3. Hukuk Dairesi
3. Hukuk Dairesi 2023/5506 E. , 2024/3416 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 21. Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki munzam zarar alacağı davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA
Davacı vekili; davalı tarafça, dava dışı İstanbul Büyükşehir Belediyesinin tasarrufuna bırakılan Sarıyer İlçesi, ... Mahallesinde kain 76 ada 1 parsel numaralı taşınmazın 290,00 m²’lik kısmı üzerinde market ve depo yapılmak suretiyle 1.1.1995 ilâ 28.4.2008 tarihleri arasında füzulen işgal edildiği gerekçesiyle müvekkili şirketten toplam 100.514,27 TL ecrimisil talep edildiğini, müvekkilince talebin haksız olduğunun delilleriyle birlikte bildirildiğini, ancak itirazın reddedilmesi üzerine talep edilen ecrimisil bedelini vergi dairesine ödemek zorunda kaldığını; müvekkili tarafından davalılar aleyhine İstanbul 6. İdare Mahkemesinin 2017/736 E. sayılı dosyası ile açılan dava sonucunda, ecrimisile ilişkin ödeme emrinin iptaline karar verildiğini, buna rağmen bedelin iade edilmemesi üzerine davalılar aleyhine İstanbul 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/307 E. sayılı dosyası ile alacak davası açtıklarını, Mahkemece davanın kısmen kabulü ile 109.220,40 TL’nin yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verildiğini ve kararın derecattan geçerek kesinleştiğini, daha sonra hükmün infazı için davalılar aleyhinde icra takibi başlattıklarını, ancak icra dosyasına herhangi bir ödeme yapılmadığını ileri sürerek; müvekkilinin bu süreç içerisinde uğramış olduğu munzam zarara karşılık fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 5.000,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsilini talep etmiş; 30.05.2022 tarihli ıslah dilekçesiyle talebini bilirkişi raporu doğrultusunda 135.958,25 TL’ye yükselttiklerini bildirmiştir.
II. CEVAP
Davalı Hazine vekili; idare mahkemesinin kararı uyarınca işlem tesis etmediği iddia edilen müvekkili idare aleyhine idari yargıda tazminat davası açılması gerekirken, adli yargıda dava açılmasının hatalı olup davanın görev yönünden reddinin gerektiğini; davacı tarafından uğranılan maddi zarara ilişkin somut bilgi ve belge sunulmadığını, ödenmediği iddia edilen tutarların ise İstanbul Anadolu 19. İcra Müdürlüğünün 2017/25871 E. sayılı dosyasına ödendiğini belirterek, davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 122 nci maddesi uyarınca alacaklının uğradığı zararın, geçmiş günler faizinden fazla olması halinde borçlunun, kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini kanıtlamadıkça bu zararı ödemekle mükellef olduğu, kanun koyucu tarafından para borcunun geç ödenmesi halinde kural olarak bir zararın mevcut olduğunun benimsendiği ve bu zararın karşılanmasının iki bölümde düşünüldüğü; ilk bölümün, kanıtlanmadan ödenmesi talep edilecek zarar miktarı olup bunun temerrüt faizi olduğu, diğer bir deyişle alacaklının temerrüt faizi miktarınca zarara uğradığının yasal bir karine olarak kabul edildiği, ikinci bölümün ise temerrüt faizini aşan (munzam) zarara ilişkin olup, temerrüt faizini aşan bir zararı olduğunu iddia edenin bu iddiasını somut delillerle ispat etmek zorunda olduğu; somut olaya gelince, davacı tarafından hakkın doğduğu tarihten itibaren geçen sürede enflasyon, paranın değer kaybı ve alım gücündeki düşüş, faizin ana para üzerinden hesaplanması ve ana paranın enflasyon karşısında sürekli erimesi gibi olgular dikkate alınarak munzam zararın hesaplanmasının talep edildiği, ancak davacının munzam zararını ispatlayamadığı gibi esasen somut bir munzam zarar iddiasında da bulunmadığı, temerrüt faizi talebi bulunmamakla birlikte davalı tarafça temerrüt faizinin icra dosyasına ödenmiş olduğu gerekçesiyle, ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili; munzam zarar borcunun asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılık olduğunu, borcun muaccel hale geldiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen sürede paranın satın alma gücüne ilişkin olarak müvekkili aleyhine yüksek bir değişim meydana geldiğini, mevcut enflasyonist ortam, döviz kuru, pandeminin sebep olduğu küresel çaptaki ekonomik kriz ve diğer ekonomik parametreler bir arada düşünüldüğünde, temerrüt faizini aşan bir zarara maruz kaldıklarını; müvekkili şirkete ait ticari defter ve kayıtların incelenmediğini, idarenin dava konusu işlemdeki haksız ve kötü niyetli tutumu ile munzam zararın oluştuğu zaman dilimindeki ekonomik koşullar göz önünde bulundurulmaksızın, dosyada mübrez bilirkişi raporu yok sayılarak karar verildiğini ileri sürerek, kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; bilirkişi raporlarında davacının somut zararının ele alınmadığı, davacı tarafça munzam zararın varlığına ilişkin herhangi bir somut delil ibraz edilmediği, bu haliyle munzam zararın varlığı ispat edilemediğinden İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle, başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; istinaf sebeplerini tekrar ederek, kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık; aşkın (munzam) zararın tazmini istemine ilişkindir.
2.İlgili Hukuk
1.6098 sayılı Kanun'un 122 nci maddesi,
2.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 194 üncü maddesi,
3.Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 29.02.2022 tarihli ve 2021/11-938 E. 2022/401 K. sayılı ilamı.
3.Değerlendirme
1.
Uyuşmazlık konusunun temelini oluşturan aşkın zarara ilişkin olarak 6098 sayılı Kanun'un 122 nci maddesi; “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.” düzenlemesini içermektedir.
2.Anılan Kanun maddesi kapsamında, aşkın zararın talep edilebilirliğinin bir koşulu da alacaklı yönünden mevcut olan zararın açık ve somut bir biçimde ispatıdır. Bu bağlamda salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden aşkın zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararın ispatına dair koşulun gerçekleştiği söylenemez. Zira burada zarar olgusunun, 6100 sayılı Kanun'un 194 üncü maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak, zarar iddiasının ispatı için gerekli tüm deliller ortaya konulmalıdır.
3.Somut uyuşmazlıkta, davacı tarafından ileri sürülen ve ülkemizde belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemez. Zira ülkemizde belirli dönemlerde ortaya çıkan bu olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir. Dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip, davacıyı kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz.
4.Bu itibarla, 6098 sayılı Kanun'un 122 nci maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Burada kanıtlanacak olgular; ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlardan ziyade geç ödeme nedeniyle davacının, şahsen ve somut olarak uğradığı zarardır. Ancak yapılan yargılama sırasında, davacı tarafından yukarıda belirtildiği şekilde bir zarar olgusunun ileri sürülüp yasal çerçevede ispatlandığı söylenemez.
5.Yapılan bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; temerrüt faiziyle birlikte davacıya ödenen anapara yanında temerrüt faizini aşan zararın, davacı tarafından kendi durumuna özgü şekilde somut olarak ispat edilememiş olması nedeniyle davanın reddi usul ve kanuna uygun olduğundan, davacı vekilinin bu karara yaptığı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararına yönelik temyiz itirazlarının reddi ile kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı bakiye temyiz harcının temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
31.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.