15. Hukuk Dairesi
T.C.
İSTANBUL
12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Mahkememizde görülmekte olan Alacak davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili dava dilekçesinde: Müvekkili ile davalı ... arasında imzalanan 05/03/2021 tarihli sözleşmeden kaynaklı ortaya çıkan fiyat farkı, ek fiyat farkı ve artırımlı fiyat farkının tespiti amacıyla müvekkili şirket tarafından İstanbul Tahkim Merkezine müracaat edildiğini, müracaat sonucu İstanbul Tahkim Merkezi 21/07/2022 tarih ...sayılı kararı ile fiyat farkı- ek fiyat farkı ve artırımlı fiyat farkı 17.090,292,12 TL tespit edilerek müvekkili şirkette ödenmesine karar verildiğini, davalı idarece tahkim kararının iptali talebiyle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15.Hukuk Dairesine başvuru yapıldığını, başvuru sonucunda İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15.Hukuk Dairesi 12/04/2023 tarih 2022/5 Esas 2023/2 Karar sayılı kararı ile itiraz gerekçelerinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verdiğini, verilen karara karşı davalı tarafça temyiz kanun yoluna başvuru yapıldığını, inceleme sonucunda Yargıtay 3.Hukuk Dairesi 02/11/2023 T 2023/3631 Esas 2023/3067 Sayılı kararı ile BAM kararının onanmasına karar verildiğini, İstanbul Tahkim Merkezinin 21/07/2022 tarihli kararı ile hükmedilen meblağın davalı tarafça ödenmemesi üzerine müvekkili şirket tarafından 21/07/2022 tarihli karar Mersin ...İcra Müdürlüğü ...Esas sayılı dosyası ile takibe konulduğunu, davalı tarafça takibe itiraz edildiğini, alacağın ödenmesi ile ilgili direngenlik gösterildiğini, takibe konulan meblağ 18/12/2023 tarihinde ödendiğini, müvekkili şirket alacağın zamanında ödenmemesi nedeniyle karar tarihinden ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre içerisinde müvekkili şirketin alacağı enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğradığını, müvekkili şirketin telafisinin imkansız zararlara uğramaması amacıyla İstanbul Tahkim Merkezi tarafından verilen 21/07/2022 tarihli ...sayılı kararında 17.090.292,12 TL tutarındaki fiyat farkı-ek fiyat farkı ve artırımlı fiyat farkına dair verilen karara konu alacağın ödeme sürecinde meydana gelen munzam zararın iş bu dava ile talep edilmesi zaruriyeti hasıl olduğunu, munzam zararın, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borç olduğunu, Türk Borçlar Kanunu'nun 122.maddesi kapsamında aşkın zararın talep edilebilirliğinin bir koşulu da alacaklı yönünden mevcut olan zararın açık ve somut bir biçimde ispat edilmesinin gerektiğini, müvekkili şirketin zarara uğramış olduğu açık ve somut bir şekilde İstanbul Tahkim Merkezi'nin 21/07/2022 tarihli kararı ve üst mahkeme onama kararları ile de sübut bulduğunu, Borçlar Kanunu'nun 105.maddesi" Alacaklının düçar olduğu zarar geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiç bir kusur isnat edilemiyeceğini ispat etmedikçe bu zararıdahi tazmin ile mükelleftir. Bu munzam zarar derhal takdir olunabilirse hakim, esasa dair karar verir iken bu zararın miktarınıdahi tayin edebilir..." şeklinde olduğunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 122.maddesinde de aynı yönde düzenleme bulunduğunu, Yargıtay'ın hukuk öğretisindeki baskın görüşü de yansıtan kararlarında, alacak ödenmesi gereken zamanda, borçlu tarafından alacaklıya ödenmiş olsaydı, bu para onun mal varlığında ne kadar fazlalık sağlayacak idiyse, ona hükmedilmesi gerektiğinin kabul edildiğini, uyuşmazlık konusu olan munzam zarar 818 sayılı Borçlar Kanunun 105.maddesinde düzenlendiğini, munzam zarar hukuki niteliği ve karakteri itibariyle asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sona ermeyeceğini, icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talep edilmemiş olması halinde dahi takip veya davanın konusuna dahil bir borç olarak da kabul edilemeyeceğini, bu nedenle asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazi kayıt dermeyanına da gerek bulunmadığını, ayrı bir dava ile on yıllık zaman aşımı süresi içerisinde her zaman istenmesinin mümkün olduğunu, kanun koyucu bir para borcunun gününde ödenmemesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağını kabul ettiğini, bu zararın ülkenin içinde bulunduğu ekonomik konjonktürü dikkate alarak belli bir oranda olacağını benimsediğini, somut zararın varlığı ve ispatı aranarak reddedilen bir davayla ilgili olarak yapılan bireysel başvuruda ihlal kararı ile sonuçlanan Anayasa Mahkemesi kararının bulunduğunu, Yargıtay'ın enflasyonun munzam zarara fiili karine oluşturmasına yönelik olarak yararlandığı yasal dayanaklardan biri de HMK madde 187/II hükmü olduğunu, buna göre herkesçe bilinen (maruf ve meşhur olan) vakıalar çekişmeli sayılamayacağını, buradan hareketle, enflasyonist ekonominin olumsuz etki ve sonuçlarının da bilinen vakıalar olduğunu, bunların ispatlanmasının gerekmediği ileri sürüldüğünü, alacaklının zararını ispatladığı karine olarak kabul edildiğini, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL munzam zararın 21/07/2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı taraftan tahsilini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde: davacı taraf fazlaya ilişkin haklarını saklı tuttuğunu belirterek 1.000,00 TL munzam zararın 21.07.2022 tarihinden itibaren işleyecek olan faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ettiğini, söz konusu talepleri haksız, hukuka aykırı ve mesnetsiz olduğunu, davanın reddine karar verilmesini, davada, esasen İdare Mahkemesi görevli olduğunu, yargı yolu itirazında bulunduğunu, müvekkili ... bir kamu kurumu olduğunu, tarafından gerçekleştirilen işlemler idari işlem olduğunu, davacı tarafın talepleri sebebiyle oluşan uyuşmazlığın çözüm yeri İdare Mahkemeleri olduğunu, davacı taraf müvekkili ... aleyhine aynı alacak talebi ile ilgili olarak daha evvel İstanbul Tahkim Merkezi (İSTAC) nezdinde ...sayılı dosya ile tahkim yargılaması için başvurduğunu, bu başvurusunda taraflar arasında imzalanan sözleşmeden doğan her türlü alacak için tahkim şartı geçerli olduğunu savunduğunu, söz konusu tahkim yargılaması, bir kamu kurumu olan müvekkili ...'nin tüm itirazlarına rağmen gerçekleştirilerek müvekkili ... aleyhine karar verildiğini, davacı taraf söz konusu dosya ile müvekkili üniversitenin ödemesine karar verilen alacak miktarına KDV ödenmediği iddia ve talebi ile yeniden İstanbul Tahkim Merkezi (İSTAC)'a başvurduğunu, 2024/DA 510 sayılı dosya ile tahkim yargılaması başladığını, söz konusu alacağın haksız ve hukuka aykırı olduğu, tahkime elverişli olmadığı yönünde itirazlarını dosyaya sunduğunu, davacı tarafın tahkim yargılaması için böylesine ısrarlı iken, hiçbir kabul anlamına gelmemek kaydı ile aynı sözleşmeden doğan (haksız ve hukuka aykırı) alacak talebi için bu kez adli yargıya başvurmuş olduğunu anlamadıklarını, davacı tarafın bu çelişkili talepleri sebebiyle gerçekte talep edemeyeceğini bir alacak talebinde bulunduğu bir yandan adli yargı, bir yandan da tahkim yargılaması ile lehine sonuç denemeleri içinde olduğu anlaşılmadığını, davacı tarafın taleplerinin hiçbir yasal dayanağı bulunmadığı gibi davacı tarafın iddia ettiği hususlar bakımından müvekkili üniversitenin hiçbir kusuru ve sorumluluğu bulunmadığını, müvekkili ...'nin hiçbir kusuru olmadığı gibi, davacının talepleri bakımından sorumluluğu da bulunmadığını, davacının taraflar arasında gerçekleştirilen elektrik ihalesi sonucunda pandemi süresinde zarara uğradığı iddiası ile tahkim yargılamasına başvurması neticesinde, müvekkili aleyhine karar verildiğini, davacı taraf söz konusu karar gereğince, müvekkili idare aleyhine icra takibi başlattığını, müvekkili ... tarafından tahkim kararının iptali talebi ile İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla İstanbul Bölge Adliyesi 18. Hukuk Dairesi 2022/5 Esas Sayılı dosyası ile dava açıldığını, icra takibine karşı da iptal davasının açılmış olması sebebiyle takibin durdurulması talebi ile başvurulduğunu, taleplerinin Mersin 3. İcra Hukuk Mahkemesi tarafından kabul edildiğini, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi tarafından, tahkim kararına ilişkin şekli inceleme yapılması sebebiyle yine müvekkili ... aleyhine karar verilmiş, bu karara karşı da taraflarınca temyiz yoluna başvurulduğunu, temyiz incelemesi sonucunda da kararın müvekkili ... aleyhine onanması neticesinde artık başkaca yasal yol kalmadığını, müvekkili ... icra takibine konu olan borcu zamanında ve tam olarak ödediğini, müvekkili üniversitenin herhangi bir şekilde borcu ödemek konusunda direngenlik göstermesinin söz konusu olmadığını, davacı tarafın iddialarının aksine, ödeme süresi içerisinde borç ödenmiş olduğundan, yasal yollara başvurulmuş olması sebebiyle müvekkili ...'ye herhangi bir kusur izafe edilmesi mümkün olmadığını, müvekkili ..., yasal yollara başvurarak gerekli itirazlarını yaptığını, yargılama konusu borcu, ödemesi gerektiği aşamada ve zamanda ödeme yaptığını, davacının hiçbir iddiasının kabulü mümkün olmadığını, davacı taraf, hukuki kavramlardan yeni anlamlar türeterek yeni alacak talepleri yaratmaya çalıştığını, bu alacak talebinin kaynağı olan sözleşmesel alacak talebi için yargılama yapıldığını, kararın kesinleştiğini, müvekkili ... gereken ödemeyi z amanında ve tam olarak yaptığını, aynı alacağa ilişkin KDV borcu ve munzam zarar iddiaları ile yeni davalar açılmasının müvekkili üniversitenin sonsuza kadar borçlu olacağının mantık dışı bir borç ilişkisi olduğu anlamına geleceğini, davacının söz konusu taleplerinin reddine karar verilmesini, zarara uğradığını iddia eden davacı tarafın, hiçbir kabul anlamına gelmemek kaydı ile ne kadar zarara uğradığını bilebilecek durumda olması gerektiğini, davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasının mümkün olmadığını, davanın reddini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dava, davacının davalıdan olan alacağını geç almasından kaynaklı munzam zararının oluşup oluşmadığının tespiti ile oluşmuş ise davalıdan tahsiline ilişkin tazminat davasıdır. 7155 sayılı Yasa ile 6102 sayılı Yasaya 5/A maddesi eklenerek ticari davalarda arabuluculuk dava şartı haline getirilmiş olup, mahkememizdeki dava 15/08/2024 tarihinde açılmakla davacının dava şartı arabuluculuk koşulunu yerine getirdiği görülmüştür. Dilekçeler aşaması tamamlanmakla, mahkememizin ön inceleme duruşmasında dava şartları ve ilk itirazlar incelenmiş, tarafların sulh olma imkanının bulunmadığının tespiti ile uyuşmazlık noktaları belirlenerek tahkikat aşamasına geçilip, deliller toplanmıştır. Taraflarca sunulan bilgi ve belgeler, mahkememizce celp edilen bilgi ve belgeler hep birlikte değerlendirilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 29/03/2022 tarih, 2021/11-938 esas ve 2022/401 karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere;
TBK’nın 122. maddesi “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.” hükmünü haizdir. Bu hükümle uygulamada munzam zarar, kanunî tanımı ile aşkın zarar olarak adlandırılan hukukî kurum düzenleme altına alınmış olup mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 105. maddesi de bu hususta aynı yönde düzenleme içermektedir.
Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir (Uygur, Turgut: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt I, 2012, s. 810). Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ilk koşul, bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. Bu para borcunun kaynağının, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliği için herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Bu anlamda TBK’nın 122. maddesi, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Borcun dayanağı haksız fiil, sözleşme, sebepsiz zenginleşme, kanun yahut vekâletsiz iş görme olabilir. Öte yandan hemen belirtilmelidir ki; aşkın (munzam) zarar borcunun hukukî sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Bu nedenle borçlunun aşkın (munzam) zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun, ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ikinci koşul; borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. Ancak alacaklının zararının temerrüt faizinden az yahut temerrüt faizine eşit olması durumunda, zararın temerrüt faiziyle karşılanacak olması sebebiyle aşkın (munzam) zararın varlığından söz edilemez. Bu aşamada önemle belirtilmelidir ki;
TBK’nın 122. maddesi kapsamına kanunî temerrüt faizinin yanında akdi temerrüt faizinin uygulandığı borç ilişkileri de dâhildir. Eş söyleyişle alacaklının, borçlu ile arasındaki hukukî ilişkiden doğan temerrüt faizinin akdi yahut yasal olması, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğine engel teşkil etmez. Burada önem arz eden husus alacaklının temerrüt faiziyle karşılanamayan zararının mevcudiyetinin ispatıdır.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira aşkın (munzam) zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayanmakta olup burada aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Ancak aşkın (munzam) zarar iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda sorumluluk için, diğer koşulların varlığı durumunda borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Başka bir anlatımla temerrüt sonrasında borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun alacaklı tarafından ispatı gerekmez. Aksine borçlu, temerrüde düşmede kusursuz olduğunu ispatlamadıkça ortaya çıkan aşkın (munzam) zarardan sorumludur.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken son koşul ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir. Bu çerçevede alacaklı, borçlunun temerrüde düşmesi ile ileri sürdüğü aşkın (munzam) zarar olgusu arasındaki illiyet bağını ispatla yükümlüdür.
Aşkın (munzam) zarar bu hukukî niteliği ve karakteri itibariyle, asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sona ermeyeceği gibi, icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talep edilmemiş olması hâlinde dahi (TBK m. 122/2) takip veya davanın konusuna dâhil bir borç olarak da kabul edilemez. Bu nedenle asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazî kayıt dermeyanına da gerek bulunmamakta olup ayrı bir dava ile de zamanaşımı süresi içerisinde her zaman istenmesi mümkündür.
Aşkın zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerindedir. Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı,
TBK’nın 122. maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır.
Aşkın (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe,
TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz (Uygur, s. 816).
Ayrıca bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağı benimsenmiş ve TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmiştir. Buradan hareketle kanun koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların doğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranını T.C. Anayasası’ndan aldığı yasa yapma yetkisine dayanıp temerrüt faizi olarak belirlemiş iken, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülüp sadece aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğu kabul edilemez.
Uğranıldığı iddia olunan zararın, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle TBK’nın 122. maddesine dayanılarak aşkın (munzam) zarar istenilmesi hâlinde ise artık açılmış olan davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da yasal, elverişli ve geçerli delillerle, geçerli ispat kuralları dairesinde kanıtlanmalıdır. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır.’Van BAM 2. H.D. 2023/648 Esas 2023/442 Karar
Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafından talep edilen kın (munzam) zararın dayanağı olarak ileri sürülen iddia, geç ödeme nedeniyle kendisince, bizzat ve somut olarak uğranılan zarar iddiasından ziyade ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücündeki meydana gelen azalmanın aşkın (munzam) zararı oluşturduğu yönündedir. Başka bir anlatımla davacı tarafından, ülkemizdeki ekonomik koşullarda mevcut olumsuzluklardan hareketle, kendi durumuna özgü şekilde açık ve somut olarak oluşan bir zarar olgusuna dair bir iddiada bulunulmadığı gibi bu yönde ispata yeter herhangi bir delil de sunulmamıştır. Açılan davada sadece, ekonomik koşullardaki olumsuzluklardan hareketle davacının durumunda olan bir bireyin elindeki varlığını koruma amacıyla belirli yatırımlara yönlendireceğine dair faraziyeye dayalı olarak aşkın (munzam) zararın ortaya çıktığı ileri sürülmüştür.
Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğinin bir koşulu da alacaklı yönünden mevcut olan zararın açık ve somut bir biçimde ispatıdır. Bu bağlamda ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden aşkın (munzam) zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararın ispatına dair koşulun gerçekleştiği söylenemez. Zira burada zararın olgusunun,
HMK’nın 194. maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak zarar iddiasının ispatı için gerekli tüm deliller ortaya konulmalıdır.
Hâl böyle olunca,
TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Burada kanıtlanacak olgular; ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlardan ziyade geç ödeme nedeniyle davacının kendisinin, şahsen ve somut olarak uğradığı zarardır. Ancak mahkemece yapılan yargılama sırasında, davacı tarafından yukarıda belirtildiği şekilde bir zarar olgusu ileri sürülmediğinden ve yasal çerçevede ispatlanmadığından davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1.Davanın REDDİNE,
2.Alınması gerekli harç davacı tarafça dava açılırken peşin olarak yatırıldığından harç alınmasına yer olmadığına,
3.Davacı tarafından yapılan 70,00 TL yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
4.Davalı tarafından yapılan bir yargılama gideri olmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
5.Davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde geçerli A.A.Ü.T'deki esaslara göre belirlenen ve dava miktarını geçmemek üzere 1.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6.7155 sayılı Kanun ile 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'na eklenen 18/A maddesinin 13.fıkrası ve yürürlükte bulunan Arabuluculuk Ücret Tarifesi uyarınca Hazine tarafından karşılanan 2.320,00 TL arabuluculuk ücretinin davacı taraftan tahsili ile hazine adına irad kaydına,
7.Karar kesinleşene kadar yapılacak yargılama giderlerinin davacı gider avansından karşılanmasına, karar kesinleştikten sonra bakiye gider avansının istek halinde davacıya iadesine,
Dair,
HMK 345 maddesi uyarınca kararın taraflara tebliğ edildiği tarihten başlayarak iki hafta içinde HMK 342 maddesi gereğince düzenlenmiş dilekçe ile HMK 343 maddesi uyarınca mahkememize veya başka bir mahkemeye yapılacak başvuru ile HMK 341/1 maddesi uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yolu açık olarak davacı vekili ile davalı vekilinin yüzüne karşı verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 17/12/2024 Katip ...
(e-imzalıdır)
Hakim ...
(e-imzalıdır)