Esas No
E. 2025/7355
Karar No
K. 2025/8401
Karar Tarihi
Karar Sonucu
ONANMASINA
Hukuk Alanı
Borçlar Hukuku

9. Hukuk Dairesi         2025/7355 E.  ,  2025/8401 K.

"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesi

SAYISI: 2024/1762 E., 2025/973 K.

İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 5. İş Mahkemesi

SAYISI: 2023/30 E., 2024/167 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı Şirketin ...'daki şantiyesinde alt işveren ... İnşaat Enerji Sistemleri San. ve Tic. Ltd. Şti.nin (... İnşaat Şirketi) çalışanı olarak asıl işveren davalı Şirkete ait işyerinde çalıştığını, işin sona ermesi nedeniyle işten ayrıldığını, çalışmış olduğu süre içerisinde bir kısım ücret ve prim alacağını alamadığını, bu hususta bir kısım alacağını gösterir ücret alacak durumunun ... ... Şirketi tarafından düzenlenerek kendisine verildiğini, ilgili belgede görüleceği üzere iş ilişkisinin sona erdiği tarihe kadar birikmiş ücret alacağının ödenmediğini, ücret alacaklarının tahsili amacıyla asıl işveren davalı Şirket ve alt işveren dava dışı ... İnşaat Şirketi aleyhine icra takibi başlatıldığını, davalı Şirket tarafından takibe itiraz edildiğini, yapılan itirazın hukuki mesnetten yoksun ve kötüniyetli olduğunu belirterek yapılan itirazın iptali ile takibin devamına ve davalı aleyhine icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalı Şirketin pasif husumet ehliyeti olmadığından davanın reddi gerektiğini, davalı Şirketin ...'da şantiyesi bulunan davacı işçinin işvereni olan ... ... Şirketi ile hiçbir ticari ve hizmet ilişkisinin bulunmadığını, dava konusu edilen işçilik alacaklarının ... Group bünyesinde ...'nın ..., Moskova bölgesindeki beyaz eşya üretim fabrikasının anahtar teslim ve inşaatındaki hizmet ilişkisinden kaynaklandığını, davacı işçiden hizmet alanın ... ... Şirketi olduğunu, söz konusu şantiyeden ve diğer işyerlerinden kaynaklanan hizmet bedelinin davalı Şirketten talep edilemeyeceğini, dava konusu işyerleri ve Şirketler ile davalı Şirketin tüzel kişiliklerinin birbirinden farklı olduğunu, bu Şirketler ile hiçbir organik bağın olmadığını, davalı Şirketin ...'da hiçbir şantiyesinin bulunmadığını, bununla birlikte davacı işçinin davalı Şirkete ait olduğu iddia edilen şantiyede çalıştığını dahi ispatlayamadığını, bunun aksine davacı işçi tarafından Mahkemeye sunulan çalışma belgesi ve ücret alacak durumunun gösterir belgenin davacı işçinin dava dışı ... ... Şirketi çalışanı olduğunu ispatladığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Bölge Adliye Mahkemesince verilen 19.01.2023 tarihli kaldırma kararında davalı Şirket ile dava dışı ... ... Şirketi, dava dışı ... İnşaat Şirketi ve dava dışı ... Grup arasındaki hukuki ilişkinin ortaya konulması için davalı işverenliğin ve gerekirse dava dışı söz konusu Şirketlerin kayıt ve belgelerinin yerinde incelenmek suretiyle taraflar arasındaki ilişkinin varsa mahiyetinin belirlenmesinin zorunlu olduğu belirtildiğinden, 22.02.2024 tarihli duruşmada bilirkişi incelemesi yapmak üzere davacı tarafa eksik kalan 6.000,00 TL delil avansını yatırması için iki haftalık kesin süre verildiği, söz konusu duruşma zaptının davacı vekiline usulüne uygun şekilde tebliğ edilmesine rağmen davacı tarafça süresi içerisinde ilgili avans yatırılmadığından davanın reddi gerektiği; ayrıca takip konusu alacağın likit olmadığı, alacağın varlığı hususunun yargılamayı gerektirdiği; davacı tarafça kötüniyetli takip yapıldığı hususunun da ispat edilemediği belirtilerek icra inkar tazminatı talebinin de reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, İlk Derece Mahkemesince 19.01.2023 tarihli kaldırma kararı sonrası yapılan yargılamada, Mahkemece 2 No.lu duruşma ara kararı (03.10.2023 tarihli) ile eksik kalan 6.000,00 TL delil avansını yatırması için iki haftalık süre verilmesine karar verildiği, davacı tarafça verilen bu sürede gider avansının yatırılmadığı, bu sefer 3 No.lu duruşma ara kararı (22.02.2024 tarihli) tekrar 2 haftalık kesin süre verilmesine karar verildiği ve bu duruşma tutanağının davacı vekiline tebliğ edildiğinin anlaşıldığı; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 94. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesince verilen ilk süre kesin olarak verilmemiş olsa da Kanun'un açık hükmü gereğince ikinci süre kesin olduğundan ve 19.01.2023 tarihli kaldırma kararında açıklanan gerekçeye göre davacı taraf dava dışı alt işveren ... İnşaat Şirketi çalışanı olarak asıl işveren davalı Şirketi ait şantiyede çalıştığı hususunu ispatlayamadığından davanın reddine ilişkin kararda isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Sebepleri

Davacı vekili temyiz dilekçesinde;

1.6100 sayılı Kanun'un 324. maddesine göre delil ikamesi avansı niteliğinde olan bilirkişi ücretlerinin yatırılmamasının hukuki sonucunun o delile (bilirkişi deliline) dayanmaktan vazgeçme olacağını, bu gerekçeyle davanın reddinin Mahkemeye erişim hakkının ihlali mahiyetinde olduğunu,

2.6100 sayılı Kanun'un 150. maddesinde eksik bir harcın olması durumunda dosyanın yenilenmek üzere işlemden kaldırılmasına karar verileceği belirtilmesine rağmen bilirkişi ücretinin yatırılmaması nedeni ile davanın reddedilmesinin usul ve kanuna aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davanın usulden reddine ilişkin kararın yerinde olup olmadığı ve davalı Şirkete husumet yöneltilip yöneltilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.

Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 6100 sayılı Kanun'un 324/2 hükmü şöyledir: "(2) Taraflardan birisi avans yükümlülüğünü yerine getirmezse, diğer taraf bu avansı yatırabilir. Aksi hâlde talep olunan delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılır."

Somut dosyada İlk Derece Mahkemesince, davacının bilirkişi ücreti olan delil avansını verilen kesin sürede yatırılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Ne var ki 6100 sayılı Kanun'un 324/2 hükmü uyarınca, süresinde delil avansını yatırmamanın sonucu o delilden vazgeçilmiş sayılmasıdır. Mahkemece verilen süreye rağmen davacı tarafça bilirkişi raporu için delil avansı yatırılmadığına göre, dosyadaki delil durumuna göre bir karar verilmesi gerekirken, salt bilirkişi ücretinin yatırılmaması sebebi ile davanın reddi isabetli olmamıştır. Dosya kapsamına göre yapılan incelemede ise Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22.09.2021 tarihli ve 2017/(22)9-3109 Esas, 2021/1075 Karar sayılı ilâmında birlikte istihdam, organik bağ, tüzel kişilik perdesinin aralanması kavramları şu şekilde açıklanmıştır: "...

Birlikte istihdam olgusunun varlığı her ne kadar daha çok şirket grupları içinde ortaya çıkmakta ise de bu ilişkinin kurulması için birlikte işverenlerin aynı şirket grubu içerisinde yer alması zorunlu değildir. Önemli olan aynı grup içinde yer alma değil, birlikte işverenlerin işçi ile olan ilişkilerini ayrı ayrı değerlendirebilme olanağını ortadan kaldıracak şekilde işçi ile hukukî bir bağlantı içinde olmalarıdır. Ayrıca işçinin birlikte işverenlerle ayrı ayrı iş sözleşmesi yapmasına da gerek olmayıp, aynı iş sözleşmesi kapsamında birden fazla işverene aynı zaman ve nitelikte iş için iş görme borcunu yüklenmesi mümkündür (Süzek, s.150).

Birlikte istihdamın varlığı hâlinde işverenlerin her biri, işveren hak ve yetkilerine sahip olmakla birlikte işverenin borç ve sorumluluklarına da ayrı ayrı sahiptirler. Bir diğer anlatımla işçiye karşı işverenler müteselsil sorumlu olup, işçi de ücret ve diğer haklarının tümünü her bir işverenden talep etme hakkına sahiptir.

Uygulamada işverenler iş hukukundan doğan yükümlülüklerden kaçınmak için bazı durumlarda bir holding veya şirketler topluluğunda ya da bunların dışında kalan şirketlerde işçiler görünüşte bir şirketin işçisi olarak gösterilmektedir. Bu duruma engel olmak için tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisi geliştirilmiştir (Süzek, s.152). ...

Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasına benzeyen bir başka kavram organik bağ kavramıdır. Tüzel kişilik perdesinin aralanmasında olduğu gibi organik bağ kavramında da bir tüzel kişinin borçlarından bir başka tüzel kişinin sorumluluğuna gidilmektedir. Bu hâliyle organik bağ kavramının da kaynağını TMK’nin 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı oluşturmaktadır (Öztek/Memiş, s. 210). Ancak organik bağ kavramı, tüzel kişilik perdesinin aralanmasına göre daha geniş bir anlama sahip olsa da organik bağın varlığı, tek başına tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektirmemektedir. Başka bir deyişle şirketler arasında organik bağ tespit edilse dâhi tüzel kişilik perdesinin aralanması ve alacağın perdenin arkasındakinden de istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir.

Şirketler arasında ortakların akraba olması tek başına organik bağ veya tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için yeterli değildir veya şirketlerin aynı faaliyeti yürütüyor olması organik bağ için yeterli değildir (Baycık, G.: İşverenin Tespitinde Birlikte İstihdam ve Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Kurumları, İş Uyuşmazlıklarında Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemeleri Kararları Değerlendirme Toplantısı (Seminer Bolu/Abant – 06... ), Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası, ... 2019, s. 20).

Şirketler arasında organik bağ olup olmadığı; şirketlerin adreslerinin aynı olması, ortaklık yapılarının ve yönetim kurullarının benzer olması veya temsilcilerinin aynı olması, faaliyet alanları, hisse devirleri, muvazaalı işlemler gibi hususlar ve somut olayın özellikleri de gözetilerek tespit edilebilir. Ancak tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasında her iki şirketin faaliyet alanı, ortaklık yapısı, ortakları gibi konularda öyle büyük ve derin bir kesişme vardır ki; bu şirketlerle iş yapan kişiler nezdinde iktisadi bir bütünlük içerisinde tek bir şirketle iş yapılıyor algısı oluşmaktadır. Ayrıca üçüncü kişiler nezdinde uyandırılan bu algı neticesinde, ticaret yaparken güçlü bir yapıya sahip görüntüsü oluşturularak, şirketlerden birinin borca batırılması ya da içinin boşaltılıp iş alanının diğerine kaydırılması işlemleri tipik bir hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmelidir. ..."

Tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi, yukarıda yer verilen Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/(22)9-3109 E., 2021/1075 K. sayılı kararında da ayrıntılı şekilde açıklandığı üzere, her somut olayın özelliği gözetilerek değerlendirilmesi gereken ve özellikle de 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesi gereğince dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılma yasağı gözetilerek tüzel kişiliğin alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla kullanılıp kullanılmadığı, tüzel kişiliği düzenleyen normların dışına çıkılıp çıkılmadığı belirlenmek suretiyle titizlikle incelenmesi gereken bir meseledir.

Grup şirketleri veya holdingler bünyesinde yer alan çalışmalar açısından; çalışma hayatında işçinin sigorta kayıtlarında yer alan işverenin dışında grubun başka şirketlerine hizmet verdiği, yine işçinin bilgisi dışında birbiri ile bağlantısı olan bu Şirketler tarafından sürekli giriş çıkışlarının yapıldığı sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Bu gibi durumlar için sadece şirketler arasında organik bağdan söz edilerek işçilik alacaklarının aralarında bağlantı bulunan bu işverenlerin birlikte sorumluluğuna gidilmesi veya birden fazla şirkette geçen çalışmaları için sadece birinin sorumluluğunun yeterli görülmesi de mümkün olmayacaktır. Kaldı ki aynı gruba ait olan şirketlerin aralarında organik bağ bulunması da olağandır. İşçilik alacaklarının belirlenmesi noktasında kural olarak aynı gruba ya da holdinge bağlı farklı tüzel kişiliği haiz şirketlerde geçen hizmetlerin birleştirilmesi mümkün olmayacaktır. Ancak bu gibi durumlarda işçilik alacakları hesabı noktasında hizmetlerin değerlendirilmesi ve işverenlerin sorumlulukların belirlenmesi için şirketler/işverenler arasında işyeri devri, iş sözleşmesi devri, asıl işveren alt işveren ilişkisi ve birlikte istihdam olgularının bulunup bulunmadığının somut olarak belirlenmesi gerekir.

Davacı taraf dava dilekçesinde, müvekkilinin davalı Şirketin ...'da bulunan şantiyesinde 21.04.2010 tarihinden 20.04.2011 tarihinde kadar çalıştığını, bu süre içerisinde alt işverenin ise dava dışı ... İnşaat Şirketi olduğunu ileri sürülmüştür.

Davacı vekili 29.12.2015 havale tarihli dilekçesinde dava dilekçesindeki çalışma süresinin maddi hataya dayandığını, 11.07.2007-20.04.2011 tarihleri arasında çalıştığını belirtmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin 19.01.2023 tarihli kaldırma kararı öncesinde dosyada yer alan belgelerde davacının çalışmasına ilişkin evrakın dava dışı ... Grup Şirketleri tarafından düzenlendiği anlaşılmaktadır. Dosya içerisine sunulan "... Grup Sunum Dosyası" başlıklı internet çıktılarından oluşan belgelerde ise ... Fabrikasının beyaz eşya üretim fabrikasının anahtar teslim tasarımı ve inşaatı işinin de ... Grup tarafından üstlenildiği görülmektedir.

Adı geçen ... markasının dünya genelinde yaygın, başta elektronik ürünler üretim ve pazarlama olmak üzere birçok alanda faaliyet gösteren bir marka olarak bu kapsamda dünyanın herhangi bir yerinde inşaat işi yapması doğaldır. Ancak bu inşaatta çalışan davacı ile davalı Şirket arasında işçi işveren ilişkisinden bahsedebilmek için Türkiye'deki ... Ticaret AŞ firması ile ...'daki "inşaat işi" arasında bir bağlantının olması gerekir.

Oysa 13.2.2008 tarihli ... Ticaret AŞ ticaret sicil kaydına göre davalı Şirketin konusu, "Her türlü elektrik ve elektronik ekipmanı, tüketici elektroniği, bilgi teknolojisi, mobil iletişim, yazılım ürününün ve bunların her türlü bağımsız yedek parçalarının satımı, ticareti, ihracatı, ithalat, pazarlaması ve dağıtımı" olarak belirtilmiştir.

Söz konusu ticaret sicil kaydı, davacı tarafça ... Şirketi ile davalı Şirketin Yönetim Kurulu üyelerinin aynı olduğunu belirtmek için sunulmuş ise de davacı tarafça davalı Şirketin Ülkemizde veya başka bir ülkede herhangi bir inşaat faaliyetinin bulunduğu hususunun ispatlanmadığı, Şirketin faaliyet konusunun yalnızca Türkiye'de yerleşik olarak yurt dışından ... markalı ürünlerin ithalatı olduğu ve herhangi bir şekilde yurt içi ve yurt dışı inşaat ve üretime dair bir yatırımı olmadığı anlaşılmaktadır.

Diğer yandan davacı tarafça davalı Şirket ile dava dışı ... Şirketi arasında organik bağ bulunduğu ileri sürülmüş ise de yukarıda belirtildiği üzere tüzel kişiler arasında sadece organik bağın varlığı tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için yeterli değildir. Davalı Şirket ile dava dışı işverenler arasında işyeri devri, iş sözleşmesi devri, asıl işveren alt işveren ilişkisi veya birlikte istihdam olgularının bulunup bulunmadığının somut olarak belirlenmesi gerekir. Bu noktada da davacı tarafça ispat yükümlülüğünün yerine getirilmediği anlaşıldığından, dosyadaki delil durumu dikkate alındığında, davanın bu gerekçe ile reddi gerekirken delil avansının yatırılmadığı gerekçesi ile reddine karar verilmesi hatalı olmakla birlikte; temyiz edenin sıfatına göre bu husus bozma nedeni yapılmamıştır.

Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle yukarıda yapılan açıklamalara göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

03.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.