10. Hukuk Dairesi 2025/6297 E. , 2025/15857 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
İLK DERECE MAHKEMESİ: ... 1. İş Mahkemesi
Taraflar arasındaki meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın meslek hastalığı tespiti yönünden reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesi ile müvekkilinin davalı ...Taahhüt Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti.'nin işçisi olarak kadın doğum bölümünde çalışmakta iken 20.01.2014 tarihinde ayrıldığını, çalıştığı kadın doğum bölümünün kendine has özelliğinden dolayı çalıştığı 10 yıl boyunca yüzey temizleyicisi antiseptik maddeler, çamaşır suyu, solvent, kireç sökücü maddeler, alkol, çeşitli deterjanlar kullanmak sureti ile hem hastanenin hem de kadın doğum bölümünde kullanılan aletlerin temizliğini yaptığını, yaptığı iş ve kullandığı bu kimyasal maddelerden korunması yönünde kendisine herhangi bir eğitim ve maske vs. gibi koruyucu malzeme verilmediğini, 2007-2008 yıllarında kullandığı bu kimyasallardan dolayı rahatsızlanmaya başladığını ve sık sık tedavi gördüğünü, uğradığı meslek hastalığı nedeni ile manevi olarak da çöküntüye uğradığını ve zarar gördüğünü, çalışmak için başvurduğu işyerleri ise bu vaziyetinde kendisine hastalığı nedeni ile iş vermediğini, davalı işverenlerin davacıya verdiği zarar nedeni ile ömrünün bundan sonraki bölümünde ya hiç çalışamayacağını ya da kendi emsali insanlara göre iş gücü ve buna bağlı olarak kazanç kaybı ve maddi zararı olacağını, bu nedenle davalılardan manevi ve maddi tazminat alınmasını talep ettiklerini, müvekkilinin 14.12.2005 tarihinde doğum yaptığını, doğum öncesi izninin verilmediğini ve çalışmakta iken doğuma götürülerek doğum yaptığını, doğumdan sonra 2006 yılının Nisan ayı başında tekrar işe başladığı halde 01.04.2006-04.07.2006 tarihleri arasındaki 3 ay 3 günlük çalışmasının bildiriminin yapılmadığını, 3 ay 3 günlük bu sürenin hizmet tespitinin yapılarak kurumdaki hizmetlerine değerlendirilmesinde, kıdem tazminatı talebinde nazara alınmasını talep ettiklerini, 500,00 TL maddi tazminat, 10.000,00 TL manevi tazminat alacağının 20.01.2014 tarihinden itibaren geçerli en yüksek faizi ile birlikte davalı işverenlerden müştereken ve müteselsilen alınmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı Kamu Hastaneleri Birliği vekili, cevap dilekçesinde özetle; "açılan davayı kabul etmediklerinin, müvekkil İdareye husumet yöneltilemeyeceğini, idarenin taraf sıfatı olmadığı için, öncelikle dava şartı yokluğundarı davanın reddi gerektiğini belirtmiş, davacının meslek hastalığına uğradığı iddiasıyla maddi ve manevi tazminat istemi bakımından da iddiasının yeterli ve gerekli şekilde ispata muhtaç olduğunu, belirterek, davanın esastan reddini talep etmiştir.
2.Davalı ... Kurumu tarafından verilen cevap dilekçesinde özetle; davacının toplam 34 95... /1-a (SSK) hizmeti olduğunu, geçirmiş olduğu iş kazasından dolayı 01.06.2014 tarihinden itibaren sürekli işgöremezlik geliri bağlanmış olup daha sonra sürekli iş göremezlik geliri alma şartlarını kaybettiğinden dolayı bu aylığın Kurumca durdurulduğunu, ihbar olunan Kurumun bu davada davacıya hasım olmadığını, davacının iddiaları bakımından iddiasını ipat etmesi gerektiğini belirterek, davanın reddine dair karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle;"... 03.08.2013 tarih ve 28727 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Malüliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliğinden ve bu yönetmelikte yer almayan Ek-2, Ek-3 bölümleri için 11.10.2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği 5. Bölüm 17. Madde 1. fıkrasında, hangi hastalıkların meslek hastalığı sayılacağı ve bu hastalıkların işten fiilen ayrıldıktan en geç ne kadar zaman sonra meydana çıkması halinde mesleğinden ileri geldiğinin kabul edileceğinin Meslek Hastalıkları Listesine (Ek-2) göre tespit ve tayin edildiği, kişinin yaptığı işin ve çalışma şeklinin disk hernisi açısından etkisinin olabileceği ancak disk hernilerinin böyle bir işte çalışmayan kişilerde de toplumda sık olarak görüldüğü, ayrıca disk hernisinin işi dışında herhangi bir eylem sırasında da ortaya çıkabileceği dikkate alındığında; kişinin çalıştığı iş kolunun disk hernisi hastalığı için yönetmelikte tanımlanan meslek grupları arasında yer almaması, işi gereği yaptığı eylemler ve mevcut tıbbi belgeler birlikte değerlendirildiğinde hastalığının meslek hastalığı olarak değerlendirilemediği, disk hernisinin oluşmasında ve gelişmesinde pek çok etkenin bir arada görüldüğü dikkate alındığında da çalışma ortamı koşulları nedeniyle doğal seyri değişebilen “işle ilgili hastalık” olarak değerlendirildiğine kanaat verildiği görülmüştür.
Tüm dosya kapsamı, toplanan deliller, Adli Tıp Raporu birlikte değerlendirildiğinde davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." gerekçesiyle;
1.Davanın meslek hastalığı tespiti yönünden REDDİNE,
2.Dosyanın maddi ve manevi tazminat talebi yönünden tefrik edilerek ayrı bir tek esasa kaydına, maddi ve manevi tazminat yargılamasının yeni esas üzerinden sürdürülmesine,..." şeklinde karar verilmiştir. IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesi özetle; Mahkemece verilen kararın hatalı olduğunu, esasen davacının lomber diskteki kayması nedeniyle rahatsızlığının meslek hastalığı nedeniyle oluştuğunu belirterek Mahkeme kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın reddine dair İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde, usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, yerinde görülmeyen davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili sunmuş olduğu temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir . C. Gerekçe
1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
2.İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369. maddesinin birinci fıkrası ile 371. maddesi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13, 16, 20... . maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesi
3.Değerlendirme
1.Tüm dosya kapsamından; davacı vekilince dava dilekçesinde işveren ...firması, Sosyal Güvenlik Kurumu ve üst işveren olduğu gerekçesiyle Sağlık Bakanlığına İzafeten ... davalı gösterilmek suretiyle işçilik alacağı, bildirilmeyen hizmet sürelerinin tespiti ve çalıştığı temizlik işi nedeniyle maruz kaldığı kimyasal maddelerin etkisiyle astım hastalığına (nefes darlığı) yakalandığı gerekçesiyle meslek hastalığı nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebinde bulunulduğu, Mahkemece 14.01.2016 tarihli celsede meslek hastalığı nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebi yönünden davanın tefrik olunarak iş bu temyize konu dava dosyası esasına kaydolunduğu, davalı olarak işveren Aygüneş firması ile ... Devlet Hastahenesi Başhekimliğinin yer aldığı, davalı hastanenin davalı gösterilmesi üzerine yargılamanın Kamu Hastahaneleri Birliği vekilince takip edildiği, Mahkemece davacı vekiline bir sonraki 03.05.2016 tarihli celsede Kuruma meslek hastalığının tespiti ve işlemlerin yürütülmesi amacıyla başvuru yapması için süre verildiği, davacı vekilince Kuruma yapılan başvuru sonucu Kurum Sağlık Kurulu'nun 18.02.2015 tarihli kararında davacıdaki mevcut rahatsızlığın meslek hastalığı olmadığına karar verildiği, anılan kararın ... Meslek Hastalıkları Hastahanesi'nin 05.05.2014 tarihli raporunun dayanak kılınması sonucu verildiği, Meslek Hastalıkları Hastahanesi raporunda davacının astım rahatsızlığının (nefes darlığı) değerlendirildiği, davacı itirazı üzerine Yüksek Sağlık Kurulunca 20.05.2015 tarihli karar ile aynı yönde tespit yapıldığı, davacı vekilince yeniden meslek hastalıkları hastahanesine sevk talep edilince Mahkemece davacının hastahaneye sevkine dair 08.11.2016 tarihli celsede ara karar kurulduğu, ... Meslek Hastalıkları Hastahanesi'nin 04.04.2017 tarihli raporunda bu kez davacının nefes darlığı şikayeti ile lomber diskopati hastalıklarının değerlendirildiği, Mahkemece dosyanın ATK'ya gönderildiği, ATK 3. İhtisas Kurulu'nun 20.09.2021 tarihli kararında ;"a) ... ve ... kızı 03/01/1980 doğumlu ...’de alerjik astım hastalığı olduğu, mevcut hastalığının semptomlarının işyerinde maruz kaldığı deterjan, solvent vb. maddelerle artabileceği ancak alerjik astım hastalığının mesleki olmadığı, b) Kişide tespit edilen lokalize skleroderma hastalığının mesleki olmadığı, c) Kişide lomber diskopati hastalığının tespit edildiği, 