8. Hukuk Dairesi 2023/2291 E. , 2025/7058 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi (Hakem Sıfatıyla)
İlk Derece Mahkemesi kararı davacı ... İdaresi vekili ve asli müdahale talebinde bulunan ...’ın bir kısım mirasçıları vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R
Dava konusu taşınmazın bulunduğu ... ili Merkez ilçesi (Yeni ... ilçesi), ... köyünde ( ... Mahallesi) 1979 yılında 766 sayılı Tapulama Kanunu (766 sayılı Kanun) gereğince yapılan arazi kadastrosu, 1982 yılında 6831 sayılı Orman Kanunu'na (6831 sayılı Kanun) göre yapılan Orman Kadastrosu ve 2018 yılında 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun (3402 sayılı Kanun) 22/2-a maddesi gereğince yapılan uygulama kadastrosu bulunmakta olup, arazi kadastrosunda dava konusu 192 parsel sayılı taşınmaz Ocak 1972 tarihli ve 50 sayfa, 298 cilt, 37 sıra numaralı, 13.800 metrekare miktarlı tapu kaydı ile ... 501 tahrir numaralı ve 150 Ar miktarlı vergi kaydına dayalı olarak ... adına 18.250 metrekare ve tarla vasfıyla tespit edilmiş, tespite Milli Emlak Müdürlüğü tarafından 28.08.1980 tarihinde tapu kaydının miktar fazlası olan 4.450 metrekarenin meradan açıldığı gerekçesiyle ve Orman İdaresi tarafından 26.08.1980 tarihinde tapu kaydının miktar fazlası kısmının ormandan açıldığı gerekçesiyle itiraz edilmesi üzerine 766 sayılı Kanun'un 28. maddesi gereğince 11.09.1980 tarihli Komisyon Kararı ile tespit tutanağının Tapulama Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş, karar sonrası Tapulama Mahkemesinde dava 1981/612 Esasa kaydedilmiştir. 2018 yılında yapılan uygulama kadastrosunda ise dava konusu 192 parsel, 1 32... parsel numarasını almış ve taşınmazın 15.000,00 metrekare olan yüzölçümü 15.010,52 metrekare olmuştur.
Davacı ... İdaresi temsilcisi tarafından Hazine aleyhine Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davanın dava dilekçesinde özetle; 19 numaralı orman kadastro komisyonunca 192 numaralı ve Hazine adına tespit edilen 18.250 metrekare yüzölçümündeki yerin orman kadastrosuna itiraz ettiğini açıklayarak, dava konusu yerin orman olarak tespit edilmesini talep etmiş; açılan dava ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 1986/545 Esas sırasına kaydedilmiştir. ... Asliye Hukuk Mahkemesinin (Hakem Sıfatıyla) 24.03.1989 tarihli ve 1986/545 Esas, 1989/212 Karar sayılı kararı ile 3402 sayılı Kanun'un 26/2. maddesi gereğince orman tahdidine itiraz davasına bakmakla görevli mahkemenin kadastro mahkemesi olduğu gerekçesi ile ... Kadastro Mahkemesine görevsizlik kararı verilmiş, görevsizlik kararı sonrası dava dosyası ... Kadastro Mahkemesinin 1989/129 Esas sırasına kaydedilmiştir. ... Kadastro Mahkemesinin 20.06.1990 tarihli ve 1989/129 Esas, 1990/154 Karar sayılı kararıyla; 6831 sayılı Kanun'un 5.06.1986 tarihli ve 3302 sayılı Kanun ile Değişik 2/B maddesi gereğince dava konusu taşınmazın Hazine lehine orman sınırları dışına çıkarıldığı, dava konusu parsel ile ilgili tapulama mahkemesi kararının henüz kesinleşmediği, bu yerin orman sayılan yerlerden olduğuna dair karar kesinleştiği taktirde 19 nolu orman kadastro komisyonu kararının hüküm ve netice meydana getireceği, bu hali ile kesinleşmeyen ve orman sayılmayan bir yer hakkında 19 nolu kadastro komisyonu kararının hüküm ve sonuç doğurmayacağından tapulama mahkemesi kararının beklenilmesine gerek görülmediği, tapulama mahkemesindeki davanın sonucunda özel kişi adına tescile karar verildiğinde artık işbu kadastro tespitine itiraz davasının sebebinin kalmayacağı, orman sayılmasına karar verildiği takdirde önceden çıkarma işleminin hukuken geçersiz olacağı ve başka bir işlem yapmaya gerek kalmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, davacı ... İdaresi temsilcisi tarafından temyiz yoluna başvurulması üzerine Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesinin 28.03.1991 tarihli ve 1991/2661 Esas, 1991/3207 Karar sayılı ilamı ile; davaya kadastro mahkemesinde hakem sıfatıyla bakılması gerekirken bu hususun göz ardı edildiği gerekçesiyle karar bozulmuş, bozma ilamı sonrası dava dosyası ...
1.Kadastro Mahkemesinin 1991/92 Esas sırasına kaydedilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; bilirkişi raporlarında bu parsellerin evveliyatının orman olduğunun belirtildiği ve Orman Kadastro Komisyonunca da bu yerlerin evveliyatının orman olduğu, bu nedenle 6831 sayılı Kanun'un değişik 2/B maddesi gereği olarak itirazlı tüm bu parsellerin Hazine lehine 2/B maddesi gereği çıkarılmasına karar verildiği ve 19 nolu Orman Kadastro Komisyonunun bu parsellere yönelik kararlarının usulüne uygun olarak taşınmazların bulunduğu köyde de askı suretiyle ilan edildiği, yasal süre içinde kadastro tespiti sırasında adlarına tespiti yapılan kişilerin bu karara itiraz etmedikleri ve hak düşürücü sürenin de tamamlandığı, tapu kaydı, vergi kaydı ve diğer mülkiyet belgelerinin geçerliliğini yitireceği, oluşturulan tapu sicillerinin de kıymet ifade etmeyeceği, ormanların mülkiyetinin Hazineye ait olduğu, tüm bu sebeplere davacı tarafın yasal yönden himaye edilebilir durumu kalmadığı gerekçesiyle; davacı ... İdaresinin dava ve itirazlarının reddi ile tarla vasıflı, 18.250 metrekare alanlı ve 192 parsel numara ile tespiti yapılan taşınmazın, orman vasfıyla Hazine adına tapuya tesciline, itirazı kabil olmak üzere karar verilmiş, davacı ... İdaresi vekili tarafından karara itiraz edilmesi üzerine aynı mahkeme tarafından Hakem Sıfatıyla 11.05.1992 tarihli ek karar ile kesin olarak itiraz reddedilmiştir.
Orman İşletme Müdürlüğünün 11.10.2016 tarihli ve 97675556-640-E.2238183 sayılı yazısı ile; ... Kadastro Mahkemesinin 1986/112 Esas, 1998/5 Karar ve 1991/92 Esas, 1992/44 Karar sayılı kararlarına istinaden ... ilçesi ... Mahallesi 192 nolu parselle ilgili olarak mükerrer mahkeme kararı olduğu ve bu mükerrerliğin giderilmesi talep edilmiş, ... Kadastro Mahkemesinin 13.07.2017 tarihli ek kararıyla aynı dava konusu yere ilişkin iki mahkeme kararının bulunması sebebiyle iki farklı mahkeme kararı arasındaki düzeltmenin kanun hükümleri uyarınca tavzih veya tashih yolu ile sağlanmasının söz konusu olamayacağı gerekçesiyle, davacı ... Müdürlüğünün tashih ve tavzih talebinin reddine karar verilmiş, ek kararın davacı ... İdaresi vekili ile davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 30.06.2020 tarihli ve 2017/9919 Esas, 2020/2270 Karar sayılı ilamı ile; Mahkeme kararlarındaki çelişkinin tavzih yoluyla giderilmeyeceği gözetilerek talebinin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle temyiz itirazlarının reddi ile temyize konu ek kararın onanmasına karar verilmiş, Yargıtay ilamına karşı aynı taraflarca karar düzeltme yoluna başvurulması üzerine Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 27.11.2020 tarihli ve 2020/9178 Esas, 2020/5857 Karar sayılı ilamı ile karar düzeltme isteği de reddedilmiştir. ... Kadastro Mahkemesinin 13.07.2017 tarihli ek kararına yönelik Yargıtay incelemesi yapıldığı sırada tespit maliki ...’ın bir kısım mirasçıları vekili müdahale dilekçesinde bulunmuş olup, dilekçesinde özetle: mahkemece ... ... ... köyü 192 parsel numaralı taşınmaz hakkında 1991/92 Esas sayılı işbu davanın yargılaması sürdürülürken aynı taşınmaz hakkında ...
2.Kadastro Mahkemesinde verilmiş ve kesinleşmiş 23.02.1988 tarihli ve 1986/112 Esas, 1988/5 Karar sayılı kararın varlığının dikkate alınmadığını, ... isimli kişinin müvekkillerinin ortak miras bırakanı olduğunu ileri sürmüştür.
Tespit Maliki ...’ın bir kısım mirasçıları vekili 10.03.2023 tarihli temyiz dilekçesinde özetle; ...
2.Kadastro Mahkemesinin 23.2.1988 tarihli ve 1986/112 Esas, 1988/5 Karar sayılı kararı ile taşınmazın 15.000 metrekare yüzölçümündeki bölümünün ... adına tesciline ve 3.250 metrekare yüzölçümlü bölümünün ayrılarak mera olarak sınırlandırılmasına karar verildiğini, kararın kesinleşerek tapuda 05.03.1991 tarihinde tescil işlemi yapıldığını, bu dosyada taraf olan Hazine ve Orman İdaresinin ...
2.Kadastro Mahkemesindeki 1986/112 Esas sayılı dosya nedeniyle taşınmazın ... adına tespit ve tescil edildiğini bildiklerini, ...
1.Kadastro Mahkemesinin (Hakem Sıfatıyla) 12.3.1992 tarihli ve 1991/92 Esas, 1992/44 sayılı kararıyla taşınmazın 18.250 metrekare olarak Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verildiğini, davacı tarafın karara itirazı üzerine itirazın 11.5.1992 tarihinde kesin olarak reddine karar verildiğini, bu kararın tapu kütüğüne ilk tescilde hükmen tescil olduğu için ikinci mahkeme kararının işlenemediğinden sadece şerhler hanesine not düşüldüğünü, Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinde 2017/9919 Esas sayılı dosyada yapılan temyiz incelemesi sırasında yaptıkları davaya müdahale taleplerinin Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince de değerlendirilmediğini, ...
1.Kadastro Mahkemesinin (Hakem Sıfatıyla) 12.03.1992 tarihli ve 1991/92 Esas, 1992/44 Karar sayılı kararının kesin hüküm nedeniyle hukuka aykırı olduğunu, bu davada taraf teşkili sağlanmadan karar verildiğini ileri sürerek davaya müdahale isteklerinin kabulüne, ...
1.Kadastro Mahkemesi’nin 12.03.1992 tarihli ve 1991/92 Esas, 1992/44 Karar sayılı kararının kesin hüküm engeli nedeniyle bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı ... İdaresi vekili 12.06.2017 tarihli temyiz dilekçesi ile; mahkeme kararının temyiz incelemesinden geçmediğini, gerekçeli kararın bu tarihe kadar taraflara tebliğ edilmediğini, kararın hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek temyiz isteminde bulunmuştur.
Temyiz incelemesine konu dava orman kadastrosuna itiraz istemine ilişkin olup, dosya kapsamından ve taraf beyanlarından anlaşıldığı üzere aynı taşınmaza ilişkin arazi kadastrosuna itiraz istemine ilişkin görülen ve şeklen kesinleşen dava dosyasının da incelenmesi gerekmekte olup, arazi kadastrosuna ilişkin dava dosyası arasında bulunan tüm evraklar incelenmiştir.
Yapılan incelemede; ... adına tespit edilen dava konusu taşınmazın tespitine yukarıda açıklandığı üzere Milli Emlak Müdürlüğü ve Orman İdaresi tarafından itiraz edilmesi üzerine 766 sayılı Kanun'un 28. maddesi gereğince 11.09.1980 tarihli komisyon kararı ile tespit tutanağının tapulama mahkemesine gönderilmesine karar verildiği, mahkemenin 1981/612 Esas sırasına kaydedildiği, akabinde yargılamaya ...
2.Kadastro Mahkemesinin 1986/112 Esas sayılı dosyası üzerinde devam edildiği anlaşılmaktadır. ...
2.Kadastro Mahkemesinin 23.02.1988 tarihli ve 1986/112 Esas, 1988/5 sayılı Kararıyla; davalı taşınmazın tespite esas alınan tapu ve vergi kayıtları kapsamında kaldığı, kuzey sınırında mera olduğu, vergi kaydı miktar fazlasının meradan açılmak suretiyle elde edildiği, davalı taşınmazın tarım arazisi olup, orman tahdit sınırı dışında kaldığı ve orman sayılmayan yerlerden olduğu, vergi kaydı miktarına itibar edilerek, vergi kaydı miktar fazlasının davalı taşınmazdan tefriki ile mera olarak sınırlandırılmasının doğru olacağı sonucuna varıldığı gerekçesiyle; davacı ... idaresi tarafından açılan itirazın ve davanın reddine, davacı Hazine tarafından açılan itirazın ve davanın kabulüne, davaya konu 192 parselin kuzey bölümünden bilirkişi ... tarafından düzenlenen 28.05.1987 tarihli krokide (A) harfiyle belirtilen 3.250 metrekare yüzölçümlü kısmın tefriki ile bu kısmın mera olarak sınırlandırılmasına, 192 parselin 15.000 metrekare yüzölçümlü olarak davalı adına tesciline karar verilmiş, karara karşı davacı ... İdaresi temsilcisi tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 07.06.1990 tarihli ve 1989/12146 Esas, 1990/8737 Karar sayılı ilamı ile; yerinde olmayan temyiz istemleri reddedilerek hüküm onanmıştır. Mahkeme kararına 27.11.1990 tarihinde kesinleştiğine dair şerh verildiği ve 05.03.1991 tarihinde de tapuya tescil edildiği, mahkemece mera olarak sınırlandırılan kısmın 865 parsel numarası ile tescil edilmiş iken uygulama kadastrosunda ise 1 32... parsel numarasını aldığı anlaşılmaktadır.
Yukarıda safahatı açıklandığı üzere dava konusu taşınmaza ilişkin arazi kadastrosuna itiraz davası ile orman kadastrosuna itiraz davaları aynı zaman dilimi içinde ayrı ayrı görülmüş ve sonuçlandırılmış olup, arazi kadastrosuna itiraz davasında 18.250 metrekare olarak tespit edilen 192 parselin 3.250 metrekare yüzölçümlü kısmının mera olarak sınırlandırılmasına, 15.000 metrekare yüzölçümlü kısmın ise 192 parsel olarak davalı tespit maliki adına tesciline karar verilmiş iken, tespit malikinin taraf olmadığı orman kadastrosuna itiraz davasında ise taşınmazın tespit tutanağında belirtilen 18.250 metrekare yüzölçümü ile orman vasfıyla Hazine adına tapuya tesciline karar verilmiş, sonuç olarak aynı taşınmaza ilişkin çelişkili iki farklı hüküm tesis edilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 166. maddesi uyarınca kadastro davalarında, aynı parsele yönelik olarak açılan tüm davaların, birbiriyle çelişkili kararlar verilmemesi ve infazda tereddüt oluşmaması bakımından birlikte görülerek sonuçlandırılması gerekmektedir. Bu nedenle, aynı parsele yönelik olarak açılan davaların birleştirilip birlikte görülmesi gerekirken, ayrı ayrı görülüp sonuçlandırılması, orman kadastrosuna itiraz davasında taşınmazın orman niteliğinde olup olmadığının tespit edilmesi ve tespitin iptali ile yetinilip tescil hükmü kurulmaması gerektiği halde İlk Derece Mahkemesince tescil hükmü kurulması, yine orman kadastrosuna itiraz davasında tespit malikinin yokluğunda yargılamaya devam edilip sonuçlandırılarak taraf teşkili sağlanmadan karar verilmesi doğru olmamış ve sonuç olarak usul ve kanuna aykırı şekilde hüküm tesis edilmiştir.
Hal böyle olunca; yukarıda bahsedilen orman ve arazi kadastrosuna ilişkin davalar her ne kadar şeklen kesinleşmiş ise de hukuken davalı sayılmaları gerektiği ve maddî anlamda kesinleştiklerinden söz edilemeyecekleri anlaşılmakla, İlk Derece Mahkemesince öncelikle eski 192 (yeni 1 32... ) parsel sayılı taşınmazın kadastro tutanağının ve dava konusu parselden ifraz olan eski 865 (yeni 1 32... ) parsel numaralı taşınmazın davalı hale getirilmesi, orman kadastrosuna itiraz ve arazi kadastrosuna itiraz davalarının 6100 sayılı Kanun'un 166. maddesi uyarınca birleştirilmesi, taşınmazın maliklerinin davaya dahil edilerek taraf teşkilinin sağlanması, 1982 yılında yapılan orman kadastrosu çalışmasına ilişkin tüm işe başlama, çalışma, iş bitirme ve sonuçlarının askı ilan tutanakları ile bu çalışma sonucu düzenlenen ve taşınmazın bulunduğu yeri orman tahdit sınır noktalarıyla birlikte gösterir onaylı orman tahdit harita örneğinin, yine dosya kapsamında orman kadastrosu sonrasında yapıldığı belirtilen fakat evrakları bulunmayan 6831 sayılı Kanun’un 2. maddesi gereğince yapılan çalışmalara ilişkin tüm işe başlama, çalışma, iş bitirme ve sonuçlarının askı ilan tutanakları ile bu çalışma sonucu hazırlanan orman tahdit harita örneğinin dosya arasına alınması, 3402 sayılı Kanun’un 22/2-a maddesi gereğince yapılan çalışmaya ilişkin uygulama tutanağı sureti, ada raporu ve tapu kaydının dosya arasına alınması, dava konusu taşınmazın tespitine esas tapu kaydının tüm tedavülleri ile vergi kaydının ilgili yerlerden getirtilmesi, Harita Genel Müdürlüğü web sitesinin "HGM-Geoportal" sayfasına girilmek suretiyle taşınmazın bulunduğu köyü/mahalleyi kapsayacak şekilde hangi yıllara ait hava fotoğrafı olduğu araştırılıp belirlenmek ve tarihleri açıkça yazılmak suretiyle yöreye ait tüm memleket haritası ve hava fotoğraflarının tamamının Harita Genel Müdürlüğünden istenmesi, temin edilebilen ortofoto ve uydu fotoğraflarının dosya arasına alınması, dava konusu taşınmaza komşu taşınmazların güncel tapu kayıtları ile ilk tesis tarihlerinden itibaren dayanağı tüm belgelerin (tapu kütük sayfası, tapulama tutanağı, tescil istem belgesi, hükmen tescil kararı vb. belgelerin) bulunduğu yerden temin edilip dosyaya eklenmesi, Özel İdare ve Tarım Müdürlüğü'nden dava konusu yerin tahsisli mera olup olmadığının sorulması, taşınmazın bulunduğu yerde imar planı olup olmadığının araştırılması ve buna dair evrakların getirtilmesi, taşınmazın Devlet tarafından sulanan arazilerden olup olmadığının araştırılıp dosya ikmal edildikten sonra, mahallinde tarafsız, yöreyi iyi bilen, taşınmazın bulunduğu köyde ve komşu köylerde ikamet eden, elverdiğince yaşlı şahıslar arasından seçilecek yerel bilirkişiler, aynı yönteme göre tespit edilecek taraf tanıkları ile halen Tarım ve Orman Bakanlığı ile bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman yüksek mühendisleri arasından seçilecek üç yüksek orman mühendisi bilirkişisi, üç ziraat mühendisi bilirkişisi, bir fen bilirkişisi ve bir jeodezi ve fotogrametri mühendisinin katılımıyla yeniden keşif yapılmalıdır. Yapılacak keşifte, getirtilen belgeler dava konusu taşınmaz ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 47 85... sayılı Kanunlar karşısındaki durumu saptanmalı; öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yok edilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; toprak yapısı, bitki örtüsü ve çevresi incelenmeli; keşifte, hakim gözetiminde, taşınmazın dört yönden renkli fotoğrafları çektirilip, onaylanarak dosyaya eklenmeli; yukarıda değinilen diğer belgeler fen, jeodezi ve fotogrametri ile uzman orman bilirkişiler eliyle yerine uygulattırılıp; orijinal-renkli (renkli fotokopi) hava fotoğrafları ve memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de hava fotoğrafları ve memleket haritası ölçeğine (Net-Cad veya benzeri programlar kullanılarak) denetime elverişli olacak şekilde çevrildikten sonra komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle dava konusu taşınmaz, çevre parsellerle birlikte memleket haritası ve hava fotoğrafları üzerinde gösterilmeli; taşınmazın gerçek eğimi klizimetre aletiyle ölçülerek memleket haritalarındaki münhanilerden (yükseklik eğrilerinden) de faydalanılmak suretiyle belirlenmeli; stereoskopik hava fotoğraflarının stereoskop vasıtasıyla üç boyutlu incelemesi yapılarak temyize konu taşınmazın niteliği, üzerindeki bitki örtüsünün cinsi, yaşı, dağılımı, kapalılık oranının açıklandığı, kullanım durumu ile tasarruf sınırlarını belirgin olarak görünüp görünmediğinin belirlendiği, dava konusu taşınmazın 6831 sayılı Kanun'un 17/2. maddesinde belirtilen orman içi açıklık vasfında olup olmadığını belirten, müşterek imzalı şekilde, yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli ve dosyadaki belgeler ile karşılaştırıldığında denetime elverişli rapor alınmalı ve dava konusu taşınmazın orman sayılan yerlerden olup olmadığı tereddüte mahal bırakmayacak şekilde belirlenmelidir.
Ayrıca yapılacak keşifte, ziraat mühendisi heyetine inceleme yaptırılıp, varsa içinde orman emvali bulunan kısımlar ayrı ayrı değerlendirilerek bu yolda rapor alınmalı, bölgede mera tahsisi yapılmış ise mera tahsis haritasının ölçeği ile kadastro paftasının ölçeği eşitlendikten sonra yerel bilirkişi yardımı, fen bilirkişisi eliyle her iki harita çakıştırılmak suretiyle uygulanmalı, uygulamada haritalarda tarif edilen belli poligon ve röper noktalar ile arz üzerindeki doğal ya da yapay sınır yerlerinden yararlanılmalı, bu yolla dava konusu taşınmazın mera tahsis haritasının kapsamında kalıp kalmadığı duraksamaya meydan vermeyecek şekilde belirlenmeli; taşınmazın bulunduğu bölgede yetkili idari merciler tarafından mera tahsisi yapılmamış ise keşif sırasında dava konusu taşınmazın öncesinin geleneksel biçimde kullanılan kadim mera olup olmadığı, toprak yapıları, eğimleri, bitki desenleri araştırılarak yöntemine uygun tahsisli ve kadim mera araştırması yapılmalı ve taşınmazın mera niteliğinde olup olmadığı tereddüte mahal bırakmayacak şekilde belirlenmelidir.
Yapılacak araştırma sonucu dava konusu taşınmazın orman sayılan yerlerden olduğu belirlendiği takdirde, dayanılan tapu kayıtlarının, 3116 sayılı Orman Kanunu (3116 sayılı Kanun ), 4785 sayılı Orman Kanununa Bazı Hükümler Eklenmesine Ve Bu Kanunun Birinci Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (4785 sayılı Kanun) ve 5658 sayılı Orman Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine Ve Bu Kanuna Bazı Maddeler Eklenmesine Dair Kanun (5658 sayılı Kanun) sayılı kanunlar karşısında hukuki kıymetlerinin bulunup bulunmadığı değerlendirilmeli, taşınmazın orman sayılan yerlerden ve mera niteliğinde olmadığının belirlenmesi halinde ise, bu kez dayanak tapu ve vergi kayıtları usulünce uygulanarak miktarıyla mı yoksa sınırları itibariyle mi geçerli olduğu değerlendirilmeli, keşfe katılacak uzman fen bilirkişisinden yapılacak keşif ve uygulamaları izleyip denetlemeye olanak verir, yerel bilirkişi ve tanıklarca gösterilen dayanak kayıtlarda ve komşu taşınmazların dayanaklarını oluşturan kayıtlarda gösterilen sınırlar işaretlenmiş dayanak kayıtlarının miktarı ve sınırları itibariyle kapsamlarını gösteren ayrıntılı rapor alınmalı; tapu ve vergi kayıtlarına usulünce kapsam tayin edildikten sonra taşınmazın tapu ve vergi kaydı dışında kalan bölümlerinin bulunması halinde bu bölümlerin 6831 sayılı Kanun'un 17/2. maddesi kapsamında orman içi açıklık vasfında olup olmadıkları ve meradan kazanılıp kazanılmadığı ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla kazanılıp kazanılamayacağı değerlendirilmeli; orman içi açıklık vasfında ve mera niteliğinde olmadıklarının belirlenmesi ya da tapu kayıt miktar fazlası yönünden veyahut dava konusu taşınmazın dayanılan tapu kayıtlarının kapsamında kalmadıklarının anlaşılması halinde tüm taşınmaz hakkında, zilyetlik ve imar - ihya yönünden yöntemine uygun şekilde araştırma yapılmalı, bu kapsamda keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıklardan, taşınmazın öncesinin ne olduğu, kim veya kimler tarafından, hangi tarihten beri ve ne şekilde kullanıldığı, imar - ihya gerektiren yerlerden olup olmadığı, böyle yerlerden iseler imar - ihyaya konu edilip edilmediği ve edilmişse imar - ihyalarının hangi tarihte tamamlandığı hususları etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı, komşu parsellere ait tespit tutanakları ve tespite esas dayanak kayıtları uygulanmak suretiyle, bu kayıtlarda dava konusu taşınmazın sınır olarak nasıl nitelendirdikleri araştırılmalı ve ayrıca bu yolla yerel bilirkişi ve tanıkların beyanları denetlenmeli; yerel bilirkişi ve tanık sözleri arasında doğabilecek çelişkiler gerektiğinde yüzleştirme yapılarak giderilmeye çalışılmalı; ziraatçi bilirkişi kurulundan, taşınmazın evveliyatını, toprak yapısını, niteliğini ve zilyetlikle mülk edinilebilecek yerlerden olup olmadığını, komşu taşınmazlarla karşılaştırmalı şekilde açıklayan, önceki bilirkişi raporlarının da irdelendiği, bilimsel esaslara ve somut verilere dayalı, ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı; jeodezi ve fotogrametri uzmanı harita mühendisi bilirkişisinden, ayrıca imar - ihya ve zilyetlik yoluyla iktisap koşullarının oluşmadığının belirlenmesine yönelik olarak, tespit tarihinden 15, 20, 25 yıl öncesine ait hava fotoğrafları üzerinde inceleme yaptırılmak suretiyle, taşınmazın evveliyatı itibariyle niteliğinin ne olduğu, imar - ihya gerektiren yerlerden olup olmadığı, böyle yerlerden ise imar - ihyaya konu edilip edilmediği ve edilmişse imar - ihyanın hangi tarihte tamamlandığı ve üzerinde sürdürüldüğü iddia olunan zilyetliğin hangi tasarruflarla sürdürüldüğü hususlarında rapor düzenlemesi istenilmeli; fen bilirkişisine ise, keşfi takibe ve denetlemeye olanak verir rapor ve kroki düzenlettirilmeli; tanık ve yerel bilirkişi ifadeleri bilimsel esaslara ve maddi bulgulara dayanılarak hazırlanan söz konusu bilirkişi raporlarıyla denetlenmeli; 3402 sayılı Kanun'un 14. maddesi uyarınca, adına tescil kararı verilecek kişi ya da kişiler ile diğer mirasçılar ve onların miras bırakanları adına aynı çalışma alanı içerisinde kayıtsız ve belgesizden başkaca taşınmaz mal tespit ya da tescil edilip edilmediği ilgili Tapu Müdürlüğü ve Kadastro Müdürlüğü ile Hukuk Mahkemeleri Yazı İşleri Müdürlüğünden sorulup, aynı Kanun'un 03.07.2005 tarihli ve 5403 sayılı Kanun ile değiştirilen 14/2. maddesi hükmü gözetilerek sulu ve susuz olarak kazanılmış taşınmaz / toprak miktarı belirlenip, 3402 sayılı Kanun'un getirdiği sınırlamanın aşılıp aşılmadığı saptanmalı ve bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm kanıtlar birlikte değerlendirilerek ulaşılacak sonuca göre bir karar verilmelidir. İlk Derece Mahkemesince, bu hususlar gözetilmeksizin, eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak hatalı değerlendirme ile karar verilmesi isabetsiz olduğundan, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının, 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 27.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.