11. Hukuk Dairesi
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/1006
- Karar No
- 2025/6210
- Karar Tarihi
- 13.10.2025
- Dava Türü
- Hukuk
- Hukuk Alanı
- Ticaret Hukuku
- Karar Sonucu
- BOZULMASINA
11. Hukuk Dairesi 2025/1006 E. , 2025/6210 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı ... tarafından kurulan adi ortaklıkta "..." ibaresinin müvekkili ile adı geçen davalı adına Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde marka olarak (2011/...) tescil edildiğini, 02.12.2013 tarihinde İşyeri Devir Protokolü imzalandığını, bahsedilen markanın da müvekkiline hükmen geçtiğini, ancak ...'ın diğer davalı ... ile 2014 yılının ilk aylarında ... adlı işyeri açtığını, 2017 yılında da bu ibarenin tescili için marka tescil başvurusunda bulunduklarını, başvurunun benzerlikten dolayı reddedildiğini, davalılar tarafından kullanılan bu ibarenin müvekkili markası ile iltibas oluşturduğunu, pek çok kez müşteriler tarafından müvekkilinin mağazasına gelinip "bu ürünleri sizden aldım" şeklinde beyanda bulunulduğunu, dükkanının camına şube olmadıklarını belirtmek için yazı asıldığını, ibarenin davalıların sattığı ürünlerde, tabelada, işletme adında, ticaret unvanında kullanıldığını, sadece başındaki semt isminin değiştirilmesi suretiyle müvekkiline ait firmanın şubesi izlenimi uyandırılmaya çalışıldığını, davalı eylemlerinin marka hakkına tecavüz yanında haksız rekabet oluşturduğunu ileri sürerek, davalı taraf kullanımlarının müvekkili markasına benzerliğinden dolayı oluşan haksız rekabet nedeniyle marka hakkına tecavüzün tespitine, men'ine, sonuçlarının ortadan kaldırılmasına ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 151/2-(b) hükmü uyarınca şimdilik 20.000,00 TL maddi 20.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; dava konusu markanın sadece davacı değil aynı zamanda müvekkili ... adına da kayıtlı olmakla, marka üzerinde müşterek mülkiyetleri bulunduğundan müvekkili ...'ın markayı kullanma hakkının olduğunu, dava dilekçesinde belirtilen İşyeri Devir ve Borç Ödeme Protokolü'nün teknik anlamda bir işletme devri olmadığını, müvekkilinin bedeli karşılığı hissesini devrettiğini, sözleşmede işyerinin aktif ve pasifi ile devredildiğine dair hüküm bulunmadığını, davacının işletmeyi kapatıp ticari hayatını sonlandırdığını, müvekkili tarafından kullanılan işletme adının dava konusu marka ile benzerlik oluşturmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. 2.Diğer davalılar cevap vermemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı ile davalı ... arasında imzalanan 02.12.2013 tarihli İşyeri Devir ve Borç Ödeme Protokolü’ne göre davalı ...'ın ortaklıktan çıktığı ve adi ortaklık ilişkisi içinde işletilen işletmeyi aktif ve pasifi ile davacıya devrettiği, sözleşmede, taraflar adına tescilli 2011/... "...” markası hakkında ayrıca bir düzenleme yapılmamış olmakla, tescilli markanın da devir kapsamında olduğu, davalı ..., marka sicilinde ... no.lu markanın halihazırda ortak sahibi olarak gözüküyor ise de 02.12.2013 tarihli Protokol ile marka üzerindeki hakkını davacıya devretmiş olmakla, artık marka üzerinde hak sahibi olmadığı, davacının hak sahibi olduğu tescilli markanın esas unsuru ile davalıların kullandığı markanın esas unsurunun "..." ibaresi olduğu, markaların esas unsuru aynı olmakla bu durumun halk nezdinde iltibasa sebebiyet verebileceği, marka sahibinin iznini almadan markanın esas unsurunun davalılarca kullanılmasının marka hakkına tecavüz oluşturduğu, tecavüz şartları oluştuğundan davacının tazminat talebinde bulunabileceği, davacının davalıdan SMK'nın 151/2-(b) hükmü uyarınca 8.021,99 TL talep edebileceği, somut olayın özelliğine göre 15.000,00 TL manevi tazminatın uygun olduğu gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm, taraf vekillerince istinaf edilmiştir.
IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile SMK'nın 148. maddesi hükümlerine göre marka devrinin tasarrufi bir işlem olup, mahiyeti itibariyle bir hakkın yani alacağın temlikinin sonuçlarını doğurduğu, markanın işletmeden, işletmenin de markadan ayrı devredilebileceği, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 11/3 hükmüne göre aksi öngörülmedikçe devir sözleşmesinin duran malvarlığını, işletme değerini, kiracılık hakkını, ticaret unvanı ile diğer fikri mülkiyet haklarını ve sürekli işletmeye özgülenen malvarlığı unsurlarını içerdiği, dava konusu markanın davacı ve davalı adına tescil edildiği, tarafların bir süre ortak olarak "..." markası altında faaliyet gösterdikleri, işletme devri ile davalının markayı kullanma hakkı olmadığı, ancak davacı ile davalı ... arasında 02.12.2015 tarihinde işletme devri yapıldığı, davalıların 18.01.2018 dava tarihine kadar ...'nda ... işletme adı ile faaliyet gösterdiği, aradan geçen 4 yıldan fazla bir süre boyunca davacı tarafça davalıya markanın hükümsüzlüğü talebi yöneltilmediği ya da hisse devri talebinde bulunulmadığı gibi, ... ibaresini kullanmaması yönünde bir ihtar gönderilmediği, yasal işlem başlatılmadığı, davacı tarafça, davalının markayı kullanabileceği yönünde haklı bir güven uyandırıldığı, aradan geçen sürenin makul sürenin üzerinde olduğu, diğer davalının da davalı ... ile adi ortak olarak markayı birlikte kullandığı ve davalılara tecavüzden kaynaklanan dava açılmasının 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 2. maddesinde düzenlenen iyiniyet kurallarına aykırı olduğu gözetilerek mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken kısmen kabulünün doğru olmadığı gerekçesi ile davalı tarafın istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmasına, davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti ile maddi, manevi tazminat talebine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Bölge Adliye Mahkemesince, davacı ile davalı ...'ın bir süre ortak "..." markası altında faaliyet gösterdikleri, işletme devri ile davalının markayı kullanma hakkının olmadığı, ancak 02.12.2015 tarihli devirden sonra 19.01.2018 dava tarihine kadar markayı kullanan davalılara davacının müdahalesinin bulunmadığı, davanın TMK'nın 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralına aykırı olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Sessiz kalma yoluyla hak kaybı, önceki hak sahibinin, hakka konu ticari ad ve işareti, marka vs. iyi niyetli bir şekilde kullanan kişiye karşı dava açma hakkını uzun süre kullanmaması ve ihlallere sessiz kalarak ticari ad ve işareti koruma hakkını yitirmesi demektir. Sessiz kalmanın ne kadar süre geçtikten sonra hak kaybına sebep olacağına ilişkin olarak marka hükümsüzlüğü davalarında 10.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren SMK'nın 26. maddesi ile bir düzenleme getirilmiş olmakla birlikte, marka hakkına tecavüzden dolayı sessiz kalma yoluyla hak kaybına ilişkin mevzuatta bir süre belirlemesi bulunmadığından TMK'nın 2. maddesi gözetilmek suretiyle somut olayın özellikleri dikkate alınarak sürenin belirlenmesi gerektiği, uygulamada bu sürenin genellikle beş yıl olarak yerleştiği, somut olayda, davalının sessiz kalma ile hak sahibi olunduğuna dair bir iddiası bulunmadığı gibi savunmasını temelde dava konusu markada ortak hak sahibi olunduğuna dayandırdığı, ancak mahkemelerce de benimsendiği üzere, işletme devri ile davalı ...'ın marka üzerindeki kullanım hakkının 02.12.2013 tarihinde sonlandığı, bu tarihten sonraki sonraki davalı kullanımları iyi niyetli kabul edilemeyeceği gibi, en erken 02.12.2013 devir tarihi dahi dikkate alındığında 18.01.2018 dava tarihi itibarı ile beş yıllık sürenin dolmadığı gözetilerek, İlk Derece Mahkemesi kararına yönelik tarafların diğer istinaf itirazları değerlendirilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.
VI. SONUÇ:
Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'un 373/2 hükmü uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 13.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.