03.08.2013 tarih ve 28727 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Malüliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliğinden ve bu yönetmelikte yer almayan Ek-2, Ek-3 bölümleri için 11.10.2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği 5. Bölüm 17. Madde 1. fıkrasında, hangi hastalıkların meslek hastalığı sayılacağı ve bu hastalıkların işten fiilen ayrıldıktan en geç ne kadar zaman sonra meydana çıkması halinde mesleğinden ileri geldiğinin kabul edileceğinin Meslek Hastalıkları Listesine (Ek-2) göre tespit ve tayin edildiği, kişinin yaptığı işin ve çalışma şeklinin disk hernisi açısından etkisinin olabileceği ancak disk hernilerinin böyle bir işte çalışmayan kişilerde de toplumda sık olarak görüldüğü, ayrıca disk hernisinin işi dışında herhangi bir eylem sırasında da ortaya çıkabileceği dikkate alındığında; kişinin çalıştığı iş kolunun disk hernisi hastalığı için yönetmelikte tanımlanan meslek grupları arasında yer almaması, işi gereği yaptığı eylemler ve mevcut tıbbi belgeler birlikte değerlendirildiğinde hastalığının meslek hastalığı olarak değerlendirilemediği, disk hernisinin oluşmasında ve gelişmesinde pek çok etkenin bir arada görüldüğü dikkate alındığında da çalışma ortamı koşulları nedeniyle doğal seyri değişebilen “işle ilgili hastalık” olarak değerlendirildiği oy birliği ile mütalaa olunur." şeklinde değerlendirme yapıldığı, Mahkemece bahsi geçen adli tıp kurulu raporunun hükme esas alınması suretiyle hükümle birlikte meslek hastalığı tespiti yönünden davanın reddine ve meslek hastalığı nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemi yönünden ise dosyanın tefriki ile ayrı esasa kaydedilmesine karar verilmiştir.
2.Dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkinin varlığı medeni usul hukukumuzda "sıfat" olarak tanımlanmakta ve bir davada taraf olarak gösterilen kişilerin o dava ile ilgili kimseler olması zorunlu bulunmaktadır. Sübjektif bir hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bir hakka ilişkin davada davacı olma sıfatı da hakkın sahibine ait bulunmakta ve buna aktif husumet denilmektedir. Sübjektif hak kendisinden istenebilecek olan kişi de o hakka uymakla yükümlü olan kimse olup, bu da pasif husumet (davalı sıfatı) olarak adlandırılmaktadır. Sübjektif hak sahibi ile o hakka uymakla yükümlü bulunan kişinin kimler olduğunun belirlenmesi, bunun neticesinde, dava açan veya aleyhine dava açılan kişiler, o davada davacı veya davalı olarak taraf sıfatına sahip değillerse, mahkemece dava konusu hakkın esası hakkında inceleme yapılmaksızın, davanın sıfat yokluğundan reddedilmesi gerekmektedir. Taraf sıfatı (husumet) ve sıfat yokluğu, davada taraf olarak görünen kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olan bir itiraz niteliğinde olup, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 116. maddesinde (HUMK. 187 m.) yer alan ilk itirazlardan olmadığından davanın her aşamasında ileri sürülebileceği gibi, taraflarca ileri sürülmese dahi, gerek, mahkemece, gerekse, Yargıtayca tarafların bu yönde bir savunmalarının olup olmadığına bakılmaksızın, kendiliğinden nazara alınır.
Anayasa m.123/3'e göre kamu tüzel kişilikleri ancak kanun ya da kanunun verdiği yetkiye dayanılarak kurulurlar. Bakanlıklar, Devlet kamu tüzel kişiliğinin bir davada taraf ehliyetine sahip organlarıdırlar. Bunun dışında bazı genel müdürlüklerin, il özel idarelerinin, köylerin, belediyelerin ve kamu iktisadi teşebbüsleri ile bunlara bağlı müesseselerin de tüzel kişilikleri vardır. İlçede Hükümetin temsilcisi olan kaymakamlık, Devlet tüzel kişiliğine (İçişleri Bakanlığına) bağlı olup, ayrı tüzel kişiliği bulunmadığı için davada taraf ehliyetine sahip değildir.
Öte yandan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 25/1. maddesinde, hâkimin Kanunda öngörülen istisnalar dışında, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamayacağı ve onları hatırlatabilecek davranışlarda bulunamayacağı, aynı maddenin 2. fıkrasında yine kural olarak hâkimin kendiliğinden delil toplayamayacağı kabul edilmiştir (Umar, Bilge: Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, 2. Baskı, ... 2014, s.114 vd.).
Taraflarca getirilme ilkesi olarak kabul edilen bu düzenleme ile özel hukuk uyuşmazlıklarında kural olarak, tarafların iddia ve savunmalarına ilişkin vakıaların ve bu vakıaların delillerinin bizzat taraflarca getirilmesi ve yargılamada ileri sürülmesi düzenlenmiştir. Böylelikle dava malzemelerinin toplanmasında ve bunların ileri sürülmesinde hâkimin pasif olması kabul edilmiştir (Üstündağ, Saim: Medeni Yargılama Hukuku, 7. Baskı, ... 2000, s.238).
Bununla birlikte dava malzemesinin taraflarca getirilmesi, hâkimin bu hususlar hakkında hiçbir yetkisi olmadığı ve tamamen etkisiz olduğu anlamına gelmemektedir (Alangoya, H. Yavuz /Yıldırım, ... Kamil /Deren Yıldırım, Nevhis: Medenî Usul Hukuku Esasları, 7. Baskı, ... 2009, s. 184). Bu, özellikle hâkimin yargılama sonucunda verdiği hükmün maddi gerçekle örtüşür olabilmesinin bir sonucudur.
Tarafların getirdiği ve ileri sürdüğü dava malzemeleri bazı durumlarda maddi veya hukukî açıdan eksik, belirsiz yahut çelişkili olabilir. Bu durum, davanın yürütülmesini zorlaştırabildiği gibi hâkimin doğru bir hükme varma ihtimalini de tehlikeye sokabilir. Bu nedenle HMK’nın 31. maddesinde, bu durumlarda, hâkimin taraflara açıklama yaptırabileceği, soru sorabileceği ve tarafların delil göstermelerini isteyebileceği düzenlenmiştir.
Diğer yandan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK) iradî taraf değişikliği hakkında açık bir hüküm içermemekle birlikte bu durumun özellikle usul ekonomisi açısından eleştirilere tabi tutulmasını dikkate alan yasa koyucu da,
HMK’nın 124. maddesi ile belirli hâllerde iradî taraf değişikliğine olanak veren bir düzenleme getirmiştir.Anılan düzenlemeye göre bir davada taraf değişikliği, ancak karşı tarafın açık rızası ile mümkündür (HMK m. 124/1). Ancak yasa koyucu bu konuda yasalarda yer alan özel hükümleri saklı tutarak (HMK m. 124/2) hâkimin izni ile taraf değişikliği yapılabilecek hâllere de yer vermiştir. Maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebi, karşı tarafın rızası aranmaksızın hâkim tarafından kabul edileceği gibi, tarafın yanlış veya eksik gösterilmesinin kabul edilebilir bir yanılgıya dayanması durumunda da hâkimin izniyle taraf değişikliği yapılabilecektir (HMK m. 124/3,4).
İradî taraf değişikliğine ilişkin düzenleme karşısında gerek davacı gerekse davalı tarafta, iradî taraf değişikliği yapılması mümkündür (Korkmaz Hülya Taş: Medenî Usul Hukukunda İradi Taraf Değişikliği, ... 2014, s. 169). Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.07.2020 tarihli 2017/15-2929 E., 2020/544 K. sayılı kararında da aynı tespitlere yer verilmiştir.
3.Öte yandan, Meslek Hastalığından Kaynaklı Tazminat davalarının görülmesi için ön koşul zararlandırıcı olayın Kurumca meslek hastalığı niteliğinde olduğunun tespit edilmesidir. Meslek Hastalığının tespiti ile ilgili ihtilaf Sosyal Güvenlik Kurumunun hak alanını doğrudan ilgilendirmekte olup tazminat davasında kurum taraf değildir.
4.Son olarak; 5510 sayılı Kanun'un 18. maddesinde Kurumca yetkilendirilen hekim veya sağlık kurullarından istirahat raporu alınmış olması şartıyla; iş kazası nedeniyle iş göremezliğe uğrayan sigortalıya her gün için geçici iş göremezlik ödeneği verileceği, 19. maddesinde iş kazası sonucu oluşan hastalık ve özürler nedeniyle Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularının sağlık Kurulları tarafından verilen raporlara istinaden Kurum Sağlık Kurulunca meslekte kazanma gücü en az %10 oranında azalmış bulunduğu tespit edilen sigortalıya sürekli iş göremezlik geliri bağlanacağı; iş kazası ve meslek hastalığı sonucu sürekli iş göremezlik hallerinde meslekte kazanma gücündeki kayıp oranının belirlenmesine ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usul ve esasların Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği bildirilmiştir. 5510 sayılı Kanun'un 95. maddesine göre "Bu Kanun gereğince, yurt dışında tedavi için yapılacak sevklere, çalışma gücü kaybı, geçici iş göremezlik ödeneklerinin verilmesine ilişkin raporlar ile iş kazası ve meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücü veya çalışma gücü kaybına esas teşkil edecek sağlık kurulu raporlarının usûl ve esaslarını, bu raporları vermeye yetkili sağlık hizmeti sunucularının sahip olması gereken kriterleri belirlemeye, usulüne uygun olmayan sağlık kurulu raporu ve dayanağı tıbbî belgeleri düzenleyen sağlık hizmet sunucusuna iade edecek belirlenen bilgileri içerecek şekilde yeniden düzenlenmesini istemeye Kurum yetkilidir. Usulüne uygun sağlık kurulu raporu ve dayanağı tıbbî belgeler ile gerekli diğer belgelerin incelenmesiyle; yurt dışında tedavi için yapılacak sevklere, vazife malullük derecesini, iş kazası veya meslek hastalığı sonucu tespit edilen meslekte kazanma gücünün kaybına veya meslekte kazanma gücünün kaybı derecelerine ilişkin usûlüne uygun düzenlenmiş sağlık kurulu raporları ve diğer belgelere istinaden Kurumca verilen karara ilgililerin itirazı halinde, durum Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunca karara bağlanır.
Kural olarak Yüksek Sağlık Kurulunca verilen karar Sosyal Güvenlik Kurumunu bağlayıcı nitelikte ise de, diğer ilgililer yönünden bir bağlayıcılığı olmadığından Yüksek Sağlık Kurulu Kararına itiraz edilmesi halinde inceleme Adli Tıp Kurumu aracılığıyla yaptırılmalıdır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 28.06.1976 günlü, 1976/6-4 sayılı Kararı da bu yöndedir. Adli Tıp 3. İhtisas Kurulundan alınacak rapor ile Yüksek Sağlık Kurulu Kararı arasında sürekli iş göremezlik oranına yönelik görüş ayrılığı bulunduğu takdirde çelişkinin giderilmesi için dosyanın Adli Tıp 2. Üst Kuruluna gönderilerek çıkacak sonuca göre karar verilmesi gerekir.
5.Somut olayda, davacı vekilince aynı dava ile birden fazla davalı gösterilmek suretiyle farklı alacak kalemleri talep edilmekle Mahkemece hangi davalı yönünden hangi dava konusu alacak kaleminin talep edildiğinin açıklattırılmaması, davacı vekilinin meslek hastalığının tespiti yönünde bir talebi bulunmamasına rağmen meslek hastalığı tespiti yönünden davanın reddine karar vermesi (yine kabule göre davalı sıfatıyla Kurumun yer almadığı dosyada meslek hastalığı tespiti yönünden karar verilmesi) ile hüküm fıkrası ile esas talep olan meslek hastalığı nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebini tefrik edip ayrı esasa kaydetmesi, davanın ilk aşamasında tefrik edilen meslek hastalığı nedeniyle maddi ve manevi tazminat dosyasında tefrik sonucu yeni esasa kayıtta davalı olarak ...ile ... Devlet Hastahanesi Başhekimliği bulunmasına rağmen karar başlığında dahili davalı olarak Sosyal Güvenlik Kurumu'nun gösterilmesi, dava dilekçesinde Başhekimliğin Sağlık Bakanlığına izafeten davalı gösterilmesi sonucu tüzel kişiliği bulunmayan Kamu Hastaneleri Kurumu'nun davalı sıfatıyla yargılamaya dahil olması ve davayı takip etmesi devamla hüküm kurulması, Kurumca davacının astım rahatsızlığı nedeniyle değerlendirme yapması ve meslek hastalığının bulunmadığı sonucuna varılması ile devamla itiraz üzerine ATK 3. İhtisas Kurulunca ise nefes darlığı ile lomber diskopati şikayetlerinin birlikte değerlendirilmesi ve diskopati yönünden işle ilgili hastalık değerlendirmesi yapılması suretiyle Kurumca verilen kararlarda diskopati rahatsızlığının dava dilekçesi ile Kuruma başvuru aşamasında talebin bulunmaması nedeniyle değerlendirilmemesi ile Kurum Sağlık Kurulu Kararları ile Atk 3. İhtisas Kurulu kararı arasında çelişki bulunmasına rağmen çelişkinin giderilmemesi hususları ile Mahkemece meslek hastalığının bulunmadığı kanaatine varılmasına rağmen Mahkemenin görevliliği hususunun tartışılması gerekirken esasa girilip karar verilmesi hatalı olmuştur.
6.Mahkemece yapılacak iş; yukarıda yapılan açıklamalar gereğince öncelikle davacı vekiline dava konusu alacak kalemleri ile hangi davalıya karşı hangi taleplerin ileri sürüldüğünün açıklattırılması devamla davalı olarak gösterilen Hastahane Başhekimliği ve yargılama aşamasında yargılamaya dahil olan Kamu Hastahaneleri Birliğinin tüzel kişiliğinin bulunmadığı gözetilerek bu konudaki eksikliğin HMK 124. madde hükümlerine uygun olarak giderilmesi yine devamla asıl talep olan meslek hastalığı nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebine ilişkin tefrik olunan dosyanın iş bu dava dosyası ile birleştirilmesi ve esasa ilişkin olarak Kurum kararları ile ATK 3. İhtisas Kurulu Kararı arasındaki çelişkinin ATK 2. Üst Kurulu'na dosyanın tevdi ile giderilmesi, meslek hastalığının bulunmadığı kanaatine varılması halinde mahkemece dairemizin 20.09.2022 tarih ve 2022/34 66... /10875 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere "Davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nu 1. maddesinde “İş Kanunu’na göre işçi sayılan kimselerle (o kanunun değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E fıkralarında istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya iş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum görülen yerlerde iş mahkemeleri kurulur” düzenlemesine yer verilmiştir. Benzer şekilde yargılama sırasında yürürlüğe giren 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 5. maddesinde “(1) İş mahkemeleri; a)5953 sayılı Kanuna tabi gazeteciler, 854 sayılı Kanuna tabi gemiadamları, 22.5.2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununa veya 11.01.2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasında, iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuk uyuşmazlıklarına, b) İdari para cezalarına itirazlar ile 5510 sayılı Kanun'un geçici 4. maddesi kapsamındaki uyuşmazlıklar hariç olmak üzere Sosyal Güvenlik Kurumu veya Türkiye İş Kurumunun taraf olduğu iş ve sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklara, c)Diğer kanunlarda iş mahkemelerinin görevli olduğu belirtilen uyuşmazlıklara, ilişkin dava ve işlere bakar.” düzenlemesine yer verildiği, bu açıklamalar kapsamında davacılar her ne kadar davaya konu sigortalının ölümüyle neticelenen olayın bir iş kazası olduğu iddiasıyla iş bu davayı açmış iseler de kesinleşen tespit hükmü çerçevesinde olayın iş kazası olmadığının anlaşılması karşısında yargılamaya konu olayın gerek 4857 sayılı İş Kanunu, gerek ise de 5510 sayılı Kanun kapsamında İş Mahkemelerince görülerek sonuçlandırılabilecek nitelikte bir dava olmadığı açıktır. O halde dava konusu eylemin bir haksız fiil olduğu, bu yönüyle kaza tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 41. ve devamı maddeleri çerçevesinde (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun ise 49. ve devamı maddeleri) genel hükümlere tabi bir tazminat davası olarak görülerek, çözüme kavuşturulması, bu kapsamda da aynı kanunun 55. maddesi (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun ise 66. maddesi) kapsamında davalının adam çalıştıran ve/veya işleten olarak sorumluluğunun bulunup bulunmadığı ile ilgili incemle yaparak karar verme görevinin genel mahkemelere ait olduğunun dosyadan açıkça anlaşılabilir olmasına göre, İş Mahkemesince genel mahkemeler lehine görevsizlik kararı verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yargılamanın esası hakkında yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur." şeklindeki gerekçede dikkate alınarak Mahkemenin görevliliği hususunun değerlendirilmesi ve sonucuna göre karar verilmesinden ibarettir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle, Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
20.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.