Esas No
E. 2025/502
Karar No
K. 2026/174
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE

T.C. BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO: 2025/502
KARAR NO: 2026/174
DAVA: Sıra Cetveline İtiraz (İflas Tasfiyesinde Düzenlenen Sıra Cetveline Yönelik Kayıt Kabul Ve Terkin Talebi (İİK 235))
DAVA TARİHİ: 10/06/2025
KARAR TARİHİ: 26/02/2026

GEREKÇELİ KARARIN

YAZILDIĞI TARİH: 06/03/2026

Mahkememizde görülmekte olan Sıra Cetveline İtiraz (İflas Tasfiyesinde Düzenlenen Sıra Cetveline Yönelik Kayıt Kabul Ve Terkin Talebi (İİK 235)) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ

İDDİA

Davacı vekili tarafından Bakırköy Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesi'ne hitaben sunduğu 10/06/2025 harçlandırma tarihli dava dilekçesinde özetle ; Müvekkilinin müflis borçludan en az 1.153.055.200,00-TL(44.milyon$) tutarında alacaklı olduğunu, müflis/borçlu şirketin, müvekkilinden önce, arsa sahibiyle kurulan ticari ilişkiden kaynaklı olarak ve sonrasında müvekkilinin aldığı temlikler, müflisin müvekkiline taahhüt edip yerine getirmediği edimler, müvekkilinin müflisin yerine ödediği borçlar ve yargı süreçleri sonunda müvekkilinin müflise rücu etmesi gereken tutarlar sebebiyle müvekkili şirkete borçlandığını, borçlu müflis şirketin gerek müvekkiline ödemesi gereken borçlara gerekse de müvekkilini uğrattığı zararlara ilişkin hakkında icra takibi başlatılmış ve dava açıldığını, müflis firmanın Bakırköy ...... Asliye Ticaret Mahkemesi ..... Esas sayılı dosyasıyla 13.07.2023 tarihinde iflas talepli dava açıldığını, 09.10.2023 tarihinde 1.153.055.200,00-TL için iflas masasına söz konusu belirtilen toplam borç miktarı için alacak kaydının yapılması talebiyle başvuruda bulunulduğunu, ilgili başvuruya istinaden iflas masası 27.05.2025 tarihli kararıyla "Alacak kayıt dilekçesinde ibraz edilen belgeler nazara alınarak talep edilen 1.153.055.200,00TL toplam alacağın; alacağın kaynağını ve varlığını gösteren hiç bir belge ve bilgi sunulmamış olduğu, alacağın varlığı bu haliyle yargılamayı gerektirdiği anlaşıldığından alacağın tamamının REDDİNE (4.Sıraya) kaydına karar verildi.'' açıklamasıyla alacak kaydı talebini reddettiğini, ret kararının taraflarına 01/06/2025 tarihinde tebliğ edildiğini, tebliğ olunan red kararı hakkında yasal süresi içinde iflas masasına kaydının yapılması konusundaki haklılığının ispatlanabilmesi ve alacağa kavuşmak üzere iflas masasına kaydının yapılması hususunda iş bu davayı açtıklarını, yapılacak bilirkişi incelemesi ve tetkikler neticesinde haklılık durumlarının sübuta ereceğini beyan ederek, anılan sebeplerle davanın kabulü ile Bakırköy ..... İcra Dairesi ...... İflas dosyası ile iflas idaresi tarafından verilen alacağın reddine ilişkin kararın kaldırılmasına, alacağın kabulü ile iflas masasına kaydına, mahkeme masrafları ile ücreti vekaletin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

DELİLLER VE GEREKÇE Dava, İİK'nun 235'nci maddesine istinaden açılmış olup, iflas idaresince kabul edilmeyen alacağın müflisin iflas masasına kayıt ve kabulüne karar verilmesi istemine ilişkindir.

Somut uyuşmazlık, iflas idaresi tarafından reddedilen bir alacağın iflas masasına kayıt ve kabulüne karar verilmesi istemine ilişkindir. Dava, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 235. maddesinde düzenlenen kayıt kabul davası niteliğinde olup, bu tür davalarda mahkemenin görevi yalnızca iflas idaresinin ret kararının şekli denetimini yapmakla sınırlı değildir. Mahkeme, ileri sürülen alacağın hukuki varlığını, dayandığı ilişkiyi ve miktarını maddi hukuk hükümleri çerçevesinde bizzat inceleyerek iflasın açıldığı tarih itibarıyla müflise karşı mevcut bir alacak bulunup bulunmadığını belirlemekle yükümlüdür. Nitekim iflas hukukunun temel ilkelerinden biri, iflas masasının aktifinde toplanan malvarlığının yalnızca iflasın açıldığı anda mevcut olan borçların tasfiyesine tahsis edilmesi olup, bu çerçevede masaya kaydedilebilecek alacakların hukuken varlığı sabit, belirlenebilir ve ispat edilmiş olması gerekir.

Öte yandan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 187. maddesi uyarınca ispatın konusunu taraflar arasında çekişmeli olan ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek vakıalar oluşturur. Aynı Kanun’un 190. maddesine göre ise, kanunda aksine bir düzenleme bulunmadıkça ispat yükü iddia ettiği vakıadan lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu bağlamda bir alacak iddiasında bulunan tarafın, alacağın doğumunu sağlayan hukuki ilişkiyi, bu ilişkiye bağlı olarak doğan borç miktarını ve alacağın kapsamını hukuken geçerli ve denetlenebilir delillerle ortaya koyması gerekir. Özellikle yüksek meblağlı ticari işlemlere dayanan alacak iddialarında yazılı delille ispat ilkesi geçerli olup, bu tür alacakların varlığı ve miktarının somut ve güvenilir belgelerle desteklenmesi zorunludur.

Dosya kapsamı incelendiğinde davacı tarafça ileri sürülen alacak iddiasının tek bir hukuki işlemden kaynaklanmadığı, aksine farklı hukuki ilişkilerden doğduğu ileri sürülen çeşitli alacak kalemlerinin bir araya getirilmesi suretiyle oluşturulduğu görülmektedir.

Davacı tarafından ileri sürülen alacak kalemlerinin bir kısmının üçüncü kişilerden temlik alınan alacaklara, bir kısmının banka kredilerinin davacı tarafından ödenmesi nedeniyle doğduğu ileri sürülen rücu alacaklarına, bir kısmının müflis şirket tarafından devri taahhüt edilen taşınmazların devredilmemesi nedeniyle doğduğu iddia edilen zararlara, bir kısmının ise çeşitli dava ve icra dosyalarına dayalı ödeme ve rücu taleplerine dayandırıldığı anlaşılmaktadır. Bu şekilde farklı hukuki sebeplere dayanan ve birden fazla işlem ve dava dosyasını içeren alacak iddiasının varlığının ve miktarının belirlenebilmesi, ileri sürülen işlemlerin kapsamının ortaya konulmasını, tarafların ticari defter ve kayıtlarının karşılaştırılmasını ve alacak kalemlerinin iflas tarihi itibarıyla mevcut olup olmadığının teknik inceleme ile tespit edilmesini gerektirmektedir.

Bu nedenle mahkememizce davacının ileri sürdüğü alacak kalemlerinin varlığı ve miktarının belirlenebilmesi amacıyla müflis şirkete ait ticari defter ve belgeler üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmiş ve bilirkişilerin inceleme yapabilmesi için gerekli giderin davacı tarafından mahkeme veznesine depo edilmesi hususunda davacı vekiline kesin süre verilmiştir. Ancak verilen kesin süreye rağmen davacı vekili tarafından bilirkişi ücretinin yatırılmadığı anlaşılmıştır. Bu durumda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 324. maddesi uyarınca kendisine yüklenen gideri yatırmayan tarafın ilgili delilden vazgeçmiş sayılacağı açık olup, davacı taraf bilirkişi incelemesine dayanmaktan vazgeçmiş sayılmıştır.

Davacı tarafından ileri sürülen alacak iddiasının niteliği itibarıyla, söz konusu alacak kalemlerinin varlığı ve miktarının ancak teknik inceleme ve hesaplama yapılması suretiyle belirlenebileceği açıktır. Zira dosyada ileri sürülen alacak kalemleri birden fazla işlem, temlik ilişkisi, ödeme ve rücu iddiasına dayanmakta olup, bu kalemlerin her birinin müflis şirket kayıtları ile uyumunun ve iflas tarihi itibarıyla mevcut olup olmadığının belirlenebilmesi ancak muhasebesel ve hukuki inceleme yapılmasını gerektirmektedir. Bilirkişi incelemesi yapılmaksızın yalnızca dosyada bulunan sınırlı belgeler üzerinden ileri sürülen alacak miktarının doğruluğunu ve kapsamını belirlemek mümkün değildir.

Nitekim dosyaya sunulan belgeler incelendiğinde davacı tarafından ileri sürülen toplam alacak miktarının hangi işlemlerden kaynaklandığı, temlik edilen alacakların kapsamı, müflis şirketin bu işlemlerden doğan borçlarının bulunup bulunmadığı ve ileri sürülen rücu taleplerinin hangi ölçüde müflis şirketi bağladığı hususlarının denetlenebilir biçimde ortaya konulamadığı görülmektedir. Mevcut belgeler davacı tarafından ileri sürülen yüksek meblağlı alacak iddiasının hukuki varlığını ve miktarını tek başına ispata elverişli nitelikte bulunmamaktadır.

Bu itibarla ispat yükü kendisinde bulunan davacı tarafın ileri sürdüğü alacak iddiasını hukuken geçerli ve yeterli delillerle ortaya koyamadığı sonucuna varılmıştır. Kayıt kabul davalarında alacağın varlığının açık ve kesin delillerle ortaya konulması gerektiği, iflas masasının diğer alacaklıların haklarını da ilgilendiren kolektif bir tasfiye rejimi içinde bulunduğu gözetildiğinde, yeterli ve denetlenebilir delillerle ispat edilemeyen alacakların masaya kaydına karar verilmesi hukuken mümkün olmadığından ispat edilemeyen davanın reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki gibi hüküm fıkrası oluşturulmuştur. HÜKÜM/Yukarıda açıklandığı üzere:

1.Davanın REDDİNE,

2.Alınması gerekli 732,00-TL karar ve ilam harcının peşin alınan 615,40-TL harçtan mahsubu ile bakiye 116,60-TL harcın davacıdan alınarak HAZİNEYE İRAT KAYDINA,

3.Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA,

4.Kararın kesinleşmesine kadar yapılan yargılama giderlerinin davacı tarafça peşin olarak yatırılan 2.500,00-TL yargılama gider avansından mahsubu ile bakiye kısmın karar kesinleştiğinde davacıya İADESİNE,

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341 ilâ 360'ncı madde hükümleri uyarınca,mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye verilecek dilekçe ile kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde veya istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf,başvuru hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile, mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye vereceği cevap dilekçesi ile iki hafta içerisinde İSTİNAF yolu açık olmak üzere davacı vekilinin yüzüne karşı, davalının yokluğunda oybirliği ile verilen karar açıkça okunup,usulen anlatıldı.26/02/2026 Başkan .....

(e-imzalıdır)

Üye .....

(e-imzalıdır)

Üye .....

(e-imzalıdır)

Katip .....

(e-imzalıdır)

Karar Etiketleri
REDDİNE ISTINAFHUKUK
© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog