DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/3710 E. , 2024/3586 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 05/04/2022 tarih ve E:2017/7200, K:2022/1729 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararına karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine dair ... tarih ve ... sayılı kararının iptaline karar verilmesi istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 05/04/2022 tarih ve E:2017/7200, K:2022/1729 sayılı kararıyla; Davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde görülmeyerek işin esasına geçilmiş, "Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak, Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede; Davacı hakkında, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan başlatılan adli soruşturma sonucunda ... Cumhuriyet Başsavcılığının ... tarih ve Soruşturma No:..., K:... sayılı kararıyla kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği ve anılan kararın kesinleştiği,
A.N.A. isimli şahsın beyanı yönünden, tanık tarafından davacı ile ilgili duyuma dayalı beyanlara yer verilerek davacının somut bir şekilde 2014 yılı HSK üye seçimlerinde bağımsızlar lehine hareket ettiğini destekleyen ve davacıyı örgütle ilişkilendirecek herhangi somut bir ifadeye yer verilmediği ve tanığın beyanının, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği,
C.T.K. isimli şahsın beyanı yönünden, tanık tarafından yalnızca başkasından öğrendiği yemeğe davacının da katıldığını belirttiği ancak bu yemekte seçim çalışması yapıldığına ve davacının seçim çalışmasına aktif olarak katılımına yönelik herhangi bir bilgi ve görgüsünden bahsedilmeyerek davacıyı örgütle ilişkilendirecek somut herhangi bir bilgiye yer verilmediği, tanığın beyanının, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği,
H.T. isimli şahsın beyanı yönünden, tanık tarafından davacının YBP platformunu destekleyeceği yönünde bir beyanda bulunmadığının, ketum davrandığının belirtildiği ancak davacıyı örgütle ilişkilendirecek somut herhangi bir bilgiye yer verilmediği, netice itibarıyla, tanığın beyanının, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği,
Z.T. isimli şahsın beyanı yönünden, tanık tarafından davacıyı örgütle ilişkilendirecek somut herhangi bir bilgiye yer verilmediği, davacının örgüte ait yapılanma içerisinde olmadığının da belirtildiği, tanığın beyanının, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği,
Davacının beyanı yönünden, FETÖ/PDY yapılanmasına dahil olan B.Y. isimli şahsın davacıyı kamplara daveti üzerine davacının da bu durumu reddettiğine ilişkin beyanının, bu beyanın aksini ortaya koyabilecek dosyada herhangi bir bilgi ya da belge bulunmadığı görüldüğünden, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği,
Dijital materyal incelemesi yönünden, davacının incelenen dijital materyallerinde, FETÖ/PDY terör örgütünü öven/destekleyen herhangi bir bulguya rastlanmadığı görüldüğünden, söz konusu dijital materyalde tespit edilen imaj çıkarımları arasında yer alan internet sitelerine ilişkin kalıntıların tek başına davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan yeterli bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün görülmediği,
Davacıyla ilgili soruşturma bilgisi yönünden, Dairelerince, davacı hakkında FETÖ/PDY terör örgütü ile bağlantılı olarak yürütülen başkaca soruşturma bulunup bulunmadığı yönünde yapılan 08/11/2021 tarihli ara kararına davalı idare tarafından verilen ... tarihli cevapta davacı hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin ... esas sayılı (Hâkimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesinin 2016/7900 sayılı) disiplin dosyasının dışında FETÖ/PDY örgütü ile bağlantılı olarak yürütülen veya sonuçlandırılan başka idari soruşturma bulunmadığı belirtilmiş ise de, bu disiplin soruşturması kapsamında davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatına ilişkin varsa elde edilen bilgi ve belgelerin neler olduğu ortaya konulmadığından, söz konusu soruşturmanın davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde dikkate alınmadığı,
Davacı hakkındaki ihbar ve şikayet bilgileri yönünden, Dairelerinin karar verdiği tarih itibarıyla Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin E:... sayılı dosyasında davacı hakkında yapılan şikayetin işleme konulmamasına karar verildiği, Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin E:... sayılı dosyasında ise davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve/veya iltisaklı olduğunu gösterir delil niteliğinde olduğu belirtilen şikayet üzerine davacı hakkında herhangi bir işlem yapıldığına ilişkin olarak dava dosyasına bilgi ve belge sunulmadığının görüldüğü, netice itibarıyla, davacı hakkındaki ihbar/şikayetlerin davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı sonucuna varıldığı, Sosyal çevre bilgileri yönünden, davacı hakkında somut bir tespit içermeyen sosyal çevre bilgilerinin, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan delil olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı sonucuna varıldığı,
Davacının eşinin FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olduğu gerekçesiyle meslekten çıkarılmasına karar verilmiş olması yönünden, davacının eşi hakkındaki tespitlerde ve eşinin açtığı Dairelerinin E:2017/14653 sayısına kayıtlı dava dosyasına sunulan belgelerde, davacının bizzat kendisini FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkilendirecek herhangi bir hususa yer verilmediği gibi, davacının eşinin Dairelerinin E:2017/14653 sayısına kayıtlı olarak açtığı davada da dava konusu işlemin iptaline karar verildiği anlaşıldığından, davacının eşinin meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiş olması ile buna dayanak gösterilen tespitlerin davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatını ve/veya iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı sonucuna varıldığı,
Dosyada bulunan bilgi ve belgeler ile kararda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davalı idarece, bakılmakta olan dosyada davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğuna ilişkin yeterli delil sunulmadığı, sunulan delillerin ise davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyacak yeterlilikte ve nitelikte olmadığı, ayrıca ilgili kamu kurumları ve özel kuruluşlarca Dairelerinin 08/11/2021 tarihli ara kararına verilen cevaplarda da davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyan herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığının anlaşıldığı, Bu nedenle, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle tesis edilen dava konusu kararda hukuka uyarlık bulunmadığı,
Diğer taraftan, davacı tarafından dava açma süresi geçirildikten sonra 05/10/2021 tarihinde Danıştay Genel Yazı İşleri Müdürlüğü kaydına giren Savcı düşüncesine beyan dilekçesinde özlük haklarının yasal faiziyle birlikte tarafına ödenmesi isteminde bulunulmuş ise de, isteminin iddiayı genişletme yasağı kapsamında kaldığı değerlendirilmekle bu hususta karar verilmesine imkan bulunmadığı, Davalı idarece, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyacak nitelikte delillerin tespit edilmesi halinde yeniden işlem tesis edilebileceğinin de açık olduğu gerekçesiyle, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararına karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine dair ... tarih ve ... sayılı kararının davacıya ilişkin kısmının iptaline karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, usule ilişkin itirazlarının yerinde görülmeme gerekçesinin kararda yer almadığı, dava konusu işlemin bir disiplin işlemi olmadığı, bu nedenle hukuki denetimin disiplin işlemi kapsamında yapılamayacağı, dava dosyasına sunulan delillerin, idarelerince davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisak ve irtibatını ortaya koymaya yeterli görüldüğü, davacı hakkında "silahlı terör örgütüne üye olma" suçundan başlatılan adli süreç mahkûmiyet dışında bir kararla sonuçlanmış ise de, dava konusu işlem "üyelik" değil "iltisak ve irtibat" isnadına dayandığından söz konusu kararın davacının hukuki durumunu değiştirmediği; meslekten çıkarılan ilgililer hakkında işlem tesis edildiği tarihte idarelerince yapılan değerlendirmeyi destekleyen ve idari/adli süreçte taraflarına gönderilen bilgi ve belgelerin yargı yeri ile paylaşılmasının, işlemin dayanağı delillerin sonradan tespit edildiği anlamına gelmeyeceği, bu şekildeki bir ifadenin hukuki dayanaktan yoksun olduğu; davacının kendi beyanı, tanık beyanları, davacı hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karardaki dijital materyallere ilişkin tespit, eşinin yargı mensubu olarak görev yapmakta iken örgütle irtibat ve iltisakı nedeniyle meslekten çıkarılmasına karar verilmiş olması, ihbar, şikayet bilgileri ve disiplin evrakı birlikte değerlendirildiğinde Kurul kanaatinin, davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle iltisaklı veya irtibatlı olduğu yönünde oluştuğu; davacının seçim dönemindeki FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibat ve iltisakı olan adayın seçim çalışmaları kapsamında vermiş olduğu yemeğe katılmış olduğuna, örgütün adaylarına karşı mücadele veren Yargıda Birlik Platformu adaylarını destekler mahiyette tavır göstermediğine aksine eşiyle birlikte karşı oldukları kanaatini uyandırdıklarına dair hal ve hareketlerine ilişkin tanık ifadelerinin münferit bir eylem, hal, hareket veya tavır olarak nitelendirilmesinde hukuka uyarlık bulunmadığı; FETÖ/PDY terör örgütünün stratejisi gereği kendilerine yakın gördükleri kişileri örgütün amaçlarına yardımcı olmak için yakın takibe aldıkları ve zimmetleme denen yöntem ile örgüte kazandırmaya çalıştıklarının idari ve adli soruşturmalarda tespit edilen bir husus olduğu, davacının da bu bağlamda zimmetlenmesinin, örgüt ile iltisak ve irtibatı ortaya koyan bir durum olarak değerlendirilmemesinin isabetsiz olduğu; davacıdan ele geçirilen dijital materyallerin incelenmesi sonucunda hazırlanan rapora ilişkin olarak, davacının FETÖ/PDY ile iltisaklı olup örgütün propagandasını yapan internet sitelerine giriş yapması hususunun davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibat ve iltisakını açıkça ortaya koymasına rağmen Daire tarafından anılan tespitlerde FETÖ/PDY silahlı terör örgütünü öven/destekleyen herhangi bir bulguya rastlanmadığından ve bu haliyle tek başına davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan yeterli bir delil olarak görülmediğinden itibar edilmediği, oysa davacının iltisak ve irtibatını gösteren bu kadar delilin rastlantı, tevafuk, tesadüf veya yanlış anlaşılma ile açıklanmasının hayatın olağan akışına uygun olmayacağı; davacının seçim dönemindeki hal ve hareketleri ile örgüt üyesi birine zimmetlenme hususu bir arada değerlendirildiğinde söz konusu delilin de iltisak açısından destekleyici bir durum olarak kabul edilmesi gerektiği; salt şikayet dilekçesi üzerine Kurul tarafından verilen karar sonucuna göre hareket etmenin hatalı değerlendirmeye yol açacağı gibi gerekçenin aksine dilekçede somut tespitlerle desteklenen iddiaların dikkate alınmamasının doğru olmadığı; davacı hakkındaki tespit ve delillerin, aile bireyleri başta olmak üzere sosyal çevre bilgileri ve Kurul kayıtlarının bir bütün olarak değerlendirildiği ve neticesinde Kurulun davacıyla ilgili kanaatinin olumsuz yönde oluştuğu belirtilerek Daire kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI :
Davacı tarafından, Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı; temel hukuki ilkelere uygun olarak tesis edilmediğinden, dava konusu işlemin esasına girilmeksizin usulden dahi iptali gerektiği; delillerin işlemden sonra oluşturulduğu; temyiz dilekçesinde spesifikleştirme yapılmadan şablon halinde toptancı bir yaklaşımla beyanda bulunulduğu; tanık beyanlarının bir kısmının cımbızlanarak temyiz dilekçesine alındığı; alınan ilk ifadelerinde tanıkların, kendisiyle ilgili olumsuz bir beyanda bulunmadıkları; hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesinin, delil olmadan işlem tesis edildiğinin en büyük ispatı olduğu; tanık ifadelerinin gerçeği yansıtmadığı; H.T.'nin ifadesinde belirttiği toplantıya eşinin katılmadığı; Z.T.'nin ifadesinin ise tam tersine lehe yorumlanması gerektiği; dijital materyallere ilişkin hususların ayrıntılı inceleme yapılmadan delil olarak kullanılmaya çalışıldığı; tanık C.T.K.'nın, başkasından duyduğu bilgileri aktardığı; işlemin tesis edildiği tarihte ortada bir delil bulunmadığı; tanık beyanlarının hukuki geçerliliğinin olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Kurulumuzun 07/02/2024 tarihli ara kararına davalı idarece verilen cevabın dosyaya sunulması üzerine, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin ve davacının duruşma istemi 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca yerinde görülmeyerek gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b)Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle;
1.Davalı idarenin temyiz isteminin reddine,
2.Dava konusu kararın davacıya ilişkin kısmının yukarıda özetlenen gerekçeyle iptaline ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 05/04/2022 tarih ve E:2017/7200, K:2022/1729 sayılı kararının ONANMASINA,
3.30/12/2024 tarihinde oyçokluğu ile kesin olarak karar verildi. KARŞI OY
X- Anayasa'nın 138. maddesinde, hâkimlerin bağımsızlığı vurgulanmış ve vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri gerektiği belirtilmiş, hiçbir organ veya kişinin mahkemelere veya hâkimlere emir veya talimat veremeyeceği, genelge gönderemeyeceği veya tavsiye ve telkinde bulunamayacağı vurgulanmıştır.
139.maddesinde ise hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarih ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir. Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır. 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, "meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan "olağanüstü tedbir" niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile "terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen" üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını "kavuşan, bitişen, birleşen", irtibatlı kavramını ise "bağlantılı" olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır.
Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için birtakım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
Dava dosyasında mevcut bilgi ve belgelerin incelenmesinden, davacının 2014 HSYK seçimi döneminde FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibat ve iltisakı olan adayın seçim çalışmaları kapsamında vermiş olduğu yemeğe katılmış olduğuna, örgütün adaylarına karşı mücadele veren Yargıda Birlik Platformu adaylarını destekler mahiyette tavır göstermediğine aksine eşiyle birlikte karşı oldukları kanaatini uyandırdıklarına dair hal ve hareketlerine ilişkin tanık ifadeleri, davacının kendi beyanı, davacı hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karardaki dijital materyallere ilişkin tespit birlikte değerlendirildiğinde, davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının bulunduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Bu durumda, üstün bir kamu gücü niteliğindeki yargı yetkisini kullanan davacı hakkında bu örgütle iltisak ve irtibatlı olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ilişkin olarak tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı, davalı idarenin temyiz isteminin kabulü ve Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.