11. Hukuk Dairesi
11. Hukuk Dairesi 2024/472 E. , 2024/8414 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının davacıya takip konusu parayı verdiğini ispatlamakla yükümlü olduğunu, davacı ile davalının hiçbir şekilde ticari faaliyetinin olmadığını, davacının davalıya ne alacağı ne de vereceğinin bulunmadığını, keza davalının ismini dahi davacı dava sebebi ile öğrenmiş olduğunu, davalı tarafından davacı aleyhinde 200.000,00 USD tutarlı senet üzerinden icra takibi başlatıldığını, davacının süresi içinde senetteki borca ve imzaya itiraz ederek İstanbul Anadolu 16. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2019/113 E. sayılı dosyası kapsamında yargılamaya başlanmış olup yargılama halen daha devam edildiğini, senet metni incelendiğinde vade tarihinin daha sonra doldurulduğunun görüldüğünü, bu durumun yazı karakterlerinden dahi anlaşıldığını, düzenleme tarihi ile vade tarihi arasındaki karakter farklarından anlaşıldığı üzere vade tarihi daha sonra yazıldığını, esasen davalının sunulan belgede görüldüğü üzere 2019/21694 soruşturma numarası ile kendisi hakkında davacı tarafından bulunulan suç duyurusuna istinaden İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığında 02.04.2019 tarihinde verdiği ifadesinde takip dayanağı senede ilişkin, kendisinin davacıya 2009 yılında iki daire karşılığında 200.000,00 Dolar ve 200.000,00 euro para ödediğini, ilgili ödemeler karşılığında iki adet senet aldığını ve davacı ile daha sonra daireler konusunda anlaşamaması nedeni ile iki senedi de icra yoluyla tahsil etmek amacıyla gerekli işlemleri yaptığını, ancak davacı ile davalı arasında herhangi bir hukuki ilişkinin hiç bir zaman kurulmadığını, bunun yanında senet üzerinde yer alan ve davacıya ait olduğu iddia olunan 2 (iki) adet imzaların dahi birbirinden farklı olduğu gözle görülür bir şekilde fark edildiğini, davalının yıllar öncesinde davacının çocuğunun okulunda müdür olarak çalıştığını, davacı tarafından okul ziyaret edildiğinde davalı okula kayıt evrakları diye davacıya bir takım evraklar imzalatıldığını ve davacıdan okul giderleri içinde bir miktar ödeme alındığını, bu kapsamda davacı tarafından kayıt evrakları imzalandığında, davalının işbu imzalardan faydalanmış olabileceğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte davalının beyanları doğrultusunda senet dayanağı sözleşmenin varlığı kabul edilse dahi, vade tarihinin sonradan ve işbu sözleşmeye uygun olarak doldurulmadığını, 20.08.2009 düzenleme tarihli bir senedin 18.03.2016 tarihli vadesinin olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, İstanbul Anadolu 12. İcra Dairesinin 2019/4064 E. sayılı dosyası kapsamındaki takibin tedbiren öncelikle teminatsız aksi takdirde uygun bir teminat karşılığında durdurulmasına, senette tahrifat yapıldığının tespitine, senette tahrifat yapıldığından bono vasfına haiz olmayan senet yönünden takibin iptaline, takip dayanağı senedin zamanaşımına uğramış olması ve diğer sebepler nedeniyle müvekkilin borcu bulunmadığının tespitine, davalıya herhangi bir ödeme yaparsa yaptığı ödemenin istirdatına, tüm yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin karşı taraf üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; ispat yükünün davacı üzerinde olduğunu, ancak bu deliller de senede karşı senetle ispat kuralı gereği yazılı olmak zorunda olduğunu, davacının tanık dinletmesine muvafakat etmediklerini, İstanbul Anadolu 16. İcra Hukuk Mahkemesinin 2019/113 E. sayılı dosyasında senet üzerinde imza incelemesi yapıldığını ve bono üzerindeki imzanın davacıya ait çıktığını, ayrıca senedin sonradan oluşturulduğu vade eklendiği gibi iddialarının da ancak yazılı belge ile ispatlanabileceğini, her ne kadar davada ispat yükü davacı tarafta ise de davalının Savcılık aşamasındaki savunmaları doğrultusunda senedin dayanağının açıklandığını, davacı davalıdan işbu senet karşılığında 200.000,00 USD almış akabinde davalıyla yazılı protokol yaparak bu protokol kapsamında 200.000,00 euro daha alarak 2 daire vereceğini taahhüt ettiğini, bu protokolün de davacının imzasını taşıdığını, ancak davacının davalıya taahhüdünü yerine getirmediğini ve 200.000,00 USD tutarlı senedi ödemediği gibi protokol gereği aldığı 200.00 euroyu da iade etmediğini, mahkeme dosyasında yatan paranın davacıya ödenmemesi yönünde tedbir kararı verildiğini, ancak tedbir kararı için teminat belirlenmediğini, icra mahkemesince alınan bilirkişi raporunda imzanın davacıya ait çıktığını, açıklanan nedenlerle haksız davanın reddine, davacının %20 tazminat ödemesine hükmedilmesine, tedbir kararı için teminat taktirine, başkaca dava ve alacak hakları saklı olarak masraflarla vekâlet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince, 03.05.2021 tarihli grafoloji uzmanı raporu ile bonodaki imzanın davacıya ait olduğunun tespit edildiği, yine bunu destekler şekilde 22.02.2022 tarihli Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi uyarınca bahse konu bonodaki imzanın davacıya ait olduğunun tespit edildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Bölge Adliye Mahkemesince, davacının bonodaki imzanın kendisine ait olmadığı ve bononun sahte olarak tanzim edildiğinden bahisle menfi tespit isteminde bulunduğu, davacı tarafından dosyaya sunulan 28.06.2021 tarihli uzman görüşünde belirtilen imza dışındaki sahtecilik tespitlerinin ciddi görülmesi üzerine dosyanın Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi'ne gönderildiği, Kurum tarafından düzenlenen 22.02.2022 tarihli raporda; inceleme konusu belgenin 3. satırında ''ÖDEYECEĞİM'' ve ''ahzolunmuştur'' ibareleri altında sırasıyla ''İLGİLİ şahsa'' ve ''Ödenmiştir'' yazılarının okunduğu, üzeri kapatıcı ile kapatılarak mevcut haline dönüştürülmüş olduğu, daktilo yazıları arasında kendi içinde hatve aralığı, yatay ve dikey diregetleri, harf ve vuruş özellikleri bakımından farklılıklar saptandığından söz konusu yazıların sırası dahilinde yazılmamış, belgenin birden çok kez daktilo ile hazırlanmış olduğunun tespit edildiği, bu durumda daktilo ile düzenlenmiş ve üzerinde birçok kez eklemeler yapıldığı anlaşılan belgede daha önceden var olduğu tespit edilen "Ödenmiştir" ibaresinin üzerinin kapatılarak "Ödeyeceğim" ibaresinin yazıldığının sabit olması karşısında; belgenin "Ödenmiştir" kaydını içermesi, kayıtsız şartsız borç ikrarı içermemesi nedeniyle belgenin bono olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmiş, karar davalı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ İNCELEMESİ
1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, bono nedeniyle borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.
2.İlgili Hukuk 6102 sayılı Kanun'un 776 ncı maddesi.
3.Değerlendirme 6102 sayılı Kanun'un 776 ncı maddesinde bononun asli unsurları belirtilmiştir.
Dava konusu bonodaki imzanın davacı eli ürünü olduğu tespit edilmiş, diğer yandan daktilo ile yazılmak suretiyle oluşturulan bonodaki "ÖDEYECEĞİM" ve " ahzolunmuştur" kısımlarının rapora göre sırasıyla "İLGİLİ şahsa" ve Ödenmiştir" şeklinde düzeltilerek mevcut şekle getirildiği belirtilmişse de, düzeltilen bu kısımlar bononun bono olma vasfını ortadan kaldıracak unsurlardan olmamakla, sonuç olarak davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmayıp hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. SONUÇ:
Yukarıda açıklanan nedenlerle davalının temyiz itirazının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 6100 sayılı Kanun'un 373 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, 27.11.2024 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.