10. Ceza Dairesi
10. Ceza Dairesi 2024/5191 E. , 2024/23485 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ:Asliye Ceza Mahkemesi
HÜKÜMLÜ : ...
Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı CMK'nın 309/1. maddesi uyarınca, 01.04.2024 tarihli ve 2023/3085 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen,
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 10.05.2024 tarihli ve KYB-2024/42168 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 10.05.2024 tarihli ve KYB-2024/42168 sayılı kanun yararına bozma isteminin; "Sanık ...'un sabıkasında bulunan Nizip 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2014/319 Esas, 2016/159 Karar sayılı ilamının tekerrüre esas olduğu kabul edilerek cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiş ise de; tekerrüre esas alınan ilamın sanığa ait olmadığı ve tekerrüre esas alınamayacağı ancak sanığın sabıkasında bulunan Kilis 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 12.01.2017 tarihli ve 2015/410 Esas, 2017/31 Karar sayılı kararının tekerrüre esas olduğunun anlaşılması karşısında, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12.02.2013 tarih ve 2012/13-1438 Esas, 2013/53 Karar sayılı ilâmı ile Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 08.11.2012 tarihli ve 2012/29007 Esas, 2012/33529 Karar sayılı ilâmında da belirtildiği üzere, birden fazla tekerrüre esas alınabilecek hükümlülüğü bulunan sanık ile ilgili olarak tekerrür uygulamasına karar verilmesinin yeterli olduğu, ayrıca hangi ilâmın tekerrüre esas olduğunun açıkça gösterilmesinin gerekmediği, bu hususun infaz aşamasında değerlendirilebileceği anlaşılmış olup, meselenin mahâllinde mahkemesinden alınacak ek kararla hâllinin mümkün olduğu gözetilerek yapılan incelemede;
Benzer bir konuya ilişkin olarak Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 09.12.2019 tarihli ve 2019/2360 Esas, 2019/7718 Karar sayılı ve Yargıtay 20. Ceza Dairesinin 26.05.2016 tarihli ve 2016/1582 Esas, 2016/3201 Karar sayılı ilâmları ile benzer diğer ilamlarında da değinildiği üzere, şüpheli hakkında verilen "Kamu davasının açılmasının ertelenmesi" kararı ve bu karar ile birlikte verilen tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına ilişkin kararların, şüpheliye usulüne uygun tebliğ edilmeden tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin infazına başlanamayacağı, anılan kararın infazına başlanmış olmasının hatta tedbirin infazının tamamlanmasının da bir önem arz etmediği nazara alındığında;
Dosya kapsamına göre, Birecik Cumhuriyet Başsavcılığın 14.01.2020 tarihli kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin kararın sanığın bilinen son adresine tebliğe çıkartılıp "yengesi” imzasına tebliğ edilerek kesinleştirildiği anlaşılmış ise de; tebliğ tarihinde yürürlükte bulunan 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 16. maddesinde, "Kendisine tebliğ yapılacak şahıs adresinde bulunmazsa tebliğ kendisi ile aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılır" şeklindeki düzenleme ile Tebligat Kanunun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 25. maddesindeki, "Kendisine tebligat yapılacak kişi adresinde bulunmazsa tebliğ, kendisi ile aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılır" şeklindeki ve aynı Yönetmeliğin 29/1. maddesindeki, "21, 22, 23, 25, 26 ve 27 nci maddelerde yazılı kişiler, tebliğ yapılacak olanın geçici olarak başka yere gittiğini belirtirlerse, tebliğ memuru, muhatabın hangi sebeple adresten geçici olarak ayrıldığını, beyanda bulunanın adı ve soyadı ile sıfatını tebliğ tutanağına yazar. Tebliğ tutanağını beyanda bulunana imzalattırır ve tebliğ edilecek evrakı beyanda bulunana verir. Bu kişiler, tebliğ evrakını kabule mecburdurlar." şeklindeki düzenlemelere nazaran, somut olayda, tebligatın "yengesi” imzasına tebliğ edilerek kesinleştirildiği, ancak tebligat evrakında, sanığın tebliğ adresinde bulunup bulunmadığına, bulunmuyor ise muvakkaten mi sürekli mi bulunmadığına ilişkin bir ibare belirtilmediğinden bu haliyle belirtilen usullere aykırı olarak yapılan söz konusu tebligatın geçerli sayılamayacağının anlaşılması karşısında, sanık hakkında açılan kamu davasında mahkemesince durma kararı verilerek, geçerli tebligat işlemleri yapılarak denetimli serbestlik kararının infazının sonucunun beklenilmesi, denetimli serbestlik tedbirine uygun davranılmaması halinde yargılamaya devamla işin esasına girilerek hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesinde isabet görülmemiştir." Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.
A. Şüpheli hakkında, 10.10.2019 tarihli kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan Birecik Cumhuriyet Başsavcılığının 14.01.2020 tarihli ve 2019/4904 Soruşturma, 2020/2 Karar sayılı kararı ile, 5237 sayılı TCK'nın 191/2. maddesi uyarınca beş yıl süre ile kamu davasının açılmasının ertelenmesine, aynı Kanun'un 191/3. maddesi uyarınca bir yıl süre ile denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verildiği, kararın, şüphelinin bilinen adresinde 22.01.2020 tarihinde yengesi imzasına tebliğ edilerek infazı için Şanlıurfa Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne gönderildiği,
B. Şüphelinin 06.10.2020 tarihinde alınan kan örneğinde uyuşturucu maddeye rastlandığının teknik yöntemlerle tespit edilmesi üzerine erteleme kararının kaldırılarak Birecik Cumhuriyet Başsavcılığının 07.05.2021 tarihli ve 2021/2187 Soruşturma, 2021/550 Esas, 2021/516 sayılı iddianamesi ile Birecik 3. Asliye Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı,
C. Birecik 3.
Asliye Ceza Mahkemesinin kanun yararına bozma istemine konu 22.10.2021 tarihli ve 2021/161 Esas, 2021/437 Karar sayılı kararı ile sanığın, 5237 sayılı TCK'nın 191/1 ve 62/1. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, aynı Kanun'un 58/6. maddesi uyarınca tekerrür hükümlerinin uygulanmasına karar verildiği, Anlaşılmıştır.
D. Sanık hakkında, Nizip 1.
Asliye Ceza Mahkemesinin 2014/319 Esas, 2016/159 Karar sayılı ilamının tekerrüre esas olduğu kabul edilerek cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiş ise de; tekerrüre esas alınan ilâmın sanığa ait olmadığı ve tekerrüre esas alınamayacağı, ancak, sanığın adli sicil kaydında bulunan Kilis 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 12.01.2017 tarihli ve 2015/410 Esas, 2017/31 Karar sayılı kararının tekerrüre esas olduğunun anlaşılması karşısında, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12.02.2013 tarih ve 2012/13-1438 Esas, 2013/53 Karar sayılı ilâmında da belirtildiği üzere, birden fazla tekerrüre esas alınabilecek hükümlülüğü bulunan sanık ile ilgili olarak tekerrür uygulamasına karar verilmesinin yeterli olduğu, ayrıca hangi ilâmın tekerrüre esas olduğunun açıkça gösterilmesinin gerekmediği, bu hususun infaz aşamasında değerlendirilebileceği anlaşılmış olup, meselenin mahâllinde mahkemesinden alınacak ek kararla hâllinin mümkün olduğu gözetilerek yapılan incelemede;
Şüpheli hakkında verilen "Kamu davasının açılmasının ertelenmesi" kararı ve bu karar ile birlikte verilen tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına ilişkin kararların, şüpheliye usulüne uygun tebliğ edilmeden tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin infazına başlanamayacağı, anılan kararın infazına başlanmış olmasının hatta tedbirin infazının tamamlanmasının da bir önem arz etmediği, kararın usulüne uygun şekilde kesinleşmemesi halinde beş yıllık erteleme süresinin de başlamayacağı dikkate alındığında;
Birecik Cumhuriyet Başsavcılığın 14.01.2020 tarihli kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin kararın sanığın bilinen son adresine tebliğe çıkartılıp "yengesi ” imzasına tebliğ edilerek kesinleştirildiği anlaşılmış ise de; tebliğ tarihinde yürürlükte bulunan 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 16. maddesinde, "Kendisine tebliğ yapılacak şahıs adresinde bulunmazsa tebliğ kendisi ile aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılır" şeklindeki düzenleme ile Tebligat Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 25. maddesindeki, "Kendisine tebligat yapılacak kişi adresinde bulunmazsa tebliğ, kendisi ile aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılır" şeklindeki ve aynı Yönetmeliğin 29/1. maddesindeki, "21, 22, 23, 25, 26 ve 27 nci maddelerde yazılı kişiler, tebliğ yapılacak olanın geçici olarak başka yere gittiğini belirtirlerse, tebliğ memuru, muhatabın hangi sebeple adresten geçici olarak ayrıldığını, beyanda bulunanın adı ve soyadı ile sıfatını tebliğ tutanağına yazar. Tebliğ tutanağını beyanda bulunana imzalattırır ve tebliğ edilecek evrakı beyanda bulunana verir. Bu kişiler, tebliğ evrakını kabule mecburdurlar." şeklindeki düzenlemelere nazaran, somut olayda, tebligatın "yengesi” imzasına tebliğ edilerek kesinleştirildiği, ancak tebligat evrakında, sanığın tebliğ adresinde bulunup bulunmadığına, bulunmuyor ise muvakkaten mi sürekli mi bulunmadığına ilişkin bir ibare belirtilmediğinden bu haliyle belirtilen usullere aykırı olarak yapılan söz konusu tebligatın geçerli sayılamayacağının anlaşılması karşısında, sanık hakkında açılan kamu davasında mahkemesince, 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddesinin ikinci cümlesi uyarınca "durma" kararı verilerek, geçerli tebligat işlemleri yapılarak denetimli serbestlik kararının infazının sonucunun beklenilmesi, denetimli serbestlik tedbirine uygun davranılmaması halinde yargılamaya devamla işin esasına girilerek hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, sanığın mahkûmiyetine karar verilmesi, Kanun’a aykırı olup kanun yararına bozma istemi yerinde görülmüştür.
A. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE,
B. Birecik 3.
Asliye Ceza Mahkemesinin 22.10.2021 tarihli ve 2021/161 Esas, 2021/437 Karar sayılı kararının 5271 sayılı CMK'nın 309/3. maddesi gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA,
5271 sayılı CMK'nın 309/4-a maddesi uyarınca gerekli işlemin yapılması için dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
07.10.2024 tarihinde karar verildi.