13. Hukuk Dairesi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2022/1837 Esas
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin dava dışı asıl borçlu şirket olan ... A.Ş. 'nin ortağı olduğunu, 2018 yılında hisse devri yaptığını, İstanbul Anadolu 7.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/372 esas sayılı dosyasından ortaklıktan çıkma izni, olmadığı takdirde şirketin feshine karar verilmesini talep ettiğini, asıl borçlu şirketin İstanbul Anadolu 2.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/485 esas sayılı dosyasından konkordato başvurusu yaptığını, dava dışı asıl borçlu ile davalı bankanın yeniden yapılandırma sözleşmesi imzaladığını, finansal yapılandırma sözleşmesindeki birçok bölümde, daha evvelki kredi sözleşmelerinde imzası bulunan müteselsil kefillere karşı her alacaklı kuruluşun dava/yasal takip başlatmaya, başlatmış olduğu yasal takipleri/davaları devam ettirmeye yetkili olduğu belirtildiğini ancak asıl borçluya karşı başlatılmış takiplerin yalnızca usuli olarak devam ettirileceği hüküm altına alındığını sözk konusu hükümlerin hukuki anlamda geçerli sonuç doğurmayacağını, kefilin asıl borçludan daha ağır bir sorumluluk altına sokulmasının mümkün olmadığını, davalı bankaya bir ay içinde asıl borçlu... A.Ş.'ye karşı dava ve takip haklarını kullanması varsa rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takibe geçmeleri, ve ara vermeden takibe devam etmeleri hususunda Kadıköy ... Noterliği'nden ... yevmiye numaralı ihtarname çekildiğini fakat aradan 1 ayı aşkın süre geçmesine rağmen bir aksiyon alınmadığını belirterek TBK 601. Maddesi kapsamında kefaletin sonlandırılmasını istemiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili ile dava dışı ... A.Ş arasında 09/01/2013 ve 01/12/2015 tarihlerinde genel kredi sözleşmesi imzalandığını, anılan sözleşmeleri davacının müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla imzalandığını, borçluların bankaya olan borçlarını ödememeleri sebebi ile Beşiktaş ... Noterliğinin 02/05/2018 tarih ve ...yevmiye sayılı işlemi ile hesap kat ihtarnamesi gönderildiğini, ihtarnameye rağmen borcun ödenmemesi üzerine borçlu ... Şirketi ile dava dışı diğer borçlular ve davacı kefil hakkında 20/07/2018 tarihinde... sayılı dosyası ile ilamsız takiplere mahsus yol ile icra takibi başlatıldığını, davacının ihtarname keşidesinden önce icra takibi işlemlerinin başlatıldığını, davacının da kefil olarak tarafı olduğu genel kredi sözleşmesinde de kefil borcun yapılandırılmasına muvafakat ettiğini, bu sebeple doğan borçtan sorumlu olduğunu kabul ettiğini, kefil dilerse borcu ödeyerek kefaleti sonlandırabileceğini, davacının dava dilekçesi içeriğindeki bir kısım iddiaları müvekkiline yöneltemeyeceği gibi müvekkiline karşı iddiasını ispatlayamadığını belirterek davanın reddini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesi talebi ile cevap verdikleri anlaşıldı.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 28/06/2022 tarihli, 2021/620 Esas - 2022/495 Karar sayılı kararında;"Dava, genel kredi sözleşmeleri kapsamındaki kefaletin TBK 601. Maddesi kapsamında sonlandırılması talebidir.Uyap üzerinden gönderilen İstanbul Anadolu 2.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/485 esas sayılı dosyası incelendiğinde; dava dışı asıl borçlu ... A.Ş.'nin 25.04.2018 tarihinde konkordato talep ettiği mahkemece tensiple birlikte , takiplerin durdurulması yönünde ihtiyati tedbir kararı verildiği, 3 aylık süre ile geçici mühlet kararı verildiği, devam eden süreçte 1 yıllık kesin mühlet ve 6 aylık uzatma kararlarının verildiği ve 14.09.2020 tarihinde de davanın feragat nedeniyle reddine karar verildiği ve kararın 17.12.2020 tarihinde kesinleştiği görülmüştür.Davalı bankadan celbededilen finansal yeniden yapılandırma sözleşmesi incelendiğinde; dava dışı asıl borçlu ile davalı banka dahil 12 banka arasında 11.06.2020 tarihinde imzalandığı, sözleşmesinin imzalanmasının borçlu ve müteselsil kefiller bakımından borcun yenilendiği, nakledildiği, kefaletin sonlandığı anlamına gelmediği, müteselsil kefiller bakımından başlatılan takiplere devam edilmesi ve takip başlatılması konusunda yetkili olunduğu hususlarına yer verildiği görülmüştür.Uyap üzeriden celbedilen ... sayılı dosyası incelendiğinde; davalı banka tarafından borçlular dava dışı borçlar ... A.Ş., ..., ... ve davacı ..., hakkında 17.434.132,00 TL üzerinden 20.07.2018 tarihinde ilamsız icra takibi başlatıldığı görülmüştür.Dosyada mevcut Beşiktaş ...Noterliğinin 02.05.2018 tarih ve ...yevmiye numaralı ihtarnamesi incelendiğinde; toplam 4.669.439,09 TL ile 1.867.296,69 Euro alacağın 1 gün içerisinde ödenmesi için dava dışı asıl borçlu ile davalı ve diğer kefillere ihtarname keşide ediliği ihtarnamenin asıl borçlu şirkete 04.05.2018 tarihinde tebliğ edildiği görülmüştür.19.01.2013 Tarihli Genel Kredi Sözleşmesi incelendiğinde; 19.000.000.- TL tutarında davacının müteselsil kefil olarak imzasının bulunduğu,19. Maddesinde Kefalet Sözleşmesi başlığı altında kefaletin kapsamına yer verildiği, 19.1.3 maddesinde doğmuş borçların birden fazla demdit edilip uzatılmasınıa, taksitlendirilmesine, yeniden yapılandırılmasını kefilin peşinen kabul ettiğinin, teminatlardan vazgeçilmesini, ibra verilmesini, kefilin kabul ettiğinin 19.4.1 bendinde bankanın borçları taksitlendirmesinin, müşteri, diğer kefil ve teminatlardan vazgeçmesinin, ibra etmesinin kefilin yükümlülüğünü kaldırmayacağının, bankanın açıkça kasten kefil aleyhine hareket ettiği kanıtlanmadıkça kefilin sorumluluğunun devam edeceğinin, 19.4.4 maddesinde diğer teminatlara başvurmadan kefile başvurulabileceğinin, 19.4.5 maddesinde bankanın teminatlarından vazgeçmesi nedeniyle kefilin durumunun ağırlaştığını ileri süremeyeceğinin, 14.4.8 maddesinde borcun taksitlendirilmesi ve yeniden yapılandırılmasında bankanın serbest olduğunun ve kefilin bunu kabul ettiğinin düzenlendiği görülmüştür. 01.12.2015 Tarihli Genel Kredi Sözleşmesi incelendiğinde;25.000.000.- TL tutarında davacının müteselsil kefil olarak imzasının bulunduğu bu sözleşmenin de 20. Maddesinde Kefaletin düzenlendiği ve 19.01.2013 Tarihli Genel Kredi Sözleşmesindeki yukarıda sayılan düzenlemelere paralel düzenlemelere yer verildiği görülmüştür.Kadıköy ...Noterliğinin 01.07.2021 tarihli ihtarnamesi incelendiğinde; davalı bankanın dava dışı asıl borçlu ile akdedilen finansal yeniden yapılandırma sözleşmesi gereği borcun 10 yıl vadelendirildiğini, asıl borçlu hakkında dava ve takip hakkının kullanılması, ara vermeden takibe devam edilmesi aksi halde TBK 601. Maddesi kapsamında kefaletin sonlandırılması yoluna gidileceğinin ihtar edildiği görülmüştür.Mahkememizce toplanan tüm deliller kapsamında bilirkişiden rapor alınmasına karar verilmiştir.Mahkememizce alınan bilirkişi raporunda sonuç olarak; Dava... A.Ş ile Davalı ... Bankası A.Ş arasında; 01.12.2015 tarihli Genel Kredi Sözleşmesi, 09.01.2013 tarihli Genel Kredi Sözleşmesi akdedildiği, Dava ... A.Ş firmasının imzalamış olduğu 01.12.2015 tarih, 25.000.000.- TL ve 09.01.2013 tarihli 19.000.000.- TL tutarlı Genel Kredi Sözleşmesini Müşterek Borçlu ve Müteselsil Kefil sıfatıyla, Dava dışı ..., ...ve Davacı ...’un 25.000.000.- TL ve 19.000.000.- TL kefalet bedeli ile müteselsil kefil ve tarih ibarelerini kendi el yazısı ile yazıp imzaladığı görüldüğü, Dava... A.Ş ile Davalı ...Bankası A.Ş arasında akdedilen 01.12.2015 ve 09.01.2013 tarihli Genel Kredi Sözleşmelerine istinaden taraflar arasında borç ilişkisinin doğduğu, Dava dışı firma 25.04.2018 tarihinde İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2018/485 E. Sayılı dosyası ile konkordato mühleti verilmesi için mahkemeye başvurmuş ve konkordato talebi reddedildiği, Dava ...firmanın borçları yapılandırılmış olup, firma ile Davalı Banka arasında 11.06.2020 tarihli Finansal Yeniden Yapılandırma Kredisi Sözleşmesi akdedildiği,Genel Kredi sözleşmesinde 31.4 maddesi imza ve yürürlülük tarihi, Sözleşme örneğinin Müşteriye verilmesi“Bu sözleşme, tarafların karşılıklı ve birbirine uygun rıza ve beyanlarıyla bugün imzalanmış, sözleşmenin bir örneği aynı anda ve usulüne uygun olarak üşteriye verilmiş teslim edilmişitr. Bu sözleşmede veya ayrıca yazılı bir yürürlük tarihi belirlenmemiş ise imza tarihi itibariyle yürürlüğe girmiştir.” hükmün altına dava dışı ... A.Ş., ..., ... ve Davalı ... ın tarih yazıp imzaladığı görülmüştür. Davalının ilgili sözleşmeyi imzalamakla borçtan sorumlu olduğu kanaati Sayın Mahkemenin değerlendirmesi bünyesinde olduğu,
Davalı vekili Davalının Dava dışı ... A.Ş firmasında bulunan hisselerinindevri için 26.01.2018 tarihinde hisse devir protokolü akdedildiğini belirtmiş olup, TBK m. 131/I hükmünde de “Asıl borç ifa ya da diğer bir sebeple sona erdiği takdirde, rehin, kefalet, faiz ve ceza koşulu gibi buna bağlı hak ve borçlar da sona ermiş olur.” TBK m 598/1 hükmünde “Hangi sebeple olursa olsun, asıl borç sona erince, kefil de borcundan kurtulur. Borçlu ve kefil sıfatı aynı işide birleşmiş olursa, alacaklı için kefaletten doğan özel yararlar saklı kalır.Bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar. Kefalet, on yıldan fazla bir süre için verilmiş olsa bile, uzatılmış veya yeni bir kefalet verilmiş olmadıkça kefil, ancak on yıllık süre doluncaya kadar takip edilebilir. Kefalet süresi, en erken kefaletin sona ermesinden bir yıl önce yapılmak kaydıyla, kefilin kefalet özleşmesinin şekline uygun yazılı açıklamasıyla, azamî on yıllık yeni bir dönem için uzatılabilir. Hükmünde olduğundan, Takdir ve Hukuki yorum Yüce Mahkemenin olduğu, FİNANSAL YENİDEN YAPILANDIRMA KREDİSİ SÖZLEŞMESİ FYYS, “Alacaklı Kuruluşlar ile Borçlu ve Müteselsil Kefiller arasında akdedilmiş olan kredi sözleşmelerinin geçerliliğini ortadan kaldırmamakta olup, anılan kredi sözleşmelerine ek olmak üzere imzalanmıştır.Taraflar anılan kredi sözleşmeleri ile FYYS hükümleri arasında çelişen bir hüküm bulunması halinde bu FYYS hükümlerinin uygulanacağını, FYYS’nin, herhangi bir surette FYYS’ye konu borçların yenilendiği, mevcut borçların, kefaletlerin sona erdiği, başkaca bir borcun bulunmadığı anlamına gelmediğini, Alacaklı Kuruluşlar bakımından herhangi bir teminattan feragat anlamına da gelmediğini kabul eder. “7. FYYS’de Hüküm Bulunmayan Haller FYYS, Borçlu ile Alacaklı Kuruluşlar arasında daha önce imzalanmış bulunan sözleşmelerin ayrılmaz bir parçası olup, FYYS’de ve Çerçeve Anlaşmada hüküm bulunmayan hususlarda her bir Alacaklı Kuruluşun kendi alacağı için geçerli olmak üzere Alacaklı Kuruluş ile imzalamış olduğu sözleşme geçerlidir. Belirtilen metinlerde aynı konulara ilişkin düzenlemeler arasında çelişki bulunması durumunda, FYYS’de ve Çerçeve Anlaşmada yazılı hükümler öncelikli olarak uygulanacaktır. ”Hükmünde olduğundan, Davacı ile Davalı Banka arasında imzalanan Genel Kredi Sözleşmesini Müşterek Borçlu ve Müteselsil Kefil sıfatıyla, Davalı ...’ın 19.000.000.- ve 25.000.000.- TL olmak üzere toplamda 44.000.000.- TL kefalet bedeli ile müteselsil kefil ve tarih ibarelerini kendi el yazısı ile yazıp imzaladığı görülmüş olup, Borcun varlığı ile birlikte TBK 583. maddesine uygun olarak kefalet sözleşmesinin yazılı şekilde yapıldığı (kefillerin sorumlu olduğu azami miktar ile kefalet tarihinin ve müteselsil kefillik sıfatının kefilin kendi el yazısı ile yazıldığı) ve bu şekliyle geçerli bir kefalet sözleşmesi imzalandığı ve kefaletin geçerli olduğu, kefalet limitinin toplamda 44.000.000,00 TL olduğu anlaşılmış olup, Davalı ...’un kefaletnameyi imzalamakla borçtan sorumlu olduğu mütalaa edildiği anlaşıldı.Davacı taraf dava dilekçesinde dava dışı asıl borçlu ile finansal yeniden yapılandırma sözleşmesi imzalandığını, davalıya dava dışı asıl borçluya takibe devam etmesi için ihtarname çektiğini davalının asıl borçlu hakkında takibe devam etmemesi nedeniyle TBK 601 maddesi gereğince kefaletin sonlandırılmasını talep etmiştir.TBK'nın 601.maddesi; ''Süreli olmayan kefalette kefil, asıl borç muaccel olunca, adi kefalette her zaman ve müteselsil kefalette ise, kanunun öngördüğü hâllerde, alacaklıdan, bir ay içinde borçluya karşı dava ve takip haklarını kullanmasını, varsa rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takibe geçmesini ve ara vermeden takibe devam etmesini isteyebilir. Borç, alacaklının borçluya yapacağı bildirim sonucunda muaccel olacaksa kefil, kefalet sözleşmesinin kurulduğu tarihten bir yıl sonra alacaklıdan, bu bildirimi yapmasını ve borç bu suretle muaccel olunca, yukarıdaki fıkra hükümleri uyarınca takip ve dava haklarını kullanmasını isteyebilir. Alacaklı, kefilin bu istemlerini yerine getirmezse, kefil borcundan kurtulur.'' düzenlemesine yer verilmiştir.Taraflar arasında imzalanan 01.12.2015 tarihli sözleşmenin 20. Maddesi ve alt başlıklarında ile 19.01.2013 tarihli sözleşmenin 19. Maddesi ve alt başlıklarında kefaletin kapsamına yer verildiği, doğmuş borçların birden fazla demdit edilip uzatılmasınıa, taksitlendirilmesine, yeniden yapılandırılmasınına kefilin muvafakat ettiğinin yazıldığı, tacir olan davacının sözleşmeyi imzaladığı, kaldı ki Finansal Yeniden Yapılandırma sözleşmesinde sözleşmesinin imzalanmasının borçlu ve müteselsil kefiller bakımından borcun yenilendiği, nakledildiği, kefaletin sonlandığı anlamına gelmediği düzenlemesine yer açıkça yer veriliği, sözleşmenin borcun yenilenmesi değil muaccel olan borcun tasfiyesine yönelik olduğu anlaşılmıştır.Süreli olmayan kefalete ilişkin TBK'nın 601. maddesi hükmünden müteselsil kefilin yararlanabilmesi adi kefilden farklı olarak “kanunun öngördüğü haller” ile sınırlı tutulmuştur. Burada “kanunun öngördüğü haller” ibarssinden anlaşılması gereken husus, alacaklının, müteselsil kefile başvurabilmesi için yerine getirilmesi kanun gerekli zorunlu eylemlerdir.
TBK'nın 586. maddesinde; alacaklınını borçluyu takip etmeden veya taşınmaz rehnini paraya çevirmeden müteselsil kefile başvurabileceğini ancak bunun için borçlunun, ifada gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması veya açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olmasının gerektiği düzenlenmiştir.
TBK'nın 586/2 maddesinde ise alacak, teslime bağlı taşınır rehni veya alacak rehni ile güvenceye alınmışsa, rehnin paraya çevrilmesinden önce kefile başvurulamayacağı, ancak, alacağın rehnin paraya çevrilmesi yoluyla tamamen karşılanamayacağının önceden hâkim tarafından belirlenmesi veya borçlunun iflas etmesi ya da konkordato mehli verilmesi hâllerinde, rehnin paraya çevrilmesinden önce de kefile başvurulabileceği düzenlenmiştir. Dosya kapsamı ve yukarıda yapılan açıklamalar ışığında davacının 01.12.2015 ve 19.01.2013 tarihli sözleşmeler ile müteselsil kefil olduğu, sözleşmelerin 19. Ve 20 maddelerinde yapılandırmalara muvafakat edildiği dolaysıyla, yapılandırma nedeniyle TBK 601. Maddesi gereği kefaleti sonlandırama hakkının bulunmadığı gibi, davalı bankanın yapılandırmadan önce hesabı kat edip asıl borçluyu ihtar ettiği ve akabinde icra takibi başlattığı, kaldı ki asıl borçlu şirket tarafından takipten önce konkordato yoluna başvurulduğu geçici mühlet ve tedbir kararı aldığı akabinde kesin mühlet ve ek mühletin verildiği, ve konkordato sürecinde asıl borçlu ile yapılandırma imzalandığı,
TBK 601 kapsamında müteselsil kefile başvuru şartının yerine getirildiği bu bakımdan da TBK 601. Maddesi gereğince davacının kefaleti sonlandıramayacağı kanaati mahkememizde hasıl olmakla davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur...."gerekçesi ile,''1-Davacının davasının reddine,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde 2021/620 E. dosya numarası ile görülmekte olan müteselsil kefaletin sona erdirilmesi talepli davaya ilişkin olarak yerel mahkemece, davanın reddine karar verildiğini, dava dışı şirket ile davalı banka arasında imzalanan finansal yeniden yapılandırma sözleşmesi ile TBK'nın 133-134. maddeleri uyarınca borcun yenilenmesi anlamına gelmekte olduğunu ve bu hususa yerel mahkemece değinilmediğini,Dava dışı şirket ile 12 banka arasında 11.06.2020 tarihinde "Finansal Yeniden Yapılandırma Sözleşmesi" akdedildiğini, bu kapsamda asıl borçlu ... A.Ş.'nin 10 ay vadeli yeni borçlarının doğumunun gündeme geldiğini, bu sözleşme sonucu ortaya çıkan borç "yeni bir borç" niteliğinde olduğundan eski kredi borcuna bağlı kefalet ve ipotek gibi teminatların da kendiliğinden sona ermesinin icap ettiğini, mahkemece Finansal Yeniden Yapılandırma Sözleşmesinin hiçbir unsuruna değinilmediğini, yalnızca müvekkilin yapılan Finansal Yeniden Yapılandırma sözleşmesine iştirak etmediği, Finansal Yeniden Yapılandırma Sözleşmesinin çerçeve nitelikte olması nedeni ile imzalanan Genel Kredi Sözleşemelerindeki müteselsil kefaletinin sona ermeyeceği, kaldı ki ortaklıktan çıkılmış olmasının da bir etkisi olmayacağından beisle davanın reddine karar verilmesinin son derece hatalı olduğunu,Sözleşmede yer alan: "İşbu Sözleşme'de imzası bulunmamakla birlikte, daha önceki tarihlerde imzalanan kredi sözleşmeleri/taahhütnamelerde bulunan Müteselsil Kefiller hakkında her Alacaklı Kuruluş dava/yasal takip başlatmaya/başlatmış olduğu yasal takipleri/davaları devam ettirmeye yetkilidir." hükmünün TBK'nın emredici hükümleri doğrultusunda hukuki geçerliliğinin bulunmadığını,Yerel mahkemenin kararında yer aldığı şekilde ortaklık ilişkisinin sona ermediğini, müvekkil ve dava dışı diğer ortak ... tarafından defalarca davalıya Genel Kurul çağrısı yapıldığını, ancak bu çağrıya uyulmaması üzerine noter kanalı ile müvekkilce gönderilen istifanameler ile istifa edildiğini, müvekkiller tarafından gönderilen istifanamelerin de gereği zamanında yapılmadığı gibi müvekkilin tüm çağrıları, noter kanalı ile gönderdiği ihtarnameler cevapsız bırakıldığından 26.06.2019 tarihinde İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesinde halen daha görülmekte olan 2019/372 E. sayılı dosya ile müvekkillere yapılması gereken kar payı/maaş ödemelerinin hiçbir geçerli sebep bulunmamasına rağmen gerçekleştirildiğini,davalı şirketin çoğunluk pay sahibi tarafından kötü yönetimi, şirket kullanılarak muvaazalı iş ve işlemler yapılarak şirketin mali durumunu günden güne kötüye gitmesi, genel kurulun sürekli olarak toplantıya davet edilmemesi, esas sözleşmedeki amacın gerçekleşmesini ortadan kaldırır şekilde amaç haricinde faaliyetlerde bulunup şirketin zarara uğratılması nedenleriyle, öncelikle müvekkillere pay bedellerinin ödenmesi suretiyle ortaklıktan çıkmalarına izin verilmesi; aksi halde şirketin haklı nedenlerle feshine karar verilmesi talebiyle dava ikame edildiğini, işbu hususun dahi yerel mahkemece dosyada yer alan delillerin değerlendirilmediğinin en açık göstergesi olduğunu,Asıl borçlu ile alacaklı arasında akdedilmiş finansal yeniden yapılandırma sözleşmesiyle borçların ödenmesi için vade günleri tayin edilmişken ve işbu finansal yeniden yapılandırma sözleşmesinde işbu yapılandırma gereği asıl borçlu olan dava dışı şirket tarafından söz konusu borç ödenmekte iken; kefil olan müvekkile icra takip, haciz ve satış baskısı uygulanmasının hukuka ve hakkaniyete uymadığını, yerel mahkemenin FYYS'nin niteliğinin çerçeve sözleşme olması şeklinde yorum yapılarak kefaletin sona ermeyeceğine dair tespitte bulunmasının son derece hatalı olduğunu,TBK madde 601 uyarınca: "Süreli olmayan kefalette kefil, asıl borç muaccel olunca, adi kefalette her zaman ve müteselsil kefalette ise, kanunun öngördüğü hallerde, alacaklıdan, bir ay içinde borçluya karşı dava ve takip haklarını kullanmasını, varsa rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takibe geçmesini ve ara vermeden takibe devam etmesini isteyebilir. Borç, alacaklının borçluya yapacağı bildirim sonucunda muaccel olacaksa kefil, kefalet sözleşmesinin kurulduğu tarihten bir yıl sonra alacaklıdan, bu bildirimi yapmasını ve borç bu suretle muaccel olunca, yukarıdaki fıkra hükümleri uyarınca takip ve dava haklarını kullanmasını isteyebilir. Alacaklı, kefilin bu istemlerini yerine getirmezse kefil borcundan kurtulur." kanun maddesinde görüldüğü üzere davalı bankanın öncelikle rehinlerin paraya çevrilmesi yolu ile tahsilat yapması, rehinlerin paraya çevrilmesi yolu ile tahsilat yapılamadığı takdirde kefile müracaat etmesi gerektiğini, bu hususta alacaklı ...BANK A.Ş.'ye 01/07/2021 tarihinde: Bir ay içinde asıl borçlu ... A.Ş.'ye karşı dava ve takip haklarını kullanmaları, varsa rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takibe geçmelerini ve ara vermeden takibe devam etmeleri hususunda Kadıköy ... Noterliği'nden ... yevmiye numaralı ihtarname çekildiğini, TBK m. 601 gereği önemli olanın kefilin, alacaklıya yöneltmiş olduğu tek taraflı varması gereken irade beyanı olduğunu, Kadıköy ... Noterliği'nden ... Yevmiye Numaralı ihtarname ile taraflarınca ihtarname çekildiğini, kaldı ki alacaklı varması gereken irade beyanını kabul etmediği takdirde kefil borcundan kurtulacağında bir beis olmadığının açık olduğunu, Müvekkilin tamamen tesadüfi bir biçimde dava dışı şirket ile davalı banka arasında akdedilmiş "Finansal Yeniden Yapılandırma Sözleşmesi"nden haberdar olduğunu, müvekkilin "Genel Kredi Sözleşmesi"ne müteselsil kefilliğinden dolayı sorumluluğunun devamı, bir yandan dava dışı ... A.Ş.'nin FYYS doğrultusunda ödemelerini yapması; bir yandan da müvekkilden müteselsil kefil sıfatıyla borçların tahsil edilmesi anlamına geldiğini, bunun da ödemelerde tekerrüre yol açmasının kaçınılmaz olduğunu, nitekim buna ilişkin bu durumun bile"Finansal Yeniden Yapılandırma Sözleşmesi"nin müvekkilin imzasını taşımamasının ehemmiyetini ortaya koyduğunu, ekte sunulu "Finansal Yeniden Yapılandırma Sözleşmesi" incelendiğinde söz konusu sözleşmenin müvekkilin imzasından yoksun olduğu ve dolayısıyla hiçbir suretle yeniden kefil olma durumunun olmadığının görüleceğini,Mahkemece müvekkil davacının Finansal Yeniden Yapılandırma Sözleşmesine iştirak etmediğini belirtilmişse de, müvekkil gibi Finansal Yeniden Yapılandırma Sözleşmesinde imzası bulunmayan şirket ortaklarından ...hakkında Prof. Dr. ..., Dr. Öğretim Üyesi ... tarafından hazırlanan mütaalada "Somut olayda borcun ödendiğine dair bir iddia bulunmamakla beraber, sabit olduğu üzere davacı alacaklı ile dava dışı asıl borçlu ... A.Ş. 11.06.2020 tarihli yeniden yapılandırma sözleşmesi akdedilmiştir. Buna göre yeni vade, faiz ve taksit tutarları belirlenmiştir. Bu sözleşme asıl borçlu şirket ve kefillerden ... tarafından imzalanmıştır ancak davalı kefil ... tarafından imzalanmamıştır. Borcun yeniden yapılandırılmasına dair sözleşmelerin hukuki niteliği; konumuz bakımından bir yenileme (tecdit) niteliğinde bulunup bulunmadığı tartışmaya açıktır. Vurgulamak gerekirse, sözleşemnin niteliği, tarafların sözleşmeyi nasıl nitelendirdiğinden bağımsızdır yani tarafların bir kira sözleşmesinin edimlerini yüklendikleri bir sözleşmeyi alım satım sözleşmesi olarak nitelendirmeleri bu sözleşmeyi alım satım sözleşmesi haline getirmeyecektir. Sözleşmenin niteliği, tarafların edimlerinin hukuki çerçevede değerlendirilmesiyle ortaya çıkabilir. somut yeniden yapılandırma sözleşmesi bir yenileme niteliğinde görülürse ayrıca davalı kefil tarafından imzalanmadığı için kefile karşı ileri sürülemeyecek, farklı bir anlatımla kefil davalı ...'in kefalet borcu sona ermiş olacaktır. Bu sebeple dava konusuz kalacaktır. Borcun yeniden yapılandırmasına dair sözleşmeleri bir yenileme niteliğinde gören Yazarlar olduğu gibi birçok Yargıtay kararında da yeniden yapılandırmanın bir yenileme niteliğinde bulunduğu ve yeni bir borç doğduğu; kefillerin yeni sözleşmeye katılmadığı sürece kefaletlerinin son bulacağı kabul edilmektedir. bu görüşler uyarınca borçlu ... dahil olmadığı 11.06.2020 tarihli yeniden yapılandırma sözleşmesi ile borçlu ...in kefalet borcu sona erecek ve dolayısıyla borçlu durumundan kurtulacaktır. Davalı ...'in borcunun sona erdiği kabul edildiğinde ise, tasarrufun iptali davası konusuz kalacaktır."(Finansal Yeniden Yapılandırma Sözleşmesinde imzası bulunmayan müvekkile ilişkin konu hakkında Prof. Dr. ..., Dr. Öğretim Üyesi ... tarafından hazırlanan mütaala) şeklindeki değerli hocaların mütaalasının da FYYS'nin bir yenileme olduğu ve dolayısı ile FİNANSAL YENİDEN YAPILANDIRMA SÖZLEŞMESİNDE İMZASI BULUNMAYAN MÜVEKKİLİN KEFİLLİK SIFATININ SONA ERDİĞİNE İlişkin iddiaları ve haklılıklarını doğrular nitelikte olduğunu,Müvekkile karşı takip işlemlerine devam olunmasında hukuki yarar bulunmadığı gibi bu durumun dürüstlük kuralına da aykırılık teşkil ettiğini, Finansal Yeniden Yapılandırma Sözleşmesinin "Yapılandırma Şartları" bölümünde belirlenen vadeler doğrultusunda asıl borçlu tarafından ödemelerin gerçekleştirilmesi beklenmekteyken bir yandan yine FYYS'nin "Sözleşmenin Amacı" bölümünde müteselsil kefiller hakkında her alacaklı kuruluş dava/yasal takip başlatmaya/başlatmış olduğu yasal takipleri/davaları devam ettirmeye yetkilidir denildiğini, ancak müvekkile karşı takip işlemlerine devam olunmasında hukuki yarar bulunmayacağı gibi eşitlik ilkesine de aykırı olduğunu, aksi takdirde ödemelerde tekerrürün meydana gelmesi ve işlerin iyice içinden çıkılamayacak bir hal almasının da kaçınılmaz olduğunu,Mahkemece kurulan hükümde genel kredi sözleşmesinden kaynaklı takip ve yargılama süreçlerinin devam etmekte olup TBK m. 601'in şartlarının oluşmadığı söylenmişse de, Finansal Yeniden Yapılandırma Sözleşmesi'yle dava dışı şirkete borçlarını ödemesi için 10 yıllık süre tanınmışken müvekkilin dava dışı şirketin borçlarından sorumluluğunun aynen devam edeceğinin kabulünün dürüstlük kuralıyla da bağdaşmayacağını, bu noktada genel kredi sözleşmesinden kaynaklı takip ve yargılama süreçlerinin asıl borçlu üzerinde devam etmesi gerekirken kefaletliğin fer'iliği adeta hiçe sayılmakla müvekkilin oturduğu ev de dahil olmak üzere malları üzerindeki devam eden haksız haciz baskısının kendisinin ve ailesinin yaşantısını derinden etkilemekte olduğu gibi son derece mesnetsiz olduğunu, yerel mahkemenin işbu hükmü tesis etmesi son derece hukuki dayanaktan yoksun ve hatalı olduğunu,Ayrıca asıl borçlunun bu hükümden yararlanabildiği kabul edilirken müteselsil kefilin kapsam dışında bırakılmasının kefili asıl borçludan daha ağır bir sorumluluk altına sokacağının aşikar olduğunu, kefalet sözleşmeleri yapıları gereği fer'i ve tali nitelikte olduğundan; kefilin asıl borçludan daha ağır bir sorumluluk altına sokulmasının mümkün olmadığını, bu doğrultuda müvekkil aleyhine başka bir banka tarafından açılan icra takibine karşı taraflarınca İstanbul Anadolu 24. İcra Hukuk Mahkemesinin 2021/486 E., sayılı dosyası ile Takibin Taliki veya İptali davası ikame edilmiş olduğunu, yapılan yargılama neticesinde finansal yeniden yapılandırma sözleşmesinin imzası ikrar edilmiş belgelerden olduğu kanaatine varıldığının tespit edildiğini, borcun taksitler halinde ödeneceği kararlaştırıldığından davanın kabulü ile icranın geri bırakılmasına karar verilerek hüküm tesis edildiğini, Söz konusu dosyadan alınan bilirkişi raporunun ve 23/03/2022 tarihli gerekçeli kararın işbu dilekçe ekinde ibraz edildiğini, mahkemece bunların incelenmesini talep ettiklerini, yine aynı doğrultuda davalı bankaya karşı İİK m.71 uyarınca takibin taliki talebi ile İstanbul 7. İcra Hukuk Mahkemesi 2021/983 E. sayılı dosyası kapsamında dava açıldığını, işbu dosyanın 12/05/2022 tarihli duruşmasında takibin durdurulmasına karar verildiğini, talep ve davalarının haklılığının bir kez daha açıkça ortaya çıktığını, stanbul 7. İcra Hukuk Mahkemesi 2021/983 E. Sayılı dosyasının işbu dosya kapsamında bekletici mesele yapılması gerektiğini, işbu emsal teşkil eden kararlar ile taleplerinin son derece tutarlı olduğunu ve bu minvalde yerel mahkemece yapılan yargılamada taleplerinin ve delillerinin hiçbir şekilde değerlendirilmeksizin her halükarda müvekkilin kefaletinin devam edeceği yönünde hüküm tesis edilmesinin son derece hatalı olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme tarafından verilen kararın usule ve hukuka uygun tanzim edildiğini, ancak mahkeme tarafından sehven gerekçeli kararın 3. maddesinde ''Davalı kendini vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T'ye göre belirlenen 100.00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine'' şeklinde hüküm kurulduğunu, AAÜT gereğince 2022 yılına ait tarifede böyle bir tutar dahi olmadığından Asliye Mahkemelerinde uygulanan asgari tutarın sehven yanlış yazıldığını, kararın taraflara tebliği ile işbu hususun öğrenildiğini, yerel mahkemeden hükmün tahsisinin talep edildiğini, ancak hali hazırda hükmün tashihine karar verilmediğinden ve ilgili hükmü istinaf etme hakkını kaybetmemek için iş bu dilekçe ile vekalet ücretine ilişkin hükmün istinaf yargılaması sonucu düzeltilerek onanmasına karar verilmesini ve davacının istinaf dilekçesinin reddine karar verilmesini talep etme gereğinin hasıl olduğunu belirterek vekalet ücretine ilişkin hükmün düzeltilmesine ve yerel mahkemenin davanın reddine ilişkin kararının onanmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava; davalı banka ile dava dışı asıl borçlu ...A.Ş. arasında akdedilen davacının müteselsil kefil olduğu 01/12/2015 tarihli ve 09/01/2013 tarihli genel kredi sözleşmelerine ilişkin davacının müteselsil kefaletinin TBK'nın 601 maddesi kapsamında sonlandırılmasına karar verilmesi talebine ilişkindir.Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş, verilen karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.Davacı vekili, davalı banka ile dava dışı asıl borçlu arasında akdedilen finansal yeniden yapılandırma sözleşmesi ile borcun yenilendiğini ve davacı kefilin kefalet borcunun sona erdiğini, finansal yeniden yapılandırma sözleşmesi ile borcun ödenmesi için vade günleri belirlenmesine ve asıl borçlu tarafından borcun ödenmesine rağmen davacı kefil aleyhine icra takibine devam edilmesi ve icra takibi baskısı altında tutulmasının hukuk ve hakkaniyete aykırı olduğunu ve hukuki yarar bulunmadığını,
İİK'nın 71 maddesi uyarınca takibin taliki talebi ile davalı aleyhine İcra Mahkemesi'ne dava açıldığını ve iş bu davanın bekletici mesele yapılması gerektiğini istinaf sebebi olarak ileri sürmüştür.Davacı vekili tarafından ileri sürülen iş bu istinaf sebepleri dava dilekçesi ve rapora itiraz dilekçesi ile ileri sürülmüş, bilirkişi raporunda ve Mahkemece gerekçeli kararda değerlendirilmiştir.Somut uyuşmazlıkta; davalı banka ile dava dışı asıl borçlu ... A.Ş. arasında davacının ve dava dışı kişilerin müteselsil kefil olduğu 01/12/2015 tarihli 25.000.000,00 TL limitli ve 09/01/2013 tarihli 19.000.000,00 TL limitli genel kredi sözleşmelerinin akdedildiği, borcun ödenmemesi üzerine davalı banka tarafından Beşiktaş 17. Noterliği'nin 02/05/2018 tarih ve ...yevmiye numaralı ihtarnamesi ile hesabın kat edildiği ve borcun ödenmemesi üzerine asıl borçlu ve müteselsil kefiller aleyhine 20/07/2018 tarihinde icra takibi başlatıldığı, daha sonra davalı bankanında aralarında bulunduğu alacaklı kurumlar ile dava dışı asıl borçlu ve dava dışı kefil arasında 11/06/2020 tarihinde Finansal Yeniden Yapılandırma Sözleşmesinin akdedildiği anlaşılmıştır.
TBK'nın 133. Maddesine göre yeni bir borçla mevcut bir borcun sona erdirilmesi, ancak tarafların bu yöndeki açık iradesi ile olur. Özellikle mevcut borç için kambiyo taahhüdünde bulunulması veya yeni bir alacak senedi ya da yeni bir kefalet senedi düzenlenmesi, tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça yenileme sayılmaz.
Davacı vekilinin iddia ve istinaf sebebinin aksine yeniden yapılandırma sözleşmesi TBK'nın 133 maddesi kapsamında borcun yenilenmesi veya yeni bir sözleşme olmayıp, borçluya borcunu ödemesi için tanınan bir ödeme kolaylığıdır. Borçlu yeniden yapılandırmaya uygun ödemede bulunmaz ise yeniden yapılandırma hükümsüz hale gelir, protokol hiç yapılmamış sayılır. Dava konusu yeniden yapılandırma sözleşmesinde de söz konusu bu sözleşmenin mevcut kredi sözleşmelerini ortadan kaldırmadığı, eki niteliğinde olduğu, yenileme anlamına, mevcut borçları ve kefaletleri sona erdirdiği, başkaca bir borcun bulunmadığı anlamlarına gelmediği, söz konusu yeniden yapılandırmaya ilişkin sözleşme kapsamında temerrüte düşülmesi halinde mevcut kredi sözleşmelerinin uygulanmasına ve yasal haklarının kullanılması ve mevcut takiplere devam edileceği hususları açıkça belirtilmiştir.
TBK'nın 133. maddesine göre de yenilemenin söz konusu olması için tarafların iradelerinin bu yönde olduğunun açıkça belirtilmesi gerekmekte olup, dava konusu yapılandırma sözleşmesine bu durumun aksi açıkça belirtilmiştir. Ayrıca davacı müteselsil kefil olarak imzaladığı genel kredi sözleşmelerinde de açıkça borçların yeniden yapılandırması halinde de sorumlu olacağını kabul etmiştir. Bunun yanında davalı tarafından yeniden yapılandırma sözleşmesi akdedilmeden ve davacı tarafından ihtarname çekilmeden önce borcun ödenmemesi sebebiyle hesap kat edilmiş ve asıl borçlu ve kefiller aleyhine icra takibi başlatılmış ve devam etmekte olup, davalının yeniden yapılandırma sözleşmesi kapsamında borcunu belirlenen vadelerde ödeyen ve sözleşme hükümlerini ihlal etmeyen asıl borçlu aleyhine bu sözleşme kapsamında muaccel olmayan alacak için tekrar icra takibine geçmesi veya dava hakkını kullanması taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine göre ve yasal olarak mümkün değildir. Dolayısıyla somut uyuşmazlıkta TBK'nın 601 maddesi koşulları ve kefaleti ortadan kaldıran bir sebep oluşmamıştır. Yeniden yapılandırma sözleşmesi mevcut borcu ortadan kaldırmadığı gibi mevcut icra takibini de sona erdirmemektedir. Yeniden yapılandırma sözleşmesi hükümlerine göre mevcut icra takibinin talik edilip edilmeyeceği hususu ise iş bu davanın konusu olmayıp, davacı tarafından da zaten buna ilişkin İİK'nın 71 maddesi kapsamında dava açıldığından iş bu davanın esasını ve sonucunu etkilemeyeceğinden bekletici mesele yapılmasına gerek bulunmamaktadır. Bu hususlar dikkate alınarak Mahkemece davanın reddine karar verilmesi isabetli olup, davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Davacı tarafından dava değeri 100,00 TL olarak belirtilmek suretiyle dava açılmış ve bu değer üzerinden yargılamaya devam edilerek davanın reddine karar verilmiştir. Karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 13/1 maddesine göre Bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, davanın görüldüğü mahkeme için bu Tarifenin ikinci kısmında belirtilen maktu ücretlerin altında kalmamak kaydıyla (7 nci maddenin ikinci fıkrası, 10 uncu maddenin üçüncü fıkrası ile 12 nci maddenin birinci fıkrası, 16 ncı maddenin ikinci fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla) bu Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir. Ancak 13/2 maddesine göre hükmedilen ücret kabul veya reddedilen miktarı geçemeyeceğinden Mahkemece reddedilen dava değeri kadar davalı lehine vekalet ücreti takdirine karar verilmesi yerinde olup, davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, tarafların istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.