9. Hukuk Dairesi 2025/2811 E. , 2025/8814 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 28. İş Mahkemesi
MAHKEMESİ : İstanbul 18. İş Mahkemesi
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı ve asıl ve birleşen davada davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verilmiştir. Asıl ve birleşen davada davalılar vekili tarafından temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasının istenilmesi üzerine, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 01.07.2025 Salı günü tayin edilerek taraflara tebligat gönderilmiştir. Duruşma günü asıl ve birleşen davada davalılar vekili Avukat ... ile davacı vekili Avukat ... geldiler. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verildi. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1.
Davacı vekili asıl dava dilekçesinde; müvekkilinin davalının Rusya'da bulunan işyerinde 20.11.2015-22.12.2018 tarihleri arasında loder operatörü olarak haftanın 7 günü çalıştığını, işyerinde 12 saatlik iki vardiya sistemi olduğunu, iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğini, müvekkiline fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinin ödenmediğini, toplu olarak bir kısım evrakın imzalatıldığını belirterek kıdem ve ihbar tazminatı, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil, yıllık ücretli izin ile ücret alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
2.
Davacı vekili birleşen dava dilekçesinde; müvekkilinin davalının Rusya'da bulunan işyerinde 20.11.2015-22.12.2018 tarihleri arasında loder operatörü olarak haftanın 7 günü çalıştığını, ücretinin net 2.000,00 Euro olduğunu, işyerinde 12 saatlik iki vardiya sistemi olduğunu, iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğini, müvekkiline fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinin ödenmediğini, toplu olarak bir kısım evrakın imzalatıldığını belirterek kıdem ve ihbar tazminatı, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil, yıllık ücretli izin ile ücret alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Asıl davada davalı ... İnş. San. Tic. AŞ (Eski Unvanı: ... İnşaat AŞ) vekili cevap dilekçesinde; davacıya ödemelerin yapıldığını, alacağın olmadığını, ikale sözleşmesi yapıldığını, bu şekilde iş sözleşmesinin sona erdiğini, belirli süreli iş sözleşmesiyle çalıştığını, ikale sözleşmesiyle makul yarar da sağladığını, belgeleri irade fesadı altında değil kendi isteğiyle imzaladığını, ücretlerin bankadan ödendiğini, puantaj kayıtları olduğunu, ibranamede belirtildiği şekilde yıllık izin ücretinin ödendiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
2.Birleşen davada davalı ... İnş. AŞ vekili cevap dilekçesinde; davacının müvekkili Şirket nezdinde 03.08.2015-02.07.2016 tarihleri arasında çalıştığını, iş sözleşmesinin tarafların karşılıklı mutabakatı sonucu ikale ile sonlandığını, bu nedenle davacının makul yararı sağlandığından tazminata hak kazanamayacağını, davacıya Rusya'da çalıştığı dönemde hak kazandığı her türlü alacak kalemlerinin eksiksiz olarak ödendiğini, uyuşmazlığa Rus hukukunun uygulanması gerektiğini, davacının söz konusu taleplerinin zamanaşımına uğradığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalılar arasında organik bağ olması ve tanık beyanları gözetilerek davacının 20.11.2015-20.12.2018 tarihleri arasında çalıştığı, bordroda belirtilen ücretin gerçek ücret olmadığı, davacının gerçekte aylık net 1.500,00 Euro ile çalıştığı davacının iş sözleşmesinin tazminat gerektirmeyecek şekilde sona erdiğinin işveren tarafından ispat edilemediğini, davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı, puantaj kayıtları ve ücret bordrolarında imza tarihinin yer almadığı, sonradan imzalatıldığı, tanıkların da evrakların toplu imzalatıldığı, imzalamadıkları takdirde Türkiye'ye dönmek için çıkışlarının verilmediği şeklindeki beyanları gözetilerek imzalı puantaj ve ücret bordrolarına itibar edilmeyerek tanık beyanlarına göre fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücretinin ispatlandığı gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalılar tarafından cevap dilekçesinde yabancı hukukun uygulanması yönünde itirazda bulunulmadığı, uyuşmazlığa Mahkemece Türk hukukunun uygulanmasının yerinde olduğu, Mahkemece hükme esas alınan 23.02.2022 tarihli bilirkişi raporunda pasaport kayıtları ve işyeri kayıtları esas alınarak hizmet süresinin belirlendiği, tazminata esas ücretin belirlenmesinde emsal ücret araştırması ve davacı tanık beyanlarının birlikte değerlendirilmesinin isabetli olduğu, yapılan çalışmanın şantiye ortamında gerçekleşmesi, puantaj kayıtlarının bulunmaması nedeniyle tanık beyanları ile çalışma saatlerinin belirlenmesinde aykırılık bulunmadığı, iş sözleşmesinin haklı neden olmaksızın feshedildiği, davalılar arasında organik bağ olduğu kabulü ile Mahkemece asıl ve birleşen davaların kısmen kabulüne karar verilmesinin dosya kapsamına uygun olduğu gerekçeleriyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde; fazla çalışma ve hafta tatili alacaklarının eksik hesaplandığını ileri sürmüştür.
2.Asıl davada davalı ... İnş. San. Tic. AŞ (Eski Unvanı: ... İnşaat AŞ) vekili temyiz dilekçesinde;
a)Uyuşmazlığa Rus hukukunun uygulanması gerektiğini,
b)Davalılar arasında organik bağ bulunmadığını, davacının davalı Şirketler nezdinde farklı tarihlerde ve iki farklı proje kapsamında çalıştığını,
c)Tanıkların davacı ile menfaat birliği içinde olduğunu, bu nedenle beyanlarına itibar edilemeyeceğini,
d)Ücret miktarının hatalı tespit edildiğini ileri sürmüştür.
3.Birleşen davada davalı ... Yapı AŞ vekili temyiz dilekçesinde;
a)Uyuşmazlığa Rus hukukunun uygulanması gerektiğini,
b)Davalılar arasında organik bağ bulunmadığını, davacının davalı Şirketler nezdinde farklı tarihlerde ve iki farklı proje kapsamında çalıştığını,
c)Tanıkların davacı ile menfaat birliği içinde olduğunu, bu nedenle beyanlarına itibar edilemeyeceğini,
d)Ücret miktarının hatalı tespit edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık;
uygulanacak hukuk, ücretin miktarı, iş sözleşmesinin feshi ile davacının kıdem ve ihbar tazminatlarına hak kazanıp kazanmadığı, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının ispatı ve hesaplanmasına ilişkindir.
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına, temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin tüm, asıl ve birleşen davada davalılar vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2.Davacı işçi, davalının yurt dışında bulunan şantiyelerinde çalıştığını ileri sürerek ödenmeyen işçilik alacaklarının hüküm altına alınmasını istemiş; birleşen dava dosyasında davalı işverenin yasal süresi içinde sunduğu cevap dilekçesinde davacının yurt dışı şantiyelerinde çalışması sebebiyle uyuşmazlığın yabancı hukuka göre çözümlenmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece davacının tüm çalışma dönemi bakımından cevap dilekçesinde yabancı hukuk itirazı bulunmadığı gerekçesi ile Türk hukuku uygulanmak suretiyle yargılama sonuçlandırılmıştır. Davacının 25.05.2017-20.12.2018 tarihleri arasında davalı ... İnş. San. Tic. AŞ'de, diğer çalışma döneminde de davalı ... İnş. AŞ'de çalıştığı anlaşılmaktadır. Uyuşmazlığa uygulanacak hukukun tespiti bakımından her iki dönem ayrı ayrı değerlendirilmelidir. İlk olarak davacının asıl dava davalısı ... İnş. San. Tic. AŞ nezdinde geçen çalışma dönemi bakımından değerlendirme yapılmalıdır. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 24/1 hükmüne göre hukuk seçimi, taraflarca açıkça yapılabileceği gibi zımni olarak da yapılabilir. Yabancılık unsuru taşıyan bir iş sözleşmesinin varlığı karşısında, Türk hukukuna göre açılmış bir davada davalı tarafça en geç cevap dilekçesi ile yabancı hukukun uygulanması gerektiği yönünde itirazda bulunulmaması yahut en geç ön inceleme duruşmasında tarafların hukuk seçimi konusunda anlaşmamış olmaları durumunda uyuşmazlığa uygulanacak olan hukukun Türk hukuku olarak zımnen seçilmiş olduğunun kabulü gerekir.
Davalı tarafça sunulan cevap dilekçesinde dava konusu uyuşmazlığa yabancı hukukun uygulanması gerektiğini ileri sürmediği gibi, ön inceleme duruşmasında da taraflar hukuk seçimi konusunda anlaşmış değildir. Şu hâlde davacının davalı ... İnş. San. Tic. AŞ nezdinde geçen çalışma dönemi bakımından somut uyuşmazlığa Türk hukukunun uygulanması bu gerekçe ile yerindedir.
Davacının birleşen dava davalısı ... Yapı İnşaat AŞ nezdinde geçen çalışmasına yönelik olarak ise öncelikle Anayasa Mahkemesinin 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün iptaline dair 10.03.2025 tarihli ve 32837 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 05.11.2024 tarihli ve 2023/158 Esas, 2024/187 Karar sayılı iptal kararının uyuşmazlığa etkisinin ele alınması gereklidir. Anayasa'nın 153/1 hükmünde herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, 153/5 hükmünde ise "İptal kararları geriye yürümez." kuralına yer verilmiştir.
Türk anayasal sisteminde, Devlete güven ilkesini sarsmamak ve ayrıca Devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadar olan dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır.
Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Anayasa Mahkemesinin 05.11.2024 tarihli iptal kararında kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş olup iptal kararında öngörülen yürürlük tarihinden önce 04.06.2025 tarihli ve 7550 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 18. maddesi ile 5718 sayılı Kanun'un 27. maddesinde değişiklik yapılmak suretiyle herhangi bir yasal boşluk gerçekleşmemiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki yapılan kanun değişikliği niteliği itibarıyla maddi hukuka ilişkin bir düzenleme olduğundan yalnızca yürürlüğe girmesinden sonra ortaya çıkan hukuki olgu ve ilişkilere uygulanabilir. Yürürlüğünden önce ortaya çıkan olaylar ve hukuki ilişkiler, ortaya çıktıkları tarihte yürürlükte bulunan kanun hükümlerine tâbidir.
Yukarıda belirtildiği üzere Anayasa'nın 153. maddesinde düzenlenen geriye yürüme yasağına ilişkin hükmün amacı, kazanılmış hakların korunması ve hukuki güvenliğin sağlanmasıdır. Bununla birlikte ceza ve vergi gibi birey ile devlet arasındaki ilişkilerde bireyin lehine olarak geriye yürümeden söz edilebilir ise de özel hukuk ilişkilerinde özellikle sona ermiş bir iş sözleşmesinden doğan hak ve borçları ortadan kaldıracak veya önemli ölçüde değiştirecek şekilde geriye yürüme, kazanılmış hakları ortadan kaldıracağı gibi hukuki güvenlik ilkesini ve mülkiyet hakkını da ihlal edecektir. Ayrıca, Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi bir kanun hükmünü iptal ederken kanun koyucu gibi hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesinin kanun hükmü olarak uygulanması da mümkün değildir.
Kaldı ki bir an için Anayasa Mahkemesinin sözü edilen iptal kararı sonucu 5718 sayılı Kanun'un 27. maddesinin 1. fıkrasının uygulanmasının mümkün olmadığı düşünülse bile, aynı Kanun'un 24. maddesi ve 27/2 hükmü uyarınca da hukuk seçimi imkânı bulunduğundan ve 27. maddenin iptal edilmeyen 4. fıkrası da dikkate alındığında; daha sıkı ilişkili hukukun uygulanması söz konusu olamayacaktır.
İş sözleşmesinde yabancılık unsuru bulunması hâlinde, uygulanacak hukukun belirlenmesi açısından, uyuşmazlık döneminde yürürlükte bulunan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün uygulanmasına ilişkin ilke ve esaslar Dairemizin 24.05.2023 tarihli ve 2022/16187 Esas, 2023/7655 Karar sayılı ilâmında açıklanmıştır.
Taraflar arasındaki 03.08.2015 tarihli bireysel iş sözleşmesinde tarafların iş ilişkisindeki hak ve yükümlüklerine ilişkin düzenlemelerin yer aldığı, bu sözleşmenin tarafların iş ilişkisindeki hak ve yükümlükleri, çalışma süresi, fazla çalışma, hafta tatili ve genel tatil ücreti alacaklarına ilişkin maddelerinde Rusya Federasyonu İş Kanunu'nun uygulanacağı ifade edilmektedir. Sözleşmenin 8.2. maddesinde de sözleşme ile bağlantılı tüm anlaşmazlıklarda Rusya Federasyonu kanunlarına uygun olarak çözüme kavuşturulacağının ifade edildiği anlaşılmaktadır.
Yurt dışı iş sözleşmesinin açık, net ve anlaşılır bir dilde düzenlendiği, buna göre davacının davalı ... Yapı İnşaat AŞ nezdinde çalıştığı dönem bakımından yürürlükte olan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün açıkça cevaz verdiği şekilde sözleşmede hukuk seçimi yapıldığı anlaşılmakta olup taraflar arasında imzalanan yurt dışı iş sözleşmesinin bağlayıcı ve geçerli olduğu sonucuna varılması gerekmektedir.
Yukarıda yapılan açıklamalara göre dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davacının ... Yapı İnşaat AŞ'deki çalışma döneminde yürürlükte olan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmü kapsamında hukuk seçimi anlaşması bulunduğu anlaşıldığından, davacının bu çalışma dönemi için somut uyuşmazlığa iş sözleşmesi ile seçilen hukuk olan Rusya hukuku uygulanmalıdır.
3.Grup şirketleri veya holdingler bünyesinde yer alan çalışmalar açısından; çalışma hayatında işçinin sigorta kayıtlarında yer alan işverenin dışında grubun başka şirketlerine hizmet verdiği, yine işçinin bilgisi dışında birbiri ile bağlantısı olan bu şirketler tarafından sürekli giriş çıkışlarının yapıldığı sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Sadece şirketler arasında organik bağdan söz edilerek işçilik alacaklarından aralarında bağlantı bulunan işverenlerin birlikte sorumluluğuna gidilmesi veya birden fazla şirkette geçen çalışmalar için sadece bir şirketin sorumluluğunun yeterli görülmesi mümkün değildir. Belirtmek gerekir ki aynı gruba ait olan şirketlerin aralarında organik bağ bulunması olağandır. İşçilik alacaklarının belirlenmesi noktasında, kural olarak aynı gruba ya da holdinge bağlı farklı tüzel kişiliği haiz şirketlerde geçen hizmetlerin birleştirilmesi mümkün olmaz. Bu gibi durumlarda işçilik alacaklarının hesabında, hizmetlerin değerlendirilmesi ve işverenlerin sorumluluklarının belirlenmesi için şirketler/işverenler arasında işyeri devri, iş sözleşmesi devri, asıl işveren alt işveren ilişkisi veya birlikte istihdam olgularının bulunup bulunmadığının somut olarak belirlenmesi gerekir. Tüzel kişiler arasında sadece organik bağ bulunması, çalışma döneminin tamamına ilişkin alacaklardan işçinin çalışmış olduğu her bir tüzel kişinin müteselsilen sorumlu olması sonucunu doğurmaz. Zira sadece organik bağın varlığı tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için yeterli değildir.
Türk uyruklu kişilerin yabancı ülkelerde o ülke vatandaşları ya da şirketleriyle birlikte kurdukları şirketler aracılığıyla aldıkları işler kapsamında çalıştırdıkları Türk işçilerinin alacaklarından yabancı kişinin şirketteki pay durumuna göre Türk firmasının sorumluluğunun irdelenmesi gerekir. Yabancı kişinin ortaklığı; gerçek bir ortaklık olmayıp o ülkede iş yapabilmek amacıyla salt bir formalitenin yerine getirilmesinden ibaret ise işçilik alacaklarına karşı tüzel kişilik perdesinin arkasına sığınmak hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilebilir. Bu durumda Türk firmasının sorumluluğu söz konusu olur.
Somut olayda; davalılar ... Yapı İnşaat AŞ ile diğer davalının ayrı tüzel kişiliklerinin bulunduğu ve bu davalıların işçilik alacaklarına karşı tüzel kişilik perdesinin arkasına sığınmak amacıyla kurulmadığı anlaşılmaktadır. Aksi davacı tarafından da ispat edilememiştir. Bu nedenle davacının tüm hizmet süresi bakımından alacaklarından davalıların birlikte sorumlu olduğunun kabulü hatalıdır. Davacının davalı Şirketler nezdinde çalıştığı dönem bakımından davalıların ayrı ayrı sorumluluğuna karar verilmesi gerekli iken tüm çalışma döneminden birlikte sorumlu tutulmaları hatalıdır.
4.Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş ve işyerinden çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak fazla çalışmanın bu tür yazılı belgelerle ispatlanamaması durumunda tarafların dinletmiş oldukları tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır. Fazla çalışmanın yazılı delil ya da tanıkla ispatı imkân dâhilindedir. İşyerinde çalışma düzenini bilmeyen ve bilmesi mümkün olmayan tanıkların anlatımlarına değer verilemez.
Çalışma sürelerinin ispatı noktasında işverene karşı dava açan tanıkların beyanlarına ihtiyatla yaklaşılması gerekir. Fazla çalışma alacağının ispatında salt menfaat birliği olan tanık beyanlarıyla sonuca gidilemez. Bununla birlikte başkaca delil ya da olgularla desteklenen bu tür tanık beyanlarına itibar edilmelidir. Bu çerçevede; işin ve işyerinin özellikleri, davalı tanıklarının anlatımları, iş müfettişinin düzenlediği tutanak veya raporlar ve aynı çalışma dönemi ile ilgili olarak söz konusu alacağın varlığına ilişkin kesinleşmiş mahkeme kararları gibi hususlar başkaca delil ya da olgular olarak değerlendirilebilir. Aynı ilkeler, hafta tatili günündeki çalışmanın ispatı bakımından da geçerlidir.
Somut uyuşmazlıkta; tanık beyanlarına göre davacının 08.00-20.00 saatleri arasında çalıştığı, buna göre haftalık 18 saat çalıştığı, ayda iki hafta tatilinde de çalışmasına devam ettiği, hafta tatili günlerinde çalıştığı haftalarda haftalık ortalama 21 saat fazla çalışma yaptığı kabul edilerek fazla çalışma alacağı hesaplanmıştır.
Dosya kapsamında davacı imzası taşıyan puantaj kayıtlarının bulunduğu anlaşılmaktadır. Her ne kadar Mahkemece tanıkların, puantaj kayıtlarının toplu olarak imzalatıldığı ve imzalamadıkları takdirde Türkiye'ye dönmek için çıkışlarının verilmeyeceği yönündeki beyanlarına göre puantaj kayıtlarına itibar edilmemiş ise de bu hususun şüpheye yer vermeyecek biçimde ispat edilemediği anlaşılmaktadır. Bu nedenle öncelikle puantaj kaydı bulunan dönem bakımından tanık beyanlarına göre dava konusu alacak taleplerinin tespit edilmesi hatalıdır. Puantaj kayıtlarının bulunduğu dönem bakımından bu kayıtlara göre fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil alacaklarının hesaplanması gereklidir. Buna karşılık davacının ücreti, bordrolarında görünen ücretten farklı olarak tespit edilmiş olduğundan, dosya kapsamında yer alan ücret bordrolarındaki çıplak ücretin gerçek ücreti yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda; imzalı ücret bordrolarında yer alan tahakkuklar gerçek ücret yerine düşük ücretten yapıldığından, bu bordrolarda yazılı olan fazla çalışma saati sayısıyla sınırlı olmak üzere ancak gerçek ücretten hesaplama yapılmalı, mevcut tahakkuklar da mahsup edilerek fazla çalışma ücreti yeniden belirlenmelidir.Aynı ilke ve esaslar hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücretleri bakımından da geçerli olup bordroda tahakkuk eden hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil gün sayısına göre gerçek ücret üzerinden hesaplama yapıldıktan sonra mevcut tahakkuklar mahsup edilerek sonuca gidilmelidir. Puantaj kaydı bulunmayan dönem bakımından ise şimdiki gibi tanık beyanlarına göre fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil alacaklarının hesaplanması gerekmektedir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Davalılar yararına müştereken takdir edilen 28.000,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
18.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.