11. Hukuk Dairesi 2025/2774 E. , 2025/7365 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı şirketin 10.09.1993 tarih ve 3360 sayılı Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilan edilerek, ..., ... ve ...'ın ortaklığı ile aile şirketi olarak kurulduğunu, 27.01.1994 tarih ve ... sayılı Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilan edilen hisse devir kararına göre şirket ortaklarından ...'ın %20 hissesini oğlu ...'a devrettiğini, devir sözleşmesine göre ilan edilen tarihten itibaren müvekkilinin %20 hisse ile adı geçen şirkette ortak olduğunu, müvekkilinin yurt dışında olduğu tarihlerde kendisinin haberi ve izni olmaksızın, şirket yetkilisinin değiştirildiğini, şirket esas sözleşmesi değiştirilerek sermaye artırımına gidildiğini ve buna ilişkin yapılan toplantılarda alınan kararların altına müvekkili adına sahte imzalar atıldığını, 18.12.2008 tarihinde şirket esas sözleşmesinde değişiklik yapılmak suretiyle sermaye artırımına ilişkin sözde ortaklar kurulu toplantısı yapıldığını ve sermaye artırımına gidilmesi yönünde karar alındığını, ortaklar kurulu karar tutanağında ..., ...'ın imzaları ile ...'ın sahte imzasının görüldüğünü, 22.08.2013 tarihinde şirketin genel kurul toplantısının yapıldığını, müdürler kurulunun ibrası, şirketin temsili ile ilzamına yetkili kimse olarak ... ve ...'ın seçilmesi gibi önemli kararlar alındığını, genel kurul toplantı tutanağında toplantı başkanı olarak ... ve ortaklar olarak ...'ın imzası ile ...'ın sahte imzasının görüldüğünü, yine 22.08.2013 tarihinde müdürler kurulu toplantısında ... ile ...'ın şirketi temsil ve ilzama yetkili kılınmalarına karar verildiğini, kararı içerir tutanakta, ..., ..., ...'ın imzaları ile ...'ın sahte imzasının görüldüğünü, usulüne aykırı olarak yapılan toplantı sonucu alınan karar neticesinde davalı şirketin 22.08.2013 tarihli imza sirkülerine göre; şirket ortaklarından müdürler kurulu başkanı ... ile müdürler kurulu başkanı seçilen ...'ın oğlu ...'ın münferiden imzalarıyla 20 yıl süreyle şirketi temsile yetkili kılındıklarını, ...'ın, ilgili toplantı tutanaklarını müvekkilinin yerine sahte imza kullanmak suretiyle imza altına aldığını, önce şirket esas sözleşmesinde değişikliğe gidilerek sermaye arttırdığını, şirket adına bir kısım taşınmazların alım satımı yapılmış gibi gösterilmesini sağladığını, sözde taşınmaz bedellerini şirket sermayesinden kendi bünyesine aktarmak suretiyle menfaat elde ettiğini, şirketin ve şirkette önemli bir pay sahibi ortak olan müvekkilinin büyük zarara uğramasına sebep olduğunu, ...'ın sahte imzalar ile alınan kararlar gereğince şirkete ait taşınmazların önemli bir bölümünü sattığını, müvekkilinin, 18.12.2008 tarihinde yapılan ortaklar kurulu toplantısına, kendisine usulüne uygun çağrıda bulunulmaması nedeniyle katılamadığını, müvekkilinin oy kullanmasına haksız olarak izin verilmediğini, temsil edilme hakkının kanuna aykırı olarak engellenmesi nedeniyle müvekkilinin, yapılan toplantıda alınan kararlara karşı itiraz hakkını kullanamadığını, müdürler kurulu başkanı olarak görünen ...'ın, müvekkili adına sahte imza atarak müvekkilini toplantılara katılmış gibi gösterdiğini, toplantıda alınan sermaye artımı kararının müvekkilinin şirketteki temsil oranının düşürülmesini amaçladığını, 22.08.2013 tarihli genel kurul toplantısında ise müdürler kurulunun ibrasına karar verildiğini ve ... ile dışarıdan ...'ın oğlu ...'ın münferiden şirketi temsile ve ilzama yetkili müdür olarak seçildiğini, yönetim kurulu tarafından usulüne uygun çağrı yapılmadığını, müvekkilinin toplantılarda temsil edilmesinin engellendiğini, müvekkilinin, yapılacak olan ortaklar kurulu ve genel kurul toplantılarına usulüne uygun çağrılmadığı ve oy kullanma hakkının engellendiği durumlarda, kararlara karşı 3 aylık hak düşürücü sürede iptal davası açması gerekmediğini, toplantılardan haberdar edilmeyen ve alınan kararlardan bilgisi olmayan şirket ortağının dava açma süresinin hak düşürücü süreye tabi tutulamayacağını ileri sürerek 18.12.20 08... .08.2013 tarihli alınan kararların hükümsüzlüğünün tespitine, müvekkili adına sahte imza atılması suretiyle alınan kararlar ile işlem yapılması nedeniyle şirket müdürlerinin dava sonuna kadar temsil yetkilerinin tedbiren askıya alınmasına, tedbir gereği şirketi temsile yetkili kayyım atanmasına, dava sonucunda şirket temsilcilerinin temsil yetkisinin tamamen kaldırılmasına ve yeni yönetim kurulunun seçilmesine kadar kayyımın görevinin devamına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirketin 10.09.1993 yılında ... (%20 hisse), ... (%45 hisse) ve ...'ın (%35 hisse) ortaklığı ile kurulduğunu, bu ortaklardan ...'ın davacının babası, ... ve ...'ın ise davacının kardeşleri olduğunu, 27.01.1994 tarihinde baba ...'ın %20'lik hissesini tabiri caizse şirkette kardeşleri ile birlikte davacının da hissesi bulunsun diyerek devrettiğini, davacının yurt dışında ikamet ettiğinden dolayı şirketin kuruluşundan itibaren şirketin yönetimi ile ... ve ...'ın ilgilendiğini, bu doğrultuda 10.04.1997 tarihinde 5 yıllık, 10.04.2003 tarihinde 10 yıllık olmak üzere münferiden şirketi temsil etmeye yetkili olduklarını, bu krizlerde şirketi kurtarmak ve devamını sağlayabilmek adına şirket ortakları ... ve ...'ın kendi şahsi mal varlıklarını şirket lehine ipotek ettirdiklerini, hatta daha sonraları kendi adına kayıtlı taşınmazları şirketin mal varlığına geçirdiklerini, yine şirketin yurt dışına ihracat yapabilir hale gelmesi için 08.01.2009 tarihinde şirketin sermayesinin arttırıldığını, davacı tarafından sermaye artırımına herhangi bir katılım olmamasına rağmen, davacının diğer ortakların kardeşi olması hasebiyle, aralarındaki vefa ve hakkaniyet gereği, davacının payına düşen sermaye artırım bedelinin de diğer ortaklar ... ve ... tarafından karşılandığını, bu şekilde davacının şirketteki hisse payının korunduğunu, artırım kararıyla davacının şirketteki temsil oranının düşürülmesinin amaçlandığı iddiasının gerçek dışı olduğunu, davacının şirket yöneticileri için şirketi ve kendisini zarara uğrattıkları iddiasının aksine, şirket yöneticilerinin şirketin sermayesinde, malvarlığında ve gelirinde yıldan yıla artış sağladığını, davacının hisselerinin değerlerinin de katlanarak arttığını, şirket ortakları ... ve ...'ın davacının verdiği vekaletnameler ve yetkiler doğrultusunda uzun yıllar davacı adına ve davacının bilgisi dahilinde, şirket hakkında kararlar alırken imzalar attığını, davacı tarafından diğer ortaklara verilen imza yetkisine ilişkin vekaletnamenin 10 yıllık gibi uzun süreli olması, taraflar arasında bir husumet olmaması gibi nedenlerle bu sürenin dolduğunun fark edilmediğini, bu sebeple davacı adına imza atılmaya devam edildiğini, yani davacının bilgisi dışında şirket hakkında bir karar alınmadığını, bununla birlikte şirket ortaklarından ... ve ...'ın hisselerinin toplamının %80 olması sebebiyle de şirket hakkında alınmış olan tüm kararların davacının yokluğunda dahi alınabileceğini, davacının işbu davayı ikame etmesindeki amacın, kendisinin yurt dışında yaşaması, Türkiye'de bağlantısının kalmaması ve şirketteki hissesini nakde çevirmek istemesinden kaynaklandığını, davacının hisselerini kardeşlerine satmak istediğini ancak her defasında istediği bedeli fahiş miktarlarda artırarak haksız kazanç elde etmeye çalıştığını, davacının davasının kötüniyetli ve hakkaniyete aykırı iddialardan oluştuğunu, alınan kararların şirketin devamlılığı için elzem olduğunu, alınan kararlar sonucunda şirketin veya davacının zarara uğramadığını, davacının yokluğunda veya olumsuz oyuna karşı da diğer ortakların çoğunluğuyla bu kararların alınabileceğini, davacının temsil yetkisinin kısıtlanmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının, davalı şirkette 1994 yılından beri %20 oranı ile hissedar olduğu, dava tarihi itibariyle dava dışı ...'ın %35 ve ...'ın ise %45 varken ...'ın dava devam ederken payını ...'a devri neticesinde şirket ortağı olarak dava dışı ... ve davacının kaldığı, ceza mahkemesi dosyası içerisinde bulunan 15.02.2019 tarihli bilirkişi raporunda açıklandığı üzere, alınan kararların şirketin ticari faaliyetini devam ettirebilmesi için gerekli kararlar olduğu, şirketin duran varlıklarının değerinin azalmadığı, sermaye kaybı, borca batıklık gibi bir durum oluşmadığı, şirketin öz sermayesini koruduğu, 2017 yılı sonunu kâr ile kapattığı, davacının zararına hiçbir eylem gerçekleştirilmediği, kararların davacının katılımı olmasa da gerekli yasal çoğunluk ile alındığı ve dava tarihi itibari ile davacının şirketteki payında sermaye artışı kararı nedeniyle bir azalma meydana gelmediği, mevcut sermayenin yetersizliği nedeniyle açığın davacı dışındaki ortaklarca karşılandığı, mevcut sermayenin şirketin gelişmesi, yatırım yapması için yeterli olmadığı, davacının ve diğer dava dışı şirket ortaklarının kardeş olmaları, genel kurul kararlarının alınma tarihi ile dava tarihi arasında altı yıldan fazla sürenin geçmiş olması nedeniyle bu kararlardan davacının haberinin olmamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, alınan kararların gerekli yasal çoğunlukla şirket menfaatleri gözetilerek alınması ve davacının şirketteki hisse oranın dava tarihi itibari ile korunmuş olması karşısında davacının, dava konusu 18.12.20 08... .08.2013 tarihli toplantıda alınan kararların yokluğunu ileri sürmesinin hakkın kötüye kullanılması niteliği taşıdığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, davalı şirketin dava konusu genel kurul toplantı gün ve saatinin tüm ortaklara çağrı ve ilanına ilişkin savunmada bulunmadığı ve bu yönde delil sunmadığı, hatta 22.08.2013 tarihli genel kurul toplantısının 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 416. maddesi uyarınca ilansız olarak yapılmasına herhangi bir itirazlarının bulunmadığına ilişkin her 3 ortak tarafından imzalı bir protokolün bulunduğu, toplantı tutanakları ve bu protokol incelendiğinde, pay sahiplerinden davacının toplantı zaptında imzasının bulunduğu ve toplantıda hazır olduğu görülse de, bizzat davalının kabul ettiği üzere imzanın şirket yetkilisi ... tarafından davacı adına sahte olarak atıldığı, bununla ilgili ... hakkında özel belgede sahtecilik suçuyla ilgili yapılan yargılama sonucu, ...'ın ceza aldığı, hükmün açıklanmasının geri bırakıldığı, itirazın reddi ile kararın kesinleştiği, davalı tarafından, toplantılar sırasında vekaletin devam ettiği inancı ile ... tarafından imzaların atıldığı, davacının toplantıların yapılmasından ve alınan kararlardan haberinin olduğu ileri sürülmüş ise de, bu hususta dinletilen tanıkların ...'ın oğlu ile diğer ortak ...'ın oğlu olmaları sebebiyle tarafsız olamayacaklarının değerlendirildiği, davalı tarafın bu konuda dosyaya sunduğu başkaca bir delilin bulunmadığı, yokluk hali itiraz sebeplerinden olup, taraflarca ileri sürülmese dahi mahkemece dosyadaki bilgi ve belgeler kapsamında re'sen gözetilmesi gerektiği, yokluk halinde karar hukuk aleminde hiç meydana gelmediği için 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 2. maddesi bağlamında dürüstlük kuralları ve hakkın kötüye kullanılması yasağına ilişkin savunmaların dinlenemeyeceği, bu durumda dosyadaki bilgi ve belgelere göre davalı şirketin dava konusu genel kurul toplantılarının çağrısız yapıldığının anlaşıldığı, davacının bu toplantılara katılmadığı sabit olduğundan bu kararların yoklukla malul olduğu, diğer taraftan, davacının müdür azline yönelik talebi hakkında İlk Derece Mahkemesince karar verilmediği, yapılan incelemede, müdür azline yönelik taleplerin TTK'nın 630/2 maddesi uyarınca şirket müdürü/müdürlerine yöneltilmesi gerekirken, davalı şirkete yöneltilmesinde davalının pasif husumet ehliyetinin bulunmadığı gözetilerek bu talep yönünden davanın reddedilmesi gerekirken herhangi bir karar verilmemesinin hatalı olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne, davacının, genel kurul kararlarının yoklukla malul olduğuna yönelik tespit davasının kabulü ile, davalı şirketin 18.12.2008 tarihli genel kurul toplantısı ile 22.08.2013 tarihli genel kurul toplantısında alınan kararların yoklukla malul olduğunun tespitine, davacının müdür azli talebine yönelik davasının, pasif husumet yokluğu sebebiyle reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekili ile davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, limited şirket genel kurul kararlarının yoklukla malul olduğunun tespiti ile yetkili müdürlerin azli istemine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddesinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. SONUÇ:
Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekili ve davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, temyiz harçları peşin alındığından başkaca harçlar alınmasına mahal olmadığına, 08.12.2025 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.