Karar Tarihi
Karar Sonucu
ONANMASINA

5. Hukuk Dairesi         2024/12657 E.  ,  2025/8437 K.

"İçtihat Metni"

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi

SAYISI: 2023/852 Esas, 2023/1463 Karar
DAVA TARİHİ: 25.06.2019
KARAR: Yeniden esas hakkında verilen karar

İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 10. Asliye Hukuk Mahkemesi

SAYISI: 2019/358 Esas, 2021/503 Karar

Taraflar arasındaki çekişmeli taşınmazın kesinleşen orman tahdidi içinde bırakılması nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 1007 nci maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkin davada yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın, davalı ... yönünden husumet yokluğu nedeniyle reddine, dahili davalı ... yönünden kabulüne karar verilmiştir.

Kararın dahili davalı ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulması suretiyle davanın davalı ... yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, dahili davalı ... yönünden reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) öngördüğü yargılama sistemine göre ilk derece mahkemesinin kesin olmayan kararına karşı önce istinaf yoluna başvurulabilmektedir. İstinaf başvurusu üzerine bölge adliye mahkemesince, başvuran tarafın istinaf başvurusunun usulden ya da esastan reddine karar verilebilir veya İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden hüküm kurulabilir. Bu durumda bölge adliye mahkemesi kararına karşı, istinaf başvurusu reddedilen tarafın ya da istinaf incelemesi sonucunda İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeni hüküm kurulması hâlinde aleyhine karar verilen tarafın temyiz hakkı bulunmaktadır.

Somut uyuşmazlıkta, İlk Derece Mahkemesince verilen karara karşı davalı ... tarafından istinaf yoluna başvurulmadığı gibi, dahili davalı ... vekili tarafından yapılan istinaf başvurusu üzerine verilen kararda, davalı ... yönünden aleyhe bir hüküm kurulmadığından, bu itibarla; ... vekilinin temyiz hakkı bulunmadığından, temyiz isteminin reddine karar vermek gerekir. Davacı ... dahili davalı ... vekillerinin gerekli şartları taşıdığı anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Ankara ili, .... ilçesi, ... Mahallesi 111 parsel sayılı taşınmazın hissedarı olduklarını, taşınmazın davalı ... tarafından yapılan orman kadastro çalışmaları ile orman sınırları içinde kaldığını, ağaç dikilmesi suretiyle de fiilen el atıldığını ileri sürerek hesaplanacak tazminatın davalı idareden tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

1.Davalı ... cevap dilekçesinde özetle; husumetin kendilerine düşmediğini, taşınmazın bulunduğu alandaki orman 27.04.2021 tarihinde ilana çıkartılarak kesinleştiğini, dava açma hakkının bulunmadığını, taşınmazın ... Devlet Ormanı içerisinde kaldığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

2.Dahili davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; taşınmazın 1989-1991 yılları arasında yapılan orman kadastro çalışmalarının 18.01.1991 tarihinde askı ilanı yapılması suretiyle kesinleştiğini, taşınmazın .... Devlet Ormanı olarak sınırlandırıldığını, zamaşamını süresinin sona erdiğini, husumetin kendilerine düşmediğini ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın, davalı ... yönünden husumet yokluğu nedeniyle reddine, dahili davalı ... yönünden kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ...

vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri

Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; taşınmazın orman sınırlandırmasına itiraz davası açıldığının 2003 yılı, ...Devlet Ormanı içerisinde kaldığının 2018 yılında tapuya işlenmuiş olduğunu, davacının taşınmazı orman olarak sınırlandırılacağını bilebilecek durumda olduğunu, satış senedinde de budurumun görüldüğünü, taşınmazın arazi vasfında olduğunu eksik inceleme ile hüküm kurulmuş olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tapu kütüğündeki tescile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka ayni hak kazanan kişinin bu kazanımın korunacağı, iyi niyetin bu iddiada bulunana bir özen ve itina borcu yüklediği, tapu sicilinin yanlış tutulmasından dolayı zarara uğrayan kişinin bütün zararlarından devletin sorumlu olduğu, Devletin sorumluluğunun kusursuz sorumluluk olduğu kuşkusuz olduğunu, ne var ki, bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken kişi bu tescile dayanamaz ve iyi niyetli olduğu düşünülemeyeceğini, somut olayda orman ve fen bilirkişiler tarafından kesinleşmiş orman tahdidine dayalı olarak yöntemine uygun şekilde yapılan uygulama sonucunda çekişmeli taşınmazın 28.01.1991 tarihinde ilan edilerek kesinleşen orman kadastrosunda ... Devlet Ormanı sınırları içinde bulunduğu tespit edilmiştir. Nitekim Orman Yönetimi vekili tarafından 111 parselin orman tahdidi içinde kaldığı iddiasıyla tapu iptali ve tescil istemiyle dava açılmış, bir kısım tapu malikleri tarafından tazminat istemiyle karşı ve birleşen davalar açılmış, Ankara 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/590 Esas, 2022/13 Karar sayılı kararıyla 111 parselin kesinleşen orman tahdidi içinde kaldığı gerekçesiyle tapu kaydının iptaline orman niteliği ile Hazine adına tapuya tesciline, Orman Yönetimi taraf gösterildiğinden karşı ve birleşen davaların husumet yokluğu yönünden reddine karar verildiğini, kararın kesinleşmediğini, çekişmeli taşınmazın beyanlar hanesine 01.08.20 03... yevmiye numarasıyla “orman sınırlamasına itiraz davası açılmıştır” yönünde şerh konulmuştur. Davacıya pay satışına ilişkin resmi senette de aynı şerh bulunmakta olup, resmi senet davacı tarafından okudum yazılıp imzalandığını, tapu kütüğündeki ve davacıya pay satışına ilişkin resmî senetteki şerh karşısında davacının taşınmazın orman sınırları içinde olduğunu bilerek ve sonuçlarını kabul ederek pay satın aldığı, Türük Medeni Kanunu’nun 1024/1 maddesi uyarınca yolsuz tescili bilen veya bilmesi gereken kişinin kazanımının korunamayacağı, Türk Medeni Kanunu’nun 10 23... nci maddelerindeki koşulların oluşmadığı anlaşılmakla tazminat davasının reddine karar verileceği açıktır. Nitekim Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 2020/8740 Esas, 2021/108 81... /6075 Esas, 2021/932 Karar sayılı kararlarının da bu yönde olduğunu, bu durumda İlk Derece Mahkemesince açıklanan hususlar gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken dosya kapsamına uygun düşmeyen gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmadığından, istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulması suretiyle davanın davalı ... yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, dahili davalı ... yönünden reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri

1.

Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; davanın kamulaştırmasız elatma nedenine dayalı tazminat istemine ilişkin olduğunu, taşınmaza fiilen elatıldığını, “orman sınırlamasına itiraz davası açılmıştır” beyanının taşınmazın orman sınırları içerisinde kaldığının kesin göstergesi olmadığını, bilerek ve isteyerek orman tahdidi içinde kalan bir yerin satın alınmadığını, iyiniyetli olunmadığı hususunun açıkça ortaya konmadığını, taşınmaza fiili müdahale nedeniyle taşınmazdan yararlanılamadığını ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.

2.Dahili davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; idareleri yönünden davanın reddilmiş olması nedeniyle nisbi vekalet ücretinin hüküm altına alınması suretiyle kararın düzeltilerek onanmasını talep etmiştir.

3.Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; lehlerine 9.200,00 TL vekâlet ücretinin hüküm altına alınması suretiyle hükmün düzeltilerek onanmasını talep etmiştir.

C. Gerekçe

1.Uyuşmazlık ve Hukukî Nitelendirme Uyuşmazlık, 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi uyarınca tazminat istemine ilişkindir.

2.Değerlendirme

1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Dosya kapsamından; taşınmazın 1952 yılında tapulamadan tesçil edildiği, davacının 01.09.2006 tarihinde satın alma yoluyla taşınmaza hissedar olduğu, taşınmazın, 19 89... yılları arasında yapılan orman kadastro çalışmaları sırasında ...Devlet Ormanı olarak sınırlandırıldığı, orman kadastrosunun askı ilanının 28.01.1991 tarihinde yapıldığı, taşınmazın orman olarak Hazine adına tesçiline ilişkin davanın halihazırda derdest olduğu ve kesinleşmediği, eldeki davanın 23.06.2019 tarihinde açıldığı, davacının taşınmazı satın aldığı tarih itibariyle tapu kaydında; 01.08.2003 tarihli ve 924 yevmiye numarasıyla “orman sınırlamasına itiraz davası açılmıştır” yönünde beyan şerhinin bulunduğu, tapu kaydında yine satın alma tarihinden sonra “orman sınırları içinde kaldığına” dair şerhin de 09.05.2018 tarihinde konulduğu, davacının taşınmazı satın aldığı akit tablosunun incelenmesinde de, 01.08.2003 tarihli şerhin, satış işlemine ilişkin resmi senette yeraldığı anlaşılmış olup, taşınmazın tapu kaydında yeralıp, davacının taşınmazı satın almasına ilişkin resmi senette de bulunan 01.08.2003 tarihli olup, yukarıda belirtilen beyan şerhine rağmen, davacının taşınmazı 01.09.2006 tarihinde bu durumu bilerek ve sonuçlarını kabul ederek satın aldığı anlaşılmış olup, belirtilen nedenle, Bölge Adliye Mahkemesince yazılı gerekçelerle istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden hüküm kurulması suretiyle davanın, dahili davalı ... yönünden reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.

3.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukukî nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre; davacı vekilinin tüm, dahili davalı ... vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

4.Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13 üncü maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca, dahili davalı ... lehine 17.900,00 TL vekâlet ücretinin hüküm altına alınması gerekirken, 5.100,00 TL vekâlet ücretine hükmedilmesi bozmayı gerektirir. Ne var ki bu hatanın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca kararın düzeltilerek onanması gerekir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

1.Davalı ... vekilinin temyiz dilekçesinin REDDİNE,

2.Davacı vekilinin tüm, dahili davalı ... vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine,

3.Dahili davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının (B) harfli bendinin (3) numaralı alt bendinde yeralan “5.100,00” sayısının çıkartılmasına, yerine “17.900,00” sayısının yazılması suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

Davalı idareler harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, davacılardan peşin alınan temyiz harcının Hazineye irat kaydedilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

27.05.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY

Davacı satın almış olduğu taşınmazın orman sınırları içerisinde kalması nedeniyle, Türk Medeni Kanunu'nun 1007. maddesine göre bu davayı açmıştır. Mahkemece davanın kabulü yönünde İlk Derece Mahkemesince verilen kararın, davacının tapu kaydındaki "orman sınırlamasına itiraz davası açılmıştır" şerhini görerek şerhin getirdiği yükümlülükle satın aldığından bahisle Bölge Adliye Mahkemesince kaldırılarak davanın reddine dair verilen kararın onanmasına ilişkin Daire kararına açıklayacağım nedenlerden dolayı katılmamaktayım.

Türk Medeni Kanunu'nun 1007. maddesinde, tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devletin sorumlu olacağı hükme bağlanmıştır. Devletin tapu sicilinin tutulmasından doğan sorumluluğunun, nitelik itibarıyla kusursuz sorumluluk olduğu hususu gerek doktrinde gerekse Yargıtay kararlarında kabul edilmektedir. Sicillerin doğru tutulmasını üstlenen ve taahhüt eden Devlet, gerçeğe aykırı ve dayanıksız olarak tutulmuş olan kayıtlar nedeniyle doğan zararları da ödemekle yükümlüdür. Tapu işlemleri, kadastro tespiti işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğundan, tapu kütüğünün oluşumu aşamalarında kadastro işlemleri ile tapu işlemlerinin bir bütün oluşturduğu kuşkusuzdur.

