T.C. İstanbul Anadolu 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Mahkememizde görülmekte olan Şirketin İhyası davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı 05/02/2026 tarihli dava dilekçesinde özetle; ----. İş Mahkemesinin ---- Esas sayılı dosyasıyla hizmet tespiti davası açtığını, işbu davada ------- Şirketi'nin davalı olarak yer aldığını, bahsi geçen şirketin tasfiye edilerek sicilden terkin edildiğinin öğrenildiğini, mahkemece kendisine ihya davası açmak üzere mehil verildiğinden bahisle 16/06/2009 tarihinde tescil edilerek sicil kaydı terkin edilen ------ Şirketi'nin ihyası ile yargılama giderlerinin davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılara duruşma gününü bildirir dava dilekçesi tebliğ olunmuş ve taraf teşkili sağlanmıştır.
Davalı tasfiye memuru ... vekili 27/02/2026 tarihli cevap dilekçesinde özetle; Davacının ----. İş Mahkemesi'nin ---. Sayılı dosyasında ileri sürmüş olduğu iddialarının tamamı gerçek dışıdır. Davacı asil, ----- İş Mahkemesi'nin ------. Sayılı dosyası nezdinde hizmet tespit davası açarak tasfiye edilen ------ŞİRKETİ nezdindeki 1998 - 2006 yılları arasındaki çalışmasının eksik bildirildiğini iddia etmiştir. Ancak davacının işbu iddiası gerçeğe aykırıdır. Müvekkili ..., davaya konu ------- ŞİRKETİ başta olmak üzere yetkilisi ve ortağı olduğu bütün şirketlerde tüm ticari hayatı boyunca kesinlikle sigortasız işçi çalıştırmaya tevessül etmeyen, kanun ve nizamlara saygılı, bütün işçilerini eksiksiz sigortalı olarak çalıştıran, tüm bildirgelerini SGK’ya özenle ve itina ile veren, her durumu gerçeğe uygun bir şekilde beyan eden örnek bir iş insanı olmuştur. Bu itibarla davacı asil, müvekkilinin yetkilisi olduğu tasfiye edilmiş olan------ŞİRKETİ'nde ne şekilde çalışma yapmışsa, gün ve süreleri gerçeğe uygun olarak SGK'ya bildirilmiştir. Bu nedenle davacı tarafın iddialarını kabul edebilmemiz mümkün değildir.
Davacı tarafça hizmet tespit davasının ikame edilmesinin yeğene sebebi davacının hak etmediği halde daha erken emekli olabilmek olduğu çok açıktır. Davacı asil, 2006 yılında müvekkilinin yetkilisi olduğu şirkete ki işinden ayrıldığını iddia etmektedir. Ancak hizmet tespit davasını 2025 yılında ikame etmiştir. Sırf bu neden dahi, aradan bunca uzun yılın geçmiş olması, davacının iddialarının ne denli yersiz ve gerçeğe aykırı olduğunu, emekli olabilmek için huzurdaki davayı kötü niyetli bir şekilde ikame ettiğini göstermeye yeterlidir. Nitekim Yüksek Mahkeme kararları da bu yöndedir. Hizmet tespit davalarına ilişkin Yargıtay içtihatları da incelendiğinde; aradan çok uzun zaman geçtikten sonra açılan Hizmet Tespit Davaları’na kuşku ile yaklaşılması ve davanın kesin ve ikna edici delillerle ispat edilemediği sürece reddedilmesi gerektiği istikrar kazanmış pek çok kararında açık ve net bir biçimde belirtilmiştir. Bu nedenle kötü niyet ile hareket eden davacının istemlerinin reddine karar verilmesi gerekmektedir. Zaten davacıya ait hizmet döküm evrakı incelendiğinde davaya konu ettiği 1998-2006 yılları arasında eksik bildirildiğini iddia ettiği dönemde başka işverenler nezdinde ------çalışmış olduğu da görülecektir. İşbu husus bile davacının hem huzurdaki ihya davasında hemde hizmet tespit davasında ne kadar haksız olduğu göstermektir.----. İş Mahkemesi'nin -----Sayılı dosyasında dinlenen davacı tanıkları da davacının 1998-2006 yılları arasında kesintisiz çalıştığını beyan etmişlerdir. Ancak yukarıda da izah ettiğimiz üzere davacıya ait hizmet döküm kayıtları açıkça davacı tanıklarının beyanlarının da gerçek dışı olduğunu göstermektedir. Müvekkilinin yetkilisi olduğu ihyası istenen firma, faaliyet gösterdiği dönemde kesinlikle sigortasız işçi çalıştırmaya tevessül etmeyen örnek bir firma olmuştur. Hasılı davacı, tasfiye edilmiş olan ---şekilde çalışma yapmışsa SGK Bildirgeleri de o şekilde gerçeğe uygun olarak verilmiş olup, davacının ihya talebi tamamen yersiz, mesnetsiz ve hukuki dayanaktan yoksun olmuştur. Ayrıca ve önemle belirtmek gerekirse, hizmet tespit davasının açıldığı------Sayılı dosyasında taraflarınca HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE İTİRAZINDA bulunulmuştur. Davacının çalıştığını iddia ettiği dönem 25-30 yıl öncesi olmakla ----. İş Mahkemesi'nin ------. Sayılı dosyasındaki hak talebi zamanaşımına uğramıştır. Bu nedenle her halükarda hak düşürücü süre sebebiyle davacının hem ----. İş Mahkemesi'nin ------. Dosyasındaki hizmet tespit talebi ve hem de buna bağlı olarak huzurdaki işbu davasındaki ihya talebinin reddine karar verilmesi gerekir. Nitekim 5510 sayılı kanunun 5 yıllık hak düşürücü süreyi düzenleyen 86. maddesi mahkemece re'sen gözetilmelidir. 5510 Sayılı Kanun 86/9; "Aylık prim ve hizmet belgesi veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesi işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde iş mahkemesine başvurarak, alacakları ilâm ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları dikkate alınır." şeklindedir. Bilindiği üzere sigortalı hizmetin tespiti davaları kamu düzenini ilgilendirmekte olup, bu niteliği gereği özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi gerekmektedir. Bu davaların yasal dayanaklarından olan 506 sayılı Kanun'un 79 uncu maddesinin onuncu fıkrasında; Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları kurumca tespit edilmeyen sigortalıların hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak hizmet tespiti isteyebilecekleri hüküm altına alınmıştır. Sigortasız çalışmaların tespiti yönünden dava açma ve hak arama özgürlüğüne getirilen süre sınırlaması başka bir deyişle dava açma süresinin 5 yıl ile sınırlandırılması doğrudan doğruya hakkın mevcudiyetini etkilediğinden hak düşürücü niteliktedir ve bu sürenin geçmesi ile hak bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. 506 sayılı Kanun'un kabul edilip, yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 5 yıl olarak öngörülen süre, 09.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanun'un 5 inci maddesiyle 10 yıla çıkarılmış, daha sonra 07.06.1994 tarihinde yürürlüğe giren 3995 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesiyle yeniden 5 yıl olarak düzenlenmiş olup, 5510 sayılı Kanun’un 86 uncu maddesinin dokuzuncu fıkrasında da bu süre 5 yıl olarak geçerliliğini korumaktadır.
Bu kapsamda hizmetlerin tespitini talep eden kişilerin hak düşürücü süre geçmeden dava açması zorunludur. Tüm bu nedenlerle davacı tarafın iddialarını kesinlikle kabul anlamına gelmemesi kaydıyla 5 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra hizmet tespit davası açıldığı için hiçbir araştırma ve inceleme yapılmaksızın hizmet tespit davasının doğrudan reddi gerekmektedir. Yargıtayın bu hususa ilişkin güncel ve istikrarlı kararları da bu şekildedir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun-----. Sayılı 29.03.2023 tarihli kararında aynen ''Şu hâlde yukarıda yapılan açıklamalara göre; davalı işveren tarafından 24.04.2000-03.05.2000 tarihleri arasında davacı adına hizmet bildirimi yapıldığı, davacının tespitini talep ettiği ve uyuşmazlık konusunu oluşturan 01.04.1999-23.04.2000 tarihleri arasındaki çalışma dönemine ilişkin davalı işverence bildirim yapılmadığı, bildirim öncesi çalışma süresi bakımından 24.04.2000-03.05.2000 tarihleri arasındaki çalışma döneminin geçtiği yılın sonundan itibaren 5 yıl içinde dava açılması gerektiği ancak eldeki davanın 05.11.2020 tarihinde açıldığı gözetildiğinde uyuşmazlık konusu 01.04.1999-23.04.2000 tarihleri arasındaki bildirim öncesi çalışma dönemi yönünden HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRENİN GEÇTİĞİ sonucuna ulaşılmıştır. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; davacının 24.04.2000-03.05.2000 tarihleri arasında Kuruma bildirilen hizmetleri nedeniyle dava konusu dönem ile birlikte birleşen blok çalışmalarının bulunması hâlinde davanın yasal dayanağını oluşturan ve 5510 sayılı Kanun'un 86 ncı maddesi ile koşut düzenleme içeren 506 sayılı Kanun’un 79 uncu maddesinde düzenlenen hak düşürücü sürenin dolduğundan söz etmenin mümkün olmadığı, bu itibarla direnme kararı usul ve yasaya uygun olduğundan bozma nedenine göre incelenmeyen davanın esasına ilişkin temyiz itirazlarının incelemesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerektiği ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.'' şeklinde hüküm kurulmuştur. Yüksek Yargının huzurdaki davaya ve hak düşürücü süreye ilişkin en son ki güncel emsal kararı ve görüşü bu şekildedir. Çalışma döneminde sigorta bildiriminin yapılmış olması dahi hak düşürücü süreyi etkilememektedir. İşbu kararın çıkmasından sonra açılan hizmet tespit davalarında hak düşürücü süreye takılan dosyalar bir bir reddedilmektedir.
Davacı taraf ise bu karar çıktıktan çok sonra hizmet tespit davasını ikame etmiştir. Dolayısıyla davacının ----. İş Mahkemesi'nin ----- Dosyasındaki hizmet tespit talebi ve buna bağlı olarak huzurdaki işbu davasındaki ihya talebinin doğrudan reddine karar verilmesi gerekmektedir.
Davacı tarafça hizmet tespit davasında somut hiçbir delil ibraz edilememiştir. Hatta ----. İş Mahkemesi'nin -----. dosyasında dava dilekçesinde hiçbir delille de dayanılmamış ve gösterilmemiştir.
Davacı tarafın iddiaları, soyut beyanlardan ibarettir. Bir davada haklı çıkabilmek için soyut veya genel hatlarıyla bir iddiayı ortaya koymak yeterli değildir. Aynı zamanda bu iddiaların, ispata elverişli hale getirilerek zaman, mekân ve içerik olarak somutlaştırılması gerekmektedir. Ancak davacı taraf, söz konusu bu somutlaştırma yükümlülüğünü de yerine getirmemiştir. Bu itibarla davacının resmi kayıtlar dışında çalışmadığı ve kötü niyet ile hareket ettiği kabul edilmelidir. Tüm bu nedenlerle davacının hizmet tespit davasındaki talebi yersiz, mesnetsiz, hukuka aykırı ve hukuki dayanaktan yoksun olduğundan vede ihyası istenen ------- Firmasının tasfiyesi tüm yasal süreçlere uygun bir şekilde tamamlanmış olduğundan huzurdaki işbu davadaki ihya isteminin reddedilmesi gerekmektedir. Davacı asil, tasfiye edilmiş olan ------ Firması nezdinde 1998 - 2006 yılları arasındaki çalışmasının eksik bildirildiğini iddia etmiş ve 2025 yılında hizmet tespit davası açmış olsa da, 08.05.2008 tarihinde tasfiye sürecine giren ve 16.06.2009 tarihinde sicilden terkin edilen işbu -----. Firmasına karşı tasfiye sürecinde herhangi bir başvuruda bulunmadığı gibi, ilgililere bildirimde de bulunmamıştır. Dolayısıyla tasfiye üzerinden yaklaşık 20 yıl geçtiği için davacının ihya talebinde bulunabilmesi hukuken mümkün değildir. Ayrıca davacının son olarak çalıştığını ettiği 2006 yılı ile tasfiye işleminin sonlandığı 2009 yılı arasında da yaklaşık 3 yıllık bir zaman dilimi de bulunmaktadır. Davacı bu zaman dilimi içerisinde de hizmet tespit talebinde bulunmamıştır. Bu husus ta açıkça davacının kötü ve art niyet ile hareket ettiğini göstermektedir. Davacının huzurdaki işbu dava ile ileri sürmüş olduğu ihya talebine ilişkinde HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE İTİRAZINDA ve ZAMANAŞIMI DEF'İ de bulunuyoruz. Dava konusu -----Firmasının tasfiyesi sırasında yasal usullere uygun şekilde gerekli bildirim ve ilanlar yapılmış ve gerçek - tüzel kişilere şirkete karşı hak talebinde bulunabilmeleri için yasal süre tanınmıştır ve bunun üzerine şirket tasfiye edilmiştir. Söz konusu bu süreçte davacı asil herhangi bir başvuruda yahut bildirimde bulunmamıştır. Bu nedenle davacının isteminin kabul edilebilmesi mümkün değildir. Şirketin ihyasını gerektirecek yasal bir zorunluluk ve objektif hiçbir neden bulunmamaktadır. Davacının ihya talebi iyi niyetli olmadığı gibi yersiz vede hukuka da aykırıdır. Tasfiye sürecinde gerekli yasal duyurulara rağmen başvuru yapmayan davacının şirketin tekrar faaliyete geçirilmesini isteme hakkı bulunmamaktadır. Ayrıca tasfiye sürecinden sonra ihyası istenen ----- Firması aleyhine de başkaca açılan hiçbir dava da bulunmamaktadır. Davacının ihya istemi somut ve hukuken kabul edilebilir bir gerekçeye dayanmamaktadır. Ayrıca davacının bu istemi ticari hayatın ve hukuki güvenliğinde zedelenmesine yol açacaktır. Tüm bu nedenlerle davacının talep ettiği tüm talepler yasal dayanaktan yoksun olduğundan; açıklamış olduğumuz işbu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etme zarureti hasıl olduğundan bahisle haksız ve yersiz davanın öncelikle hak düşürücü süre sebebiyle reddine, bu mümkün değilse yukarıda izah edilen zamanaşımı nedeniyle reddine, aksi kanaatte iseniz davanın esastan reddine, yargılama giderleri ile ücret-i vekâletin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Dava konusu -----. İş Mahkemesi --- Esas sayılı dosyası incelendiğinde; davacısının ..., davalısının ...li ve------davanın konusunun Tespit (Sosyal Güvenlik Hukuku İle İlgili Tespit Davaları) ve dava tarihinin 28/10/2025 olduğu, 04/02/2026 tarihli celse bir numaralı ara karar ile "1-...nin sicil kaydının dava açılış tarihinden önce 16.06.2009 tarihinde terkin edilmiş olduğu tespit edilmekle ...nin ihyası için Ticaret sicile ve tasfiye memurluğuna husumet yöneltilerek ihya davası açılması ve açılan davanın dosya numarasını bildirmek üzere DAVACIYA bir aylık kesin süre verilmesine, süresi içerisinde ilgili dava açılmayarak dosya bilgileri bildirilmediği takdirde davanın taraf teşekkülü sağlanamadığından reddine karar verileceğinin ihtarına,(ihtarat yapıldı )" kararı verildiği görülmüştür. Ticaret sicil kayıtları incelendiğinde; dava konusu -----Şirketi'nin tasfiyesinin sona erdiği 16.06.2009 tarihinde tescil edildiğinden ticaret sicili kaydının terkin edildiği ve tasfiye memurunun ... olduğu görülmüştür.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE :
Dava,
TTK'nın 547. maddesi uyarınca tasfiye sonucu ticaret sicilinden terkin edilen şirketin derdest dava nedeniyle tüzel kişiliğinin ihyası istemine ilişkindir.
TTK'nın 547. maddesi gereğince "(1) Tasfiyenin kapanmasından sonra ek tasfiye işlemlerinin yapılmasının zorunlu olduğu anlaşılırsa, son tasfiye memurları, yönetim kurulu üyeleri, pay sahipleri veya alacaklılar, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden, bu ek işlemler sonuçlandırılıncaya kadar, şirketin yeniden tescilini isteyebilirler. (2) Mahkeme istemin yerinde olduğuna kanaat getirirse, şirketin ek tasfiye için yeniden tesciline karar verir ve bu işlemlerini yapmaları için son tasfiye memurlarını veya yeni bir veya birkaç kişiyi tasfiye memuru olarak atayarak tescil ve ilan ettirir". Alacaklıların çağrılması ve korunması başlıklı 541/3 maddesinde "şirketin, henüz muaccel olmayan veya hakkında uyuşmazlık bulunan borçlarını karşılayacak tutarda para notere depo edilir" hükümleri düzenlenmiştir. Şirketlerin tüzel kişiliği ticaret sicilinden terkin ile sona ermektedir. Şirketin tasfiye işlemlerinin eksiksiz ve tam olarak yapılması halinde tüzel kişiliğin sona ermesinden söz edilecektir. Tüzel kişiliğin son bulması sonucunu doğuran fesih ve tasfiye işleminin hatalı veya eksik olması halinde gerçek anlamda tasfiyeden söz etmek mümkün olmayıp bu durumda bundan zarar görenler veya o işlemi gerçekleştirenler tasfiyenin kaldırılmasını ve şirketin ihyasını talep etme hakkına olacaktır. Ek tasfiye niteliği gereği yeni bir hukuki durum yaratmayıp, tasfiye aşamasında ihmal edilen veya eksik yapılan işlerin tamamlanmasına imkan sağlayarak tasfiyenin gerçek anlamda tamamlanmasına hizmet eden geçici bir tedbir niteliğindedir.
TTK 547. Maddesi uyarınca şirketin TTK hükümleri uyarınca genel kurulunun tasfiye kararı alması, atanan tasfiye memurları tarafından yapılan işlemler sonucu tasfiye sonu bilançosu açıklanarak sicilden şirketin terkin edilmesine yönelik davalarda ise, husumet ticaret sicil memurluğu ile son tasfiye memurlarına yöneltilir.
TTK 547 maddesi uyarınca açılan ihya (ek tasfiye) davaları için kanunda herhangi bir zaman aşımı ve hakdüşürücü süre düzenlenmemiştir. (Yargıtay -----) Somut olayda ihyası talep edilen ...'nde kayıtlı ...'nin tasfiyeye girdiği, tasfiye memurunun 16/06/2009 tarihinde şirketin tasfiye kapanışı yapılarak ticaret sicilden kaydının terkin edildiği, davacı tarafından ihyası istenen şirket aleyhine açılan----. İş Mahkemesi'nin ----- Esas sayılı dosyanın derdest olduğu görülmüştür. Bu hale göre davacının anılan dava dosyası nedeniyle şirketin ihyasını istemekte haklı ve hukuki yararı bulunduğundan terkin edilen şirket yönünden ek tasfiye koşulları oluştuğu anlaşılmakla, davanın kabulü ile şirketin ihyasına ve son tasfiye memurunun ek tasfiye için atanmasına karar verilmiştir.
HMK'nın 326 (1) maddesi uyarınca; Kanunda yazılı hâller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir. Tasfiye sürecinde tasfiyenin eksiksiz yapılmasından tasfiye memuru sorumludur. Dava konusu şirketin tasfiyesinden sonra aleyhinde dava açıldığından tasfiye memurunun yargılama giderleri ve vekalet ücretinden sorumluluğu bulunmamaktadır. Yasal hasım konumunda olan davalı sicil müdürlüğü de, tasfiyenin usulsüz kapatılmasından dolayı kusur ve sorumluluğu bulunmadığından yargılama giderleri ve vekalet ücretinden sorumluluğu bulunmadığına karar verilmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; Davanın KABULÜ ile,
1....'nün ---- sicil numarasında kayıtlı iken tasfiye olan ---- Limited Şirketi'nin ----. İş Mahkemesi ------- Esas sayılı dava dosyasına münhasıran, yargılama ile icra ve infaz işlemleri tamamlanana kadar 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 547 nci maddesi uyarınca ŞİRKETİN EK TASFİYE İÇİN YENİDEN TESCİLİNE,
2.Son tasfiye memuru ...'in tasfiye memuru olarak atanmasına,
3.Kararın ...'nde tescil ve ilanına, ilan işlemlerinin davacı tarafından yapılmasına,
4.Harçlar Kanununa göre alınması gereken 732,00 TL başvurma harcı ve 732,00 TL peşin harç olmak üzere toplam 1.464,00 TL harcın davacıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA,
5.Hazine tarafından yapılan 827,90 TL posta masrafının davacıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA,
6.Hükmün kesinleşmesinden sonra yatırılan avansın kullanılmayan kısmının yatırana resen iadesine,Dair, davacı ve tasfiye memuru vekilinin yüzlerine karşı, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde ---- Bölge Adliye Mahkemesi'nin ilgili Hukuk Dairesine istinaf kanun yolu açık olmak üzere oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.