4. Hukuk Dairesi
4. Hukuk Dairesi 2022/7623 E. , 2024/6959 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi
HÜKÜM/KARAR : Kısmen kabul-Davalı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile davanın reddine
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 28. Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat, davalının kınanması ve kararın yayınlanması taleplerine ilişkin yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin Türkiye Cumhuriyeti Milli Savunma Bakanı olarak görev yaptığını, davalı milletvekili Özgür Özel'in FOX TV Televizyon Kanalı'nda 19.11.2018 tarihinde yayınlanan röportajında sarf etmiş olduğu "... Siyasete yeni girdi ama geçmişte ne kadar rezil bir Genelkurmay Başkanlığı yaptıysa, o kadar rezil bir bakanlık dönemi yapacağının da işaretlerini veriyor." "Söylediği bu sözler, yargıda suçu ispatlanmamış, daha yargı süreci başlamamış kişileri zımnen suçlu olarak gösteriyor. Sen bu cesareti nereden buluyorsun?" "... başında olduğu ordunun bir kısmının, bir dinci kalkışmayla rejime kastettiği, o darbeye engel olamamış, Darbe Araştırma Komisyonu'ndan kaçmış bir Genelkurmay Başkanı." şeklindeki sözler ile 17.12.2018 tarihli TBMM Genel Kurulu'nda müvekkili hakkında sarf etmiş olduğu söz ve ifadeler ile müvekkilinin kişilik haklarının saldırıya uğradığını, başta 15 Temmuz Darbe Girişiminin olduğu gece görevini yapmadığına dair ve davalı tarafından ileri sürülen diğer tüm isnatların gerçek dışı ve iftira niteliğinde olduğunu, ifade özgürlüğü ve eleştiri sınırları içerisinde değerlendirilemeyeceğini, kamuoyunda algı oluşturmaya yönelik olarak yapılan dava konusu sözlerin kaba, küçük düşürücü ve aşağılayıcı nitelikte olduğunu, bu beyanlara dayanılarak dava dışı bir çok internet haber sitesi tarafından hukuka aykırı yayınlar yapıldığını belirterek 500.000,00 TL manevi tazminatın haksız eylem tarihinden işletilecek yasal faizi ile beraber davalıdan tahsili, davalının kınanması ve kınama kararının tirajı yüksek 2 gazetede yayınlanması isteminde bulunmuştur.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili milletvekili tarafından TBMM Genel Kurulu'nda bütçe görüşmeleri esnasında sarf edilen sözlerin Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile güvence altına alınan yasama dokunulmazlığı kapsamında kaldığını, söz konusu konuşmalardaki tüm olguların gerçek olduğunu; kamuoyunu ilgilendiren bilgilerin, kamuoyu ile paylaşılmasında kamu yararı bulunduğunu, sarf edilen sözlerin eleştiri ve kişisel değer yargısı olarak kabul edilmesi gerektiğini, Anayasanın 26 ncı maddesi ve AİHM 10/2 nci maddesine göre müvekkilinin açıklamalarının ifade özgürlüğü kapsamında kaldığını, yine AİHM içtihatlarına göre özel kişilerden farklı olarak siyasetçilerin kamuoyuna mal olmuş kişi haline gelmeyi bilerek tercih ettiğini, halkın ve aynı zamanda diğer siyasilerin yakın denetimine kendilerini açık kıldıklarını, bu nedenle rahatsız edici olsa da en ağır eleştiriye dahi katlanmak yükümlülüğü altında bulunduklarını, bahsi geçen açıklamaların davacının onur ve saygınlığını rencide etme kastı taşımadığını, müvekkilinin açıklamalarının kamuoyunu bilgilendirmeye matuf, delillerle destekli, tamamen gerçeklere dayalı, güncel konulara ilişkin olduğunu, talep edilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu ve kınama talebinde hukuki yarar bulunmadığını belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı tarafından sarf edilen bir kısım söz ve isnatların davacının önceki kamu görevi ve mevcut siyasi görevi ile ilgili olarak katlanılması beklenmeyecek şekilde küçük düşürücü ve tartışmanın içeriğine katkı sağlamayan ifadeler içerdiği, ifade özgürlüğü sınırlarının aşıldığı, davacının kişilik haklarına saldırı oluşturduğu gerekçesi ile davanın kısmen kabulü ile 15.000,00 TL manevi tazminatın 19.11.2018 tarihinden işletilecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; kişilik haklarına saldırı bulunduğuna dair mahkemece yapılan tespit yerinde olmakla beraber manevi tazminat miktarının ve kınama kararı taleplerinin reddedilmesinin yerinde olmadığını, FOX TV'deki açıklamaları nedeniyle kamu görevlisine hakaret suçundan davalı hakkında fezleke düzenlendiğini, davalı tarafından TBMM Genel Kurulu'nda yapılan isnatların doğru olmadığını, Balyoz Soruşturmalarında görevlendirilen dava dışı bilirkişinin müvekkilinin emir subayı olduğuna dair, 15 Temmuz'da görevine yerine getirmediğine, Balyoz suçundan tutuklu olan mağdurları ziyaret etmediğinde dair iddiaların gerçek dışı olduğunu, gizli tanık Abdullah isimli kişinin beyanlarının da gerçeği yansıtmadığını, davalının sarf etmiş olduğu sözler ile müvekkilini suç örgütü ile ilişkilendirmeye çalıştığını, kamuoyunda da bu yönde kanı oluşturmanın amaçlandığını, davalı tarafından sarf edilen sözlerin yasama dokunulmazlığı kapsamında olmadığını, TBMM Genel Kurulu'nda söylenen sözler nedeniyle verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın eldeki dosyada bağlayıcı olmadığını, ifade ve basın özgürlüğü sınırlarının aşıldığını, kişilik haklarına yapılan saldırının ağırlığının tazminat miktarı yönünden değerlendirilmesi gerektiğini, kınama kararının reddedilmesi ve manevi tazminatın miktarı yönünden hükmün hatalı olduğunu, tam kabul kararı verilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde; müvekkilinin hangi söz ve ifadesinin davacının kişilik haklarına saldırı teşkil ettiğine dair mahkemenin bir gerekçesinin bulunmadığını, fezlekenin neticesi beklenmeden hüküm kurulduğunu, müvekkili hakkında verilmiş bir mahkumiyet kararının bulunmadığını, müvekkili tarafından TBMM Genel Kurulu'nda bütçe görüşmeleri esnasında sarf edilen sözlerin Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile güvence altına alınan yasama dokunulmazlığı kapsamında kaldığını, bu konuda 83 üncü maddenin değerlendirilmediğini, davalının konuşma içeriğinin tamamının olgusal temele dayandığını, kamuyu bilgilendirmeye matuf, delillerle destekli, tamamen gerçeklere dayalı, güncel konulara ilişkin olduğunu, davacının görev süresi içerisinde bir çok vatandaşın şehit olduğunu, bu konunun eleştirilmesinde kamu yararı bulunduğunu, sarf edilen söz ve ifadelerin eleştiri ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, Ahmet Erdoğan'ın bilirkişi olarak görevlendirilmesinin davacının bilgisi dahilinde olduğuna dair balyoz mağduru tarafından kaleme alınan" Çuvaldız" isimli kitapta ifade edildiğini, kitabın dosyaya sunulduğunu, sunmuş oldukları delillerin değerlendirilmediğini, manevi tazminatın koşullarının oluşmadığını, ayrıca hükmedilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu belirtmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının FOX TV'de sarf etmiş olduğu söz ve ifadelerin davacının açıklamalarına cevap ve eleştiri mahiyetinde olduğu, "rezil" kelimesinin de davacının şahsına değil önceki icra etmiş olduğu görevi yürütme şekline yönelik kullanıldığı, davacının yürütmüş olduğu görev nedeniyle eleştirilere daha fazla katlanma yükümlülüğünün bulunduğunu; TBMM Genel Kurulu'nda ise davalının, davacının bakan olmadan önce icra ettiği Genelkurmay Başkanlığı dönemine ilişkin eleştirilerde bulunduğu, davacının da bu iddialara karşı aynı oturumda cevap hakkını kullandığı; davalının, davacının doğrudan şahsına yönelik hakaret niteliğinde bir ifadesinin bulunmadığı, konuşmada özle biçim arasındaki dengenin korunduğu, davalı tarafından yapılan açıklamaların ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, ağır eleştiri sınırlarında kaldığı, güncel nitelikteki konuların tartışılmasına toplumun ilgisi bulunduğu gibi tartışmanın kamusal yarara katkısı nedeniyle davalının, davacı hakkındaki değerlendirmelerinde ifade özgürlüğüne sınırlama getirilmesini gerektirir demokratik bir toplum için gereklilik görülmediği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; müvekkilinin Türkiye Cumhuriyeti Milli Savunma Bakanı olarak görev yaptığını, davalının FOX TV Televizyon Kanalında 19.11.2018 tarihinde yayınlanan röportajında ve 17.12.2018 tarihli TBMM Genel Kurulu'nda müvekkili hakkında sarf etmiş olduğu söz ve ifadeler ile müvekkilinin kişilik haklarının saldırıya uğradığını, başta 15 Temmuz Darbe Girişiminin olduğu gece görevini yapmadığına dair ve diğer davalı tarafından ileri sürülen tüm isnatların gerçek dışı ve iftira niteliğinde olduğunu, ifade özgürlüğü ve eleştiri sınırları içerisinde değerlendirilemeyeceğini, davalı hakkında 19.11.2018 tarihli açıklamaları nedeniyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından fezleke düzenlendiğini, "rezil" kelimesinin değer yargısı olarak kabul edilemeyeceğini, Balyoz soruşturmasında görevlendirilen Ahmet Erdoğan'ın icra subayı olmadığını, 15 Temmuzda görevinin gereklerini yerine getirdiğini, dosyaya sunulan dava dışı Hüseyin Gürler'in ifadesinden anlaşılacağı üzere gizli tanık kod adı Abdullah isimli kişinin beyanlarının gerçeği yansıtmadığını, balyoz davasında tutuklu olan arkadaşları ile ilgilenmediği iddiası gerçek dışı olup bu konuda elinden geleni yaptığını, müvekkilinin hedef gösterilmeye çalışıldığını, siyasetçiler yönünden ifade özgürlüğünün geniş yorumlanması gerekmekle beraber sınırsız olmadığını, olgusal temel bulunmaksızın haksız şekilde suç isnat edildiğini, müvekkilinin kişilik haklarının saldırıya uğradığını, verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirtmiştir.
C. Gerekçe
1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık; davalının FOX TV Televizyon Kanalı'nda 19.11.2018 tarihinde ve TBMM Genel Kurulu'nda 17.12.2018 tarihinde sarf etmiş olduğu söz ve ifadeler nedeniyle davacının kişilik haklarının saldırıya uğradığı iddiası ile manevi tazminat, kınama ve kınama kararının yayınlanması istemlerine ilişkindir.
2.İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sının 13, 26, 28 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49 ve 58 inci maddeleri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25 inci maddeleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10 uncu maddesi.
3.Değerlendirme
Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili kavram ve yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır. Anayasa'nın 26 ncı maddesi şöyledir: "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. ... Bu hürriyetlerin kullanılması, ... başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının ... korunması ... amaçlarıyla sınırlanabilir...." AİHS'nin 10 uncu maddesi şöyledir: "1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. ...
2.Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ... başkalarının şöhret ve haklarının korunması ... için gerekli olan bazı ...sınırlamalara ... tabi tutulabilir." TMK'nın "Kişiliğin korunması" kısım başlıklı 24 üncü maddesi şöyledir: “Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hakimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.” TBK’nın “Kişilik hakkının zedelenmesi” başlıklı 58 inci maddesi şöyledir: “Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir. Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.” Anılan anayasal ve yasal düzenlemeler ile Anayasa'nın 90 ıncı maddesinin beşinci fıkrasının son cümlesine göre ulusal hukukun bir parçası hâline gelmiş bulunan AİHS'nin 10 uncu maddesi uyarınca kişilik hakları zarara uğrayanların manevi tazminat isteme hakları vardır.
Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zarar değil, onun görüntüsü olarak ortaya çıkabilir. Acı ve elemin karşılığı manevi zarar olarak kabul edilerek keder ve acılarını içlerinde gizleyenleri tazminat isteme haklarından yoksun bırakmamak için kanunlarımız manevi tazminat verilebilecek bazı olguları özel olarak düzenlemiştir. TMK'nın 24 ve TBK'nın 58 inci maddelerinde yer verilen kişilik haklarının korunması da bunlardan biridir.
İfade özgürlüğü; haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilme, düşünce, tavır ve kanaatlerinden dolayı kınanmama ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilme, anlatabilme, savunabilme, başkalarına aktarabilme ve yayabilme imkânlarına sahip olma anlamlarına gelir. Muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme ve bu konuda başkalarını ikna çabaları ve bu çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için hayati önemdedir (Anayasa Mahkemesi (AYM); Bekir Coşkun, B. No: 2014/12151, 4/6/2015; Mehmet Ali Aydın, B. No: 2013/9343, 4/6/2015; Tansel Çölaşan, B. No: 2014/6128, 7/7/2015).
İfade özgürlüğü; aynı zamanda demokratik toplumun temelini oluşturan, toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel unsurlardan olup bu özgürlük, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil; incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. İfade özgürlüğü; yokluğu hâlinde demokratik bir toplumdan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoş görünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); Von Hannover/Almanya, B. No: 40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012 ve AYM; Kemal Kılıçdaroğlu (3), B. No: 2015/1220, 18/7/2018). İfade özgürlüğü, temsil ettikleri seçmenlerinin kaygılarına dikkat çektikleri ve onların menfaatlerini savunmak zorunda oldukları için halkın seçilmiş temsilcileri bakımından özel bir öneme sahiptir (AİHM; Lombarda ve diğerleri Malta, B. No: 7333/06, 24/4/2007).
Öte yandan; maddi olgular ile değer yargısı arasında da ayrıma gidilmeli, değer yargılarının doğruluğunu ispatlamanın mümkün olmadığı gözetilmelidir (AİHM; Lingens/Avusturya, B. No: 9815/82, 8/7/1986). Zira, taraflara değer yargılarının doğruluğunu ispat külfeti getirilmesi, hakkın kullanımını imkânsız kılacaktır. Bununla birlikte, değer yargısının da makul bir olgusal temele sahip olması gerektiği, orantılı ve ölçülü bir biçimde ifade edilip edilmediği denetlenmelidir (AİHM; Jerusalem/Avusturya, B. No: 26958/95, 27/2/2001).
Ancak belirtmek gerekir ki ifade özgürlüğü sınırsız değildir. Başta siyasi kişiler olmak üzere, en geniş hâlde dahi ifade özgürlüğünün, kişilerin itibarına zarar verecek boyuta ulaşmaması gerekir. Bu gereklilik, temel hak ve hürriyetlerin; kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva ettiğini belirten Anayasa'nın 12 nci maddesinin ikinci fıkrasından doğan bir zorunluluktur (AYM; Fatih Taş, B. No: 2013/1461, 12/11/2014). Bu itibarla, Anayasa'nın 26 ncı maddesinin ikinci fıkrasına göre ifade özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden biri de başkalarının şöhret ve itibarının korunmasıdır.
Davalının söylediği sözlerin, ifade özgürlüğünün sınırlarını aştığını tespit ederken mahkemece ortaya konulan gerekçenin, bu özgürlüğü sınırlamak için yeterli ve ilgili olmasının yanında, ifade özgürlüğüne getirilecek sınırlamanın, demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik, ölçülü, orantılı ve istisnai nitelikte olması gerekir. Buna göre, ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahale, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamakla birlikte orantılı değilse, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir müdahale olarak değerlendirilemez. Bunu ancak davanın bütününe bakarak anlayabiliriz.
Bu tür davalarda mahkemece yapılması gereken; kamuya mal olmuş kişilerin şöhret ve itibarı ile ifade özgürlüğünün çatışması hâlinde bu iki hak arasında makul bir dengenin kurulmasıdır. Dengeleme yapılırken her bir somut olay bakımından şu hususları göz önüne almak gerekmektedir: Dava konusu açıklamanın kamu yararına ilişkin bir tartışmaya sağladığı katkı, ilgili kişinin tanınırlığı, toplumdaki rolü ve işlevi ile yazıya konu olan faaliyetin niteliği, açıklama veya yayının konusu, kapsamı, şekli ve etkileri, ilgili kişinin daha önceki davranışları, bilgilerin elde edilme koşulları ve gerçekliği ile uygulanan yaptırımın niteliği (AYM; Kemal Kılıçdaroğlu (3), B. No: 2015/1220, 18/7/2018).
Bu açıklamalar ışığında tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere; davalı tarafından, davacının bir takım ifadelerine cevaben 19.11.2018 tarihinde FOX TV'de yayınlanan röportajında kullanılan " rezil" kelimesinin davacının şahsına değil önceki icra etmiş olduğu görevi yerine getirme şekline yönelik değer yargısı ve sert eleştiri niteliğinde olduğu, davalının güncel bir konu ile ilgili partisi adına ve kişisel değerlendirmelerde bulunduğu, kamu görevinin akabinde siyasetçi olarak görev yapan davacının mevcut konumu gereği eleştirilere daha fazla katlanması gerektiği; aynı şekilde Milli Savunma Bakanlığının bütçe görüşmeleri esnasında 17.12.2018 tarihinde davalı tarafından sarf edilen söz ve ifadeler değerlendirildiğinde de özellikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile güvence altına alınan yasama dokunulmazlığı çerçevesinde davacının önceki görevi yerine getirme şekline ilişkin sert ve ağır eleştiri olarak kabul edilmesi gerektiği, bu sözlere davacı tarafından aynı gün kürsüde cevap verildiği, Anayasa Mahkemesinin pek çok kararında da benimsendiği gibi, demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden olan ve toplumun ilerlemesi, bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil eden ifade özgürlüğü, sadece kabul gören veya zararsız yahut kayıtsızlık içeren bilgiler veya fikirler için değil, aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerli olup, yine pek çok kararında ifade özgürlüğünün bir dereceye kadar abartıya hatta kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiğini kabul etttiği, davalı tarafından kaba, incitici ve kışkırtıcı bir takım söz ve ifadeler kullanılmış ise de değer yargılarından oluşan bu ifadelerin polemik çıkartmaya, şiddetli tepkiler yaratmaya ve taraftarlarını konsolide etmeye yönelik siyaset üslubunun bir parçası olduğunun kabul edilmesi ve siyasetçilerin konumu itibarı ile yapılan bu sert eleştirilere katlanması gerektiği, tüm bu açıklamalar ışığında davalı tarafından sarf edilen söz ve ifadelerin, davacının kişilik haklarına saldırı oluşturmayacağı, sert ve ağır eleştiri niteliğinde olduğu, davalının ifade özgürlüğüne üstünlük tanınması gerektiği, demokratik toplum tarafından meşru sayılabilecek nitelikte, ifade özgürlüğüne getirilmesi gereken bir sınırlamanın gerekli olmadığının anlaşılmasına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacıya yükletilmesine,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,04.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.