12. Hukuk Dairesi
12. Hukuk Dairesi 2025/5789 E. , 2025/7409 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki davacı üçüncü kişi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava, üçüncü kişinin İİK'nın 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir. Mahkemece, haciz mahallinde borçlu şirket adına evrak bulunduğu, mülkiyet karinesinin aksinin davacı tarafça ispat edilmesi gerektiği, davacı şirket yetkililerinin borçlu şirkette çalışmalarının davacı şirketin kuruluşundan çok öncesine ait olduğu, borçlu şirket ve davacı şirketin aynı iş kolunda faaliyette bulunmalarının organik bağın kurulması için yeterli olmadığı,taraflar arasında organik bağ bulunmadığı gerekçesi ile davanın kabulü ile haczin kaldırılmasına karar verilmiş, karara karşı davalı alacaklı istinaf yoluna başvurmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, dava konusu haciz işleminin davacı üçüncü kişinin ticaret siciline kayıtlı adresinde yapıldığı, haciz mahallinde borçluya ödeme emri tebliğ edilmediği, haciz sırasında borçlunun hazır olmadığı, haciz mahallinde borçluya ait güncel, muhasebesel bir evrakın bulunmadığı, mülkiyet karinesinin üçüncü kişi lehine olduğu, borçlu şirketin kurucu ortağı olan ...'nin, aynı zamanda davacı şirketin de kurucu ortağı olduğu, ...'nin 02.02.2010 tarihinde davacı şirketteki tüm hisselerini davacı şirket yetkililerine devrederek, şirketten ayrıldığı, davacı şirket ile borçlu şirketin faaliyet alanlarının aynı olduğu, davacı şirketin ortaklarından olan ... ve ...'nin, borçlu ... Sanayi Şirketinde bir dönem tahsilat ve ödeme sorumlusu ve genel koordinatör pozisyonlarında çalıştıkları, borçlu şirket ortakları ile davacı şirket ortakları arasında yakın akrabalık bağı bulunduğu, borçlu şirketin uzun süreden beridir faal olmadığı, borçlunun faaliyetlerine borcun doğumundan sonra kurulan davacı şirket üzerinden devam ettiği gerekçesi ile başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiş, karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu haczin, davacı üçüncü kişinin ticaret siciline kayıtlı adresinde yapıldığı, ticaret sicil kayıtlarına göre borçlunun haciz mahallinde faaliyette bulunmadığı, borçluya ödeme emrinin haciz adresinde tebliğ edilmediği, haciz sırasında borçlunun hazır olmadığı, haciz mahallinde bulunan evrakların ise güncel olmadığı anlaşılmıştır. Buna göre mülkiyet karinesi davacı üçüncü kişi lehine olup, davanın İİK m. 96 gereğince üçüncü kişi tarafından açılması ispat yükünün yer değiştirmesine neden olmaz. Mülkiyet karinesinin aksinin davalı alacaklı tarafından inandırıcı ve güçlü delillerle ispat edilmesi gerekir. Davalı alacaklı, borçlu ile üçüncü kişi arasında organik bağ olduğunu ve muvazaalı işlemler yapıldığını iddia etmiştir. Ticaret sicil kayıtlarına göre, üçüncü kişi şirketin 06.12.2007 de kurulduğu, kredi sözleşmesinden kaynaklanan takiplerde borcun doğum tarihinin kredi hesabı kat edilme tarihi olduğu, buna göre üçüncü kişi şirketin borcun doğumundan (11.09.2008) önce kurulduğu anlaşılmıştır. Öte yandan, üçüncü kişi şirketi ortakları ..., ... ve ... iken 27.1.2010 tarihinde Mehmet hissesini ...’ye devretmiş, 16.9.2013 tarihinde de ...’in hisselerini ...’ e devretmesiyle üçüncü kişi şirketin tek ortağı ... olmuştur. Borçlu şirket kurucu ortakları ise, ... ile ... olup, borçlu şirketin kurucu ortaklarından biri de ... iken borcun doğumundan çok önce 1.12.1997 tarihinde hissesini diğer ortaklara devrederek borçlu şirketten ayrılmıştır. Ayrıca, davacı üçüncü kişi şirket ortakları ... ve ..., borcun doğumundan önce borçlu şirkette genel kordinotör ve tahsilat ile ödeme sorumlusu olarak çalışmışlarsa da, borçlu şirketin ortak veya yetkilisi olmamışlar, borcun doğumundan önce 1.12.2007 tarihinde de işten ayrıldıkları görülmüştür. Bu durumda borçlu ile üçüncü kişi şirket ortakları arasında var olan akrabalığın tek başına muvazaalı işlemler yapıldığını göstermeyeceği, organik bağın borcun doğumu öncesine ilişkin olduğu, borçlu ile üçüncü kişinin mal kaçırmak amacıyla muvazaalı işlemler yaptığı kanaatine ulaşılamamış, davalı alacaklının karinenin aksini ispatlayamadığı anlaşılmıştır. O halde, Bölge Adliye Mahkemesince bu maddi ve hukuki olgular gözönüne alınarak, davanın kabulü yerine oluşa ve dosya içeriğine uygun düşmeyen gerekçe ile reddine yönelik hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.