Esas No
E. 2022/1224
Karar No
K. 2026/33
Karar Tarihi
Karar Sonucu
KALDIRILMASINA
Hukuk Alanı
İcra İflas Hukuku

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

14. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2022/1224

KARAR NO: 2026/33

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 23/03/2021

NUMARASI : 2019/736 Esas - 2021/352 Karar

DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (Ticari satımdan kaynaklanan)

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının davalıdan 18/01/2019 tarihinde gerçekleşen satım işlemine ilişkin KDV hariç 32.010,00 TL (KDV dahil 37.771,80 TL) tutarında fatura kesildiğini, Ocak 2019 dönemine ilişkin borcun ödenmediğini, bunun üzerine Büyükçekmece 3. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını ve davalının itirazı üzerine takibin durduğunu, davalının yapmış olduğu itirazın haksız olduğunu iddia ederek, itirazın iptaline, takip konusu alacağın %20'sinden az olmamak kaydıyla icra inkâr tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili savunmasında özetle; davalı şirketin ilgili fatura nedeniyle herhangi bir sorumluluğu ve borcu bulunmadığını, davacının icra takibinin ve davasının haksız olduğunu, davacının söz konusu fatura alacağını talep ve dava edebilmesi için söz konusu fatura konusu mal ve hizmetin teslimini ispat etmesi ve buna ilişkin yazılı belge sunması gerekmektiğini, söz konusu fatura, mal ve hizmetin varlığını ispat için tek başına yeterli olmadığını, davacı tarafın alacak talebinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, ayrıca davaya konu alacağın likit olmadığını savunarak, davanın reddini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ

İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Asıl dava, 2004 sayılı İcra İflas Kanunu' nun 67. maddesine dayalı itirazın iptali isteminden ibarettir.Dava konusu, faturaya dayalı alacağın tahsili için davacı tarafça davalı hakkında başlatılan icra takibine vaki davalının itirazının iptali ile icra inkar tazminatının davalıdan tahsili istemine ilişkin olduğu görülmüştür.Davacı vekili tarafından bilirkişi ücretinin yatırıldığı ancak taraflarca inceleme gün ve saatinde ticari defterlerinin sunulmadığına dair tutanak tutulduğu görülmüştür. Dosyanın bu haliyle davacının iddiasının ispat edemediği, taleplerinin iddia kapsamında kaldığı ve davacının açıkça da yemin deliline dayanmadığı da görülerek, açılan davanın reddine ve yine yasal şartları taşımayan davalının kötüniyet tazminatı talebinin de reddine karar verilerek..." gerekçesiyle davanın reddine, karar verilmiştir.

Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ

Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Mahkemece 29.12.2020 tarihli verilen celse ara kararı gereğince, bilirkişi ücreti olarak toplam 800,00 TL gider avansını yatırmak için iki haftalık kesin süre verildiğini ve verilen süre içerisinde yatırılmaması halinde dosya kapsamına göre karar verileceğinin ihtar edildiğini, ilgili gider avansının süresi içerisinde yatırıldığını, mahkeme tarafından inceleme gününde tutanak tutularak kalemde hazır olmadıkları gerekçesiyle defterler incelenmeden davanın reddine karar verildiğini, ancak inceleme günü kalemde hazır bulunulduğunu, Covid sebebiyle dışarıda bekletildiklerini ve sehven yoğunluktan dolayı böyle bir tutanak tutulduğunun anlaşıldığını, sonrasında kalemle görüşüldüğünü ve duruşmada yeniden defter incelemesi talebinde bulunmaları gerektiğinin söylendiğini, inceleme öncesinde bilirkişinin defalarca arandığını, hangi evrakları talep ettiğinin whatsapp üzerinden yazıldığını ancak cevap alınamadığını, taraflarınca yine yargılamanın uzamaması ve duruşma günün beklenmemesi için 04.02.2021 tarihli dilekçe ile inceleme günü ve saatinde kalemde bulundukları belirtilerek duruşma günü beklenmeksizin inceleme yapılması için talepte bulunduklarını ancak işlem yapılmadan davanın reddine karar verildiğini, mahkemece verilen kesin sürede gider avansının yatırılmış olmasına rağmen verilen kararın usul ve yasaya uygun olmadığını, hakimin tespit ettiği sürelerin kural olarak kesin süre olmadığını, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2014/19-364 Esas, 2016/176 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere bazı hallerde kesin sürenin kaçırılması o delile ve hakka dayanamamak gibi ağır sonuçlar getirdiğini ve davanın kaybedilmesine neden olduğunu, kesin sürenin kuralının kanunun amacına uygun olarak kullanılması gerektiğini, davanın reddi için bir araç olarak sayılmaması gerektiğini, işlemin özelliğinin göz önünde bulundurulması gerektiği hususlarına yer verildiğini,

HMK 324.madddesinde de gider avansı ile ilgili düzenlemenin yer aldığını, Yargıtay kararında görüleceği üzere kesin sürenin davanın reddi için bir yol olarak kullanılmaması gerektiğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte davalı tarafında ticari defterlerini delilleri arasında gösterdiğini bu nedenle hem müvekkilinin hem de davalının ticari defterleri incelenmeksizin verilen kararın hatalı olduğunu, ayrıca her iki tarafın ortak delili olan ticari defterler deliline dayandığı gözetilmeksizin tüm gider avansının müvekkiline yüklenmesinin hatalı olduğunu, dosya ara kararında belirtilen gider avansının yatırıldığını, inceleme günü hazır olunduğunu iddia ederek, içtihat gözetilmek suretiyle hatalı olarak verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE

Dava, ticari satıma ilişkin faturadan kaynaklanan açık hesap alacağının tahsili amacı ile başlatılan ilamsız icra takibine karşı yapılan itirazın İİK'nın 67. maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir.

İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi,

HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Uyuşmazlık, bilirkişi ücretine dair gider avansının verilen kesin süre içerisinde yatırılmasına karşılık tarafların inceleme gün ve saatinde ticari defterlerini sunmadığı gerekçesiyle tutulan tutanak neticesinde inceleme yapılmadan verilen ret kararının isabetli olup olmadığına ilişkindir. Mahkemenin 29.12.2020 tarihli ara kararı ile; 2 nolu bendinde; "Tarafların iddia ve savunmaları, sundukları deliller, dosya kapsamı belgeler ve her iki tarafa ait ticari defter ve kayıtlar incelenmek sureti ile davacının icra takibi tarihi itibariyle asıl alacak ve faiz yönünden alacaklı olup olmadığı, alacağının varlığı konusunda bilirkişi incelemesi yapılmasına,Bilirkişi incelemesinin 01/02/2021 Tarihinde saat 14:45'da mahkememiz kaleminde yapılmasına,Bilirkişi olarak Mali Müşavir bilirkişi ...'ın tayinine, Bilirkişiye 800,00 TL ücret takdirine,Davacı ve davalı vekili tarafından inceleme gün ve saatinde ticari defter ve kayıtların mahkememiz kaleminde hazır bulundurulmasına, aksi halde ticari defter ve kayıtlara dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağının ihtarına, (davalı vekiline ihtarat yapıldı)..." şeklinde ara karar oluşturulmuştur. Bu ara kararla bilirkişi incelemesinin 01.02.2021 tarihinde gerçekleştirilmesine karar verilmiştir. 01.02.2021 tarihli tutanak ile 12.01.2021 tarihinde 800,00 TL bilirkişi ücretinin yatırıldığı, bilirkişinin inceleme gün ve saatinde hazır olduğu ancak inceleme gün ve saatinde taraf vekillerinden gelen olmadığı, herhangi bir mazeret veya yerinde inceleme talebinde bulunulmadığından dolayı bilirkişi incelemesi yapılmadığı için tutanağın imza altına alındığının belirtilmiş olduğu anlaşılmaktadır.

Davacı vekilinin, 04.02.2021 tarihinde UYAP'tan gönderilen dilekçe ile; "Mahkemenizin 29.12.2020 tarihli duruşmasının 2 no'lu kararı uyarınca 01.02.2021 tarihinde dosyamıza bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmiştir. Her ne kadar 01.02.2021 tarihi saat 15:00'de sayın mahkeme kaleminizce tutanak tutulmuş olsa da o saatte davacı vekili olarak kalemde bulunmakta idik.

Bilirkişi ... ile inceleme gününden önce ve yine inceleme günü içerisinde görüşülmüş olup iletişim kopukluğu ve yanlış anlaşılma sebebi ile inceleme gerçekleştirilememiştir. Dosya duruşma gününe kadar bırakılmayacak kadar önemli olup; bilirkişiye dosyanın tevdii edilmesi ve bilirkişi incelemesinin gerçekleştirilmesi için sayın mahkemenizden gereğinin yapılmasını talep ederim." şeklinde talep ve açıklamalarda bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu dilekçe hakkında herhangi bir işlem yapılmadığı, talep hakkında bir karar alınmadığı anlaşılmaktadır. 23.03.2021 tarihli duruşmada; davacı vekili tarafından dilekçedeki beyanları duruşma zaptına geçirilerek yeni bir inceleme günü verilmesi talep edilmiştir. Mahkeme ise inceleme gün ve saatinde kesin süreye rağmen davacı tarafın hazır olmadığı gerekçesiyle bilirkişi incelemesi talebinin reddine dair ara kararla birlikte dava reddedilmiştir. Davacı iddiaları ve/veya mazereti değerlendirilip incelenmemiştir.Kanunda belirtilen süreler süreler kesindir. Bir işlemin kanuni süresi içinde yapılıp yapılmadığı mahkemece resen gözetilir. Hâkimin tespit ettiği süreler ise kural olarak kesin değildir. Hâkim, kendi tayin etmiş olduğu süreyi,

HMK’nun 90/2. maddesine göre iki tarafı dinledikten sonra haklı nedenlere dayanarak, azaltıp çoğaltabilir ve bu sürenin, kesin olduğuna da karar verebilir (HMK m.94/2, HUMK m.159). Buna göre, ilke olarak, hâkimin verdiği süre kesin olmayıp, kesinlik için şu iki koşuldan birinin varlığı zorunludur: İlk koşul, hâkimin kesin olduğunu belirtmeksizin verdiği ilk sürede işlemin yapılmaması nedeniyle ilgili tarafın yeniden süre talep hakkının varlığı karşısında, bu talep üzerine hâkimin verdiği ikinci sürenin kesin olması ve bu kesinliğin yasadan kaynaklanmasıdır (HUMK m.163, c.4,

HMK. 94/2); bu halde, ikinci kez verilen sürenin kesin olduğu belirtilmemiş ve ihtar edilmemiş olsa dahi sonuç değişmez. İkinci halde ise; yasaya göre hakimin tayin ettiği ilk sürenin kesin olduğuna da karar verebilmesidir (HUMK m.163/3 c.3, HMK m. 94). Ancak, böyle bir durumda kesin sürenin hukuki sonuç doğurabilmesi için buna ilişkin ara kararının yasaya ve içtihatlara uygun şekilde oluşturulması, hiçbir tereddüde yer vermeyecek derecede açık olması ve kesin süreye uyulmamasının sonuçlarının ilgili tarafa ihtar edilmesi gerekir. Kesin süreye ilişkin ara kararının verilmesiyle karşı taraf lehine usulü kazanılmış hak doğmaktadır. Bu ilkenin doğal sonucu, yargısal kesin süreyle sadece tarafların değil, hâkimin de bağlı olduğu, dolayısıyla hâkimin bu tür bir ara kararından dönmesinin hukuken geçersiz bulunduğudur.

HMK'nun 94. maddesi uyarınca hâkimin verdiği kesin süreye ilişkin ara kararının hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olması, taraflara yüklenen yükümlülüklerin, yapılması gereken işlerin neler olduğunun ve her iş için yatırılacak ücretin hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde açıklanması gerekir. Ayrıca verilen sürenin amaca uygun, yeterli ve elverişli olması, kesin süreye uymamanın doğuracağı hukuki sonuçların açık olarak anlatılması ve anlatılanların tutanağa geçirilmesi, bunlara uyulmaması durumunda mevcut kanıtlara göre karar verilip, gerektiğinde davanın reddedileceğinin açıkça bildirilmesi suretiyle ilgili tarafın uyarılması gerektiği her türlü duraksamadan uzaktır. Bazı hâllerde kesin sürenin kaçırılması, o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, davanın kaybedilmesine neden olmaktadır. Böyle bir durumda, geciken adaletin adaletsizlik olduğu düşünülerek, davaların uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere getirilen kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır. Bu cümleden olarak, kesin sürenin amacına uygun olarak kullanılması ve yeterli uzunlukta olmasının yanı sıra, tarafların yargılamadaki tutumları ile süreye konu işlemin özelliğinin de göz önünde bulundurulması gerekir (Yargıtay HGK'nun 18.02.1983 gün 1980/1-1284 E. 1983/141 K; 22.11.1972 gün 8/832 E 935 K; 13.10.2010 gün 2010/17-510-485; 28.04.2010 gün 2010/2-221-241 ve 28.03.2012 gün 2012/19-55-2012-249 sayılı kararları). Ne var ki somut olayda mahkemece defter ibrazı için kesin süre verilmiş ise de kesin süreye ilişkin ara karar tarihinden kısa süre sonra davacı vekili tarafından talepte bulunarak inceleme günü hazır olduğu iddia edilmiştir. Mahkeme, bu dilekçe hakkında hiç bir değerlendirme yapılmamıştır. Bu durumda mahkemece davacı vekilinin dilekçesindeki iddiaların hadise olarak değerlendirilmesi neticesinde ortaya çıkacak sonuç itibariyle uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekir iken iddia değerlendirilmeksizin verilen karar usul ve yasaya uygun görülmemiştir. Açıklanan bu gerekçelerle,

HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına ve davanın yukarıdaki açıklamalar ışığında yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki karar verilmiştir. KARAR:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;

1.HMK'nın 353/1.a.6. maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına,

2.Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine,

3.Davacı tarafça yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine,

4.Kaldırılan ilk derece mahkemesi kararının icrasıyla ilgili olarak İİK'nın 36. maddesi uyarınca yatırılan teminatların, yatıran taraflara iadesine,

5.Yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, esas hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine,

6.Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine dair;

HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 15.01.2026 KANUN YOLU:HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca karar kesindir.

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.