TMK’nın 1007. maddesinde kabul edilip sorumluluğun doğabilmesi için ilk şart, Tapu Sicil Tüzüğü'nün 7. maddesinde sayılan ana ve yardımcı sicillerin Devlet tarafından tutulması için gerekli bir eylem veya işlemin bulunmasıdır. Bildirim yükümlülükleri, sicilin tutulmasına ilişkin araçların korunması, saklanması, kayıtların yazımından önce gerekli araştırmaların yapılması, siciller ile ilgili örneklerin ilgilisine verilmesi, sicildeki bilgilerin eksik ya da yanlış ve eksik çıkartılması gibi hususlar da tapu sicilinin tutulması kavramı içine girmektedir. Devletin sorumluluğundan sözedebilmek için bu kayıtların tutulması sırasında bir hatanın mevcut olması veya gerçeğe aykırı bir sicilin tutulmuş olması gerekir.

Tapu sicilinin tutulması nedeniyle Devletin sorumlu tutulmasının ikinci şartı bir zararın oluşmuş olmasıdır. Zarar tehlikesi var olmakla birlikte henüz zarar doğmamış ve başka türlü zararın önlenmesi imkanı var ise, ayni hakkını kaybeden veya ayni hakkı sınırlandırılan kişi, tapu kaydının düzeltilmesi davası ile ya da tapu memurunun bir işlemi ile hakkına kavuşabilecekse, zararın doğduğundan söz edilemez. Zararın varlığının kesin olarak anlaşıldığı hallerde Devletin sorumluluğundan söz edilebilecektir.

Yerleşmiş Yargıtay ugulamalarında; kesinleşmiş orman sınırları ya da kesinleşmiş kıyı kenar çizgisi içinde kalan taşınmazların tapu kaydı henüz iptal edilmemiş bile olsa, zararın doğduğu kabul edilmektedir. Kesinleşmiş kıyı kenar çizgisi ya da orman tahdidi içinde kalan taşınmaz için tapu sicilinin yolsuz oluşturulduğu benimsenmektedir.

TMK. Md 1007' ye göre Devletin sorumluluğunun doğabilmesi için meydana gelen zarar ile, tapu sicilinin tutulması arasında illiyet bağının bulunması, ayrıca zarar görenin bu illiyet bağını kesecek derecede bir kusurunun bulunmaması gerekir. Eğer zarar görenin bir kusuru var ve bu kusur illiyet bağını kesecek yoğunlukta ise, Devletin sorumluluğundan söz edilemeyecektir.

Bu nedenle davacıya ait tapu kaydındaki “orman sınırlamasına itiraz davası açılmıştır” şerhine rağmen taşınmazı satın almış olmasında davacıya bir kusur yüklenebilecek mi, davacı kötü niyetli sayılabilecek mi, davacı kötü niyetli sayılacak ise, bu kusur illiyet bağını kesecek yoğunlukta mıdır sorularının cevabı önem taşımaktadır.

Tapu sicilinin tutulmasından doğan Devletin sorumluluğu bir kusursuz sorumluluk hali olduğundan, sorumluluğun ortadan kalkması için illiyet bağının kesildiğinin kanıtlanması gerekir. Burada zararın doğduğu anın tespiti illiyet bağının kesilip kesilmemesi yönünden önem arz etmektedir. Zira davacının tapu kaydındaki “orman sınırlamasına itiraz davası açılmıştır” şerhini görerek ve bilerek taşınmazı satın almış olmasının zararın oluşumuna katkısının bulunup bulunmaması, devletin sorumluluğunun tespiti açısından önemlidir. Bir taşınmazın orman tahdidi ya da kıyı kenar çizgisi içinde kalmış olması ve bu hususların kesinleşmesi ile birlikte talep hakkının doğduğu kabul edilmektedir. Bu sınırlar içinde kalan tapunun iptal edilmiş olması şartı aranmamaktadır. Yani zarar Devletin tapu verdiği bir taşınmazın orman sınırları ya da kıyı kenar çizgisi sınırlarına alınmasıyla doğmuş olmaktadır. Zarar doğduktan sonra bu tür bir taşınmazı satın alan davacının zararın doğumunda bir katkısının olduğundan söz edilemez. Zira davacı taşınmazı satın almadan evvel zarar oluşmuştur. Ancak tapu iptal edilmeği için bu tür tapu devrinin önünde bir engel de bulunmamaktadır.

Önceki malikin talep hakkının bulunmadığı bir durumda yeni malik talep hakkı elde edecek olsa ve devir sırf bu amaçla yapılmış olsaydı, davacının eyleminin illiyet bağının kesilmesine neden olduğu kabul edilebilirdi. Zira burada zarar görenin bu eylemi zararın meydana gelmesinin sebebi olarak ortaya çıkmış olacaktı. Zarar görenin eyleminin zararın ortaya çıkmasının bir sebebi halini almadığı durumlarda illiyet bağının kesildiğinden söz edilemez. Çünkü zarar ve sorumluluk zaten doğmuştur.

Mülkiyet hakkı gerek Anayasa ve yasalarla iç hukuk yönünden, gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ek protokolleri ile kabul edilmiş ... haklardandır. (Anayasa md. 35/1 AİHS ek protokol 1-1) Türk Medeni Kanunu'nun 683. maddesinde de bir şeye malik olan kimsenin hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisi olarak belirtilmiş, malikin malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava edebileceği hüküm altına alınmıştır. Bütün bunların yanında mülkiyet hakkı kamu yararının bulunduğu hallerde sınırlandırılabilir ya da tamamen kaldırılabilir. Ancak bu sınırlandırma ya da kaldırma gerçekleştirilirken T.C. Anayasa'sının 90/5. maddesi ile iç hukukun üstünde sayılan AİHS hükümleri gereğince AİHM tarafından oluşturulan 30/05/2006 tarih ve 1262/02 sayılı kararda ifade edildiği üzere "...bir kişiyi mülkünden yoksun bırakan bir önlemin..." "...kamu yararına meşru bir amaç gütmesi gerektiği..." bu önlem alınırken "başvurulan yollar ve gerçekleştirilmesi amaçlanan hedef arasında makul bir denge olması gerektiği..." kişinin "...kişisel ve haddinden fazla yük taşımak zorunda kalması halinde gerekli dengenin kurulamayacağı açıktır. Bir başka ifadeyle kamu yararı mülkiyet hakkından kısmen veya tamamen yoksun bırakılan kişinin menfaati arasında makul, kabul edilebilir, hak ve adalet dengesini sağlayacak bir oranın kurulması asıldır.

Devlet tarafından verilen, doğru esasa ve geçerli kayda dayalı mülkiyet hakkına değer verileceği kuşkusuzdur. Böyle bir yer özel mülkiyet kapsamından çıkarılarak kamu malı niteliğini kazanmakla birlikte, kişinin ya da kişilerin söz konusu tapuya dayalı hakkının yukarıda ifade edildiği gibi hukuki güvenlik ilkesinin sonucu olarak korunması gerektiği muhakkaktır. Aksi düşünce tarzının, devletin, verdiği tapunun geçersizliğini ileri sürerek, hiçbir karşılık ödemeksizin iptalini istemesi, zamanında geçerli bir şekilde ve kayda dayalı olarak oluşturulan mülkiyet hakkı ile bağdaşmayacağı gibi, kamu vicdanını yaralaması yanında hukuk devleti ilkesini de zedeleyen bir tutum oluşturacaktır. Somut olayda davacı ... sınırları içinde bulunan taşınmazı satın almış ve eldeki davayı açmış, Bölge Adliye Mahkemesince dava ret edilmiştir. Yukarıda açıklamış olduğum nedenlerden dolayı davanın reddi kararını isabetli görmediğimden kararın bozulması gerektiği düşüncesindeyim.

Karar Etiketleri
ONANMASINA YARGITAYKARARI
© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog