Esas No
E. 2025/825
Karar No
K. 2026/231
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE

T.C. İstanbul Anadolu 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO: 2025/825
KARAR NO: 2026/231
DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 16/09/2025
KARAR TARİHİ: 10/03/2026

Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

İDDİA:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: müvekkili ile davalı arasında uzun süreye dayalı ticari ilişkinin olduğunu, aralarındaki alışveriş verilerini cari hesaba işlendiğini, bu süreçte davalının müvekkilinden çok defa sıvı sanayi karbondioksit gazı satın aldığını, satılan malın teslimi ile malın bedeline ilişkin borcun muaccel olduğunu, davalı borçlunun müvekkilinden aldığı sıvı sanayi karbondioksit gazi bedellerine ilişkin faturaları vadelerinde ödemediğini, faturaların vadelerinde ödenmemesi nedeniyle tahakkuk eden faizlerini de ödemediğini, davalı borçlunun toplam 1.054.239,55.-TL olan borçlarını ödememesi nedeniyle ---- Noterliği'nin 28.04.2025 tarih ve ----- yevmiye sayılı ihtarname gönderildiğini, borçlarını ödemesi için 3 günlük bir süre verildiğini, ancak davalı borçlu kendisine verilen ödeme süresinde de borcunu ödemediğini, davalının borcunu ödememesi nedeniyle ----- sayılı dosyasıyla ilamsız icra takibi başlatıldığını, davalının 24.06.2025 tarihli dilekçesiyle takibe konu borcun anapara 895.912,98.-TL'lik kısmını kabul ettiğini, kabul ettiği anapara 895.912,98.-TL'ni ve bu tutara takip tarihinden itibaren işleyen avans faizi ve diğer ferilerini ödediğini, takibe konulan anaparanın kalan kısmını (158.326,56.-TL) ve bu tutara işleyecek faiz ve ferilerine itiraz ettiğini, davalı borçlunun itirazı nedeniyle icra takibi durduğunu, davalının itirazlarının haksız olduğunu, arabuluculuk yoluna gidildiğini ancak anlaşmanın sağlanamadığını iddia ederek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davalının-----sayılı icra takibine itirazının iptalini, takibin devamını, davalı borçlunun haksız itirazı nedeniyle %20’den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

SAVUNMA

Davalı vekilinin cevap dilekçesinde, özetle, davacının iddialarını kabul etmediklerini, yetki itirazında bulunduklarını, yetkili mahkemenin ------ Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğunu, müvekkili ile davacı arasındaki icra takibine konu fatura borcu icra yoluyla alacaklı davacıya ödendiğini, vade farkına ilişkin alacak talep edilebilmesinin mümkün olmadığını, faturanın tarifi ve zorunlu unsurların VUK madde 229-230'da açıkça belirtildiğini, vade farkı kaydının faturanın zorunlu içeriği olmadığını, davacının müvekkili adına tanzim ettiği faturalarda vade farkı işleneceğinin yazılmış olması vade farkı alacağının doğmuş olduğunu göstermediğini, taraflar arasındaki yazılı sözleşmeye vade farkı uygulanacağı yönünde bir kayıt konmamış ise gönderilen vade farkı faturasına 8 gün içerisinde itiraz edilmese dahi yazılı sözleşmenin asli unsuru olan bedelin tek taraflı iradeyle değiştirilmesinin mümkün bulunmadığını, bu durumda da yine vade farkı istenemeyeceğini, taraflar arasında vade farkı uygulanacağına dair sözleşme olmamasına rağmen bu hususta taraflar arasında bir ticari teamül oluşmuş ise karşı tarafa faturanın tebliği ile faturaya sekiz gün içerisinde itiraz edilmemesi halinde vade farkı uygulanabileceğini, davacı alacaklı ile müvekkili şirket arasında yazılı sözleşme ya da ticari teamül şeklinde vade farkı alınacağına ilişkin uygun cari hesap sözleşmesi veya teamül olmadığından davacının vade farkı alacağına yönelik talebinin reddi gerektiğini, bilirkişi incelemesi ile vade farkı alacağının doğmadığının anlaşılacağını savunarak; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla yetki itirazının kabulünü, dosyanın görevli ----- Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesini, davanın reddini, %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasını talep ve beyan etmiştir.

DELİLLER

---- Vergi Dairesi Müdürlüğü ve ----- Vergi Dairesi Müdürlüğüne müzekkere yazıldığı görüldü. SMMM Bilirkişi ---- tarafından hazırlanan 19/02/2026 tarihli raporda aşağıdaki tespitlerin yapıldığı görülmüştür. ¸¸¸¸¸¸¸¸

HUKUKİ DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE:

Dava, davacının davalıdan ticari satım ilişkine dayalı olarak satım bedeline ilişkin vade farkı bedeline dair düzenlediği ------ nolu, 25.04.2025 tarihli, KDV dahil 158.326,56-TL tutarlı vade farkı faturasından kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla başlatılan-----İcra Dairesi'nin ---- Esas sayılı takibine vaki itirazın iptali davasıdır. ----. İcra Dairesi'nin ----- Esas sayılı takibi incelendiğinde, davacının davalı aleyhine 21/05/2025 tarihinde, "----- nolu, 18.10.2024 tarihli, KDV dahil 226.732,28-TL tutarlı, ----- nolu, 01.11.2024 tarihli, KDV dahil 227.257,67-TL tutarlı, ----- nolu, 14.11.2024 tarihli, KDV dahil 228.352,76-TL tutarlı, ----- nolu, 22.11.2024 tarihli, KDV dahil 229.268,87-TL tutarlı, ------ nolu, 19.12.2024 tarihli, KDV dahil 234.265,56-TL tutarlı, ---- nolu, 25.04.2025 tarihli KDV dahil 158.326,56 TL tutarlı faturalar. TBK md. 89 gereğince alacaklı şirketin bulunduğu yer adresindeki icra daireleri yetkilidir. 1.079.844,57 TL" alacak sebebine dayalı olarak, 1.054.239,55 TL asıl alacak ve 25.605,02 TL işlemiş faiz olmak üzere 1.079.844,57 TL alacağın tahsili amacıyla takip başlattığı, davalının borca kısmi itirazda bulunduğu, itiraz edilen kısmın 158.326,56 TL olduğu, itiraz edilen faturanın ------ nolu, 25.04.2025 tarihli, KDV dahil 158.326,56-TL tutarlı vade farkı faturası olduğu görülmüştür.

Dava konusu alacağın taraflar arasındaki ticari satım sözleşmesine dayalı satım bedeline ilişkin vade farkı bedeline dair para alacağı olduğu ve mevcut delil durumuna göre satım bedelinin ödeneceği yere ilişkin sözleşmede herhangi bir ifa yeri kararlaştırılmadığı görülmekle, para alacaklarında ifa yerinin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 89/1-b.1 maddesi uyarınca alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yeri olduğu, davacı alacaklının yerleşim yerinin ---- olduğu ve bu sebeple ----- Asliye Ticaret Mahkemeleri'nin yetkili olduğu kanaatine varıldığından, davalının yetki itirazının reddine karar verilmiştir.

Davacı vekili taraflar arasında vade farkına ilişkin sözleşme bulunup bulunmadığı hususunda "Taraflar arasında vade farkına ilişkin yazılı bir sözleşme bulunmamaktadır. Ancak, taraflar arasında 03.01.2024 tarihinde başlayıp, işbu dava tarihine kadar devam eden ve toplam 60 adet faturada toplam 9.125.607,42 TL tutarında bir hacme ulaşmış ticari ilişki mevcuttur. Müvekkil davacı alacaklı tarafından düzenlenen faturalarda ödemelerin gecikmesi halinde aylık %4,5 oranında vade farkı uygulanacağı belirtilmiş olup, davalı borçlu işbu faturaların hiçbirine itiraz etmemiş, faturaların tümünün tutarlarını ve muhteviyatlarını kabul etmiş, ticari defterlerine kaydetmiştir." şeklinde beyanda bulunmuştur. "Yargıtay ----- Hukuk Dairesinin 06.12.2012 Tarih ve -----. ilamı:"Taraflar arasındaki uyuşmazlık vade farkı faturasından kaynaklanmaktadır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 27.06.2003 tarih, -----Esas, ---- karar sayılı kararına göre, vade farkı istenebilmesi için taraflar arasında bu konuda yazılı bu sözleşme ya da teamül haline gelmiş fiili bir uygulamanın mevcudiyetinin kanıtlanması gerekmektedir. Taraflar arasında vade farkı ile ilgili yazılı bir sözleşme bulunmamaktadır. Hal böyle olunca davacının vade farkı talep edebilmesi için taraflar arasında bu konuda teamül halini almış fiili bir uygulamanın bulunup bulunmadığının saptanması gerekmektedir. Teamülün mevcut olduğunun kabulü için en az iki ya da daha fazla vade farkı faturasının davalı tarafça itirazsız ödenmiş olması gerekmektedir. Dairemizin istikrarlı uygulaması da bu yöndedir..." şeklindedir. Yargıtay ----.Hukuk Dairesi'nin----- Sayılı ilamında ''...Yargıtay ------ Hukuk Dairesi'nin yerleşik kararlarına göre tacir olan taraflar arasında vade farkı faturası düzenleme ve tahsiline ilişkin teamülün mevcut olduğunun kabulü için en az iki ya da daha fazla vade farkı faturasının itirazsız ödenmiş olmasının gerektiği....'' belirtilmiştir." (-------- Karar sayılı ilamı) "Taraflar arasında vade farkı uygulanacağına ilişkin yazılı bir sözleşme bulunmamaktadır. Hazırlanan 16.12.2023 tarihli bilirkişi raporunun 6'ncı sayfasının "Değerlendirme" başlıklı kısmında vade farkının davacı tarafından düzenlenen faturalarda yazılı olduğu tespit edilmiştir. Vade farkı ya da fiyat farkına ilişkin hükümlerin faturada yer almasının hukuken geçerli olup olmadığı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun ------ Karar; 27.06.2003 Tarih sayılı kararında aşağıdaki gibi tartışılmış ve karar verilmiştir. "(...) fatura sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olduğu için TTK'nın 23/II maddesine göre süresinde itiraz olunmamak suretiyle kabul edildiği varsayılan fatura içeriği ancak sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak faturada yer alması olağan sayılan satılan malın cinsi veya yapılan işin adedi, türü, bedeli gibi hususlara ilişkin olabilir. Sözleşmenin kuruluşu aşamasında başta var olmayıp, ifa ile ilgili hususlarda sözleşmeyi değiştiren ve diğer tarafın durumunu ağırlaştıran kayıtların sonradan faturaya konulması durumunda, ki buna muhatabınca itiraz edilmese dahi, bu kayıtların faturanın zorunlu ve olağan içeriğinden kabul edilmesi, düzenlemenin şekline olduğu kadar amacına da aykırı düşecektir. (...) b) Vade farkı: Yasal düzenlemeler kapsamında tanımlanmış ve kabul edilmiş bir kavram değildir. Son yıllarda ülkenin içinde bulunduğu enflasyonist ortam nedeniyle yargı kararları ile ortaya çıkmış olup, para borcunun ifasındaki gecikmeden zarar gören salacaklıyı koruma amacını taşımaktadır. Bu nedenle de gerek tanımı gerek uygulanması konusunda yargısal uygulamada ve doktrinde görüş ayrılıklarına konu olmaktadır. Uygulamada gerek sözleşmelerle gerekse de faturaya "alacağın belli bir zamanda ödenmemesi halinde belirli bir oranda vade farkı alınacağı" kaydı konulmak suretiyle hayata geçirilmektedir. İçtihatları birleştirmenin konusu da bunlardan faturaya "alacağın belli bir zamanda ödenmemesi halinde belirli bir oranda vade farkı alınacağı" kaydı konulması ile ilgilidir. (...) Kurulca yapılan görüşmelerde vade farkı veresiye veya taksitle satışlarda ilk satış bedeline yani semen'e belirli oranlarda yapılan ilave başka bir anlatımla vade farkı mal ve hizmet satım sözleşmesinde kararlaştırılan veya ticari teamüllere göre vade tarihinden başlayarak fiili ödeme tarihindeki mal ve hizmet bedeline ekleme yapılmak suretiyle semen'in ulaştığı miktarı ifade ettiği kabul edilmiştir. Burada asıl üzerinde durulması gereken husus yeni fiyat eş söyleyişle yeni bedel kabul edilen vade farkının hukuksal niteliği gereği yukarıda özellikleri açıklanan fatura kapsamında sayılan olağan ve zorunlu unsurlardan olup, olmadığıdır. Vade farkı başta sözleşme ilişkisi kurulurken kararlaştırılabileceği gibi başta kurulmuş olan sözleşme şartlarına ek olarak, sonradan tarafların müşterek kabulü, yürüyen uygulamalar ya da genel olarak piyasa alışkanlıkları nedeniyle de ortaya çıkabilir. Bundan çıkan sonuç şu olacaktır. Vade farkının sözleşmede kararlaştırıldığı ya da sonradan sürekli uygulama nedeniyle sözleşmenin bir unsuru olarak kabul edildiği durumda faturada yer alan kayda ayrıca ihtiyaç bulunmadığından alacaklının talebini TTK'nın 23/II maddesindeki karineye değil doğrudan sözleşmeye dayandırmak hakkına sahiptir. Sorun yazılı anlaşma olmaması ve sürekli uygulama bulunmaması halinde sözlü yapılan geçerli akitlerde vade farkının sadece faturada yer alması ve bu kayda muhatabınca sekiz günlük yasal sürede itiraz edilmemesi durumunda ortaya çıkmaktadır. (...) TTK'nın 23/II maddesi hükmündeki karinenin faturanın olağan içeriği (mutad münderecatı) hakkında geçerli olması gerektiği mutad içeriğin ifa ile ilgili hususlarla sınırlı olduğu kabul edilerek faturaya sözleşmeyi değiştiren veya diğer tarafın durumunu ağırlaştıran kayıtlar konulduğu taktirde olağan (mutad) olmayan bu hususlara faturayı alanın süresinde itiraz etmemesi durumunda anılan kayıtlarla sorumlu olmayacağı benimsenmiştir. Hemen bu karinede yer alan fatura münderecatından maksat nedir? Sorusu akla gelmektedir. Zira Türk Ticaret Kanunu'nda fatura münderecatının ne olduğu ilgili bölümünde de açıklandığı üzere açık olarak düzenlenmiş değildir. Böylesine önemli bir karineye esas teşkil eden fatura münderecatından neyin kastedildiği konusundaki yasal boşluğu Vergi Usul Kanunu'ndaki hükümler gözetilerek doldurulabileceği açıktır. Vergi Usul Kanunu'nun 230. maddesindeki tanımdan yola çıkılarak bu sorunun çözümü, devamla da "İçtihatların birleştirilmesi konusunu teşkil eden vade farkı faturanın zorunlu içeriğinden midir?" Sorusunun cevabını aramak gerekir. Kurulca; vade farkının mal ve hizmet bedelinin ödenmesi gereken günde ödenmemesi halinde alacağın gecikmesi nedeniyle ulaştığı miktar yani mal veya hizmetin yeni fiyatı olduğu, sonucuna varılmıştır. Bunun gerekçesi de şudur: yukarıda da açıklandığı üzere fatura da olmazsa olmaz beş unsur mevcuttur ve vade farkı bu unsurlar arasında sayılmamıştır. Türk Ticaret Kanunu'nun 23/2.maddesinin faturanın olağan içeriği (mutad münderecatı) hakkında geçerli olması gerektiği ve bunun ifa ilgili hususlarla sınırlı olduğu uygulamada baskın görüş olarak kabul edilmektedir. Vade farkı kaydı ise ifa aşaması ile ilgili değildir. Burada ifa zamanında ileri sürülse dahi sözleşmeyi değiştiren ve diğer tarafın durumunu ağırlaştıran kayıtların ifa ile ilgili olmadığı açıktır.

Sonuç olarak, faturanın sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olduğu için TTK'nın 23/II maddesine göre süresinde itiraz olunmamak suretiyle kabul edildiği varsayılan fatura içeriği ancak sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak faturada yer alması olağan sayılan satılan malın cinsi, veya yapılan işin adedi, türü bedeli gibi hususlara ilişkin olabilir. Faturadaki gecikme halinde vade farkı alınacağına ilişkin kayda itiraz edilmemesi, faturada yer almakla birlikte taraflar arasındaki sözleşmede düzenlenmemiş bir hususa ilişkin kaydın da kabul edildiği anlamına gelmez. Vade farkı kaydının faturanın zorunlu içeriğinden olmayıp, yasal sürede itiraz edilmedi diye kabul edilmesinin ağır bir sonuç doğuracağı; faturadaki vade farkı uygulanır ibaresinin yazılması halinde TTK'nın 23/I maddesindeki karinenin uygulama alanı bulmayacağı, zira fatura sözleşme olmadığı gibi, faturaya itiraz edilmemesinin de ona sözleşme niteliği vermeyeceği kabul edilmiştir." -----) Bu içtihadı birleştirme kararına göre faturada vade farkı yazılı olması faturaya itiraz edilip edilmediğine bakılmaksızın fatura borçlusu için hukuken geçerli değildir. Dolayısıyla davaya konu faturalarda vade farkı yazılı olduğu gerekçesiyle vade farkı hesabı yapılması ve davalının bundan sorumlu tutulması da hukuken geçersizdir. Öyleyse yukarıda alıntı yapılan kararda da belirtildiği gibi taraflar arasında vade farkı alınacağına ilişkin ticari teamül oluşup oluşmadığına bakılması gerekir. Hazırlanan 16.12.2023 tarihli bilirkişi raporunun 7'nci sayfasının ikinci paragrafında davacı tarafın vade farkına konu ettiği fatura tutarları sonrasında davalı tarafından yapılan ödemeler ve 28.02.2023 vadeli ------ nolu ve tutarı 280.000,00 TL olan çek verildiği, davalı tarafından verilen bu çekin davacı yanca davalıya 23.06.2023 tarihinde iade edildiği ve davalı yanca bu çek tutarı parayı davacıya havale ettiği tespitinde bulunulmuştur.

Bilirkişi raporu davalı tarafından yapılan 280.000,00 TL tutarlı bu ödemenin vade farkı faturalarından sonra yapılmış olması nedeniyle vade farkı faturasının ödemesi gibi değerlendirilmişse de vade farkı fatura bedeli 152.908,92 TL olup davalı taraf süresi içinde verdiği cevap dilekçesinde 280.000,00 TL bedelli ödemenin vade farkı fatura ödemesi değil asıl borç ödemesi olduğunu, 152.908,92 TL bedelli vade farkı faturasına da açıkça itiraz ederek iade faturası düzenlediklerini belirtmiştir. Davalının iade faturasının her iki taraf ticari defterlerinde kayıtlı olduğu da bilirkişi raporunun 6'ncı sayfasında yazılıdır. Dolayısıyla 280.000,00 TL ödeme ile 152.908,92 TL bedelli vade farkı faturası miktar olarak örtüşmemektedir. Davacının davalı ile aralarında vade farkı alınacağının ticari teamül haline geldiğini kanıtlayan başkaca bir iddiası ya da delili de olmadığına göre taraflar arasındaki ticari ilişkide vade farkı uygulanamayacağı, dolayısıyla da bilirkişi raporunda hesaplanan vade farkı miktarının davacı tarafından talep edilemeyeceği yukarıda alıntı yapılan Yargıtay İBBGK kararının gereğidir." (----- Bölge Adliye Mahkemesi-/---. Hukuk Dairesi'nin --- Esas ve ----- Karar sayılı ilamı)

Mahkememizce yapılan değerlendirmede, davanın vade farkı faturasından kaynaklanan alacağa ilişkin itirazın iptali davası olduğu, yukarıda atıf yapılan yargı içtihatları ve yerleşik içtihatlar dikkate alındığında, davacının vade farkı isteyebilmesi için bu hususta taraflar arasında sözleşme bulunması ya da ticari teamül olması gerektiği, ticari teamül bulunduğunun kabulü için ise de en az iki vade farkı faturasının itiraz edilmeden ödenmiş olması gerektiği, yine satış faturalarında vade farkı ödeneceği ibaresi bulunmasının ve bu satış faturalarının itirazsız olarak ödenmiş olmasının atıf yapılan içtihadı birleştirme kararı da dikkate alındığında taraflar arasında vade farkı hususunda sözleşme ya da teamül bulunduğu sonucunu doğurmayacağı, davacı vekilinin vade farkı hususunda taraflar arasında sözleşme bulunmadığını beyan ettiği, somut olayda bilirkişi raporunda tespit edildiği üzere tarafların ticari ilişkisine dahil olan tüm faturaların satış faturası olduğu, en az iki adet vade farkı faturasının itirazsız olarak ödendiğine dair bir vakıa ve delil bulunmadığı, bu sebeple dava konusu vade farkı faturası hususunda taraflar arasında bir teamül oluşmadığı, somut olayda her ne kadar davacının kestiği tüm faturalarda vade farkı ödeneceği belirtmesi bulunsa da ve bu faturalar itirazsız ödenmiş olsa da, atıf yapılan içtihadı birleştirme kararı dikkate alındığında bunun taraflar arasında vade farkı hususunda sözleşme ya da teamül bulunduğu sonucunu doğurmayacağı, davacının dava dilekçesinde yemin deliline de dayanmadığı, tüm bu sebeplerle davacının vade farkı alacağını ispatlayamadığı, davacının takip yapmakta kötüniyetli olduğunu gösterir bir delil de bulunmadığı kanaatine varılmış, tüm bu gerekçelerle aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Gerekçesi açıklandığı üzere,

1.Davanın REDDİNE,

2.Davalının kötüniyet tazminatı talebinin REDDİNE,

3.Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00 TL karar ve ilam harcından dava açılırken peşin olarak alınan 615,40 TL peşin harcın mahsubu ile bakiye 116,60 TL karar ve ilam harcının davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,

4.Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,

5.Davalı tarafından yapılan vekalet harcına ilişkin 87,50 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

6.Artan gider avansının HMK'nun 333. maddesi uyarınca hükmün kesinleşmesinden sonra resen ilgilisine iadesine,

7.Davalı yapılan yargılamada kendisini vekille temsil ettirdiğinden reddedilen dava değeri (158.326,56 TL) üzerinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesaplanan 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

8.6325 sayılı Yasa uyarınca genel bütçeden sarf edilen 4.600,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı vekilinin yokluğunda kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde mahkememize verilecek veya mahkememize gönderilmek üzere başka yer mahkemesine sunulacak dilekçe ile ---- Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere karar verildi.

Karar Etiketleri
REDDİNE YARGITAYKARARI
© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog