Karar Tarihi
Karar Sonucu
BOZULMASINA

10. Hukuk Dairesi         2025/13631 E.  ,  2025/17231 K.

"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi

SAYISI: 2022/87 E., 2025/83 K.

İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar; davacı Kurum, davalı ... ve davalı ... vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı Kurum vekili dava dilekçesinde özetle, ...'nın sevk ve idaresindeki 34... plaka sayılı aracın karıştığı kaza neticesinde Kurum iştirakçisi ...'nın vefat ettiğini, Kurum tarafından iştirakçiye aylık bağlandığını ve peşin sermaye değerlerinin ödendiğini, bu nedenle 30.000 TL peşin sermaye değeri ve dava tarihinden itibaren işleyen yasal faizinin, 9.904,30 TL aylık ve 711,79 TL dava tarihine kadar işlemiş yasal faizin ve dava tarihindan itibaren işleyecek yasal faizin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

II. CEVAP

Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; olayda herhangi bir kusurunun bulunmadığını, ölen şahsın emeklilik süresi dolmuş olmasına rağmen emekli olmadığını emekli olmuş olsa idi Kurumun zarar olarak bildirdiği miktarın kendisine yine ödeneceğini, bu ödeme zarar değil, Kurumun fiili olarak emekli bulunan çalışananı karşı yapmış olduğu bir ödeme olduğunu, Kurumun zararın oluşmadığını, bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı ... Belediye Başkanlığı vekili cevap dilekçesinde; kaza yaparak haksız fiile sebep olanan ... olduğunu, bu şahsın işvereninin de ... olduğunu bu nedenlerle davalı belediyenin kusursuz olduğunu davanın kendileri yönünden reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; açılan davanın zamanaşımına uğramış olması ve husumet yokluğu nedeniyle reddinin gerektiğini, ... Belediyesinin dava konusu olayda taraf sıfatının olmadığını, Sosyal Güvenlik Kurumunu zararının bulunmadığını, ödenen parayı her halükarda ödeyeceğini, dava konusu olayda belediye tarafından düzenlenmiş bir görev belgesinin olup olmadığı hususunun araştırılmasının gerektiği, zira müvekkil belediyenin görevlendirmesi yok ise sorumluluğndan da bahsetmenin mümkün olmayacağını beyan etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin 05.04.2012 tarihli kararı ile ''...Davanın kısmen kabul ve kısmen reddine;

75.618,03 TL peşin sermaye değerinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,

9.904,30 TL aylık ödemesinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,

9.904,30 TL aylık ödemesi için dava tarihine kadar işleyen 711,19 TL faiz alacağının davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, bu talep yönünden faiz isteminin reddine;..'' karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ

A. İlk Bozma Kararı

İlk Derece Mahkemesinin 05.04.2012 tarihli kararının süresi içinde davacı Kurum ve davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 24.10.2018 tarihli kararı ile uyuşmazlığa bakmakla görevli Mahkemelerin İş Mahkemesi olduğu gerekçesi ile İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.

B. İlk Derece Mahkemesince Verilen İkinci Karar

İlk Derece Mahkemesinin 05.03.2015 tarihli kararı ile davanın kısmen kabul kısmen reddi ile 30.000,00 TL peşin sermaye değeri ve dava tarihine kadar ödenen 9.904,00 TL'nin dava tarihi olan 10.12.2007 tarihinden itibaren, 45.618,00 TL peşin sermaye değerinin ıslah tarihi olan 12.03.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan ... ve ...

Belediye Başkanlığından müşterek ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, davalılardan ... Belediye Başkanlığı yönünden davanın husumet yokluğundan reddine karar verilmiştir.

C. İkinci Bozma Kararı

1.Karar süresi içinde davacı Kurum ve davalı ... ve davalı ... vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.

2.Dairenin 20.12.2018 tarih ve 2018/6568 E. - 2018/10920 K. sayılı kararı ile "...1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre davacı Kurumun davalı ... Belediyesi yönünden temyiz itirazlarının reddi gerekir

3.Davacı Kurum, Emekli Sandığı iştirakçisinin 06.01.2006 tarihinde geçirdiği trafik kazası sonucu vefatı nedeniyle dul yetimlerine bağlanan aylığın peşin değerli gelirin ve fiili ödemenin tahsilini talep etmiştir.

Davanın yasal dayanağı olan, 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu'nun 129. maddesinde; “Vazifeleri içinde veya dışında her hangi sebeple zarar görmüş veya tehlikeye düşmüş ve bundan dolayı adi malûl durumuna girmiş iştirakçilerin veya bunlardan ölenlerin, dul ve yetimlerinin; sebep olanlar aleyhine açacakları davaları Sandık dahi kovuşturmaya ve bu davalara üçüncü şahıs olarak girmeye ve dul ve yetimler tarafından dava açılmamış ise bunu doğrudan doğruya açmaya yetkilidir. Dava sonunda para tazminatı da alınırsa bundan kovuşturma için yapılan masraflarla birlikte emekli, adi malûllük, dul ve yetim aylıkları bağlanan hallerde bu aylıkların beş yıllığı; (Toptan ödeme) yapılan hallerde de bunların toplamının yarısı Sandıkça alınarak, varsa, geri kalanı ilgililere ödenir. Sebep olanlar iştirakçi ise ve bunlara bu kanuna göre Sandıklarca her hangi adla olursa olsun ödeme yapılacaksa istihkakları dava sonuna kadar hükmolunacak tazminata karşılık olmak üzere ödenmez” hükmü yer almaktadır.

Hukuk Genel Kurulunun; 03.02.2010 tarih ve 2010/10-20 Esas, 2010/58 Karar sayılı ilamı ile 23.02.2000 tarih ve 2000/4-1 03... /124 sayılı ilamlarında da belirtildiği üzere; bir borcu yerine getiren kimsenin alacaklının haklarına halef olabilmesi için halefiyetin kanunda açıkça öngörülmüş bulunması gerekir. Kanunda açıkça öngörülmediği sürece bir halefiyetin doğması mümkün değildir. Diğer bir anlatımla halefiyet halleri sınırlı sayıda olma (numerus clausus) kuralına bağlıdır. Örneğin, (BK. mad. 109, 69, 147/1, 496, mk. 799, TCK, 654/1, 907, 915, 920, 933, 936, 937, 813, 1301, 1361, 506 sayılı SSK. mad. 26, 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu mad. 129,1479 sayılı Bağ-Kur kanunu mad. 63.) Anılan maddenin 2. fıkrasında, sınırlı da olsa bir rücu hakkının tanındığı kabul edilmelidir. (Ahmet Kılıçoğlu, Özel ve Sosyal Sigortalarda Halefiyet ve Rücu, ... Hukuk Fakültesi Dergisi, Yayın Tarihi: 1974 Sayı: 1 Cilt: 31 )

Diğer taraftan, 25... gün ve 16269 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 06.03.1978 gün ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurul Kararı üzerinde de durulması gereği vardır. Anılan Kararda, ölenin bakmakta olduğu veya ileride bakacağı sayılan kişilerin yoksun kaldıkları zararın diğer bir deyişle destekten yoksun kalma tazminatının saptanmasında T.C. Emekli Sandığınca bağlanan gelirlerin indirilmemesi görüşü benimsenmiştir. 5434 sayılı Kanun'un 129. maddenin 2. fıkrasının açık hükmü gereğince, Sandığın yaptığı masrafları Kanunda yer alan çerçevede tahsil edebileceği açık olduğuna göre, uygulamada kullanılan “Emekli Sandığı tarafından bağlanan gelirlerin rücuya tabi olmadığına” ilişkin ifadenin, belirtilen Kararda da belirtildiği üzere; zarar veren şahsın Emekli Sandığının ödediği meblağın, kendisinin ödemek zorunda kalacağı tazminattan indirilmesini isteyemeyeceği şeklinde anlaşılması gerekmektedir.

Ayrıca, anılan maddenin 2. fıkrasında, paylaşımın ne şekilde gerçekleşeceği öngörüldüğüne göre, 1. fıkranın incelenmesinde ise, anılan fıkrada; “Vazifeleri içinde veya dışında her hangi sebeple zarar görmüş veya tehlikeye düşmüş ve bundan dolayı adi malül durumuna girmiş iştirakçilerin veya bunlardan ölenlerin, dul ve yetimlerinin; sebep olanlar aleyhine açacakları davaları Sandık dahi kovuşturmaya ve bu davalara üçüncü şahıs olarak girmeye ve dul ve yetimler tarafından dava açılmamış ise bunu doğrudan doğruya açmaya yetkilidir.” denildiğinden, Emekli Sandığının iştirakçisinin uğradığı zarar nedeniyle iştirakçisi veya hak sahipleri adına dava açmaya kanundan dolayı yetkili olduğu şüphesizdir.

04.06.1958 gün ve 15/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, olayları anlatmak taraflara, hukuki nitelendirme ise hakime aittir. Somut olayda, Emekli Sandığı'nın iştirakçisinin uğradığı zarar nedeniyle zarar verenlere yönelttiği davanın destekten yoksun kalma tazminatı davası niteliğinde bulunduğu, bu dava sonucu tazminat alınırsa ne kadarının rücu hakkı kapsamında sandık tarafından alınacağının 5434 sayılı Kanunu'nun 129. maddesinin 2. fıkrasında öngörülmesi karşısında; Mahkemece öncelikle hak sahipleri tarafından açılmış bir dava bulunup bulunmadığı araştırılması ve sonucuna göre yukarıda belirtilen yasal düzenlemelere uygun şekilde bir hesap raporu aldırılması suretiyle, değerlendirme yapılması gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme neticesi yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

4.Dava konusu trafik kazasında ... Belediyesine tahsis edilen aracı davalı ... kullanmakta olup davalı ... belediyede şoför kadrosunda çalışmakta ise de ...'in 657 sayılı Kanun 13. madde kapsamında çalışıp çalışmadığı, mevcut kadrosu araştırılmakasızın karar verilmiştir.

Anayasanın 129/5 maddesinde "memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve Kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir." hükmünün öngörülmüş olmasına, keza 657 sayılı Kanunu'nun 13. maddesi de bu hususu amir olduğundan yetkilerini kullanırken deyiminin; uygulamada görevlerini yaparken biçiminde yorumlanmasına, normlar hiyerarşisine göre önce Anayasa ve sonra sırasıyla, Kanun, Tüzük ve Yönetmelik hükümlerinin uygulanması prensibinin hukukun evrensel kurallarından bulunmasına göre eylem veya işlemin görev kusuru olarak nitelendirilebildiği hallerde, kişisel kusura dayanılarak memur hakkında Adli Yargıda doğrudan doğruya dava açılmayacağına ilişkin düzenlemeler gözetilerek davalı ...'in davalı belediyedeki kadro durumu tespit edilerek bu yasal çerçevede irdelenmemiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O hâlde, davacı Kurum ve davalılardan ... ve ... vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. .. ." şeklindeki gerekçeyle karar bozulmuştur.

D. İlk Derece mahkemesince Verilen Üçüncü Karar

İlk Derece Mahkemesinin 13.09.2019 tarihli kararı ile davanın kısmen kabul kısmen reddi ile 30.000,00 TL peşin sermaye değeri ve dava tarihine kadar ödenen 9.904,00 TL'nin dava tarihi olan 10.12.2007 tarihinden itibaren, 45.618,00 TL peşin sermaye değerinin ıslah tarihi olan 12.03.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan ... ve ...

Belediye Başkanlığından müşterek ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, karar verilmiştir.

E. Üçüncü Bozma Kararı

1.Karar süresi içinde davacı Kurum ve davalı ... ve davalı ... vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.

2.Dairenin 30.09.2021 tarih ve 2021/6087 E. -2021/11318 K. sayılı kararı ile ''...Bozma ilamında davanın yasal dayanağı olan, 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu'nun 129. maddesinde; “ Vazifeleri içinde veya dışında her hangi sebeple zarar görmüş veya tehlikeye düşmüş ve bundan dolayı adi malül durumuna girmiş iştirakçilerin veya bunlardan ölenlerin, dul ve yetimlerinin; sebep olanlar aleyhine açacakları davaları Sandık dahi kovuşturmaya ve bu davalara üçüncü şahıs olarak girmeye ve dul ve yetimler tarafından dava açılmamış ise bunu doğrudan doğruya açmaya yetkilidir. Dava sonunda para tazminatı da alınırsa bundan kovuşturma için yapılan masraflarla birlikte emekli, adi malüllük, dul ve yetim aylıkları bağlanan hallerde bu aylıkların beş yıllığı; (Toptan ödeme) yapılan hallerde de bunların toplamının yarısı Sandıkça alınarak, varsa, geri kalanı ilgililere ödenir. Sebep olanlar iştirakçi ise ve bunlara bu kanuna göre Sandıklarca her hangi adla olursa olsun ödeme yapılacaksa istihkakları dava sonuna kadar hükmolunacak tazminata karşılık olmak üzere ödenmez” hükmü yer almaktadır. Ayrıca, anılan maddenin 2. fıkrasında, paylaşımın ne şekilde gerçekleşeceği öngörüldüğüne göre, 1. fıkranın incelenmesinde ise, anılan fıkrada; “Vazifeleri içinde veya dışında her hangi sebeple zarar görmüş veya tehlikeye düşmüş ve bundan dolayı adi malül durumuna girmiş iştirakçilerin veya bunlardan ölenlerin, dul ve yetimlerinin; sebep olanlar aleyhine açacakları davaları Sandık dahi kovuşturmaya ve bu davalara üçüncü şahıs olarak girmeye ve dul ve yetimler tarafından dava açılmamış ise bunu doğrudan doğruya açmaya yetkilidir.” denildiğinden, Emekli Sandığının iştirakçisinin uğradığı zarar nedeniyle iştirakçisi veya hak sahipleri adına dava açmaya kanundan dolayı yetkili olduğu şüphesizdir. 04.06.1958 gün ve 15/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca; olayları anlatmak taraflara, hukuki nitelendirme ise hâkime aittir. Somut olayda, Emekli Sandığı'nın iştirakçisinin uğradığı zarar nedeniyle hak sahiplerinin zarar verenlere yönelttiği davanın destekten yoksun kalma tazminatı davası niteliğinde bulunduğu, bu dava sonucu tazminat alınırsa ne kadarının rücu hakkı kapsamında Sandık tarafından alınacağının yukarıda anılan maddenin 2. fıkrasında öngörülmesi karşısında; Mahkemece öncelikle hak sahipleri tarafından açılmış bir dava bulunup bulunmadığı araştırılmalı ve sonucuna göre yukarıda belirtilen yasal düzenlemelere uygun şekilde bir hesap raporu alınarak değerlendirme yapılması belirtilmiştir.

Eldeki davada, Mahkemece bozma ilamına uyulmasına karar verilmiş ise de, belirtilen esaslar dahilinde bilirkişi marifetiyle rücu edilecek miktarın belirlenmesine yönelik hesap raporu alınmamıştır. Ayrıca rücu davalarında faiz başlangıcı, ilk peşin sermaye değerli gelirin onay tarihi olup ıslah edilen miktar yönünden ıslah tarihinden itibaren hüküm kurulması ve davalı ... Belediyesi yönünden davanın husumetten reddine dair herhangi bir hüküm kurulmadan yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir...'' şeklinde gerekçeyle karar bozulmuştur.

D. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabul kısmen reddi ile

A-Toplam 510.116,97 TL'nin, 75.618,03 TL ilk peşin sermaye değerli gelirin gelir onay tarihi olan 01.10.2007 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile geriye kalan 434.498,94 TL'nin ise ıslah tarihi olan 22.11.2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan ... ve ... Belediye Başkanlığından müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, B-Davanın davalı ... Belediyesi yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine, dair karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Sebepleri

Davacı Kurum vekili; Mahkemece toplam 510.116,97 TL'nin, 75.618,03 TL ilk peşin sermaye değerli gelirin gelir onay tarihi olan 01.10.2007 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile geriye kalan 434.498,94 TL'nin ise ıslah tarihi olan 22.11.2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile..." şeklinde hüküm kurulmasının usul ve Yasaya aykırı olduğunu, önceki bozma ilamında "...Ayrıca rücu davalarında faiz başlangıcı, ilk peşin sermaye değerli gelirin onay tarihi olup, ıslah edilen miktar yönünden ıslah tarihinden itibaren hüküm kurulması ....yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir." gerekçesi ile önceki kararın bozulduğunu, davalı ... Belediyesi yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine ve bu davalı lehine avukatlık ücretine hükmedilmiş olmasının da usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı ... Belediyesi dilekçesinde özetle; Yargıtay bozma ilamına uyulmasına rağmen bozma ilamı doğrultusunda gerekli araştırma yapılmadığını ve bozmaya uygun karar verilmediğini, hükmedilen rücuen tazminat miktarı kanuna aykırı olduğunu, müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini belirterek kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı ... vekili dilekçesinde özetle; dava konusu olaya uygulanması gereken diğer mevzuat hükümleri bir yana bırakılarak yalnızca salt bir trafik kazası olarak Karayolları Trafik Kanunu uygulanmak suretiyle asli kusurlu olarak müvekkilinin sorumlu tutulduğunu, müvekkilinin, davaya konu trafik kazasının gerçekleştiği sırada araç sürücüsü olarak davalı ... Belediyesinde 4853 sayılı İş Kanunu kapsamında işçi olarak çalışmakta olduğunu, kazanın gerçekleştiği sırada ... Belediyesinde uygulanan ve müvekkilinin de tabi olduğu toplu iş sözleşmesi hükümleri ve ayrıca mevcut iş yasası hükümlerine göre bir iş kazası olan olaydan müvekkilinin rücuen sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını, müvekkilinin olayın meydana gelmesinde kastı ya da kasta yakın kusurunun olmadığını belirterek kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe

1.Islah Kurumu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)'nun ise 176. ve devamı maddelerinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Islah, davacı veya davalının, iddianın ve savunmanın değiştirilmesi yasağı kapsamındaki usul işlemlerini, karşı tarafın iznine ve hâkimin onayına bağlı olmaksızın belli kurallar çerçevesinde bir defaya mahsus olmak üzere düzeltmesini sağlayan bir usul hukuku Kurumudur.

Bilindiği üzere, usul hukuku alanında geçerli olan temel ilke, yargılamaya ilişkin kanun hükümlerinin derhal yürürlüğe girmesidir. Bu ilkenin benimsenmesinin nedeni ise usul hükümlerinin kamu düzeni ile yakından ilgili olmasıdır. Nitekim 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK’nın “zaman bakımından uygulanma” başlığını taşıyan 448 inci maddesi; “Bu Kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhal uygulanır.” hükmünü içermektedir. Mahkeme karar tarihi itibari ile 04.02.1948 tarihli ve 1944/10 Esas, 1948/3 Karar ve 06.05.2016 tarihli ve 2015/1 Esas, 2016/1 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararlarında da belirtildiği üzere bozmadan sonra ıslah yapılmasının mümkün olmadığı ve bu içtihadın değiştirilmesine gerek bulunmadığı kabul edilmiş olduğundan, bozma ilamından sonra yapılan ıslah geçerli olmayacaktır.

Diğer taraftan, 6100 sayılı HMK'nın 177. maddesine 22.07.2020 tarihinde 7251 sayılı Kanun'un 18. maddesi ile eklenen fıkra ile bozmadan sonra da ıslah yapılabilmesinin önü açılmıştır. Buna göre "Yargıtayın bozma kararından veya Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya Mahkemeye gönderildiğinde, Mahkemenin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz."

Yapılan değişiklik ile kural olarak bozma ilamından sonra Mahkemede tahkikat ile ilgili bir işlem yapılması halinde iş bu tahkikat bitinceye kadar ıslah yapılması mümkün hale getirilirken iş bu kuralın istinası ise yapılacak ıslah ile bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durumun ortadan kaldırılamayacağıdır.

Belirtilen açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde, davacı Kurum vekilinin bozma sonrası 22.11.2024 tarihli ıslah dilekçesi ile ıslah talebinde bulunduğu ve Mahkemece ıslah talebi dikkate alınarak karar verildiği anlaşılmış ise de bozma kararına uyulmakla birlikte artık ortaya çıkan hukuki durumun ortadan kaldırılamayacağı gerekçesiyle ıslah dikkate alınmaksızın karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması yerinde görülmemiştir.

2.Ayrıca, Mahkemece bozma ilamına uyulmuş ise de bozma gereği yerine getirilmeden karar verildiği görülmektedir. Bu kapsamda, Mahkemece bilirkişi raporu alınıp karar verilmişse de alınan bilirkişi raporu hüküm kurmaya elverişli değildir. Mahkemece önceki bozma ilamında belirtildiği üzere 5434 sayılı Kanun m. 129 kapsamında davacı Kurumun rücu edebileceği miktar belirlenmeli, bu hususta gerektiği takdirde sosyal güvenlik alanında uzman bilirkişi incelemesi yapılmalı, belirlenen miktar ve davacı tarafın bozma öncesi ıslah dilekçesindeki talep miktarı, bozmaya uyulmakla taraflar lehine oluşan usuli kazanılmış haklar da değerlendirilerek, elde edilecek sonuç değerlendirilmek suretiyle karar verilmelidir. Yukarıda belirtilen maddi ve hukuki nedenler gözetilmeksizin karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgililere iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,

15.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Karar Etiketleri
BOZULMASINA YARGITAYKARARI
© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog