Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Ticaret Hukuku

T.C.

DENİZLİ

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

4. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : ...

KARAR NO: ...
KARAR TARİHİ: 27/03/2025

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : ...

TARİHİ : ...

NUMARASI : ...

DAVACI: ...
VEKİLİ: ...
DAVALI: ...
VEKİLLERİ: ...
DAVALI: ...
VEKİLİ: ...
DAVANIN KONUSU: Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan)
G.KARAR YAZIM TARİHİ: ...

İlk derece mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına yönelik davalılar vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:

Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının 14/10/2022 tarihli satış işlemi,... Şase nolu ... plakalı, ... aracı 2.028.314,70 TL karşılığında sıfır olarak davalı ...'den satın aldığını, davaya konu aracın distribitör şirketinin ise ... olduğunu, davacının, satın aldıktan sonra aracın herhangi bir kazaya karışmış olmamasına rağmen, araç kendisine teslim edildikten sonra yapmış olduğu incelemede aracın dört kapısı, bagaj kapağı, ön kaput ve diğer kaporta aksamlarının neredeyse tamamında ayarsızlık olduğunun anlaşıldığını, araçtaki ayıpların farkedilmesi üzerine aracın 28/10/2022 tarihinde davalı şirket servisine götürüldüğünü ancak aracın fabrikasyon olarak bu halde gelmiş olduğunun belirtilerek herhangi bir işlem yapılmadığını, işbu davadan önce ... Mahkemesi'nin ...

D. İş sayılı dosyasında alınan 06/12/2023 tarihli bilirkişi raporunda "Söz konusu ...

plakalı sayılı araçta; Aracın kaportasında herhangi bir sökme takma vb. işlem olmadığı ve orijinal halde olduğu, Bagaj kapağında montaj hatası olduğu ve ayıplı olduğu,Motor kaputunda montaj hatası olduğu ve ayıplı olduğu, 4 kapıda(Sağ ön ve arka, sol ön ve arka) montaj hatası olduğu ve ayıplı olduğu tespit edilmiştir." şeklinde görüş bildirildiğini, bilirkişi raporunun davalı şirkete 19/01/2023 tarihinde tebliğ edilmiş olmasına karşın davalı tarafından rapora süresi içerisinde itiraz edilmediğini ve rapor kesin delil mahiyeti kazandığını belirterek, davaya konu araçtaki mevcut ayıbın giderilmesi için fazlaya ilişkin hakları saklı ve baki kalmak bilirkişi tarafından tespit edildiğinde arttırılmak üzere 500,00 TL sı değerindeki onarımın ücretsiz olarak davalılar tarafından gerçekleştirilmesine ve aracın onarımının yapılması/onarım yapılmasa dahi aracın ayıplı haliyle satışı halinde benzer araçlara göre daha düşük fiyata satılacak olması nedeniyle araçtaki değer kaybının başta olmak üzere fazlaya ilişkin hakları saklı ve baki kalmak bilirkişi tarafından tespit edildiğinde arttırılmak üzere 500,00 TL si maddi tazminatın arabuluculuğa başvuru tarihinden itibaren başlamak kaydıyla ticari temerrüt faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, ... Mahkemesi'nin ...

D. İş sayılı dosyasında yapılan yargılama giderleri de dahil edilerek yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davacı vekili 24/10/2024 tarihli bedel artırım dilekçesiyle, davaya konu araçtaki mevcut ayıbın giderilmesi için fazlaya ilişkin haklarımız saklı ve baki kalmak bilirkişi tarafından tespit edildiğinde arttırılmak üzere araçtaki onarımın ücretsiz olarak davalılar tarafından gerçekleştirilmesine ve aracın onarımının yapılması/onarım yapılmasa dahi aracın ayıplı haliyle satışı halinde benzer araçlara göre daha düşük fiyata satılacak olması nedeniyle araçtaki değer kaybı başta olmak üzere fazlaya ilişkin haklarımız saklı ve baki kalmak kaydıyla 250.000,00 TL maddi tazminatın arabuluculuğa başvuru tarihinden itibaren başlamak kaydıyla ticari temerrüt faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsile tahsiline, ... Mahkemesinin ...

D. İş sayılı dosyasında yapılan yargılama giderleri de dahil edilerek yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirket aleyhine açılmış bir değişik iş dosyası bulunmadığı gibi müvekkili şirkete tebliğ edilen bir bilirkişi raporu da bulunmadığını, hal böyle iken davacı tarafın bu yöndeki talep ve iddialarının abesle iştigal eder nitelikte olduğunu ve reddi gerektiğini, zamanaşımı itirazında bulunduğu, kabul anlamına gelmemek üzere davacı tarafın "aracı 14/10/2022 tarihinde satın ve teslim aldıktan sonra aracın 4 kapısı, bagaj kapağı, ön kaput ve diğer kaporta aksamlarında ayarsızlık olduğunu fark etmesi üzerinde 28/10/2022 tarihinde yetkili servise başvurduğu" iddiasında bulunduğunu fakat müvekkili şirkete süresinde bir bildirim yapılmadığını, Türk Borçlar Kanunun 223. maddesinde yer alan "hemen" bildirim yapılması koşulunun yerine getirilmediğinin tüm dosya kapsamı ile sabit olduğunu, davacının aracı 14/10/2022 tarihinde satın ve teslim aldığını 28/10/2022 tarihinde yetkili servise giriş yaptığının sabit olduğunu, dolayısıyla, bildirim yükümlülüğüne uymamış olan davacı tarafın soyut iddialarının ve taleplerinin reddine karar verilmesini, davacı yanın ihbar yükümlülüğüne uymadığından bahisle de davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davacı tarafın iki gün süreli ihbar yükümlülüğüne uymadığını, bu nedenle de huzurdaki davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla, davacının var olduğunu iddia ettiği problemlerin tümünün, görsel ve bir bakışta fark edilebilecek iddialardan olduğunu, davacı tarafın, davaya konu ettiği hususlarda 28/10/2022 tarihinde diğer davalı ...'e ait yetkili servise başvuru yaptığını ve araçta herhangi bir problem olmadığının kendisine bildirildiğini, aracın satın alım tarihi dikkate alındığında, süresinde bildirim yapılmadığının izahtan vareste olduğunu, davacı tarafın iddia ettiği problemleri biliyor olmasına rağmen, 1 buçuk yıl sonrasında dava ikame etmiş olmasının, hayatın olağan akışına aykırı olduğu gibi, bildirim yükümlülüğü ve zaman aşımı yönünden de davanın reddine karar verilmesini gerektirdiğini, husumet itirazlarının bulunduğunu, davacı tarafın dava dilekçesinde soyut bir iddiada bulunduğunu, somutlaştırma yükümlüğünü yerine getirmediğini, müvekkili şirketin satıcı konumunda olmadığından, bedel indirimine (değer kaybına) ilişkin taleplerin müvekkili şirkete yöneltilmesinin mümkün olmadığını, davacı yanın iddialarını kabul anlamına gelmemek kaydı ile, Türk Borçlar Kanunu'nun 227. maddesi uyarınca malın ayıplı olduğunun anlaşılması halinde bazı seçimlik haklar bulunduğunu ve bu haklardan bazılarının yalnızca satıcıya karşı kullanılabileceğini, zira müvekkili şirket ile davacı arasında herhangi bir sözleşmesel ilişki bulunmadığından, bedele ilişkin taleplerin müvekkil şirkete yöneltilmesinin mümkün olmadığını, bu nedenle bedelden indirim isteme (yaygın tabirle, "değer kaybı") talebinin ancak ve ancak satıcıya yöneltilebileceğinin açık olduğunu, dava konusu müvekkili şirkete atfedilebilecek ve davacı yanın taleplerinin kabul edilmesini gerektirecek bir problem bulunmadığını, davacı yanın hiçbir iddiasının gerçekleri yansıtmadığını, dürüstlük kuralına ve hakkaniyete aykırı taleplerinin kabul edilemez nitelikte olduğunu, zira dava konusu aracın 1 buçuk yıldan uzun bir süredir trafikte olduğunu ve taraflarınca tespit edildiği üzere hali hazırda 20 bin bin kilometreden fazla yol yaptığını, uzun bir süre sorunsuz olarak kullanılan bir araç hakkında talepte bulunulmasının, hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, dava konusu araçta üretim kaynaklı bir problem bulunmadığını, ayrıca dava konusu araca dışarıdan bir müdahale olup olmadığı hususunun da araştırılması gerektiğini, akabinde şayet araca dışarıdan bir müdahalede bulunulmadı ise; iddia olunan ayarsızlık probleminin toleranslar dahilinde olup olmadığının incelenmesi gerektiğini, zira dava konusu aracın kaporta parçaları hakkında her halükarda ayar işlemi yapılabilecek olduğunu, bu durumun herhangi bir değer kaybına sebebiyet vermeyeceği gibi, çok kısa sürede onarılabilecek nitelikte olduğunu, ayar işlemi sonucunda değer kaybı doğmasının da mümkün olmadığını, ispat yükünün davacı tarafta olduğunu ancak davacının davasını ispat edemediğini, aralarında boya konusunda uzman bir kimya mühendisinin de bulunması sağlanarak, teknik üniversitelerin otomotiv ana bilim dalı öğretim üyelerinden bilirkişi heyeti oluşturulmasını ve müvekkil şirketin de katılımı ile birlikte keşif yapılmak suretiyle iddia edilen hususların incelenmesini talep ettiklerini, davacı yanın dayanak gösterdiği Değişik İş dosyasında alınan bilirkişi raporunun delil olarak kabul edilemeyeceğini, müvekkili şirketin değişik iş dosyasında taraf konumunda bulunmadığını, usule aykırı olarak, HMK.27’de yer alan hukuki dinlenilme hakkı ihlal edilerek, taraf teşkili sağlanmadan, deliller toplanmadan, müvekkil şirketin gıyabında yapılan bilirkişi incelemesine ve bilimselliğe ve denetime aykırı bir şekilde düzenlenen bilirkişi raporuna itiraz ettiklerini, davacı yanın sunduğu bilirkişi raporunun hükme esas alınmaması gerektiğini, zira müvekkili şirketin taraf olmadığı bir değişik iş dosyasının iş bu davaya dayanak gösterilmesinin mümkün olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Diğer davalı .... davaya cevap vermemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:

İlk derece mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; somut olayda davacının, ... Şase nolu ... plakalı, ... aracı fatura karşılığı davalılardan 10/10/2022 tarihinde satın aldığı, satın aldıktan sonra aracın herhangi bir kazaya karışmış olmamasına rağmen, dava konusu aracın, bagaj kapağı, ön kaput ve 4 kapıda da ayarsızlık olduğu, araçta herhangi bir söküm işlemi gerçekleştirilmemiş olduğu anlaşıldığından, bahsedilen parçalarda görülen hataların montaj hatası olduğu ve üretimden kayaklı olduğu, araçta görülen hatalar nedeniyle aracın ayıplı olduğu ve ayıbın zamanla ortaya çıkmasından dolayı gizli ayıplı olduğu, servis formlarında da ayıbın tespit edildiği ve ayarlama ile yapılabileceğinin ifade edildiği, fakat ön kaputtaki ayıbın düzeltilemeyeceği, diğer ayıplar her ne kadar giderilse de cıvatalarda vb. yapılacak sökme takma işlemleri nedeniyle aracın orijinalliğinin bozulacağı, bu zararın- ayıbın gizli ayıp mahiyetinde olduğu, iş bu şekildeki ayıplı aracı davacının kabul etmesinin kendisinden beklenemeyeceği, davacının mağduriyetlerinin halen devam ettiği her ne kadar davalı ... şirket vekili husumet itirazında bulunmuş ise de, bu durumun her iki davalı arasındaki iç ilişkiden kaynaklandığı, özellikle araçtaki ayıbın gizli ayıp niteliği taşımasına, kullanımla ortaya çıkabileceğine, ayıp ihbarının süresinde olmasına göre, davalının husumet itirazının reddi ile, 20/07/2024 havale tarihli bilirkişi raporunun denetime elverişli ve yeterli gerekçeyi içerir nitelikte olduğu gerekçesiyle, davacının aracındaki gizli ayıptan davalıların, davacıya karşı müteselsilen sorumlu oldukları anlaşıldığından, davanın kabulüne ve 250.000,00 TL'nin (ayıp oranında satış bedelinde indirim bedelinin) dava tarihi olan 20/02/2024 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ:

Davalı ... vekili istinaf başvuru dilekçesinde; huzurdaki incelemeye konu davanın, müvekkili şirket bakımından her halükarda husumet yokluğundan bahisle reddine karar verilmesi gerektiğini, davacı tarafın, müvekkili şirkete herhangi bir ödeme yapmadığını, müvekkil şirkete yapılmayan bir ödemenin tenziline karar verilmesinin hukuken mümkün olmadığını, sözleşmeden dönme ve bedelden indirim haklarının ithalatçı firmaya karşı ileri sürülmesinin mümkün olmadığını, her ne kadar Yerel Mahkemece; "(...) davalı ... şirket vekili husumet itirazında bulunmuş ise de, bu durumun her iki davalı arasında ki iç ilişkiden kaynaklandığı" yönündeki gerekçe ile husumet itirazlarının reddine karar verilmişse de, Yerel Mahkemenin gerekçesinin dahi itirazlarıyla bağdaşmadığını, diğer davalı ile müvekkil şirket arasındaki ilişkinin, husumet itirazlarıyla bir ilgisinin bulunmadığını, bedel indirimi talebinin hiçbir koşulda ithalatçıya yönlendirilebilmesinin mümkün olmadığını, hükme esas alınan bilirkişi raporu, yargı ve taraf denetimine elverişli olmadığını, dosyanın, usul ekonomisi gereğince Yargıtay kararlarına uyumlu bir heyetin oluşturularak, iş bu heyete tevdi edilmesi gerekmekteyken yerel mahkemece karar verilmesinin hatalı olduğunu, hükme esas alınan raporda bilirkişinin tespitlerinin fahiş derecede hatalı olduğunu, yerel mahkemece ek rapor dahi alınmamasının nedeninin, taraflarınca anlaşılamadığını, bildirim yükümlülüğüne uyulmadığını, davanın salt bu sebeple dahi reddine karar verilmesi gerektiğini, huzurda görülen davada tarafların tacir olduğunu, bu nedenle TTK ve TBK hükümleri uygulama alanı bulacağını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla, hükme esas alınan raporda bilirkişinin sadece ve sadece göz incelemesi ile "bagaj kapağı, ön kaput ve 4 kapıda da ayarsızlık olduğu ve görülen hataların montaj hatası olduğu ve üretimden kayaklı olduğu" yönünde tespit yaptığını ve her nasılsa bunun "ayıbın zamanla ortaya çıkmasından (!) dolayı gizli ayıplı olduğu" kanaatine vardığını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla, bilirkişinin kendi tespiti uyarınca gözle görülen hataların montaj hatası ve üretimden kaynaklı olarak anıldığını, hal böyle iken, bu durumun nasıl gizli ayıp olduğu ve nasıl sonradan ortaya çıktığının taraflarınca anlaşılamadığını ve dahi hayretle karşılandığını, zira araçta montaj hatası olduğunu ve bunun üretimden kaynaklı olduğunu bilirkişinin yalnızca göz incelemesi sonucu tespit ettiğini ifade ettiğini, bu durumun nasıl sonradan ortaya çıkan gizli ayıp niteliğinde olabileceğinin anlaşılamadığı gibi bilirkişi tarafından da ifade edilemediğini, bilirkişinin, "ayıp ihbarının süresinde yapıldığına ilişkin" tespitlerinin külliyen hatalı olduğu ve Yerel Mahkemenin gerekçesinin de bu yönüyle hatalı olduğunu, zira bilirkişinin sadece ve sadece göz incelemesi ile dakikalar içerisinde tespit ettiği ve zaten var olan bir hususun, daha sonra ortaya çıktığı ve gizli ayıp olduğu yönündeki bilirkişi görüşünün taraflarınca hayretle karşılandığını, dava konusu araçtaki ayıp iddiasını kabul anlamına gelmemek kaydıyla, davacı yanın ayıp iddiasının ancak ve ancak açık ayıp olarak nitelendirilebileceğini ve bu nedenle iddiaların bildirim yükümlülüğüne uyulmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmesi gerektiğini, yerel mahkemece zamanaşımı itirazlarının değerlendirilmemiş olmasının da hatalı olduğunu, davacı yanın iki gün süreli ihbar yükümlülüğüne uymadığını, bilirkişinin aracın kaporta parçalarında sorun olduğu yönündeki değerlendirmesinin yerinde olmadığını, hükme esas alınan raporda bilirkişinin, yetkili servis formlarından yola çıkarak görüşler verdiğini;

20/01/2024 tarihli formda aracın kapılarında herhangi bir bozukluk olmadığı, diğer araçlarla aynı olduğunun açık bir şekilde tespit edildiğini, zira bir aracın, kendisi ile aynı marka ve model diğer araçlarla aynı şekilde ise, ayıp söz konusu olmasının mümkün olmadığını, ayıp kavramının; bir ürünün emsallerine nazaran olumsuz anlamda farklılaştığı durumlarda söz konusu olduğunu ancak aracın kapılarının, dava konusu araç ile aynı marka/model araçlarda da aynı görsellikte olduğu yetkili servis tarafından açık bir şekilde tespit edildiğini, bilirkişinin bu hususa dikkat etmediğini ve aracın emsallerine nazaran bir araştırma yapmamış olmasının hatalı olduğunu, dava konusu aracın kapılarında onarım yapılmasını gerektirecek bir problem dahi bulunmadığını, öte yandan aracın bagaj kapağının vidalara orijinalliğine zarar vermeden düzeltilebileceğinin açık bir şekilde tespit edildiğini, bilirkişinin bu hususa dikkat etmeksizin araçta değer kaybı oluşacağı yönünde görüş vermiş olmasının da kabul edilemeyeceğini, bununla birlikte bilirkişinin müvekkili şirketin taraf olmadığı bir değişik iş dosyasını rapora esas almasının da doğru olmadığını, yerel mahkeme kararının salt bu nedenle dahi kaldırılması gerektiğini, bilirkişi raporunun denetime elverişli olmayıp, hükme esas alınmaması gerektiğini, buna rağmen yerel mahkemece ek rapor dahi alınmaksızın karar verilmiş olmasının hatalı olduğunu, hükme esas alınan raporda bilirkişi tarafından araçta neden değer kaybı oluşacağı açıklanmadığı gibi, değer kaybının Yargıtay içtihatlarına aykırı bir şekilde ve fahiş olarak hesaplandığını, dava konusu aracın ayıplı olmadığı yönündeki itirazlarına halel gelmemek kaydıyla, aracın satın alındığı tarih ve fatura değeri dikkate alınarak değer kaybının nispi metod yöntemiyle tespit edilmesi ve aracın piyasadaki tercih durumu, kilometresi ve iddia edilen hususun değer kaybına etkisinin değerlendirilmesi gerektiğini, öyle ki hükme esas alınan raporda bilirkişi tarafından belirlenen değer kaybı tutarının oldukça fahiş olduğunu ve hesaplamanın dayanağının dahi belli olmadığını, Yargıtay içtihatlarına aykırı hesaplama yapıldığını, raporun denetime elverişli olmadığını ve hükme esas alınması gerektiğini, yerel mahkemece ek rapor dahi alınmaksızın karar verildiğini ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.

Davalı .... vekili istinaf başvuru dilekçesinde; Yerel mahkemenin hukuka, usul ve yasaya aykırı olan kararını kabul etmediklerini, mahkemenin dosya kapsamındaki tüm kayıt ve delilleri yanlış ve eksik değerlendirme yaparak ve hatalı ve çelişkili bilirkişi raporuna dayanarak yanlış karar verdiğini, bilirkişi raporunda belirtilen ayıplara ilişkin müvekkili şirkete yöneltilebilecek bir kusur bulunmadığını, raporda belirtilen kusurların dışarıdan bakılarak basit bir gözlem ile bilirkişi tarafından belirlenmiş olduğunu, gizli ayıp olarak nitelendirildiğini, davacı yanın aracı teslim aldığı günden bu yana sorunsuz bir şekilde kullandığını ve yararlanmaya devam ettiğini, bilirkişi raporunun her açıdan bakıldığında hatalı, çelişkili ve eksik olduğunu, bu nedenle teknik yönden yeterli olmayan, eksik, çelişkili ve hatalı olan bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli olmadığını, dava konusu araçta herhangi bir ayıp bulunmadığını, Türk Borçlar Kanunu'nun 223. Maddesi gereğince; alıcının malı gözden geçirme ve bildirme külfetleri ve sürelerinin düzenlendiğini hak düşürücü süre niteliğinde olduğunu, davacı tarafından müvekkili şirkete böyle bir bildirimde bulunulmadığını, davacı tarafın, müvekkili şirket servisine, dava konusu hususlarla ilgili olarak, 28/10/2022 tarihinde başvurduğunu, araçta bir problem olmadığının tespit edildiğini ve bu başvurunun bildirim süresi içinde yapılmadığını, zamanaşımı süresinin dolmuş olması nedeniyle davanın ve ıslah talebinin reddine karar verilmesi gerektiğini, müvekkil şirketin davaya konu aracın üreticisi, tedarikçisi olmadığını, bu nedenle müvekkili şirketin herhangi bir sorumluluğu bulunmadığından husumet itirazları bulunduğunu, davacının taleplerini müvekkili şirkete yöneltmesinin mümkün olmadığını, bu nedenle yerel mahkemenin müvekkili aleyhine hüküm kurmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, bu itirazlarının yerel mahkemece dikkate alınmadığını, davanın husumet yokluğundan reddini talep ettiklerini, davacının işbu davayı açmasının açıkça Medeni Kanunu 2 maddeye aykırı olduğunu, davacının davasının yasal dayanaktan mahrum olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE: Dairemizce HMK'nın 355. maddesi kapsamında istinaf dilekçesinde belirtilen hususlarla sınırlı olmak üzere ve kamu düzenine ilişkin hususlar resen dikkate alınarak yapılan inceleme neticesinde; İstinaf başvurusuna konu uyuşmazlık, araç satış sözleşmesinden kaynaklı satış bedelinde indirim talebine ilişkindir.

Ticari satış ve mal değişimi başlıklı 6102 sayılı TTK 23/1. maddesinde; özel hükümler saklı kalmak şartıyla, tacirler arasındaki satış ve mal değişimlerinde de Türk Borçlar Kanunu'nun satış sözleşmesi ile mal değişim sözleşmesine ilişkin hükümlerin uygulanacağı buna göre malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmesi gerektiği, açıkça belli değilse alıcının malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde inceleyip veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlü olacağı, diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanunu'nun 223. maddesinin ikinci fıkrasının uygulanacağı düzenlenmiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 223/2. Maddesi; "Alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır." Ayıp durumunda alıcının seçimlik haklarını düzenleyen 227. maddesi; Satıcının satılanın ayıplarından sorumlu olduğu hâllerde alıcı, aşağıdaki seçimlik haklardan birini kullanabilir:

1.Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme.

2.Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde indirim isteme.

3.Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme.

4.İmkân varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme. Alıcının genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklıdır. Satıcı, alıcıya aynı malın ayıpsız bir benzerini hemen vererek ve uğradığı zararın tamamını gidererek seçimlik haklarını kullanmasını önleyebilir. Alıcının, sözleşmeden dönme hakkını kullanması hâlinde, durum bunu haklı göstermiyorsa hâkim, satılanın onarılmasına veya satış bedelinin indirilmesine karar verebilir. Satılanın değerindeki eksiklik satış bedeline çok yakın ise alıcı, ancak sözleşmeden dönme veya satılanın ayıpsız bir benzeriyle değiştirilmesini isteme haklarından birini kullanabilir." şeklindedir. Davalı ...'nin istinaf itirazları değerlendirildiğinde;

TBK'nın 219 ve devamı maddelerinde düzenlenen ayıptan sorumluluk, akdi bir sorumluluk türü olduğundan, sadece satım sözleşmesinin tarafları arasında söz konusu olabilir. Satıcının ayıba karşı tekeffül sorumluluğuna bağlı olarak alıcıya tanınan seçimlik hakları da (sözleşmeden dönme, bedel indirimi, değiştirme hakları) satıcıya karşı ileri sürülebileceği, alıcının, ayıba karşı tekeffüle dayanan seçimlik haklarını, satıcı dışındaki kişilere, yani satım sözleşmesinin tarafı olmayan üçüncü kişilere (üreticiye, ithalatçıya, ara satıcıya vb.) yöneltmek suretiyle onları ayıba karşı tekeffül hükümleri uyarınca sorumlu tutmasının mümkün olmadığı, alıcının, satıcı dışındaki üçüncü kişileri, akdi sorumluluğu ilişkin genel hükümler uyarınca da sorumlu tutamayacağı, her ne kadar, Tüketicinin Korunmasına İlişkin Kanun'un "ayıplı mal" başlıklı 4 üncü maddesinde, tüketici konumundaki alcının, ayıba karşı tekeffülden doğan seçimlik haklarını satıcı dışındaki üçüncü kişilere (üretici, ithalatçı, acente) karşı da yöneltebilmesi imkanı düzenlenmişse de, dava konusu "tacirler arası ticari satımlarda" uygulanmayacağı nazara alınarak, ithalatçı olan bu davalı açısından davanın husumetten reddi yerine yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır. (Emsal Yargıtay 3.HD 2022/3335 E, 2022/5071 K;

11.HD 2020/4482 E, 2021/7333 K;

11.HD. 2023/541 E, 2024/3849 K. sayılı ilamları) Davalı ....'nin istinaf itirazları değerlendirildiğinde;

Dosyadaki belgelere, mevcut delil durumuna, kararın dayandığı delillerle belirtilen gerekçelere, ilk derece mahkemesince alınan bilirkişi raporu ile delil tespiti dosyasında alınan bilirkişi raporundan, dava konusu aracın, bagaj kapağı, ön kaput ve 4 kapıda da ayarsızlık olduğu, araçta herhangi bir söküm işlemi gerçekleştirilmemiş olduğu anlaşıldığından, bahsedilen parçalarda görülen hataların montaj hatası olduğu ve üretimden kayaklı olduğu, araçta görülen hatalar nedeniyle aracın ayıplı olduğu ve ayıbın zamanla ortaya çıkmasından dolayı gizli ayıplı olduğu tespit edildiğine, aracın ayıp niteliğinde olduğu iddia edilen arızaya ilişkin olarak yetkili servise götürülmesinin, hukuki olarak ayıp ihbarı olarak değerlendirilmesine göre, ilk derece mahkemesi karar ve gerekçesinin usul ve yasaya uygun olduğu, kanunun olaya uygulanmasında hata edilmediği, ihtilafın doğru tanımlandığı anlaşmakla; davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekir.

Açıklanan nedenlerle, davalı ....'nin istinaf başvurusunun reddine, davalı ...'nin istinaf başvurusunun kabulüyle ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca düzeltilerek yeniden karar vermek üzere kaldırılmasına karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

A)... Mahkemesi'nin ... tarih, ... Esas ... Karar sayılı kararına karşı davalı .... vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,

B)Davalı ...vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, ...Mahkemesi'nin ...tarih, ... Esas ... karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince düzeltilerek aşağıdaki şekilde yeniden karar verilmek üzere KALDIRILMASINA,

1.Davanın KISMEN KABULÜNE,

2.250.000,00 TL'nin (ayıp oranında satış bedelinde indirim bedelinin) dava tarihi olan 20/02/2024 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalı ....'nden alınarak davacıya verilmesine,

3.... yönünden husumet yokluğundan davanın REDDİNE,

4.Alınması gerekli 17.077,50 TL harçtan peşin alınan 427,60 TL harç ile 4.252,29 TL tamamlama harcının mahsubu ile bakiye 12.397,61 TL harcın davalı....'nden alınarak hazineye gelir yazılmasına,

5.Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince 40.000,00 TL vekalet ücretinin davalı ...'nden alınarak davacıya verilmesine,

6.Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı ...ye verilmesine,

7.Arabuluculuk Ücreti 3.800,00 TL nin davalı ...'nden alınarak hazineye gelir yazılmasına,

8.Davacı tarafça yapılan 427,60 TL peşin harç, 4.252,29 TL tamamlama harcı, 3.030,30 TL keşif harcı, 4.037,00 TL tebligat masrafı ve bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 11.747,19 TL yargılama giderinin davalı ...'nden alınarak davacıya verilmesine, C)İstinaf yargılaması bakımından:

1.Davalı ... tarafından yatırılan 3.099,50 TL istinaf karar harcının talebi halinde kendisine iadesine,

2.Davalı ... Tarafından yapılan 300.00 TL posta ücreti ve 1.683,10 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı olmak üzere toplam 1.983,10 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak bu davalıya verilmesine,

3.Davalı ....'den alınması gerekli 17.077,50 TL harçtan peşin alınan 4.270,00 TL harcın mahsubu ile bakiye 12.807,50 TL harcın davalı ....'den alınarak hazineye irat kaydına,

4.Davalı .... tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,

5.İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, C) Gider avansından kalan kısmın re'sen yatırana iadesine, Ç)İstinaf karar tebliği, harç ve avans iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle kesin olarak karar verildi. ... ... Bu belge güvenli elektronik imza ile imzalanmıştır.

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog