünden somut olay değerlendirildiğinde; olaya "sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluk" kurallarıyla bakılması gerektiğinde kuşku ve duraksamaya yer olmamalıdır. Sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluk, yalnızca sözleşmenin geçerliliğine güvenden doğan zarardan (olumsuz zarardan) sorumluluğu değil, 4721 sayılı TMK m. 2/I'deki dürüstlük kurallarına dayanan “güven ilkesi”nden kaynaklanan karşı tarafın kişi ve mal varlığına zarar vermemek yolundaki davranış yükümüne aykırılıktan doğan sorumluluğu da kapsar.
Elektrik Piyasasında Lisansız Elektrik Üretimine İlişkin Yönetmeliğin 10/2. maddesinde; "ilgili şebeke işletmecisi tarafından, ilgili diğer mevzuattan kaynaklanan yükümlülükler hariç olmak üzere Kurul kararıyla belirlenen bilgi ve belgeler dışındaki belgelerin eksikliği gerekçesiyle başvurular reddedilemez" hükmünün bulunduğu, bu hükümden davalı kurumun sözleşme yapıp yapmamakta serbest olmadığının anlaşıldığı, eğer şartları varsa yani evrak yönünden ve teknik yönden yapılan inceleme sonucunda kanun ve yönetmeliğe göre gerekli hususların tamamlanması durumunda davalı şirketin başvurucu ile sözleşme imzalamak zorunda olduğu sabittir. O halde buradan yola çıkarak, sözleşme öncesi bir durumun somut olayda mevcut olduğunun kabulü gerekmektedir. Sözleşme öncesi güvene, yani "culpa in contrahendo" ilkesine dayalı sorumluluğun ihlali de aynen akitten doğan bir yükümlülüğün ihlali niteliğindedir. O nedenle davalı şirketin davacının başvurusunu reddetmesinden dolayı sorumluluk, 6098 sayılı TBK'nun m. 146 hükmündeki genel zamanaşımı olan 10 yıllık zamanaşımına tabidir. Bu nedenle dava tarihi itibarıyla 10 yıllık zamanaşımı süresi dolmadığından davanın esasına girilerek inceleme ve araştırma yapılarak sonucuna karar verilmesi gerekirken, somut olayda haksız fiil olduğu ve haksız fiil zamanaşımının dava tarihi itibariyle dolduğu gerekçesiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353(1)-a-6 maddesi gereğince kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın esası hakkında yargılama yapılarak bir karar verilmesi için dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1.) Davacı vekilinin istinaf isteminin KABULÜNE, İlk Derece Mahkemesinin yukarıda anılan kararının 6100 sayılı HMK'nın m. 353(1)-a-6 hükmü uyarınca KALDIRILMASINA,
2.) Gerekçede belirtilen eksikliklerin giderilmesi amacıyla davanın yeniden görülmesi için dosyanın İlk Derece Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
3.) 492 sayılı Harçlar Kanunu’na ekli (1) sayılı tarife gereğince, davacı taraftan peşin olarak alınan istinaf karar ve ilâm harcının istinaf eden tarafa istem hâlinde İlk Derece Mahkemesince İADESİNE,
4.) İstinaf kanun yoluna başvuran davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince hükümle birlikte DEĞERLENDİRİLMESİNE,
5.) İstinaf incelemesi duruşma açılmadan yapıldığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,
6.) Dairemiz kararının 6100 sayılı HMK'nın 7035 sayılı Kanun ile değişik m. 359/4 hükmü uyarınca İlk Derece Mahkemesince taraflara TEBLİĞİNE,
7.) 6100 sayılı HMK'nın 7035 sayılı Kanun ile değişik m. 359(4) maddesi uyarınca Dairemiz kararının İlk Derece Mahkemesince taraflara TEBLİĞİNE, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın m. 353(1)-a ve 362(1)-g hükümleri gereğince KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 16/01/2025