Danıştay 10. Daire Başkanlığı
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2020/3165 E. , 2024/3657 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
İSTEMİN_KONUSU: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının davacılar tarafından esasının, davalı idarelerden ... ...Üniversitesi Rektörlüğü tarafından vekalet ücretine ilişkin kısmının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, yakınları ...'ın, 11 haftalık gebe iken rahatsızlanması nedeniyle başvurduğu ... Devlet Hastanesinde 31/05/2013 tarihinde gerçekleştirilen tedavi sürecindeki yanlışlık ve eksiklikler ile ambulans vasıtasıyla sevk edilmesi gerekirken ayakta sevk edilmesi nedeniyle ve sevkedildiği ...Üniversitesi ... Tıp Merkezinde ise geciken tedavi sebebiyle hayatını kaybetmesinde davalı idarelerin hizmet kusurunun bulunduğu iddiasıyla müteveffa ...'ın gayrı resmi eşi davacı ... için 1.000,00 TL maddi (destekten yoksun kalma) ve 200.000,00 TL manevi, annesi... ve kardeşleri diğer davacılar için ayrı ayrı 1.000,00 TL maddi (destekten yoksun kalma) ve 20.000,00 TL manevi tazminatın, idareye başvuru tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla davanın reddine, davacıların yargılama giderlerinden muaf tutulmasına, davalı idareler lehine vekalet ücretine hükmedilmesine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince;
İlk derece mahkemesince, yargılama giderlerinin davacılarından tahsilinin mağduriyetlerine neden olacağı gerekçesiyle 6100 sayılı Kanun'un 339/2. maddesi uyarınca davacıların yargılama giderlerinden muaf tutulmalarına karşın, bu kapsama vekalet ücretinin dahil edilmediği, yargılama giderlerinin vekalet ücretini de kapsadığı, davacılar aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesinde hukuki isabet görülmediği gerekçesiyle, davacıların esasa yönelik istinaf başvurusunun reddine, vekalet ücretine yönelik istinaf başvurusunun kabulüne, Mahkeme kararının davacılar aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesine ilişkin kısmının kaldırılmasına, davacıların istinaf yargılama giderinden muaf tutulmasına karar verilmiştir. TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI: Davacılar tarafından, olayda hizmet kusurunun bulunduğu, hükme esas alınan bilirkişi raporunun eksik ve hatalı olduğu; davalı ... ...Üniversitesi Rektörlüğü tarafından, davacıların vekalet ücretinden muaf tutulmalarının hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir. TARAFLARIN_SAVUNMALARI: Davalı ... Bakanlığı tarafından, davacıların temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. Davacılar ve davalı ... ...Üniversitesi Rektörlüğü tarafından savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ: ... DÜŞÜNCESİ : Bölge İdare Mahkemesi kararının, esas yönünden onanması, vekalet ücreti yönünden bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME: A) Davacıların Davanın Esasına Yönelik Temyiz İstemlerinin İncelenmesi: Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen kararın davanın esasına ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. B) Temyiz İstemine Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararının, Davacıların İstinaf Başvurusunun Vekâlet Ücreti Yönünden Kabulüne İlişkin Kısmına Karşı Davalı ... ...Üniversitesi Rektörlüğü Tarafından Yapılan Temyiz İsteminin İncelenmesi: İLGİLİ MEVZUAT VE HUKUKİ DEĞERLENDİRME: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesinde, adli yardım hallerinde yapılacak işlemler ile ilgili hususlarda uygulanacak kurallara ilişkin olarak Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na yollamada bulunulmuştur. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) "Yargılama giderlerinin kapsamı" başlıklı 323. maddesinde, “(1) Yargılama giderleri şunlardır:
a)Başvurma, karar ve ilam harçları.
b)Dava nedeniyle yapılan tebliğ ve posta giderleri.
c)Dosya ve sair evrak giderleri.
ç)Geçici hukuki koruma tedbirleri ve protesto, ihbar, ihtarname ve vekâletname düzenlenmesine ilişkin giderler.
d)Keşif giderleri.
e)Tanık ile bilirkişiye ödenen ücret ve giderler.
f)Resmî dairelerden alınan belgeler için ödenen harç, vergi, ücret ve sair giderler.
g)Vekil ile takip edilmeyen davalarda tarafların hazır bulundukları günlere ait gündelik, seyahat ve konaklama giderlerine karşılık hâkimin takdir edeceği miktar; vekili bulunduğu hâlde mahkemece bizzat dinlenmek, isticvap olunmak veya yemin etmek üzere çağrılan taraf için takdir edilecek gündelik, yol ve konaklama giderleri.
ğ)Vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekâlet ücreti.
h)Yargılama sırasında yapılan diğer giderler.” hükmüne; "Yargılama giderlerinden sorumluluk" başlıklı 326. maddesinin 1. fıkrasında, "Kanunda yazılı hâller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir. " kuralına; "Vekâlet ücretinin taraf lehine hükmedilmesi" başlıklı 330. maddesinde ise, "Vekil ile takip edilen davalarda mahkemece, kanuna göre takdir olunacak vekâlet ücreti, taraf lehine hükmedilir." düzenlemesine yer verilmiştir.
Dolayısıyla, vekâlet ücretinin,
HMK’nın 323. maddesinde düzenlenen yargılama giderleri kapsamında yer aldığında ve -kural olarak- davada haksız çıkan taraf aleyhine hükmedileceğinde kuşku bulunmamaktadır. Anılan vekâlet ücretinin ise, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17/05/2023 tarihli ve E:2022/3-918, K:2023/486 sayılı kararında da belirtildiği üzere, vekilin/avukatın, müvekkiline/iş sahibine sunduğu hukukî yardımının karşılığı olan ve vekil ile müvekkili arasındaki sözleşme ilişkisinden doğan "akdi vekâlet ücreti" değil, yargılama sonunda davada haksız çıkan tarafın, karşı tarafı vekil tutmak zorunda bırakmış olması nedeniyle ödemeye mahkum edildiği ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen "yasal vekâlet ücreti" olduğu açıktır. Diğer taraftan, yargılama giderlerini karşılamayacak oranda ekonomik güçlük içerisinde bulunan, ancak dava açma ihtiyacı olan kimseler için HMK’nın 334 ve devamındaki maddelerinde adli yardım müessesesi düzenlenmiştir.
HMK’nın 334. maddesinin 1. fıkrası gereğince, kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin, gereken yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimseler, iddia ve savunmalarında, geçici hukukî korunma taleplerinde ve icra takibinde, taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması kaydıyla adli yardımdan yararlanabilmektedirler. Aynı Kanun'un "Adli yardımın kapsamı" başlıklı 335. maddesinde de, “(1) Adli yardım kararı, ilgiliye, aşağıdaki hususları sağlar:
a)Yapılacak tüm yargılama ve takip giderlerinden geçici olarak muafiyet.
b)Yargılama ve takip giderleri için teminat göstermekten muafiyet.
c)Dava ve icra takibi sırasında yapılması gereken tüm giderlerin Devlet tarafından avans olarak ödenmesi.
ç)Davanın avukat ile takibi gerekiyorsa, ücreti sonradan ödenmek üzere bir avukat temini. (2) Mahkeme, talepte bulunanın, yukarıdaki bentlerde düzenlenen hususlardan bir kısmından yararlanmasına da karar verebilir. (3) Adli yardım, hükmün kesinleşmesine kadar devam eder.” hükmü yer almaktadır.
Buna göre adli yardım kapsamında sağlanan haklar, genel olarak, peşin ödenmesi gereken giderlerin ertelenmesi, bazı giderlerin Devlet tarafından avans olarak karşılanması olup ilgilinin bu hakları hükmün kesinleşmesine kadar devam etmektedir.
HMK'nın 335. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde ifade edilen avukatlık ücretinin ise, davada haksız çıkan taraf aleyhine hükmedilecek yasal vekâlet ücreti ile ilgisi bulunmamaktadır. Öte yandan, HMK’nın "Adli yardımla ertelenen yargılama giderlerinin tahsili" başlıklı 339. maddesinde, “(1) Adli yardım kararından dolayı ertelenen tüm yargılama giderleri ile Devletçe ödenen a...slar dava veya takip sonunda haksız çıkan kişiden tahsil olunur. Adli yardımdan yararlanan kişinin haksız çıkması hâlinde, uygun görülürse yargılama giderlerinin en çok bir yıl içinde aylık eşit taksitler hâlinde ödenmesine karar verilebilir. (2) Adli yardım kararından dolayı Devletçe ödenen veya muaf tutulan yargılama giderlerinin tahsilinin, adli yardımdan yararlananın mağduriyetine neden olacağı mahkemece açıkça anlaşılırsa, mahkeme, hükümde tamamen veya kısmen ödemeden muaf tutulmasına karar verebilir.” hükmüne yer verilmiştir.
Yukarıda aktarılan hükümlerin birlikte değerlendirilmesinden; adli yardım müessesesinin, yargılama ve icra takibi giderlerini ödeme gücünden yoksun bulunan kişilere hak arama özgürlüklerinin temini amacıyla tanınan bir hak olduğu da dikkate alındığında;
HMK'nın 335. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi uyarınca kişinin hüküm kesinleşinceye kadar (geçici olarak) muaf tutulduğu "tüm yargılama giderleri" ifadesinden kastın, yalnızca adli yardım kararından yararlanacak tarafın bizzat yapacağı giderler olduğu; daha açık bir anlatımla, dava açarken ya da davanın devamı sırasında ödemekle yükümlü olduğu, yargı ve posta hizmetinden yararlanmasının karşılığı olan yargı harçları, posta avansları, bilirkişi ücreti, keşif masrafı gibi gider kalemlerini kapsadığı, davanın sonucunda haksız çıkması halinde karşı (davayı kazanan) tarafa ödemekle yükümlü olacağı yasal vekâlet ücretini içermediği sonucuna varılmaktadır. Esasen,
HMK'nın 326. ve 330. maddelerinde, yasal vekâlet ücretinin, davada haksız çıkan taraf aleyhine hükmedileceği ve davada haklı çıkan tarafa ait olacağı yolundaki kurala, adli yardım bakımından bir istisna getirilmemiş, böylelikle davayı kazanan tarafın yasal vekâlet ücretine ilişkin hakkı her durumda korunmuştur. Nitekim Anayasa Mahkemesi, 29/12/2021 tarihli ve Başvuru No:2018/3222 sayılı kararında, davada haklı çıkan taraf lehine hükmedilen yasal vekâlet ücretinin, mülkiyet hakkının güvencelerinden yararlanacağını kabul etmiştir.
Daha açık bir anlatımla, adli yardım müessesesi, yalnızca Devletin kendi alacağının tahsilini bir müddet ertelemesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle, davada haksız çıkan tarafın, karşı tarafı vekil tutmak zorunda bırakmış olması nedeniyle ödemeye mahkum edildiği ve davayı kazanan tarafa ait olan yasal vekâlet ücretinin, adli yardım kapsamında geçici muafiyet tanınan giderler arasında kabul edilmesi mümkün değildir. Aynı şekilde,
HMK'nın 339. maddesinin 2. fıkrasının metninden de açıkça anlaşılacağı üzere, yasal vekâlet ücreti, anılan fıkrada kesin/süresiz muafiyet tanınan yargılama giderleri arasında da yer almamaktadır. Aksi kabulün, davayı kazanan tarafın mülkiyet hakkı ile hakkaniyet ilkesiyle bağdaşmayacağı açıktır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28/04/2022 tarihli ve E:2020/11-123, K:2022/620 sayılı kararında da, bu husus aynen kabul edilerek şu gerekçelere yer verilmiştir. "Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinde, yargılamanın sonunda haksız çıkan taraftan tahsili gerektiği düzenlenen yargılama giderlerinden maksat, hükmün lafzından da anlaşıldığı üzere, Devlet tarafından avans olarak yargılamanın başında ödenip ilgili taraftan tahsili ertelenen giderler olup bu kapsama, yargılamanın sonucunda taraf vekilleri lehine mahkemece, haksız çıkan taraftan tahsil edilmek üzere kanunen takdir edilen vekâlet ücretleri girmez. Dolayısıyla yargılama sonunda vekille temsil edilen taraf lehine mahkemece hükmedilecek olan vekâlet ücretinden,
HMK’nın 339/2. maddesinden faydalanılarak indirim yapılamaz. Zira aksinin kabulü hâlinde, yargılama sonucunda haksız çıkmasına rağmen haklı olan karşı tarafa ait olan vekâlet ücretine dair hakkın,
HMK’nın 339/2. maddesiyle ihlâl edilmesi söz konusu olur. Ayrıca haklı çıkan ve vekil ile temsil edilen karşı tarafın lehine hükmedilecek vekâlet ücretinden HMK’nın 339/2. maddesi gereği indirim yapılabileceğine dair bir kabul, adli yardımdan yararlananın iddiasının yahut savunmasının açıkça dayanaktan yoksun olmamasına dair adli yardımdan yararlanma koşuluna aykırılık oluşturacak olup bu durum, kanun koyucunun adli yardım müessesesiyle ilgili amacına aykırı olarak adli yardımdan yararlanan ve dava sonucunda haksız çıkan tarafın korunması sonucunu doğurur."
Bütün bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık incelendiğinde; her ne kadar temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında,
HMK’nın 339/2. maddesi gereğince vekâlet ücretinin tahsilinin, adli yardımdan yararlanan davacıların mağduriyetine neden olacağı gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının, davacılar aleyhine hükmedilen toplam 3.320,00 TL vekâlet ücretine ilişkin kısmının kaldırılmasına karar verilmiş ise de; yukarıda detaylıca açıklandığı üzere, yasal vekâlet ücreti, bir yargılama gideri olmakla birlikte adli yardımla muafiyet tanınan yargılama giderleri arasına, dolayısıyla HMK’nın 339/2. maddesi kapsamına girmediğinden; Bölge İdare Mahkemesince, ilk derece mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun bulunan vekâlet ücretine ilişkin kısmı yönünden davacıların istinaf isteminin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, Bölge İdare Mahkemesi kararının, davada haksız çıkan davacıların adli yardım kapsamında yer almayan yasal vekâlet ücretinden muaf tutulmasına ilişkin kısmında hukuki isabet görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle;
1.Davacıların davanın esasına yönelik temyiz isteminin REDDİNE, davalı ... ...Üniversitesi Rektörlüğünün vekâlet ücretine ilişkin temyiz isteminin KABULÜNE,
2.Davanın reddine ilişkin ... İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan davacıların istinaf başvurularının esas yönünden reddi ile vekâlet ücreti yönünden kabulü yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesinin ...tarih ve E:..., K:... sayılı kararının esasa ilişkin kısmının ONANMASINA, vekâlet ücretine ilişkin kısmının BOZULMASINA,
3.Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 02/10/2024 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi. (X) - KARŞI OY :
Dava dosyasının incelenmesinden; davacılar tarafından, yakınları ...'ın, 11 haftalık gebe iken rahatsızlanması nedeniyle başvurduğu ... Devlet Hastanesinde 31/05/2013 tarihinde gerçekleştirilen tedavi sürecindeki yanlışlık ve eksiklikler ile ambulans vasıtasıyla sevk edilmesi gerekirken ayakta sevk edilmesi nedeniyle ve sevkedildiği ...Üniversitesi ... Tıp Merkezinde ise geciken tedavi sebebiyle hayatını kaybettiği, her iki kurumdaki ilgili sağlık çalışanlarının hatalı ve geciken uygulamaları nedeniyle ...'ın hayatını kaybettiğinden bahisle, olayda davalı idarelerin hizmet kusuru bulunduğu iddia edilerek uğranıldığı ileri sürülen zararlara karşılık maddi ve manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Olay kapsamında bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Adli Tıp 1. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen 30/10/2017 tarih ve 4891 sayılı raporda özetle; "......'ın ölümünün akut myokard enfarktüsü ve gelişen komplikasyonları sonucu meydana gelmiş olduğu, ...'ın ... Devlet Hastanesi'nde şikayetlerine yönelik muayenesinin ve laboratuvar tetkiklerinin yapıldığı, uygun ilaçları içeren tedavinin başlanıldığı, kadın doğum konsültasyonu ile değerlendirildiği, 11 haftalık gebe olan ...'ın yüzünde döküntülerinin olması üzerine Kızamık şüphesi ile ileri tetkik ve tedavi için sevk formu düzenlendiği, sevk edildiği ...Üniversitesi ... Tıp Merkezi'nde acil serviste muayenesinin yapıldığı, dermatoloji, enfeksiyon hastalıkları, gastroenteroloji, kadın hastalıkları ve doğum konsültasyonları istenildiği, yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu cihetle; ...'ın tetkik ve tanı aşamasında iken aniden öldüğü dikkate alındığında, muayenesinde ve konsültasyonlarında görev alan hekimlere kusur izafe edilemeyeceği..." yönünde görüşlere yer verilmiştir.
Her ne kadar İdare Mahkemesince, yukarıda anılan bilirkişi raporu hükme esas alınarak olayda hizmet kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmişse de, anılan bilirkişi raporunun; davacıların iddialarını karşılamaktan uzak olduğu, otopsinin yapılmasına karşı kesin ölüm nedeninin bulunamadığı da dikkate alındığında ölümünün akut myokard enfarktüsü ve gelişen komplikasyonları sonucu meydana gelmiş olduğu tespiti yönünden anılan raporun çelişki içerdiği, bu haliyle hükme esas almaya elverişli nitelikte olmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.
İdare Mahkemesince, konuyla ilgili uzman hekimlerin katılımının sağlandığı Adli Tıp Kurumunun ilgili kurulundan belirtilen hususların açık, anlaşılır şekilde cevaplandığı ve tarafların iddialarının dikkate alındığı, bir rapor alınarak uyuşmazlığın açıklığa kavuşturulması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir. Açıklanan nedenle, davacıların temyiz isteminin kabulü ile temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının, eksik inceleme nedeniyle bozulmasına karar verilmesi gerektiği oyuyla aksi yöndeki Daire kararına katılmıyorum.