Karar Tarihi

9. Ceza Dairesi         2021/25926 E.  ,  2025/9496 K.

"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Ceza Dairesi

SAYISI: 2017/2318 E., 2018/532 K.
SUÇLAR: Çocuğun cinsel istismarı, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma
HÜKÜMLER: İstinaf başvurusunun esastan reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: İade, onama

Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararlar temyiz edilmekle dosya incelendi, gereği düşünüldü:

Müdafi ile takip edilen davalarda kanun yolu başvurusu için sanığa ayrıca tebligat yapılması gerektiğine dair Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 24.02.2022 tarihli 2019/16-573 Esas ve 2022/119 Karar sayılı ilamı da nazara alındığında, sanık ...'ya yokluğunda verilen Bölge Adliye Mahkemesi kararının tebliğ edildiğini gösteren bilgi ve belgelere dosya içerisinde rastlanmadığı anlaşıldığından, söz konusu eksikliğin giderilmesi amacıyla inceleme konusu Bölge Adliye Mahkemesi kararının sanık ...'ya tebliğ edilmiş olması durumunda buna ilişkin tebliğ - tebellüğ belgesinin dosyasına eklenmesi, aksi halde gerekçeli kararın usûlüne uygun şekilde sanık ...'ya tebliği ile tebliğ - tebellüğ belgesinin ve hükmü temyiz etmesi durumunda temyiz dilekçesinin dava dosyasına eklenmesi ve bu durumda ileri sürülen yeni temyiz istemleri hakkında ek Tebliğname düzenlenmesinden sonra Dairemize iade edilmek üzere esası incelenmeyen dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

Sayın Üye ...'ün karşı oyu ve oy çokluğuyla, 16.12.2025 tarihinde karar verildi. KARŞI OY Dairemizin sayın çoğunluğu ile ihtilafa düştüğüm husus yokluklarında verilen Bölge Adliye Mahkemesi kararının tebliğine rağmen sanık müdafii tarafından temyiz edilmemesi üzerine tutuklu olmayan sanığa kararın tebliğ edilmesi gerekip gerekmediğine ilişkindir. Tutuksuz sanık ... hakkında ... Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi'nin 13.03.20 18... /532 sayılı kararı yokluğunda verilmesi üzerine 02.04.2018 tarihinde bizzat sanık müdafii Av. ...'yi tebliğ edildiği dosyadaki tebligat evrakından anlaşılmıştır. Tebligata ilişkin yasal düzenlemeler şöyledir; 7201 sayıl Tebligat Kanunu'nun vekile ve kanuni mümesile tebligat başlıklı 11. maddesi " (Değişik birinci fıkra: 6/6/1985 - 3220/5 md.) Vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır. ...... Ancak, Ceza Muhakemeleri Usulu Kanununun, kararların sanıklara tebliğ edilmelerine ilişkin hükümleri saklıdır... Kanuni mümessilleri bulunanlara veya bulunması gerekenlere yapılacak tebligat kanunlara göre bizzat kendilerine yapılması icabetmedikçe bu mümessillere yapılır." şeklinde düzenlenmiştir. 5271 sayılı CMK'nun kararların açıklanması ve tebliği başlıklı 35. maddesi "1) İlgili tarafın yüzüne karşı verilen karar kendisine açıklanır ve isterse kararın bir örneği de verilir. (2) Koruma tedbirlerine ilişkin olanlar hariç, aleyhine kanun yoluna başvurulabilecek hâkim veya mahkeme kararları, hazır bulunamayan ilgilisine tebliğ olunur. (3) İlgili taraf serbest olmayan bir kişi veya tutuklu ise tebliğ edilen karar, kendisine okunup anlatılır. " şeklinde düzenlenmiştir.

CMK'nın 35. maddesinin gerekçesi ise "Madde, kararların açıklanması ve tebliği zorunluğuna ilişkin temel ilkeyi içermektedir.

Son fıkrada, haklarını daha etkin bir biçimde kullanabilmesini sağlamak amacıyla, ilgili taraf serbest olmayan bir kişi veya tutuklu olduğunda tebliğ edilen kararın, adı geçenin istemi hâlinde kendisine okunacağı ve anlatılacağı belirtilmiştir.

Böylece söz gelimi, başvurulabilecek olan kanun yolu, süresi, mercii ve şekil koşulu konusunda açıklamada bulunulması zorunlu hâle getirilmiştir. Maddede geçen serbest olmayan bir kişiden maksat,kanunun öngördüğü işlemler çerçevesinde yakalanmış, gözaltına alınmış veya bu maksatla bir yerden başka bir yere götürülmekte olan kişinin durumudur. " şeklinde açıklanmıştır. Tebligat Kanunu'nun 11. maddesi ve madde gerekçesi ile Ceza Muhakemesi Kanunu'nun ilgili hükümleri, özellikle Kanunun 35/2. maddesi arasındaki ilişkinin irdelenmesine önem arz etmektedir.

Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 35/2. maddesi içerigi incelendiğinde ise müdafisi bulunan sanık hakkında verilen ve kanun yollarına başvurulması mümkün bir hükmün sadece sanığa tebliğ edileceğine, müdafisinin tebliğ alma hak ve görevinin kanun tarafından kaldırıldığına ilişkin açık bir düzenlemenin yer almadığı, bu doğrultuda bu madde ile birlikte Tebligat Kanunu 11. Madde, 1. cümlenin amir ve emredici konumunun sürdüğü anlaşılmaktadır.

Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 35/2. maddesi bu anlamda bir istisna olmadığından temyiz hakkının kullanılabilmesiyle ilgili hukuki sürece bir etkisi bulunmamaktadır. Aksi kabulün temyiz hakkının kullanımının şart ve usulleriyle ilgili bir karışıklığa sebebiyet verebileceği, temyiz hakkı gibi ceza muhakemesinde özel önem taşıyan bir hakkın kullanımında sanığı müdafi yardımından yoksun bırakabileceği, bu durumun müdafiden yararlanma hakkının özüne dokunan bir sonuç yaratacağı, kanun koyucunun amacının bu yönde olmasının düşünülemeyeceği, öte yandan T.C. Anayasasının 40/2. maddesinin temyiz hakkının kullanılmasının şart ve usullerine ilişkin ayrıntılı düzenlemeler getiren kanunun uyuşmazlık konusunda açık bir istisna getirmemiş olmasının kendi sistematiğiyle de bağdaşmayacağı anlaşılmaktadır.

Tebligat Kanunu'nun 11. Maddesinin son cümlesi ile birlikte Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 35/2. maddesi gereğince tutuklu sanıklara tebliğin gerekli olduğu ancak bu hususun temyiz hakkının kullanılabilmesinin ön koşulu olmadığı, bu maddeye göre yapılan tebliğin temyiz süresini yeniden baslatmayacağı, Tebligat Kanunu'nun 11. maddesinde 1985 yılında yapılan değişiklikten sonra gelişen yorum ve uygulamanın da bu yönde olduğu anlaşılmaktadır. Bu uygulama anılan madde gerekçesinde yer alan ve müdafi ile vekil arasındaki farkı açıklayan doktrinde genel kabul görmüş yaklaşımlara da aykırı değildir, zira bu görüş kapsamında da ilgili kararların tutuklu sanıklara tebliğ edilmesinin kanuni bir görev olduğu kabul edilmektedir.

CMK'nın 260/1. maddesi; 'Hakim ve mahkeme kararlarına karşı Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ... bu kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar... için kanun yolları açıktır.' hükmüne,

CMK'nın 261. maddesi; 'Avukat müdafiliğini veya vekilliğini üstlendiği kişilerin açık arzusuna aykırı olmamak koşuluyla kanun yollarına başvurabilir.' hükümlerine yer vermiştir.

Yine CMK'nın 263. maddesinde tutuklu bulunan sanığın ne şekilde kanun yollarına başvurabileceği ayrıntılı bir biçimde hüküm altına alınmıştır. Özellikle tutuklu sanıklara kararların tebliği hususu ile bu sanıkların kanun yollarına başvuru usulleri CMK'da ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiş, kanun koyucu bu hususlara azami bir ehemmiyet atfetmiştir.

CMK'nın 291. maddesinde ise temyiz isteminin süresi ve usulu düzenlenmiş bu maddede de tutuklu bulunan sanık hakkında CMK'nın 263. maddesi hükmünün saklı olduğu belirtilmiştir.

CMK'nın 291/2 maddesinde ise 'Hüküm, temyiz yoluna başvurma hakkı olanların yokluğunda açıklanmışsa süre tebliğ tarihinden başlar.' hükmüne yer verilmiştir.

Bu iki fıkra beraber değerlendirildiğinde tutuklu bulunan sanığa gıyapta verilen hükümlerin ne şekilde tebliğ edileceği CMK'nın 263. maddesine atıf yapılarak düzenlenmiş temyiz yoluna başvurma hakkı olanların yokluğunda verilen kararlara karşı temyiz süresinin tebliğ tarihinden itibaren başlayacağı belirlenmiştir. Hükmü temyiz etme yetkisi olanlar arasında sanıkta sayılmış olduğuna göre tutuklu sanığa hükmün tebliğinin gerektiği yasanın açık hükmüdür. Tutuklu olmayan sanık hakkında yasal dayanağı olmadığı için aynı kuralların geçerli olduğu söylenemez. Müdafi ve sanık birbirinden ayrı bir ceza muhakemesi organı/öznesi değildir. İkisi birlikte yargılamanın savunma tarafınını oluşturur.

CMK.nın 226. Maddesi'nin (Değişik:14/11/2024-7532/16 md.) 4. fıkrası "Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler, sanığa ve varsa müdafie yapılır. Müdafii sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır. Sanığın dosyada var olan son adresine bildirim yapılamaması veya bildirime rağmen duruşmaya gelmemesi halinde müdafie yapılan bildirimler yeterli kabul edilir." hükmü ile kanunun sistematiği açısından sanığın lehine ve aleyhine sanık adına yetki kullanan müdafii sanık ile birlikte birbirinden bağımsız olarak savunma makamını işgal eden iki süje olmadığı ve savunma tarafını oluşturduğu kabul edilmiştir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 34/2, 231/2 ve 232/6. maddelerinde ise, karar ve hükümlerde başvurulacak kanun yolu, başvurunun yapılacağı merci, başvuru süresi ve yönteminin hiçbir tereddüde mahal bırakmayacak şekilde ve açıkça gösterilmesi gerektiği düzenlemelerine yer verilmiş olup, anılan hükümlere aykırılık, aynı kanunun 40. maddesi gereğince "eski hale getirme nedeni" oluşturacaktır. Bu bildirimdeki temel amaç, süjelerin başvuru haklarını etkin bir şekilde kullanmalarının sağlanması ve kanun yolu bildirimindeki eksiklik nedeniyle hak kayıplarına yol açılmamasıdır. Bu bildirimler arasında tutuksuz sanık ile müdafiye ayrı ayrı bildirim yapılacağına dair hukuki norm bulunmamaktadır. Tutuksuz sanık müdafine davanın ilgili tarafı olarak tebligatın yapılması yeterlidir.

Diğer taraftan hakim veya mahkeme kararlarının tutuklu sanığa bildirilmesi ile kanun yolu başvuru süresinin başlamasını birbirinden ayırmak gerekir. Bu aşamada başvuru süresinin müdafiye yapılan tebligat ile başladığı kabul edilmelidir. (... , Ceza Muhakemesinde Hakim ve Mahkeme Kararlarının Ilgilisine Bildirilmesi, ... Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Arastırmaları Dergisi, Cilt 27, Sayı 2, Aralık 2021, s. 37.).

Müdafi yanında tutuklu sanığa yapılacak tebligat, kararın içeriği hakkında bilgi sahibi olmayı ve müdafinin kusurlu davranışı ile kanun yolu başvuru süresini geçirmis olması hâlinde eski hâle getirme imkânının bulunup bulunmadığının incelenerek koşullarının bulunması hâlinde eski hâle getirme talebinde bulunma imkânı verebilecektir. Ancak bu tutuklu sanıklar için geçerli olup aynı konumda bulunmayan tutuklu olmayan sanıklar için geçerli olmayacaktır.

Bu açıklamalardan sonra sanık ... müdafinin birlikte ancak birbirinden bağımsız olarak savunma makamını işgal eden iki süje olmadığı ve birlikte savunma tarafını oluşturduğu, tutuksuz sanığın müdafiine yapılan tebligat ile ilgilisi olan savunma tarafı açısından temyiz süresinin başlayacağı, yasal dayanağının bulunmaması nedeniyle tutuksuz sanığa tebligat yapılması gerekmediği ve hukuki sonuç bağlanamayacağı ve buna yapılan tebligat ile ikinci bir temyiz süresi başlamayacağı görüşünde olduğumdan çoğunluğun görüşüne iştirak edilmemiştir.

Karar Etiketleri
YARGITAYKARARI
© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog