Esas No
E. 2024/916
Karar No
K. 2025/944
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Ticaret Hukuku

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

14. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO:2024/916

KARAR NO: 2025/944

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ:İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ:07/03/2024

NUMARASI:2023/138 E. - 2024/162 K.

DAVANIN KONUSU:Şirket ortaklığının tespiti- Pay defterine tescili

Taraflar arasında görülen şirket ortaklığının tespiti ve pay defterine tescili davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonucunda davanın kabulüne dair dair verilen hükme karşı, taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvrulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği düşünüldü.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı ... arasında yapılmış olan anlaşma ile müvekkilinin davalı şirketlerin içinde bulunduğu ... Grubunun %30'u oranında payına sahip olduğunu, bu anlaşma karşılığında müvekkilinin hisselerin karşılığı olarak dilekçede bilgileri yazılı değeri 30.000.000 TL olan taşınmazları davalı gerçek kişiye devrettiğini ve ayrıca 42.000.000 TL nakit para verdiğini ancak davalı gerçek kişinin vaadi üzerine hakkında açılan ceza dosyasından beraat etmesi sonrasında yapılan görüşmeye rağmen pay devirlerinin gerçekleştirilmediğini, davalının şirketlere dahi uğramadığını, müvekkilinin yaptığı yatırımların karşılığını alamadığını, mağdur edildiğini ve zarara uğratıldığını ileri sürerek dilekçesinde bildirdiği diğer nedenlerle davalı şirketlerin tek ortağı olan davalı gerçek kişiye ait paylardan %30 oranındaki paya sahip olduğunun tespitine ve adına pay defterlerine tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalılar vekili savunmasında özetle; dava dilekçesinde bahsi geçen taşınmazların davacı adına kayıtlı olduğunu, davacı taraf iddialarının gerçeği yansıtmadığını, müvekkilinin davacıya şirketin hisse devri vaadinde bulunmadığını, müvekkili ... ve diğer şirketlerin %30 payının devrine ilişkin sunulan hisse devir vaadi sözleşmesinin taraflar arasında imza altına alınmadığını, davacı tarafça herhangi bir ödeme yapılmadığını, her halükarda anlaşma sağlanmış olsa bile davacı tarafça yapılan ödeme bulunmadığından devrin gerçekleşmeyeceğinin aşikar olduğunu, davacı tarafın, hisselere karşılık olarak devrettiği taşınmazların tamamının müvekkilinin dolandırılarak yeniden bedelsiz olarak davacı adına tapuda tescil edildiğini ileri sürerek ve dilekçesinde bildirdiği diğer nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "Dava; davalı şirketlerdeki davalı ...'a ait paylardan %30 oranındaki kısmın, dilekçede ileri sürülen nedenlerle davacıya ait olduğunun tespiti ile dava konusu yapılan %30 oranındaki payların, davalı şirketlerin pay defter ve kayıtlarına davacı payı olarak kayıt ve tescili istemine ilişkindir.Taraflar arasında çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; ileri sürülen hukuksal nedenlere bağlı olarak, davalı şirketlere ait payların %30 oranında davacıya ait olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.Davacı, davalı şirketlerde %30 oranında pay sahibi olduğunu iddia etmiş olup, 6100 sayılı HMK'nın 190/1 ve 4721 sayılı TMK'nın 6.maddeleri uyarınca iddiasını kanıtlamakla yükümlüdür.Uyuşmazlığın niteliği ve miktarı dikkate alındığında, ispatın kesin ( yazılı ) delille sağlanması gerekmektedir. Bu minvaldeki kesin delillerden biri de ikrar olup, 6100 sayılı HMK'nın 188/1 fıkrası uyarınca, 'Tarafların veya vekillerinin mahkeme önünde ikrar ettikleri vakıalar, çekişmeli olmaktan çıkar ve ispatı gerekmez '.Dosyada yer alan ve davalı ... vekili tarafından çeşitli dava dosyalarına sunulan cevap dilekçelerinde davacının şirket ortağı olduğu açıkça ikrar edildiğinden, davacının ortaklık iddiasını kesin delille kanıtladığı kabul edilmiştir.Bu aşamadan sonra çözümlenmesi gereken diğer husus ise, davacının sahip olduğu hisse miktarının belirlenmesidir. Beyoğlu 39. Noterliği'nin 24/02/2023 gün ve ...ve ... yevmiye sayılı tercüme evrakları, dinlenen davacı tanıkları ve özellikle bir dönem davalı ...'un şahsi avukatlığını icra eden tanık ...'nın davalı ...'un kendisinden davacının davalı şirketlerde %30 oranında paya sahip olacak şekilde protokol hazırlamasını talep ettiğine dair beyanı, bu beyanı ile uyumlu 27/02/2020 tarihli e-posta ve ekleri bir bütün halinde değerlendirildiğinde, davacının davalı şirketlerin her birinde %30 oranında hisseye sahip olduğu anlaşılmış ve buna yönelen istem kabul edilmiştir. Her ne kadar davacı tarafından, davalı şirketlere ihtiyati tedbir yolu ile kayyım atanması da talep edilmiş ise de; eldeki davanın konusunun pay sahipliğinin tespiti ve tescili istemine münhasır olduğu, şirketlerin yönetimi ile ilgili uyuşmazlığın eldeki davanın konusunu teşkil etmediği dikkate alınarak, ihtiyati tedbir isteminin reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis etmek gerekmiştir." gerekçesiyle, "Davanın KABULÜ ile, 1-Davalı ...'na ait: a)İstanbul Ticaret Sicili Müdürlüğü'ne...Sicil Numarası ile kayıtlı, 600.000 TL sermayeye sahip ...b)İstanbul Ticaret Sicili Müdürlüğü'ne ...arası ile kayıtlı, 280.000 TL sermayeye sahip ... ŞİRKETİ'nde %30 pay sahipliğine denk gelen 84.000 TL nominal değerde paya, c)İstanbul Ticaret Sicili Müdürlüğü'ne ... Sicil Numarası ile kayıtlı, 300.000 TL sermayeye sahip ... ŞİRKETİ'nde %30 pay sahipliğine denk gelen 90.000 TL nominal değerde paya,d)İstanbul Ticaret Sicili Müdürlüğü'ne ... Sicil Numarası ile kayıtlı, 240.000 TL sermayeye sahip ... VE SANAYİ ANONİM ŞİRKETİ'nde %30 pay sahipliğine denk gelen 72.000 TL nominal değerde paya ve, e)İstanbul Ticaret Sicili Müdürlüğü'ne ... Sicil Numarası ile kayıtlı, 175.000 TL sermayeli ... ŞİRKETİ'ndeki davalı ...'na ait 122.500 TL nominal değerde paylardan 52.500 TL nominal değerde paya Davacı ...'ın sahip olduğunun tespiti ile, bu payların davalı ... adına olan kayıtlarının iptali ile adı geçen şirketlerin pay defterlerine davacı ...'ın payı olarak kayıt ve tesciline, 2-Davacı tarafın, davalı şirketlere kayyım atanması yönündeki ihtiyati tedbir isteminin reddine,..." karar verilmiştir.

Bu karara karşı, her iki taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF NEDENLERİ:Davalılar vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Müvekkillerinden ...'nun pasif husumet ehliyetinin bulunmadığını çünkü davadaki talebin ... Grubu bünyesindeki beş adet şirketin %30 oranlarındaki payların davacıya ait olduğunun tespiti ve tesciline ilişkin olduğunu, husumetin şirketlere yöneltilmesi yeterli olup, müvekkili gerçek kişi aleyhindeki davanın pasif husumet yokluğundan reddi gerektiğini,

İlk derece mahkemesi karar gerekçesinde, müvekkili gerçek kişi tarafından, başka şahıslarca açılan davalarda verilen cevap dilekçelerindeki savunmaların ikrar olarak kabulünün mümkün olmadığını, anılan diğer davaların eldeki davadan farklı ayrı davalar olduğunu, o davalarda verilen cevap dilekçelerindeki beyanların eldeki davanın davacısı olan ...'ın davalının güvenini kazanarak şirkette bir kısım önemli yetkiler elde etmesi akabinde bu güveni kötüye kullanarak ve devamında bir kısım hileli işlemlerle şirkete zarar verdiğini ifade etmeyi amaçladığını, müvekkilinin babası ...'in 2017 yılında vefatı üzerine şirketlerin kontrolünün amcaya ve amca çocuklarına geçmesi üzerine birtakım usulsüzlükler yaptıklarını fark edince bu hissedarlarla 2019 yılında anlaşarak şirket hisselerinin tamamını müvekkilinin devraldığını, bu süreç içinde müvekkilinin yardıma ihtiyaç duyduğunu, grubun güneydoğu anadolu bölge bayisi olan ve şirketlerin faaliyet konusunu iyi bilen ...'la görüştüğünü ve ona bir kısım yetkiler verildiğini, ekibiyle birlikte İstanbul'a gelen davacının ve ekibinin şirketlerin satış biriminin başına geçtiğini, şirket çalışanlarını tasfiye etmeye başladıklarını ve davacının kendi yakınlarını yerleştirdiğini, muhasebe gibi önemli birimlerin tamamen davacının kontrolüne geçtiğini, fiilen davacıya ait ... Otomotiv'in çalışanlarının davalı şirketlerde çalışmaya başladıklarını, davalının yüklü miktarda mal varlığı olduğunu öğrenen davacının, bir kısım iş insanları ile davalıyı ortaklık görüşmeleri için tanıştırdığını, sözde bu iş adamlarıyla davalının yaptığı yatırımların başarısız olduğunu, bu kişilerin birçok kez davalıyı tehdit ettiklerini, 2021 yılı Ağustos ayında müvekkili tarafından savcılığa suç duyurusu yapıldığını, birçok hukuk mahkemesinde bu ticari ilişki kapsamında kaybedilen taşınmazlara ilişkin tapu iptal ve tescil davaları açtıklarını, davalıya karşı yürütülen operasyonun detaylarının soruşturma dosyasında yer aldığını, müvekkilinin eski vekili tarafından dilekçelerde kullanılan açıklamalarla davacının şirketin kilit noktalarına kendi adamlarını nasıl yerleştirildiğinin açıklandığını, mahkemenin karar gerekçesinde ikrar olarak kabul edilen hususların bu sürecin vurgulanması amacıyla ifade edildiğini, ayrıca mahkemenin ikrar olarak benimsediği cümlenin belirsiz olduğunu, ...'ın şirkete ortak olduğuna dair ifadenin detay içermediğini, eldeki davada beş farklı şirket mevcut olup hangi şirkete ortak olduğuna dair bir açıklamanın yer almadığını, bu durumda başka dosyalara sunulmuş olan cevap dilekçelerindeki ibarelerin davacının davalı şirketlere ortaklığının ikrarı niteliğinde kabul edilemeyeceğini,Davacının ortaklığını ve hisse miktarlarını ispat etmek üzere delil olarak dayandığı Beyoğlu 39. Noterliğinin 24.02.2023 tarihli, ... ve ... sayılı tercüme evraklarına davacı tanıklarının beyanlarına ve davalı ile aralarında husumet bulunan önceki avukatı ...'nın beyanlarına itibar edilemeyeceğini ve hiçbir şekilde imza altına alınmamış, kim tarafından tanzim edildiği belli olmayan hisse devir ve adi sözleşmesi başlıklı protokole mahkemece itibar edilmesinin usule, hukuka ve yasaya aykırı olduğunu, bu kapsamda müvekkili davalı gerçek kişinin dava dışı ... yetkilileri ile yaptığı yazışmada davacı tarafından da dosyaya ibraz edilen tercüme evrakından da anlaşılacağı üzere, müvekkilinin yurt dışı çıkış yasağı nedeniyle pasaportuna el konulduğunun ve bu nedenle ... ile yapılacak toplantılara bizzat katılamayacağının ifade edildiğini, müvekkilinin bu nedenle ... nezdinde yerini ve prestijini koruyabilmek amacıyla toplantıya davacının katılmasını sağladığını, davalı şirketleri temsilen toplantıya katılabilmesi ve ... yetkililerince bu katılımın kabul görebilmesi için ...'ye yazılan e-postada davacının şirket ortağı olarak tanıtıldığını, yani bunun bir zorunluluktan kaynaklandığını; yine tercüme evrakı dosyaya sunulan ... temsilcilerinden olan ...'ın davalıya yazdığı whatsapp mesajında, toplantıda pek çok tartışma çıktığının belirtildiğini ve davacının katılımı olmasaydı daha iyi olacağının belirtildiğini, bunun üzerine müvekkilinin cevabi olarak ısrarla davacı ...'ın şirket hissedarı olduğunu bildirlek zorunda kalındığını, bu bildirimin amacının tamamen... ile olan ticari ilişkide şirketlerin prestijinin korunması olduğunu, dolayısıyla ... ile yapılan e-posta ve whatsapp yazışmalarının davadaki iddiaların ispatı bakımından delil değeri bulunmadığını, hiçbir şekilde imza altına alınmamış, kim tarafından düzenlendiği belli dahi olmayan hisse devir sözleşmesi başlıklı protokolün delil olarak kabulünün mümkün olmadığını, mahkemenin bu konudaki gerekçesinin hatalı olduğunu, Aynı kapsamda davacı tanıklarının beyanlarına itibar edilemeyeceğini, davacı tanıklarından ..., ..., ... ve müvekkili ... ile davalı şirketler arasında derdest davalar nedeniyle husumet bulunduğunu, ...'nun iddiaya konu dönemlerde davalı müvekkili ...'un avukatlığını yapmakta ise de görünüşte davalıya hizmet ediyor gibi görünürken davacı ... ile birlikte hareket ettiğini, İstanbul 15. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2022/106 E. sayılı dosyasında görülen tapu iptali dosyasında olduğu gibi yukarıda bahsi geçen savcılık dosyasında da avukat aleyhinde suç duyurusunda bulunulduğunu, yani bu avukatın davacı ile birlikte hareket ettiğinin anlaşıldığını, dolayısıyla tanık olarak alınan beyanlarına itibar edilemeyeceğini, tanıkların beyanlarına bir an için itibar edilecek olsa dahi tanık beyanlarının görgüye ve bilgiye değil duyuma dayalı olduğunu, kulaktan dolma bilgileri aktardıklarını, davacının davalı şirketlerde %30 oranında ortak olduğuna ilişkin açık ve net bir beyan bulunmadığını, bu nedenle tanık beyanlarının davanın kabulü bakımından yeterli bilgi içermediğini,Kabul anlamına gelmemek kaydı ile ortada bir hisse devir vaadi olduğu varsayılsa dahi davacı tarafın herhangi bir devir bedeli ödememiş olması nedeniyle davanın reddi gerektiğini, davacının hisse devir bedeli karşılığı 30.000.000,00 TL değerindeki taşınmazların davalı müvekkiline devredildiği iddiası bakımından, davadaki savunmalarında belirttikleri üzere, ortada resmî şekilde gerçekleştirilmiş bir hisse devir sözleşmesi veya geçerli bir devir vaadi mevcut değilken davacının taşınmaz devretmesinin söz konusu olamayacağını, böyle bir iddianın hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, imzasız hisse devir protokolünün dahi 2020 Şubat tarihini taşıdığı hâlde davacının 2019 yılında hisse devri karşılığı taşınmaz devretmesinin gerçekçi olmadığını, davacı tarafın bahse konu taşınmazları, davalı ...'ndan satın alan şahıstan tekrar üzerine geçirdiğini, davacı tarafından davalıya devredilirken değeri 30.000.000,00 TL olduğu ileri sürülen taşınmazların ... isimli şahıstan 7.250.000,00 TL bedelle davacıya iade edildiğini, bu hususun ödeme dekontlarıyla sabit olup, müvekkilinin bu konuda kumpasa düşürüldüğünün göstergesi olduğunu, bu noktada, hisse devri karşılığı tapusu verildiği ileri sürülen taşınmazların davalı ...'na devredildiğini, davacı tarafın basiretli bir tacir gibi hareket etmek zorunda olduğu gözetildiğinde, tapu devri karşılığında hisse devir işleminin ancak şirkete yapılacak tapu devri ile mümkün olduğu hususunun açık olduğunu, yani şirketten hisse alınacaksa tapu devrinin de şirkete yapılması gerektiğini,Davacının hisse devri karşılığı taşınmaz devri dışında 42.000.000,00 TL tutarında nakit para verdiği iddiasının da gerçekçi olmadığını, ortada bir hisse devir sözleşmesi olduğu varsayılacak olsa dahi bedelin ödenmediğini, ayrıca 40.000.000,00 TL değerinde yedek parça verildiği iddiasının da doğru olmadığını, bu konuda ...Otomotiv tarafından düzenlenen faturaların gerçeği yansıtmadığını, davacının davalı şirketlere el koymaya çalıştığını, davacının şirketi olan ...Otomotiv tarafından davalı şirketlere gönderilen parçaların hurda nitelikte olduğunu,

Davacı tarafın, müvekkili ... hakkındaki...kovuşturması nedeniyle hisse devir sözleşmesinin imzalanmasının tehir edildiği iddiasının da hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, eğer böyle bir soruşturmadan müvekkili mahkum olsaydı tüm malvarlığına el konulacağından davacının hisseleri alabilmesinin söz konusu olamayacağını, müvekkili hakkındaki bu soruşturmanın 2018 tarihli olup yargılamanın 2021 yılında beraatle sonuçlandığı gözetildiğinde davacının 2019 yılından itibaren davalıyla ortaklık ilişkisine girmesinin basiretli bir davranış olmayacağını, 2021 yılında beraat eden müvekkili aleyhine davacının yaklaşık iki yıl sonra eldeki davayı açmasının da izaha muhtaç olduğunu,

Davacının davalı şirketlerde ortak olarak değil müdür olarak görev yaptığını, şirkette bulunduğu süre zarfında şirketlere çökme gayesiyle hareket ettiğinin tanık beyanları ile ispatlanmış olduğunu, tanık beyanlarından anlaşılacağı üzere, davalı şirket mallarının büyük kısmının davacıya ait ... Otomotiv'e bedelsiz olarak ve faturaya bağlanmadan gönderildiğini, buna karşılık ...'nin davalı şirketlere gönderdiği hurdalar için faturalar düzenlendiğinin kanıtlandığını, ayrıca tanık beyanlarından da anlaşılacağı üzere davacı tarafın şirketin işgalini kutladıklarını,Bu nedenlerle, ilk derece mahkemesince davanın kabulüne dair verilen istinaf konusu kararın usule ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;

İlk derece mahkemesince verilen hükümde davanın esasının kabulüne dair verilen kararın hukuka uygun olduğunu, hükmün esası bakımından verilen kararın onanmasını talep ettiklerini, ancak davalı şirketlere kayyum atanması taleplerinin reddine dair hüküm bendinin hukuka aykırı olup kararı sadece bu yönden istinaf ettiklerini, ilk derece mahkemesince sadece dava konusu payların devrinin önlenmesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verildiğini, bu konuda davalı tarafın ihtiyati tedbire itirazının reddi kararını inceleyen Dairemizin 2023/1754 E. - 2023/1704 K. sayılı kararı ile ihtiyati tedbir kararı verilebilmesi için yaklaşık ispat şartının gerçekleştiğinin tespit edildiğini, davalı ... tarafından sermaye arttırım kararı alındığını, böylelikle davacının pay oranının azaltılmaya çalışıldığını, bu konuda alınan genel kurul kararlarının iptali istemiyle iki adet dava açıldığını, davalı şirketlerde ...'nun tek imza yetkilisi olduğunu, şirketlere zarar verme ihtimalinin bulunduğunu, stoklarda eksilmeler yaşandığını, yedek parça stoklarının başka şirketlere aktarıldığını, bu nedenle müvekkili tarafından telafisi imkansız zararların doğma ihtimalinin bulunduğunu belirterek, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının esas bakımından onanmasını, davalı şirketlere kayyım atanmasına dair talebin reddine ilişkin bölümün kaldırılmasına, davalı şirketlere yönetim kayyımı olmadığı taktirde denetim kayyımı atanmasına karar verilmesini, davanın esasına ilişkin verilen kararın onanmasını talep etmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE

Dava, hukuki niteliği itibariyle, davalı gerçek kişinin davalı şirketlerdeki %30'ar oranlardaki hisselerin davacıya devredildiğinin tespiti ve davacıya ait bu hisselerin, davalı şirketlerin pay defterlerine tescili talebine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne, davacının davalı şirketlere kayyım atanmasına dair ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiş; bu karara karşı, esas bakımından davalılar vekilince, ihtiyati tedbir yoluyla davalı şirketlere kayyım atanması talebinin reddine dair hüküm bendi bakımından davacı vekilince, yasal süreleri içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.İstinaf incelemesi,

HMK'nın 355. maddesi uyarınca, taraflarca ileri sürülmüş olan istinaf başvuru nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davalılar vekilinin istinaf başvuru nedenlerinin incelenmesinde:Davalılar vekili davanın müvekkili ...'na yöneltilmesinin usule aykırı olduğunu, bu müvekkilinin basit husumet ehliyetinin bulunmadığını iddia etmiş ise de; eldeki davada davacı, davalı gerçek kişiye ait şirket hisselerinin davacıya devredildiğinin tespitini ve şirketlerin pay defterlerine tescilini talep ettiğine göre, pay devrinin tespiti talebi bakımından davalı gerçek kişinin davalı sıfatının yani pasif husumet ehliyetinin bulunduğu, pay devrinin şirketlerin pay defterine tescil talebi bakımından da davalı şirketlerin pasif husumet ehliyetlerinin bulunduğu açıktır. Bu nedenlerle davalılar vekilinin husumet ehliyetine yönelik istinaf nedeni yerinde görülmemiştir.Davalılar vekili müvekkili davalı gerçek kişi tarafından, başka şahıslarca açılan davalarda verilen cevap dilekçelerindeki beyanın ikrar olarak kabul edilmesinin usule aykırı olduğu gerekçesiyle kararı istinaf etmiştir. Küçükçekmece 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 20229363 E, Küçükçekmece 12. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2022/300 E, Diyarbakır 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2022/412 E, Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2022/848 E, Diyarbakır 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2022/505 E, Diyarbakır 6. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2022/443 E. sayılı dosyalarında davacıların farklı kişiler olduğu, davalının ise ... olduğu, bu dosyalara verilen cevap dilekçelerinde "..., başta müvekkil ...'nun güvenini kazanarak şirkete ortak olmuş, akabinde şirketin tüm kilit departmanlarına kendi tanıdıklarını ve ilişkili olduğu kişileri işe alarak şirketin yönetimini hile ile kendi himayesine almıştır. ..." şeklinde beyanda bulunduğu anlaşılmaktadır.

İlk derece mahkemesince bu beyanlar,

HMK'nın 188/1 maddesindeki düzenlemeye de değinilmek suretiyle, mahkeme içi ikrar olarak kabul edilmiş ve karar gerekçesinin devamında dosyadaki diğer delillerden, tanık beyanından ve 27.02.2020 tarihli e-posta ekinde yer alan sözleşmeden bahsedilmek suretiyle sonuca gidildiği anlaşılmıştır.İkrar,

HMK'nın 188. maddesinde düzenlenmiş olup anılan düzenleme uyarınca, tarafların veya vekillerinin mahkeme önünde ikrar ettikleri vakıalar çekişmeli olmaktan çıkar ve ispatı gerekmez. Maddedeki düzenleme, mahkeme önündeki ikrara ilişkindir. Somut olayda mahkemenin ikrar olarak kabul ettiği dilekçeler, başka dava dosyalarına verilmiş dilekçelerdir. Bunların mahkeme içi ikrar olarak değerlendirilmesinde ve diğer delillerle birlikte değerlendirilip hükme esas alınmasında bir usule aykırılık görülmemiştir. Kaldı ki bir an için bu beyanların başka bir dava dosyasında yapılmış olması nedeniyle mahkeme dışı ikrar olduğu kabul edilse bile, mahkeme dışı ikrar bir belge ile ispat edilirse, yine de hukuki anlamda bir ikrar yani kesin delil olarak kabul edilir (KURU, Hukuk Muhakemeleri Usulü C:II,İstanbul 2001 s.2041). Bu durumda, ikrar niteliğindeki bu beyanların, başka dava dosyalarına sunulmuş olan cevap dilekçeleriyle belgelendirilmiş yani kanıtlanmış olması nedeniyle, bu ikrarın hukuki etkisi bakımından mahkeme içi yahut mahkeme dışı ikrar olarak nitelendirilmesinin sonuca bir etkisi bulunmamaktadır.Bununla birlikte, ortaklığın ikrarı niteliğindeki anılan dilekçelerdeki beyanlarda davacının hangi şirkete hangi miktarda ortak olduğuna dair bir açıklık bulunmadığına göre, dilekçelerdeki bu ikrar beyanlarının toplanan diğer delillerle birlikte değerlendirilmesi gerektiği açıktır. Nitekim ilk derece mahkemesinin karar gerekçesinde ikrara değinildikten sonra, dosya kapsamındaki tanık beyanlarına, e-posta içerik ve eklerine atıf yapmak suretiyle sonuca gidilmiştir. Dosyadaki diğer belgeler hakkındaki değerlendirme aşağıda ayrıca yapılmıştır. Bu açıklamalar ışığında davalılar vekilinin, ilk derece mahkemesinin ikrara dair değerlendirmesine yönelik istinaf nedeni yerinde görülmemiştir.Davalılar vekili, müvekkili davalı ... tarafından dava dışı ... yetkililerine gönderilen e-postanın ve whatsapp mesajının delil olarak hükme esas anılamayacağını, bu mesaj ve e-postanın gönderilme sebebinin farklı olduğunu ileri sürerek, kararı istinaf etmiştir. Dava dilekçesine ekli olarak İngilizce orijinali ve tercümesi sunulan Wolfgang isimli şahsa hitaben yazıldığı anlaşılan Beyoğlu 39. Noterliğinin 24.02.2023 tarihli, ... sayılı işlemi ile tercüme edilen e-posta yazışmasında; davacının, ... isimli şahsa hitaben, kendisinin içinde bulunduğu soruşturmadan ve mirasçılarla ilgili hisse devir süreçlerinden de bahsetmek suretiyle, şirketlerin %100 hisselerini devralarak tek hissedar hâline geldiğini belirttikten sonra, "...Bu anlaşmaya ilişkin protokolün 8 Ekim 2019'da imzalanmasından sonra, aynı gün içerisinde ...'ye bu anlaşmadan haberdar olan ilk üçüncü taraf olması amacıyla posta yoluyla bilgi verdim. Ertesi gün 9 Ekim 2019'da yine bir mail ile oğlum ... ve Sayın...'ın ...muna katılacağını...'ye bildirdim. Ayrıca 10 Ekim 2019 tarihinde Sayın ...'ye devraldığım beş şirket hakkında kısa açıklamalar yaptım. Sayın ...'ye 11 Ekim tarihli bir postada holdingin yapısını ve fikrinin 2020'de söz konusu olacağından bahsettim. 17 Temmuz 2019'da, el sıkışmadan önce bile şirketi yeniden organize etmem ve birçok yeni personel almam gerektiğini biliyorum. Kolay yoldan ilerleyerek, ... Otomotiv'i devralmaya karar verdim. (BSD 2 yıl içinde resmi olarak kapatılacaktır). Sayın ...'la yaptığımız birkaç görüşmeden sonra 3 Eylil 2019'da el sıkıştık ve birbirimize söz verdik ama bunu resmileştirmek için önce ... GRUBU'nu tamamen devralmam gerekiyordu. 3 Eylül 2019'da gayriresmi olarak ...Otomotiv'i devraldı ve karşılığında ... Grubunun %30 oranında hissedarı oldu. Bunları yalnızca sizin bilgilerinize sunuyorum, çünkü bunu ticaret odasından resmi bir onay aldıktan sonra, ki göründüğü kadarıyla bu onay Aralık ayı sonunda veya Ocak ayının ilk haftasında ilan edilecek, piyasaya ve tedarikçilere duyuracağız. Şimdi sorularınıza geçmeden önce bu beş şirket hakkında bilgi vereceğim..." şeklinde beyanda bulunduğu anlaşılmaktadır. Görüldüğü üzere bu belgede davalı ..., ... Grubu bünyesinde yer alan beş davalı şirkete %30 oranında ortak olduğunu açıkça kabul ve ikrar etmektedir. Aynı e postanının devamında, ... Grubu içinde yer alan davalı her bir şirketle ilgili bilgiler verildikten sonra, davacının ilgili şirkette %30 oranında hissedar olduğu, yaklaşık olarak Aralık ayının son haftası veya Ocak ayının ilk haftası itibariyle ekte verilen hisse oranlarının ilan edileceğinin bildirildiği anlaşılmıştır. Bu belgede yer alan beyanlar ve açıklamalar, niteliği itibariyle dava dışı ikrar niteliği taşımaktadır. Bu belge aynı zamanda yukarıda sözü edilen başka davalara verilen cevap dilekçelerinde yer alan davacının ortaklığının ikrarına dair beyanları açıklamakta ve somutlaştırmaktadır.

Davalı vekilinin delil olarak kabul edilemeyeceğini belirttiği diğer belge, davalı ... tarafından ... ile yapılan görüşmelerle ilgili olarak ... isimli şahsa gönderdiği ve Beyoğlu 39. Noterliğinin 24.02.2023 tarihli ... sayılı işlemle tercümesi yapılan whatsapp yazışmasında, "...'den olan şahıs ..., ...ve diğer üç yedek parça şirketlerinin %30 hissedarı. Resmi olarak 2 hafta içerisinde duyuracağız. Bürokrasi ve belge işleri yüzünden zaman alacak. Neyse, ... ve ...'in sahiplerinden biriydi. Ayrıca ... olarak ...'nin Türkiye'nin dört bir yanındaki tüm depolarını ve lojistik merkezlerini satın aldık. Ayrıca BSD'nin 28 çalışanı ... ekibine katıldı. Bosnalı şarkıcı 12 dil biliyor ve ... Group Danimarka'da yedek parça sektöründe 20 yıldan fazla bir süredir çalışıyor. Danimarka şirketi ... Group'un Balkanlar Bölgesi ve Türkiye sorumlusu... Yani bizden bir pazarlama danışmanı ve %30 pay sahibi hissedar oradaydı... Bay ... da ... ve ...'in %30 hissedarı olacak,... değil... Bugün ... ve ...'in %100 oranında sahibi .... Belge işleri bittiğinde %70 ...'nun %30'da ...'ın olacak ayrıca ...şirketi yakında bitecek. ..., ...'nin %100 sahibi olacak." beyanları içerdiği anlaşılmıştır. Bu mesajda da davalı ..., tıpkı yukarıda alıntı yapılan e-posta mesajında olduğu gibi, davacının davalı şirketlerde %30 oranında hissedar olduğunu açıkça beyan ve ikrar etmektedir. Bu mesaj da daha önce bahsi geçen ikrar beyanlarını tamamlayan ve somutlaştıran beyanlardır.Davalı vekili yukarıda anılan whatsapp mesajlarının ve e-postanın gönderiliş amacının farklı olduğunu, ... nezdinde şahsının ve şirketlerinin prestijlerinin korunması ve işlerin yürümesi için zorunlu olarak bu beyanın yapıldığını ileri sürmekte ise de anılan belgelerdeki beyanların açıklığı ve aşağıda ayrıca değerlendirilecek hisse devir protokolü hükümleri birlikte dikkate alındığında, davalılar vekilinin bu belgelerin delil vasfında olmadığına dair istinaf nedenlerinin reddi gerekmiştir.Davalı vekili 27.02.2020 tarihli e-posta ekinde gönderilen Şubat 2020 tarihli imzasız "HİSSE DEVİR VAADİ SÖZLEŞMESİ" başlıklı belgenin delil vasfının bulunmadığını, imzasız olması nedeniyle müvekkilini bağlamadığını, bu e-postayı gönderen Avukat ... ile müvekkili arasında husumet bulunduğunu, belgenin kim tarafından düzenlendiğinin bilinmediğini ve imzasız olması nedeniyle geçersiz olup, hükme esas alınamayacağını belirterek kararı istinaf etmiştir. Bu istinaf sebebinin incelenmesinde:Davaya konu olup, davacıya devredildiğinin tespiti istenilen hisseler, anonim şirket hisseleridir. Davalı şirketlerin ticaret sicil kayıtlarının incelenmesinde, şirket ana sözleşmelerine göre, şirket hisselerinin hamiline yazılı olduğunun belirtildiği ancak yönetim kurulunca hamiline yazılı hisse senetlerinin ihraç edilmediği yani "çıplak pay" niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Esasen davalı tarafın TTK'nın 486. maddesi uyarınca hamiline yazılı hisseler için pay senedi çıkarıldığına dair bir savunması da yoktur. Bu durumda şirket paylarının çıplak pay niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Anonim şirkette çıplak payların yani senede bağlanmamış hamiline yada nama yazılı payların devri konusunda TTK'da açık bir hüküm bulunmadığından, "payların devredilebilirliği ilkesi" uyarınca, çıplak payların devrinin TBK'nın 183 ve devamı maddeleri uyarınca alacağın temliki hükümlerine göre yapılması mümkündür (Emsal nitelikte bknz: Yargıtay 11.HD'nin 2022/4698 E - 2024/1327 K sayılı, 21.01.2024 tarihli kararı; aynı Dairenin 2018/1486 E - 2019/7096 K sayılı, 12.11.2019 tarihli kararı). Bu açıklamaya göre, somut olayda davaya konu çıplak payların, alacağın temliki hükümlerine göre devrinin mümkün olduğu anlaşılmıştır.TBK'nın 184. maddesinde alacağın devrinin geçerliliğinin yazılı şekilde yapılmış olmasına bağlı olduğu belirtilmiş, yazılı şeklin unsurları konusunda ayrıca bir özel düzenleme yapılmamıştır. Bu durumda, yazılı şeklin unsurlarının genel düzenleme olan TBK'nın 14. maddesine göre belirlenmesi gerekir. Anılan madde uyarınca, yazılı şeklin zorunlu unsurlarından birisi, sözleşmede borç altına girenlerin yani tarafların imzası olmakla birlikte, maddenin 2. fıkrasında buna bir istisna getirilmiştir. Anılan 2. fıkra uyarınca, kanunda aksi öngörülmedikçe imzalı bir mektup, asılları borç altına girenlerce imzalanmış telgraf, teyit edilmiş olmaları kaydıyla faks veya buna benzer iletişim araçları ya da güvenli elektronik imza ile gönderilip saklanabilen metinlerin de yazılı şekil şartını sağlayacağı belirtilmiştir.

Buna göre teyit edilmiş olmaları kaydıyla faks veya buna benzer iletişim araçları ile teati edilen metinlerin yazılı şekil şartını sağladığı kabul edilmelidir. Elektronik posta yolu ile gönderilen metinlerin faks veya buna benzer iletişim araçları ile gönderilen belgeler kapsamında olduğu açıktır. Yani tarafların kabulünde olmak kaydıyla, e posta yoluyla gönderilip saklanan metinler, ıslak imza koşulu aranmaksızın yazılılık şartını sağlar.Bu hukuki açıklamaya göre, somut olayda hisse devri bakımından alacağın temlikine dair yazılılık koşulunun gerçekleşip gerçekleşmediğinin ortaya konulması gerekir.Bu değerlendirme, aynı zamanda taraflar arasında e-posta üzerinden teati edilen "HİSSE DEVİR VAADİ SÖZLEŞMESİ" başlıklı belgenin taraflar arasında bağlayıcı olup olmadığı konusundaki uyuşmazlığın çözümü bakımından da önemlidir. 27.02.2020 tarihli olup ekinde Hisse Devir Vaadi Sözleşmesi gönderilen e-postanın Av. ... tarafından, davalı ...'na ve davacı ...'a gönderildiği anlaşılmaktadır. E-postada "Sayın yetkililerimiz sözleşmenin şirket hisselerinin de güncellenmiş son hali de eklidir" açıklamasının yer aldığı görülmektedir. Bu e-postanın gönderildiği tarihte Av. ...'nın, davalı ...'nun vekili olduğu ihtilafsızdır.

E-postaya ekli Hisse Devir Vaadi Sözleşmesinin 2. maddesinde, sözleşmenin konusunun şirket pay defterine kayıtlı olan hisselerin %30'unun ... tarafından davacı ...'a devir ve ferağının taahhüt ve şartlarının kayda alınması olduğu belirtilmiştir. Sözleşmenin 3.1 maddesinde, satıcı devreden ...'nun beş davalı şirkette hisselerinin %30'arlık kısımlarının tüm mükellefiyetlerden ari olarak alıcı devralan ...'a devir ve feragat edeceği; 3.2 maddesinde, bu hisselerin devrinde devralan tarafın (davacı) devreden tarafa (davalıya) devir sebebiyle herhangi bir ödeme yapmayacağı ve geçmiş hesaplaşmalar uyarınca devrin bila bedel gerçekleşeceğinin kararlaştırıldığı; 3.3 maddesinde ise devir sonrası hisse durumlarının her bir davalı şirket için tablo hâlinde gösterildiği, sözleşmenin 3.4 maddesinde hisse devrinin sadece taraflar arasında kayıt altına alınmış olup pay defterine, ticaret siciline tescili ve ilanının tehir edildiği; 3.5 maddesinde devredenin, devralanın ilk talebi hâlinde tüm şirketlerdeki yukarıda gösterilen %30'ar hisselerin tamamını devralana hiçbir bedel vs. talep etmeksizin devredeceğini kabul beyan ve taahhüt ettiği, aksi hâlde devralanın hisse iptal ve tescil dava haklarının bulunduğunu kabul ettiği; 3.7 maddesinde devralanın şirket hisselerini işbu protokol tarihi itibariyle tüm aktif ve pasifleriyle devralmayı kabul ettiği, anlaşmanın şirket kayıtları incelenerek oluşturulduğu; 3.8 maddesinde devralanın, davalı şirketlerin ve iştiraklerinin işbu hisse devir tarihi itibariyle kâr ve zararlarından ortak olduğu, esas sözleşme uyarınca kâr dağılımına ve sermaye arttırımına tüm hak ve yükümlülüklerine dâhil olduğu, TTK'dan doğan tüm alacak hak ve borçlara da katılacağının kabul ve taahhüt edildiği anlaşılmaktadır. Görüldüğü üzere bu sözleşme gerçek anlamda bir hisse devir sözleşmesi niteliği taşımaktadır. Çıplak hisselerin devrinin taraflarca kararlaştırıldığı, hisse oranlarının açıkça belirlendiği, bedellerin davalı tarafından alındığı ve davacının başkaca bir hisse devir bedeli ödeme yükümlülüğü bulunmadığı hususları bu protokolde açıkça kararlaştırılmış olup, hisse devrinin bu belgeyle tamamlandığı anlaşılmaktadır. Tarafların hisse devir işlemini şirket pay defterine işlememiş olmaları devir işleminin tamamlanmadığı anlamına gelmez. Zira çıplak payların devri alacağın temliki hükümlerine tabi olup bu belge ile temlik gerçekleşmiş durumdadır. Bundan sonra şirket pay defterine yapılacak tescil, "kurucu" değil "açıklayıcı" niteliktedir. Devrin pay defterine işlenmemiş olması, davacının ortaklık sıfatını kazanmasına engel değildir. Hisse Devir Vaadi Sözleşmesinin ıslak imzayla imzalanmamış olmasına rağmen taraflar için bağlayıcı hâle gelip gelmediği ve TBK'nın 184. maddesindeki yazılı geçerli şartının sağlandığı TBK'nın 14. maddesinde düzenlenmiş olup, kural olarak yazılı şeklin tamamlanması için sözleşmede borç altına girenlerin imzalarının bulunması zorunludur. Ancak maddenin ikinci fıkrasında buna bir istisna getirilmiştir. Bu istisnai düzenlemeye göre; imzalı bir mektup, asılları borç altına girenlerce imzalanmış telgraf, teyit edilmiş olmaları kaydıyla faks veya buna benzer iletişim araçları ya da güvenli elektronik imza ile gönderilip saklanabilen metinlerde ıslak imza olmasa bile yazılı şekil şartını sağlar.

Bu kapsamda taraflar arasında teati edilen e-posta ve ekli belgeler de davalı tarafından gönderildiği kanıtlanmış olmak kaydıyla yani teyit edilmiş olmak kaydıyla, yazılı şekil şartını gerçekleştirmeye yeterlidir (Emsal nitelikte: Yargıtay 11. HD'nin 2023/4550 E- 2024/62/42 Ksayılı, 11.09.2024 tarihli kararı). Somut olayda Hisse Devir Vaadi Sözleşmesi e-posta ekinde davalı ... vekili Av. Ali Kemal Söbüçovalı tarafından hem davacıya hem davalıya gönderilmiştir. Her iki tarafın, kedilerine gönderilen bu belgenin içeriğine yönelik herhangi bir itirazları olmamıştır. Belgenin, davalının vekili tarafından gönderildiği sabit olup teyit edilmiş durumdadır. O hâlde bu belge, tarafların ıslak imzalarını taşımıyor olmakla birlikte TBK'nın 14/2 maddesi uyarınca yazılı şekil şartını taşıyan bir belge niteliğindedir. Esasen bu belgenin içeriği, yukarıda ayrıntılı olarak değerlendirilen e-posta yazışması ve whatsapp mesajları içerikleriyle de doğrulanmaktadır. Tüm bu açıklamalara göre; davalı ..., dava dışı ... ile ilgili ilişkide Wolfgang isimli şahsa gönderilen e- posta içeriğinde ve ...d isimli şahsa gönderdiği watsapp mesajında, açıkça, davacı ...'ın 03.09.2019 tarihi itibariyle davalı şirketlerin %30'ar hissesine sahip ortağı olduğunu kabul ve ikrar etmiş, akabinde 27.02.2020 e posta ekinde hisse devir vaadi sözleşmesi teati edilerek ortaklık süreci tamamlanmıştır. Bu şekilde taraflar arasında alacağın temliki hükümlerine göre geçerli şekilde kurulmuş bir çıplak pay devri sözleşmesinin gerçekleştiği, buna göre pay devir sözleşmesinin tamamlanmış olduğu, pay devir sözleşmesinin şekil şartının tamamlandığı 27.02.2020 e posta tarihi itibariyle davacının davalı şirketlerde ortak sıfatını kazandığı kanaatine varılmış olup, davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir. Taraflar arasında yukarıda açıklanan süreç içinde tamamlanmış bir hisse devir sözleşmesi mevcut olup, pay defterine devrin işlenmesinin ertelenmesi sonuca etkili olmadığından, davacının terditli hukuki sebebi olan inançlı işlem bakımından bir değerlendirme yapılmasına gerek bulunmamaktadır. Zira tarafların iradesi pay devir sözleşmesi yapmak olup gizlenen veya farklı gösterilen bir irade bulunmamaktadır. Tarafların açık iradesi doğrultusunda pay devrinin gerçekleştiği sonucuna varılmıştır. Yukarıda açıklandığı üzere, hisse devri için Yasa'nın aradığı yazılı şekil şartı, 27.02.2020 tarihli e posta ile teati edilen Hisse Devir Vaadi Sözleşmesi ile tamamlanmıştır. Ancak tarafların ortaklık ve hisse devir görüşmelerinin 2019 yılında başladığı, davacının 03.09.2019 tarihi itibariyle davalı şirketlere ortak olduğunun yukarıda açıklanan e posta ve watsapp yazışmalarıyla davalının kabulünde olduğu, ayrıca 2019 yılında tarafların ortaklık konusunda anlaştıkları, davacının devir bedeli karşılığı davalıya taşınmaz devirleri yaptığı, edimlerin yerine getirildiği, tarafların hisse devir işlemini bir süre pay defterine işlememeye karar verdikleri, devrin yazılı yapılmasına ilişkin yasal şekil şartının 27.02.2020 tarihli e posta ekindeki sözleşmenin, davalının vekili eliyle her iki tarafa gönderilmesiyle tamamlandığı anlaşılmaktadır. Nitekim Hisse Devir Vaadi Sözleşmesinin 3.5 maddesinde devredenin, devralanın ilk talebi hâlinde tüm şirketlerdeki yukarıda gösterilen %30'ar hisselerin tamamını devralana hiçbir bedel vs. talep etmeksizin devredeceğini kabul beyan ve taahhüt ettiği, aksi hâlde devralanın hisse iptal ve tescil dava haklarının bulunduğunu kabul ettiği; 3.7 maddesinde devralanın şirket hisselerini işbu protokol tarihi itibariyle tüm aktif ve pasifleriyle devralmayı kabul ettiği, anlaşmanın şirket kayıtları incelenerek oluşturulduğu; 3.8 maddesinde devralanın, davalı şirketlerin ve iştiraklerinin işbu hisse devir tarihi itibariyle kâr ve zararlarından ortak olduğu, esas sözleşme uyarınca kâr dağılımına ve sermaye arttırımına tüm hak ve yükümlülüklerine dâhil olduğu, TTK'dan doğan tüm alacak hak ve borçlara da katılacağının kabul ve taahhüt edildiği hükümlerine yer verildiği anlaşılmaktadır. Protokol tarihi, 2020 Şubat olarak belirlenmiştir. Bu durumda, ortaklık devrini gerçekleştiren sözleşmeye göre 2019 yılından itibaren yürüyen ortaklık sürecinin 27.02.2020 tarihli e posta ekinde dalı vekili tarafından davacıya gönderilen ve gönderildiği tarafların kabulünde olan hisse devir vaadi sözleşmesi ile tamamlandığının ve davacının ortak sıfatını 27.02.2020 tarihi itibariyle kazandığının kabulü gerekir. Bu nedenlerle, davacının davalıya hisse devrinin gerçekleşmediğine dair istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir.

Davalılar vekili, 27.02.2020 tarihli e postayı gönderen Av. ... ile müvekkili arasında husumet bulunduğunu, bu avukatın davalının vekili olmasına karşın davacıyla işbirliği yaptığını iddia etmiş ise de; e-postanın 27.02.2020 tarihinde gönderildiği, her iki tarafa gönderilen bu e-postaya karşı, davalı ... tarafından herhangi bir itiraz ileri sürülmediği anlaşılmaktadır.

Davalı tarafça İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2021/122005 Soruşturma sayılı dosyasıyla dolandırıcılık, nitelikli dolandırıcılık, tehdit, hakaret, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, yönetmek, kurulan örgüte üye olmak, yağma, kişilerin huzur ve sükununu bozma, şantaj ve iftira suçlarıyla açılan soruşturmada takipsizlik kararı verildiği, anılan vekil hakkındaki takipsizlik kararına davalı ... ve onun oğlu olan Mehmet Bilginoğlu tarafından Sulh Ceza Hâkimliği nezdinde itiraz edildiği, İstanbul 7. Sulh Ceza Hâkimliğinin 2022/5521 D.İş sayılı dosyasında, 23.09.2022 tarihli kararla itirazın reddine kesin olarak karar verildiği anlaşılmaktadır. Ekinde sözleşmenin yer aldığı e-postayı gönderen davalı vekilinin görevini kötüye kullandığına, o tarihte müvekkili olan davalının menfaatlerine zarar vermek üzere ve davacıyla işbirliği yaparak hareket ettiğine dair somut bir kanıt bulunmamaktadır. Savcılık şikâyet tarihinin 2021 olduğu yani Hisse Devir Vaadi Sözleşmesinin gönderildiği e-postanın düzenlendiği 2020 Şubat'ından çok sonra şikâyetin yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu nedenlerle, davalı vekili Av. ... tarafından gönderilen e-postanın ve ekli belgenin davalıyı bağlamayacağına dair savunma ve istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde, avukatı tarafından davacıya gönderilen bu e posta ve eki hakkında "Dosyaya delil olarak sunulan excel listeleri ve Müvekkilin imzasını taşımayan hisse devir sözleşmesi kim tarafından, ne zaman ve ne amaçla hazırlandığı belli olamamakla birlikte delil niteliği de taşımamaktadır. Davacının iddia ettiği gibi Müvekkile yapılan bir ödeme de dosya kapsamında mevcut değildir." şeklinde beyanda bulunmuş, avukatı tarafından dolandırıldığına dair bir savunma sebebi ileri sürmemiştir. Dava dosyası heyet gündemine müzakere için alındıktan sonra davalı vekili tarafından 28.05.2025 tarihinde UYAP üzerinden verilen dilekçeyle; İstanbul 7. Sulh Ceza Hâkimliğinin 23.09.2022 tarihli, 2022/5521 D.İş sayılı kararının kanun yararına temyizi üzerine, Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 2024/6371 E- 2025/2130 K sayılı, 24.02.2025 tarihli kararıyla kanun yararına bozulduğunu, bu karar üzerine hazırlık soruşturmasına devam edileceğini belirterek, hazırlık soruşturmasının bekletici mesele sayılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Hazırlık dosyasındaki şikâyet dilekçesinin içeriğinde, davalının, davacı tarafından dolandırılarak şirkete hissedar olunduğuna dair bir beyanı bulunmamaktadır. Davalının iş bu davaya verdiği cevap dilekçesinde dahi "Müvekkil, davacıya hiçbir zaman şirketin hisse devri vaadinde bulunmamıştır." şeklinde savunma yapmıştır. Davalı, savcılık şikâyetinde, davalının ve onunla birlikte hareket eden kişilerin kendisine ait taşınmazları dolandırıcılık suretiyle ele geçirdiğini, dava konusu olmayan bir işletmeyi ele geçirdiklerini, davacının mallarını haksız olarak ele geçirdiklerini iddia ederek şikâyette bulunmuştur. Sadece hisse devir bedeli karşılığı davalıya devredildiği davacı tarafından beyan edilen taşınmazın gerçek değerinin çok düşük olduğunu, değer konusunda dolandırıldığını iddia etmektedir. Buna karşın, davalının, şirket hisse devri karşılığı kendisine devredilen taşınmaz değerinin çok düşük olduğu, bu konuda davacının hilesinin bulunduğu iddiasıyla hisse devrinden döndüğüne dair bir irade açıklaması ortaya konulmamıştır. Diğer taraftan,Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 2024/6371 E- 2025/2130 K sayılı, 24.02.2025 tarihli kanun yararına bozma kararında, davalı şirket hisselerinin ...'a devredilip devredilmediğinin, devrin gerçekleşip gerçekleşmediğinin değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Yukarıda açıklandığı üzere, şirket hisselerinin devrinin gerçekleşip gerçekleşmediği konusu TTK ve TBK hükümlerine göre değerlendirilmesi gereken hukuki bir meseledir. Yani hukuk mahkemesince verilecek karar, ceza soruşturmasını da ilerletecektir. Ortaklık gerçekleştikten sonra davacının ve onunla birlikte hareket edenlerin davalıyı dolandırıp dolandırmadıkları hususu eldeki davada verilecek kararı etkilemeyeceğinden, ceza soruşturmasının sonucunun beklenmesine gerek olmadığı kanaatine varılmış ve davalı vekilinin bu konudaki talebinin reddi gerekmiştir.

