T.C.
İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Mahkememizce verilen kararın Bölge Adliye Mahkemesi tarafından kaldırılmasından sonra yukarıda tarafları yazılı itirazın iptali istemli davanın yapılan açık yargılaması sonunda,
Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasındaki ticari ilişkiden doğan cari hesap alacağının, tüm girişimlerine rağmen davalı tarafından ödenmediğini, bunun üzerine İzmir... İcra Müdürlüğü’nün ... esas sayılı dosyası ile davalı hakkında icra takibi yaptıklarını, davalının borca ve ferilerine haksız ve kötü niyetli olarak itiraz etmesi nedeniyle takibin durduğunu, ticari defter ve kayıtlar incelendiğinde müvekkili şirketin davalıdan alacaklı olduğunun ortaya çıkacağını, alacağın likit olup, davalının, müvekkilini zor duruma düşürmek amacıyla itiraz ettiğini bildirmiş, itirazının iptali ile takibin devamına, davalının icra inkar tazminatı ile sorumlu tutulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
SAVUNMA
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin, ikamet adresinin Isparta’da bulunması nedeniyle İzmir icra daireleri ve mahkemelerinin yetkili olduğunu, bu nedenle icra dairesinin yetkisine itiraz ettikleri gibi mahkemenin de yetkili olmadığını, dava dilekçesinde bir ticari ilişkiden söz edilmediği gibi ön anlaşma olarak nitelenebilecek sözleşmede de taraflar arasında yetkili icra daireleri ve mahkemelerinin belirlenmediğini, sözleşmenin Isparta'da imzalandığını, gerek yapılan icra takibinin, gerekse açılan bu davanın yasal olarak hiçbir dayanağının bulunmadığını, dava dilekçesinde taraflar arasında nasıl bir ticari ilişki olduğu, hangi mal ve hizmet alımı için nasıl bir anlaşma yapıldığı, tarafların birbirlerine karşı yükümlülüklerinin ne olduğu konusunda bir açıklama bulunmadığını, müvekkiline hangi mal ve hizmetin verildiğinin belirtilmediğini, taraflar arasında 16/07/2018 tarihinde “2 Hatlı Elektronik Boylama Makinesi ve Tamamlayıcı Ekipman” üretimi ve teslimi için sözleşme yapıldığını, sözleşmenin “Satış Koşulları” başlıklı bölümünün dördüncü maddesinde ödeme şekli olarak 100.000 Euro’nun konfirmasyonda banka havalesi ile peşin, 75.000 Euro’nun fatura mukabili banka havalesi ile peşin ödeneceğinin, kalan 100.000 Euro için ise dört adet eşit miktarlı çek teslimi yapılacağının, teslim tarihinin Ekim 2018 olduğunun, ancak proforma fatura yerine geçen bu sözleşmenin beş gün süre için geçerli olduğunun kararlaştırıldığını, fiili bir mal alımı ve tesliminin söz konusu olmadığını, projeye bağlı düzenlenen ön satış protokolünün yedinci maddesinde proforma faturanın beş günlük süre için geçerli olduğunun açıkça sözleşmede belirtildiğini, beş günlük süre içinde dördüncü maddede belirtilen ödemelerden hiçbirinin yapılmadığı gibi çek de verilmediğini, dolayısıyla sözleşmenin otomatikman geçersiz hale geldiğini, davacının yükümlülüklerini yerine getirdikleri iddiasının dayanağının bulunmadığını, davacının hangi yükümlülüklerini yerine getirdiğinin anlaşılamadığını, müvekkilinin davacıdan bir mal ve hizmet alımının söz konusu olmadığını, bu yüzden ticari bir faturanın düzenlenmesinin de mümkün olmadığını, şayet müvekkilinin yokluğunda herhangi bir mal ve hizmet teslimi olmadan bir fatura düzenlenmiş ise bu faturanın yasal nitelikte olmayıp müvekkilinin ticari defter ve kayıtlarında da davacı şirkete ilişkin bir kayıt bulunmadığını, faturanın mal ve hizmet tesliminden sonra en geç yedi gün içinde düzenlenmesi gerektiğini, oysa böyle bir mal ve hizmet teslimi yapılmadığını, müvekkili için üretilmiş ve teslim edilmiş bir mal ve hizmet olmadığını, müvekkili için üretildiği iddiası olsa bile bu hususun geçersiz olduğunu, çünkü davacının üretim alanının zaten bu işle ilgili olduğunu, davacının bu sözleşmeden dolayı bir zarara uğradığını da iddia etmediğini, davacının icra takibinden önce müvekkiline gönderdiği İzmir...Noterliği'nin 18/09/2018 gün ve...yevmiye sayılı ihtarnamesinde 175.000 Euro alacak talebinde bulunmakta iken, yaptığı icra takibi ve açtığı bu davada 175.000 USD alacak talep ettiğini, davacının kendi içinde çelişkili olduğunu, taraflar arasında geçersiz hale gelen sözleşmenin USD değil, Euro olarak yapıldığını, müvekkilinin, davacının bu ihtarnamesine karşı Isparta ...Noterliği’nin 28/09/2018 gün ve ...yevmiye sayılı karşı ihtarnamesinde sözleşmenin geçersiz hale geldiğini belirttiğini, davacının hiçbir zarar ve ziyanının, mal ve hizmet tesliminin söz konusu olmadığı halde sözleşmeye aykırı icra takibi yapıp, dava açmasının mantığını anlamanın mümkün olmadığını, davacının kötü niyetli olup haksız kazanç temin etmek istediğini ve bunun için hukuka aykırı icra takibi yaparak dava açtığının ortada olduğunu, usulüne uygun bir takibin olmadığını bildirmiş, davanın reddi ile davacının kötü niyet tazminatı ile sorumlu tutulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE
Dava, taraflar arasındaki ticari ilişkiden kaynaklanan cari hesap alacağının ödenmediği iddiası ile tahsili amacıyla davacı tarafça, davalı hakkında yapılan icra takibinde davalı tarafın icra dairesinin yetkisi ile borca ve ferilerine ilişkin itirazının iptali istemine ilişkindir.
Yapılan yargılama sonunda, 10.03.2021 tarihli kararla davanın reddine ve davalı tarafın kötü niyet tazminatı ile sorumlu tutulmasına karar verilmiş, taraflarca istinaf yoluna gidilmesi sonrasında İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesinin 15.05.2025 tarihli ilamı ile; kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle hükme esas alınan bilirkişi raporunun oluşa, somut olayın özelliklerine uygun, açık, anlaşılır, taraf ve yargı denetimine uygun olmasına, alacaklı olduğunu ispatla yükümlü davacının iddiasını yazılı delillerle ispatlayamamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu, dava dilekçesinde açıkça yemin deliline dayanıldığı, alacak iddiasını ispat yükü kendisinde olan davacının iddialarını yazılı delille ispat edemediği gözetilerek, davacıya yemin teklif etme hakkının hatırlatılıp sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle karar kaldırılıp, yemine ilişkin eksikliğin giderilmesi için dosya mahkememize iade edilmiştir.
Mahkememizin kararının kaldırılıp dosyanın iade edilmesinden sonra kaldırma kararında belirtilen yemin konusundaki eksikliğin giderilmesi için 02.06.2025 tarihli tensip tutanağı ile birlikte davacı vekiline HMK'nun 227.maddesi uyarınca yemin teklifinde bulunup bulunmayacakları, bulunmaları halinde HMK'nun 225.maddesi hükmü uyarınca yemin metnini sunması konusunda ihtarlı kesin süre verilmiş, davacı vekili bu konuda bir açıklama yapmaksızın uyap sistemi üzerinden sunduğu 16.06.2025 tarihli ıslah dilekçesi ile davayı ıslah ettiklerini ve ıslah dilekçesi ekindeki dava dilekçesine göre yargılamaya devam edilmesini talep etmiştir.
Davacı vekili ıslah dilekçesinde;
HMK'nun 180.maddesi uyarınca davayı ıslah ettiklerini ve bu konudaki dava dilekçesinin davalı tarafa tevdini talep ettiklerini bildirmiş, dava dilekçesinde; taraflar arasında 16.07.2018 tarihinde alım - satım sözleşmesi imzalandığını, sözleşme doğrultusunda müvekkili şirket yetkilisi... ait elektronik posta adresinden davalı yanın e-posta adresine e-mail gönderilerek ödeme hususunda da mutbakata varıldığını, ancak davalı yanın üzerine düşen ödeme planına riayet etmeyerek borçlu konumuna düştüğünü, müvekkilinin, satış sözleşmesine istinaden sözleşme konusu malları İspanya'dan tedarik ettiğini, ancak davalı tarafça ödeme yapılacağının belirtilmesine rağmen ödeme yapılmaması üzerine 18.09.2018 tarihli ihtarname ile davalının temerrüde düşürüldüğünü, müvekkili şirketin ticari defter ve kayıtları incelendiğinde sözleşme kapsamında alacaklı konumda olduğunun tespit edileceğini, zorunlu arabuluculuk görüşmelerinden sonuç alınamadığını bildirmiş, İzmir İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı takibi ile tahsilde mükerrer olmamak kaydıyla 175.000,00 USD'nin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekilinin, ıslah talebine ilişkin 04.09.2025 tarihinde sunduğu itiraz dilekçesinde; dava dosyasının, istinaf incelemesi neticesinde verilen kaldırma ve ilk derece mahkemesine gönderme kararına müteakiben usulü eksikliklerin giderilmesi maksadıyla açılan dosya olup, kaldırma kararından sonra davacıya yemin deliline dayanması konusunda yapılan ihtara rağmen davacının, yemin metnini dosyaya sunup bu konudaki iradesini belirtmediğini, yeni dava dilekçesinde yemin deliline dayanmaktan vazgeçtiğini, bu hususun davacının var olduğunu iddia ettiği vakıalar ile mal ve hizmet alımının var olmadığına en büyük karine olduğunu, davacının itirazın iptali davasındaki iddialarını kanıtlayamadığını, davacı tarafça mal tesliminin kanıtlanamadığı gibi taraflar arasındaki ticari ilişkinin teklif aşamasıyla sınırlı kaldığını gösteren imzalı satış koşulları başlıklı adi yazılı belge dışında müvekkilini temerrüde düşürebilecek herhangi bir teslimin gerçekleştirilmemesiyle birlikte, ön satış protokolü niteliğinde bir sözleşme kaydı dahi bulunmadığını, hal böyle iken yerel mahkemece yapılan gerekli tüm inceleme ve araştırmalar neticesinde, taraflar arasında gerçekleşen hukuki geçerlilikte bir işlem bulunmadığının tespit edilerek iddia ve itirazların mesnetsiz olduğu kanaatiyle davanın reddine hükmolunması nedeniyle ıslah doğrultusunda sunulan yeni dava dilekçesinin kabul edilmesinin usul ve yasaya aykırılık oluşturacağını, faiz türünün değiştirilmesinin ıslah ile yapılamayacağını, ıslah dilekçesinin kabul edilmesinin davacılar lehine açıkça 6098 Sayılı TBK'nun 77. Maddesi gereği "Sebepsiz Yere Zenginleşmeye" yol açacağını, müvekkilleri adına geri dönüşü olmayan ağır mağduriyetlere yer vermemek adına ıslah dilekçesinin hükme esas alınmaması gerektiğini bildirmiş, ıslah talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davacının ıslah talebi, HMK'nun 180(1) maddesinde düzenlenen davanın tamamen ıslahı niteliğindedir.
HMK'nun 182(1) maddesinde, ıslahın davaya uzatma veya karşı tarafı rahatsız etmek gibi kötü niyetli düşüncelerle yapıldığının deliller veya belirtilerle anlaşılması halinde, mahkemenin, ıslahı dikkate almadan karar vereceği, ayrıca hakimin, kötü niyetle ıslaha başvuranı, karşı tarafın bu yüzden uğradığı bütün zararlarını ödemeye ve beşyüz Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar disiplin para cezasına makum edeceği düzenlenmiştir.
Islahtan önceki dava taraflar arasındaki ticari ilişkiden kaynaklanan cari hesap alacağının ödenmediği iddiası ile tahsili amacıyla davacı tarafça, davalı hakkında yapılan icra takibinde davalı tarafın icra dairesinin yetkisi ile borca ve ferilerine ilişkin itirazının iptali istemine ilişkin olup, ıslaha konu dava taraflar arasındaki aynı ticari ilişki nedeniyle davaya konu alacağın tahsili istemli olması nedeniyle her iki dava taraflar arasındaki aynı ticari ilişkinden kaynaklandığı gibi her iki davada, dava konu ve sebepleri aynıdır. Bunun yanında, itirazın iptali davasında talep edilen yabancı para alacağı miktarı ile ıslah dilekçesine konu davada da talep edilen yabancı para alacağı miktarı aynıdır. Ayrıca, itirazın iptali davasında yemin deliline dayanılmasına karşın ve kararın yalnız bu nedenle kaldırılmasına rağmen ıslah talebine konu yeni dava dilekçesinde yemin deliline dayanılmamıştır. Bunlarla birlikte her iki davada dayanılan ve toplanan deliller aynı olup, davacının, davalıdan alacağının bulunmadığının tespiti ile birlikte davanın reddine ve bundan kaynaklanan kötü niyetli olarak icra takibinde bulunması nedeniyle kötü niyet tazminatı ile sorumlu tutulmasına karar verilmesine rağmen davacının ıslah talebine konu davada, davayı kanıtlamaya yeter nitelikte dava dilekçesine ekli olarak hiçbir delil ve belge örneğinin sunulmadığı bellidir. Bütün bu belirtiler göz önünde tutulduğunda, davacının ıslah talebinin, önceki kararla hükmedilen kötü niyet tazminatının tahsilini engellemeye yönelik olarak kötü niyetli düşüncelerle yapıldığının anlaşılır olması karşısında HMK'nun 182(1) maddesi uyarınca, davacının ıslah talebinin reddine karar verilmiş, davalı tarafın ıslah talebi nedeniyle uğradığı bir zararın bulunmadığı göz önünde tutularak bu konuda bir hüküm kurulmamış ve taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu alacak miktarının büyüklüğü, hükmedilen kötü niyet tazminatı miktarı ile ıslah talebindeki kötü niyetli düşüncenin yoğunluğu dikkate alınarak, davacı tarafın beşbin Türk Lirası disiplin para cezası ile mahkumiyetine karar vermek gerekmiştir.
Davacı tarafın ıslah talebinin reddine karar verilmesinden sonra davacı tarafça başkaca bir talepte bulunulmaması üzerine davanın, itirazın iptali davası olarak görülmeye devam edilmesi ile birlikte kararın kaldırılmasından sonra düzenlenen tensip tutanağı ara kararı uyarınca verilen ihtarlı kesin süreye rağmen davacı tarafın yemin teklifinde bulunacaklarını bildirmemesi ve yemin metnini sunmaması karşısında davacı tarafın yemin deliline dayanmaktan vazgeçtiği kabul edilmekle birlikte İzmir Bölge Adliye Mahkemesi kararında belirtilen eksikliğin giderildiği dikkate alınarak, yeniden önceki gibi hüküm kurulmuştur.
Davaya konu icra dosyasında davacı, davaya konu sözleşmeden kaynaklanan alacağının tahsili için sözleşmeye ve ihtarnameye dayanarak davalı hakkında ilamsız icra yoluyla takip yapmış, ödeme emrinin tebliğinden sonra yasal süre içinde davalı adına vekili tarafından sunulan itiraz dilekçesi ile icra dairesinin yetkisine itiraz edilmekle birlikte borca ve ferilerine itiraz edilmesi nedeniyle davalı hakkındaki takip durmuştur. İtiraz dilekçesinin davacı tarafa tebliğ edilmemiş olması nedeniyle dava hak düşürücü süre içinde açılmıştır.
Davacının ticari şirket olmasına bağlı olarak tacir olduğu gibi davalının vergi dairesi ve ticaret odasından yapılan araştırmaya göre bilanço esasına tabi otomobil alım satım ticareti yaptığı, buna göre gerçek kişi tacir olduğu ve davanın her iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirdiği göz önünde tutularak davanın nispi ticari dava niteliğinin bulunduğu anlaşılmakla mahkememizin görevli olduğu belirlenmiştir.
İtirazın iptali davalarında icra dairesinin yetkisine itiraz edildikten sonra mahkemenin yetkisine itiraz edilmesi halinde İ.İ.K'nun 50. maddesi hükmü göz önünde tutularak öncelikle icra dairesinin yetkisine yönelik itirazın incelenmesi, takibin yetkili icra dairesinde yapıldığının belirlenmesi halinde icra dairesinin yetkisine yönelik itirazın iptaline karar verildikten sonra mahkemenin kendi yetkisini incelemesi gerekmektedir.
Yetkili icra dairesinde takip yapılması, geçerli bir icra takibinin varlığı yönünden zorunlu olup bu durum itirazın iptali davalarında dava şartlarından biridir. İcra müdürlüğünün yetkili olduğunu resen inceleme yetkisinin bulunmaması nedeniyle, bu dava şartı mahkeme tarafından resen gözetilmek zorundadır. Somut olayda, davalı tarafından gerek borca itiraz dilekçesinde icra dairesinin yetkisine, gerekse cevap dilekçesinde mahkemenin yetkisine itiraz edilmiştir.
Davalı tarafça icra dairesinin ve mahkemenin yetkisine itiraz edilmiş ise de her ne kadar davacı tarafça dava ve cevaba cevap dilekçelerinde davaya ve takibe konu alacağın taraflar arasındaki ticari ilişki ve bu çerçevede oluşan cari hesap ilişkisinden kaynaklandığının iddia edilmesine ve açıkça 16/07/2018 tarihli ön satış protokolü niteliğindeki sözleşmeden kaynaklandığının dile getirilmemesine karşın takip talebi ve buna bağlı olarak düzenlenen ödeme emrinde borcun sebebinin 16/07/2018 tarihli sözleşme ile 18/09/2018 tarihli ihtarname olarak gösterilmesi ve davalı tarafın cevap dilekçelerinde 16/07/2018 tarihli sözleşmeden söz ederek bu sözleşmenin varlığı ve içeriğine ilişkin bir inkarının bulunmadığı, yalnız fiili bir mal alımı ve teslimi yapılmadığını iddia ettiği gözönünde tutularak, taraflar arasındaki uyuşmazlığın 16/07/2018 tarihli sözleşmeden kaynaklandığı kabul edilmiş, buna göre somut uyuşmazlıkta İ.İ.K.'nun 50. maddesinin yollaması ile HMK'nun yetkiye ilişkin hükümlerinin icra dairesinin yetkisi yönünden uygulanmasının gerektiği gözönünde tutularak yetkili icra dairesi ve mahkeme belirlenmiş, bu kapsamda sözleşmenin içeriği ve niteliği dikkate alındığında somut uyuşmazlık için HMK'nun 6. maddesi uyarınca davalının yerleşim yeri ile HMK'nun 10. maddesinin uygulama yerinin bulunduğu, davalının yerleşim yeri adresinin Isparta olması yanında sözleşmenin yapıldığı yer ile ifa yerinin İzmir olup buna göre İzmir İcra Daireleri'nin yetkili olduğu anlaşılmakla davalı tarafın icra dairesinin yetkisine ilişkin olarak yaptığı itirazın iptaline, yine HMK'nun 6 ve 10.maddeleri göz önünde tutularak davalının yerleşim yeri adresinin Isparta olması yanında sözleşmenin yapıldığı yer ile ifa yerinin İzmir olup buna göre İzmir Asliye Ticaret Mahkemeleri'nin yetkili olduğu anlaşılmakla davalı tarafın gerek icra dairesinin gerekse mahkemenin yetkisine yaptığı itirazın haklı olmadığı dikkate alınarak mahkemenin yetkisine ilişkin yapılan itirazın da reddine karar verilerek dava esastan incelenmiştir.
Davacı taraf taraflar arasında 16/07/2018 tarihli bir sözleşme bulunduğu, bu sözleşmeye bağlı olarak taraflar arasında cari hesap ilişkisi oluştuğu ve cari hesaba göre davacı tarafın icra takibine ve davaya konusu kadar alacaklı olduğu iddiasındadır. Buna karşın davalı taraf 16/07/2018 tarihli sözleşme olarak iddia edilen anlaşmanın ön satış protokolü olduğu, sözleşme gereği davacı tarafça ödemelerin yapılmaması ve çeklerin verilmemesi nedeniyle sözleşmenin kendiliğinden geçersiz hale geldiği, davacıdan herhangi bir mal ve hizmetin alınmadığı, bu nedenle icra takibine dayanak olarak gösterilen faturanın düzenlenmesinin mümkün bulunmadığı ve bunların sonucunda davacıya hiçbir borcunun bulunmadığı iddiasını ileri sürmüş, tarafların iddialarına göre dosyaya sundukları deliller ile ticari defterleri üzerinde bilirkişi aracılığıyla yapılan inceleme sonunda tespit edilen kayıt ve belgeler dikkate alınarak uyuşmazlık çözülmüştür.
Tüm dosya kapsamı, davaya dayanak icra dosyası içeriği, toplanan ve taraflarca sunulan deliller, usul, yasa ve dosya kapsamına uygun gerekçeli, ayrıntılı, hükme ve denetime elverişli nitelikteki bilirkişi raporu ile; tarafların tacir olup taraflarca varlığı ve içeriği konusunda uyuşmazlık bulunmayan 16/07/2018 tarihli ticari emtianın davacı tarafça davalı tarafa satışı konusunda anlaştıkları, toplam tutarın 375.000,00-Euro olarak belirlendiği, her iki yanın imzasının bulunduğu, satış koşulları başlıklı adi yazılı belgede ise ödeme koşulları ve vadesi ile miktarlarının ve ürünlerin teslim tarihinin bu belgenin proforma fatura olarak beş gün süre ile düzenlendiğinin belirtildiği, buna karşın her iki tarafın bilirkişi tarafından incelenen ve lehlerine delil oluşturan usulüne uygun tutulmuş ticari defter ve kayıtlarında taraflar arasında bir ticari ilişki kurulduğuna dair bir kayıt ile bir cari hesap kaydının bulunmadığı, ön satış protokolü ve sözleşme kaydının dahi yapılmadığı, her iki tarafın defter ve kayıtlarında da herhangi bir mal ve hizmetin teslim edildiğine dair sevk irsaliyesi ve fatura gibi belgelere dayalı bir kayıt bulunmadığı gibi hiçbir ödeme kaydının da bulunmadığı, yine her iki tarafın ticari defterlerinde taraflar arasında herhangi bir alacak ve borç kaydının dahi yer almadığı, buna göre davaya dayanak edilen 16/07/2018 tarihli ön satış protokolü niteliğindeki yazılı anlaşmaya bağlı olarak taraflar arasındaki ticari ilişkinin sunulan teklifle sınırlı kalıp bunun ardından davacı tarafça davalı tarafa sözleşmeye konu mal tesliminin veya teslim konusunda davalıyı temerrüde düşüren bir işlemin yapılmadığı gibi davalı tarafça da satış koşulları başlıklı yazılı anlaşmada kararlaştırılan hiçbir ödemenin yapılmamış olduğu, her ne kadar davacı vekili tarafından daha önceki aşamalarda hiç dile getirilmemesine ve bu nedenle yapılan ön incelemede taraflar arasında uyuşmazlık konusu olarak tespit edilmeyen ve bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde iddialar dile getirilmiş ise de gerek bu iddiaların uyuşmazlık konusu olmaması davacı tarafın dava ve cevaba cevap dilekçesinde davasını ve icra takibini yalnız taraflar arasındaki sözleşmeye ve bu sözleşme kapsamında oluştuğunu iddia ettiği cari hesap ilişkisi ile icra takibine dayanak ihtarnameye dayandırmış olması karşısında dayanak belgeleri ve ticari defter ve kayıtlara göre taraflar arasındaki yazılı anlaşma çerçevesinde ticari ilişkinin bir teklif aşamasında kaldığı, başkaca bir aşamasının gerçekleşmediği, davacının sözleşmede cezai şart veya sözleşmeden dolayı zarara uğradığı iddiasına dayalı olarak tazminata dayalı bir talebinin bulunmadığı, makinaların imal edildiği ve yurt dışından getirildiği, bu nedenle davacının masraf yaparak davalının hakkı olmamasına rağmen sözleşmeyi feshetmesi nedeniyle davacının zarar ettiği iddia edilmişse de bu iddiaların dava ve uyuşmazlık konusu olmadığı gibi davacı tarafın satış koşullarında mal tesliminin Ekim 2018 tarihinde yapılacağının kararlaştırılmasına rağmen bu tarihte malı teslime hazır ettiğine ve davalıyı teslim almak konusunda temerrüde düşürdüğüne dair dosyaya hiçbir delil de sunmadığı, satış koşullarındaki yedinci maddenin işletildiğine dair de dosyaya bir delil sunulmadığı birlikte değerlendirildiğinde davacının icra takip tarihi itibariyle takibe ve davaya konu taraflar arasındaki ticari ilişki ve yazılı anlaşmaya bağlı olarak dava dilekçesinde iddia edildiği gibi bir cari hesap ilişkisi ve cari hesap alacağının bulunmadığı anlaşılmakla davanın ve bu hükme bağlı olarak davacı tarafın icra inkar tazminatı isteminin reddine, dava dilekçesinde dile getirilen dava nedenlerine göre davacı tarafın davalı taraftan ticari alışveriş ve cari hesap ilişkisinden kaynaklanan bir alacağının bulunmadığını bildiği halde bu nedenle alacağı varmış gibi davalı hakkında icra takibi yapmasında kötü niyetli olduğu dikkate alınarak davacı tarafın kötü niyet tazminatı ile sorumlu tutulmasına karar vermek gerekmiştir.
1.Davanın REDDİNE,
2.Davacı tarafın icra inkar tazminatı isteminin reddine,
3.Davalı tarafın kötü niyet tazminatı isteminin kabulü ile; takip konusu 1.051.435,00-TL üzerinden hesaplanan %20'si oranındaki 210.287,00-TL kötü niyet tazminatının davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
4.Davacı tarafın kötü niyetli ıslah talebi nedeniyle HMK'nun 182(1) maddesi uyarınca, 5.000,00 TL disiplin para cezası ile cezalandırılmasına,
5.Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40-TL harcın peşin yatırılan 17.378,05-TL harçtan indirilmesi ile geriye kalan 16.762,65 TL harcın isteği halinde davacı tarafa iadesine,
6.Davacı yararına A.Ü.T.T'nin 13 (1) maddesi uyarınca takdir edilen 154.520,00 TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
7.Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
8.Davalı tarafça yatırılan gider avansından harcama yapılmadığı ve bunun dışında da davalı tarafça yargılama gideri yapılmadığı dikkate alınarak bu konuda hüküm kurulmasına yer olmadığına,
9.6325 sayılı hukuk uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A (14) maddesi uyarınca 1.320,00-TL arabuluculuk ücretinden oluşan yargılama giderinin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
10.Taraflarca peşin olarak yatırılan gider avansından artan gider avansının HMK'nun 333. maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,
Davacı vekili ile davalı vekilinin yüzüne karşı HMK'nun 343 ve 345. maddeleri uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık kesin süre içerisinde Mahkememize veya Mahkememize gönderilmek üzere başka bir yer Asliye Ticaret Mahkemesi'ne verilecek bir dilekçe ile İzmir Bölge Adliye Mahkemesi'ne istinaf yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 10.09.2025 Başkan ...
(e-imzalıdır)
Üye ...
(e-imzalıdır)
Üye ...
(e-imzalıdır)
Katip ...
(e-imzalıdır)