Davalılar vekili hisse devir karşılığı olarak davalı tarafın herhangi bir devir bedeli ödemediğini, bu nedenlerle de davanın reddi gerektiğini ileri sürerek kararı istinaf etmiştir.

Davalı vekilinin istinaf dilekçesinde de açıkça belirtildiği üzere, davacı tarafından bir kısım taşınmazların 30.000.000,00 TL bedelle ...'na devredildiği, davalının da kabulündedir.Davalı vekili, taşınmazların değerinin daha düşük olduğunu ileri sürmüş ise de bu husus davadaki uyuşmazlık bakımından önem arz etmemektedir. Çünkü davalının, hata ve hile iddiasıyla hisse devir sözleşmesinden döndüğüne dair TBK'nın 39. maddesi uyarınca yasal süresi içinde ortaya bir irade koymamıştır.Diğer taraftan, davacı tarafça davalıya gönderilen bir kısım ödemelere dair dekontlar dosyaya sunulmuştur. Kaldı ki yukarıda açıklanan ve taraflar için bağlayıcı hâle geldiği belirlenen Hisse Devir Vaadi Sözleşmesinde davalı ..., açıkça, hisse devir bedelini aldığını ve bundan sonra hisse devir bedeli talep etmeyeceğini, davacının ilk talebi üzerine hisseleri devir ve temlik edeceğini açıkça kabul etmiştir. Bu durumda davalının hisse bedelinin ödenmediği yönündeki savunma ve istinaf nedeni yerinde görülmemiştir. Aynı gerekçelerle davalı vekilinin davacı tarafça ... Grubu'na 40.000.000,00 TL değerinde yedek parça verdiği, dava dışı ...'nin gönderdiği parçaların hurda olduğu konularındaki istinaf nedenleri de yerinde görülmemiştir.Davalı vekili, müvekkilinin ... kovuşturması nedeniyle hisse devrini gerçekleştirmediği yönündeki iddiasının hayatın olağan akışına aykırı olmadığını ileri sürmüş ise de yukarıda açıklanan ve sabit görülen belgeler ışığında tarafların kendi aralarında hisse devir işlemini tamamladıkları ancak bu hususun pay defterine işlenmesini bir süre erteledikleri sabittir.

Davalı tarafından üçüncü şahıslara gönderilen ve yukarıda açıklanan e-posta ve mesajlarında devrin yapıldığı, ancak pay defterine işlenme ve devrin alenileştirilmesi hususunun bir süre ertelendiği açıkça davalının kendisi tarafından beyan edilmiş hususlar olup, davalı vekilinin hayatın olağan akışına dayalı istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir.Yine davacının şirkette genel müdür sıfatıyla işlem yapmış olması, onun aynı zamanda ortak olmadığı anlamına gelmeyeceğinden, aksi yönündeki davalı istinaf nedenlerinin reddi gerekmiştir.

Davacı vekilinin istinaf başvuru nedenlerinin incelenmesinde:Davacı vekilinin istinaf başvurusu sadece ihtiyati tedbir talebinin reddine dair hükmün 2. maddesindeki "Davacı tarafın, davalı şirketlere kayyım atanması yönündeki ihtiyati tedbir isteminin reddine" şeklindeki bölümüne yöneliktir. Yani davacı vekilinin hükmün esası bakımından bir istinaf başvurusu söz konusu değildir. Dava dosyasında ilk derece mahkemesince, davaya konu şirket hisselerinin üçüncü kişilere devir ve temlikinin ve hisseler üzerinde hak ve yükümlülük tesisisin önlenmesine karar verilmiş, bu karara itiraz üzerine itiraz reddedilmiş bu kararın istinafı üzerine de Dairemizin 2023/1754 E - 2023/1704 K sayılı kararı ile istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş olup, anılan ihtiyati tedbir kararı HMK'nın 397/2 maddesi uyarınca hâlen devam etmektedir. Bu tedbir kararı, davaya konu hisselerin korunması bakımından yeterlidir.

Davalı tarafın şirkete zarar verdiğine yada şirketin içinin boşaltıldığına dair somut bir delil dosyaya sunulmamıştır. Yukarıda açıklandığı üzere, davacı, davalı şirketlerde 03.09.2010 tarihinden itibaren davalının kabulünde olduğu üzere ortak sıfatıyla şirkette faaliyette bulunduğu, 27.02.2020 tarihli itibariyle yasal devir şeklini tamamlayarak ortaklık sıfatını kazandığı yukarıda açıklandığından, iş bu kararın kesinleşmesi hâlinde, bu tarihlerden sonra şirkete verilen bir zarar olursa, davacının şirket yönetimi aleyhine, yöneticinin sorumluluğu ile ilgi başvuru haklarının mevcut olduğu açıktır.

Davacının ihtiyati tedbir talebinin reddine dair 04.02.2025 tarihli ara kararımızda da belirtildiği üzere; davalı şirketçe sermaye artış kararı alınmış olması, tek başına şirkete zarar verici bir eylem olarak değerlendirilemez. Nitekim davacı vekilinin beyanından, sermaye artış kararlarına karşı iptal davası açıldığı anlaşılmaktadır. Tüm bu açıklamalara göre ilk derece mahkemesince davalı şirketlere yönetim veya denetim kayyımı atanması yönündeki talebin reddine dair verilen ilk derece mahkemesi kararında hukuka aykırılık görülmemiş, davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddi gerekmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle,

HMK'nın 353/1.b.1 hükmü uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, her iki taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.

HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacı vekilinin ve davalılar vekilinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 187,80 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına, 2-Davalılar tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 3.688.740,00 TL istinaf nispi karar harcının harcının davalılardan tahsiline, Hazineye gelir kaydına, 4-Taraflarca yapılan kanun yolu giderlerinin kendilerinin üzerinde bırakılmasına,5-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 29.05.2025 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.