Esas No
E. 2025/450
Karar No
K. 2025/816
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE

T.C.

İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO: 2025/450 Esas
KARAR NO: 2025/816
DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 12/05/2025
KARAR TARİHİ: 11/09/2025
DAVA:

Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında imza edilen emtia alım, satım ve adi ortaklık sözleşmesine binaen tarafların, sözleşmenin konusu ortaklaşa karar verilerek satın alınacak emtiaların adi ortaklık adına taraflardan birinin üzerine satın alınması veya satın alınan emtiaların daha sonra 3. kişi veya kurumlara toplu veya perakende olarak satılması işine ilişkin amacın yerine getirilmesi için yatırım yapması ve nakdi destek sağlanması konusunda davalı borçlunun, emtia alımı için araştırma, çevre sağlanması, danışmanlık ve ticari iş takibatı ile aracı danışmanlık işleri için ise müvekkilinin bedeni güç sarf etmesi hususunda anlaşmaya vardıklarını, sözleşmenin 2.1. maddesi ile müvekkilinin, her ne kadar sadece bedeni güç sarf etmesi hususunda taraflar arasında anlaşmaya varılmış ise de, sözleşmenin kurulmasından ayrı olarak 3.750.000,00 TL'yi nakden ve defaten davalıya geri ödenmek üzere ödünç olarak verdiğini, sözleşmenin 2.3. maddesi ile tarafların, kar bedelini diğer ortağa ödemek veya nakit olarak göndermek suretiyle araçların kendi uhdesinde kalmasını ve güncel satış fiyatı üzerinden aracın mülkiyetinin üstünde bırakılmasını talep edebileceklerinin, ancak davalıdan böyle bir talebin gelmesi halinde emtianın piyasa gerçek bedeline göre tespit edilecek kar bedelinin yarısının ve gerçek rayiç değerine göre ayrıca %10 satış komisyon bedelinin müvekkiline ödeneceği hususunda da anlaşmaya vardıklarını, müvekkilinin üzerine düşen edimleri eksiksiz şekilde ifa ettiğini, müvekkilinin araştırmaları ve sağlamış olduğu danışmanlık neticesinde geniş bir çevre edinildiğini, dolayısıyla müvekkilinin ortaya koyduğu bu çaba sayesinde alınacak bir çok emtianın bulunduğunu, bu emtiaların mülkiyetinin ise davalı tarafından talep edilmesi nedeniyle sözleşmeye derç olunan koşulla davalının üzerinde bırakıldığını, ancak davalının üstlenmiş olduğu edimleri ifa etmediğini, davalının ödünç olarak verilen 3.750.000,00 TL'yi müvekkiline geri ödemediğini, mülkiyeti davalı üzerinde bırakılan emtialar için kararlaştırılan kar bedeli ve komisyon bedelinin müvekkiline ödenmediğini, müvekkilinin bu bedellerin ödenmesini defalarca kez talep etmiş ise de, davalının ödeyeceği vaatleriyle 25.12.2023 tarihine kadar oyaladığını, taraflar arasında imzalanan 25.12.2023 tarihli "Borç Mutabakat Protokolü ve İbraname" ile davalının, adi ortaklık sözleşmesinin ifası amacıyla müvekkili tarafından kendisine ödünç verilen 3.750.000,00 TL'yi geri ödemediğini, iade etmediğini, ayrıca sözleşme maddelerinde belirtilen satış komisyonları ve kar bedelleri için toplam 350.000,00 TL'yi müvekkiline ödemediğini, açıkça kabul, beyan ve ikrar ettiğini, borcun ödenmemesi üzerine davaya konu icra dosyasıyla takibe geçirdiğini, davalı tarafından yetkiye, borca, borcun dayanağı olan protokoldeki imzaya, takibe, faize ve fer’ilere karşı süresi içerisinde itirazda bulunulması nedeniyle takibin durduğunu, davalının itiraz dilekçesinde, takip dayanağı belge, protokol, ibra ve saireden hiçbir haberinin olmadığını bildirmesine rağmen İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının ...soruşturma no'lu dosyasında kendisine zorla adi ortaklık sözleşmesinin imzalatıldığını beyan etmesi karşısında haksız ve kötüniyetli olarak itiraz ettiğinin apaçık ortada olduğunu, zorunlu arabuluculuk görüşmelerinden sonuç alınamadığını, yapılacak inceleme ile imzanın davalıya ait olduğunun ortaya konulacağını, davalının itirazının haksız ve kötü niyetli olduğunu bildirmiş, itirazın iptali ve takibin devamına, davalının, alacağın %20’sinden az olmamak üzere icra inkâr tazminatı ile sorumlu tutulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

SAVUNMA

Davalı cevap dilekçesinde; dava dilekçesine ekli belgelerin tebliğ edilmemesi nedeniyle cevap hakkını saklı tuttuğunu, davacının iddialarının haksız olup İzmir ilinde yaptıkları satışların hemen hemen tamamının İzmir Adliyesi yanında bulunan... Noter'de yapıldığını, davacı tarafından süreç içerisinde birçok gerçeğe aykırı beyan kullanılmış olmakla birlikte, davacının bu işlemleri yaparken birden fazla Devlet Kamu Kurum ve Kuruluşları'nın isimlerini zikretmekten bir adım geri durmadığını, yapacağı işlemlerde, Ticaret Bakanlığı'ndan onaylı yetki belgesi ve vergi levhası olmadığı gerekçesiyle davacıya ceza geldiğini, başkaca cezai işleme uğramamak adına ....Şirketi adında şirket açılışı yaptığını, şirketin açılışının ... adına yapıldığını, davacının, yeni şirket kurmasıyla birlikte otomotiv satış yetkisi almasının mümkün olmadığından bahisle, şahsına ait Vergi Levhası ve yetki belgeleri kullanarak işlemler yapıldığını, sözde icra daireleri ihalalerinden alınacak olan 238 adet aracın, şahsı adına temlik ile devredilmesini, araçların 80 tanesinin tarafına ait olduğu, kalanların davacı ve ...'a ait olduğu hususunda anlaşma sağlandığını, davacının tüm süreci büyük bir ustalıkla yönettiğini, güvenini kazandığını, son işlemlerin yapılacağı sırada İcra Müdürlüğü'nde evrakların tamamlanması gerektiğini beyan ederek adeta apar topar bir vaziyette tarafına takibe konu “Borç Mutabakatı ve İbraname” imzalatıldığını, davacının bu evrakları imzalatırken tonlarca evrak arasına ekleyerek okumasına fırsat vermeden bir an evvel belgelerin icra müdürülüğü'ne götürülmesi gerektiğinden bahisle imzalattığını, bu evrağın varlığının icra takibi ile öğrendiğini, Eİ Motorlu Kara Taşıtlarının Ticareti Hakkında Yönetmelikle getirilen kısıtlamaya takılmamak için davacının Ticaret Bakanlığı'ndan izin talebinde bulunduğunu, davacı ile yapılan ticarette şahsına ait olan şirket kullanıldığından itibar kaybına uğrayan ve alıcılara mağdur olanın kendisi olduğunu, öte yandan davacıya para vererek kendisi adına araç alması hususunda da konuşulduğunu, resmi ticaretin kendisi üzerinden dönmesi ile birlikte davacı tarafından aynı usul ve işlemlerle birden fazla kişinin dolandırıldığını öğrendiğini, bunun üzerine İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'na ... soruşturma numaralı dosyada davacı ve birlikte hareket ettiği şahıslar hakkında nitelikli dolandırıcılıktan dolayı suç duyurusunda bulunduğunu, kendisi dahil 60 kişiden fazla mağdur bulunduğunu, sözde sözleşmenin 25.12.2024 tarihinde imzalandığı iddia edilse de, bu sözleşmenin tarihinin boş bırakıldığının ve üzerine sonradan tarih atıldığının sabit olduğunu, birçok kişiye araç modelleri, markası, paketi vb. bilgilerin yazılarak şahsı üzerinden ilerletildiğini, serbest piyasada araç alım satım ticareti yaptıkları herkesin bu olaydan dolayı kendisini sorumlu tutmakta olup, tüm itibarının davacı tarafından yerle bir edildiğini, alıcı adaylarından toplanan paraların, ...'nün uhdesinde bulunduğunu, tüm tasarrufların ...'nün kendisinde bırakıldığını, ... tarafından birden fazla kişiye karşı borçlu konuma düşmesinden ziyade kendisinin de dolandırıcılık kastı ile imzalattığı, iradesini sakatladığı ticarete dayalı olarak tarafına icra takibi baştattığını, tüm bilgilerin savcılık dosyasında bulunmakta olup, davacının, kaçak konumunda olmakla beraber kendisine hiçbir suretle ulaşılamadığını, davacı hakkında Ticaret Bakanlığı İzmir İl Müdürlüğü'nce düzenlenmiş 22.06.2023 tarihli belgede, motorlu kara taşıtı alım satımı konusunda yetki belgesi olmadan faaliyet yürüttüğünün, satışlarda sahte belge kullandığının ve hakkında idari para cezası uygulandığının açıkça belirtildiğini, bu olayları 2023 yılı içinde olduğunu, 2024 yılında başka mağdurların bulunduğunu, dava konusu edilen protokolün, iradesini sakatlayacak şekilde dolandırıcılık kastıyla imzalatıldığını,

TBK'nun 26 ve 27.maddeleri ile Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 05.04.2023 tarihli, 2022/378 esas ve 2023/205 karar sayılı kararı uyarınca davacının eylemlerinin temelinde hile ve aldatmaya dayanması sebebiyle bahsi geçen sözleşmenin hukuka uygun bir sözleşme olmamakla birlikte hükümsüz bir sözleşme olduğunu, TBK'nun ilgili maddelerine göre, kurulduğu andan itibaren hiçbir hukuki sonuç doğurmayacağını, sözleşmenin, dolandırıcılık suçunun işlenmesinde adeta bir kılıf görevini üstlendiğini, suç işlenme kastı ile imzalatılan sözleşme ile başlayıp kendisinin açıkça mağdur edilmesi ile devam ettiğini, bu sebeplerle İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı ... soruşturma numaralı dosyanın bekletici mesele yapılmasını talep ettiğini, Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 28.09.2021 tarih, 2021/725 esas, 2021/1211 karar, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22.05.2013 tarih, 2012/11-1601 esas, 2013/752 karar, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.02.2012 tarih, 2010/1 esas, 2012/1 karar ve Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2023/1351 esas, 2023/3205 karar sayılı ilamları uyarınca sözleşmenin geçersiz olacağını bildirmiş, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının...soruşturma sayılı dosyasının bekletici mesele yapılmasına, davanın reddine, icra takibinin iptaline ve davacının % 20'den az olmamak üzere kötü niyet tazminatı ile sorumlu tutulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE

Dava; taraflar arasında imza edilen emtia alım-satım ve adi ortaklık sözleşmesinden doğan davaya ve icra takibine konu alacağın davalı tarafından ödenmesinin gerekmesine rağmen ödenmediği iddiası ile alacağın tahsili amacıyla davacının, davalı hakkında yaptığı icra takibinde, davalının, borca ve ferilerine ilişkin itirazının iptali istemine ilişkindir.

Davaya konu İzmir... İcra Müdürlüğünün... sayılı dosyasında; davacı, borç mutakabat protokolünden kaynaklandığını bildirdiği alacağının tahsili amacıyla davalı hakkında 10.01.2024 tarihinde ilamsız icra takibi yolu ile takip yapmış, ödeme emrinin davalıya 15.01.2024 tarihinde tebliğinden sonra davalı vekili yasal süre içinde sunduğu 15.01.2025 tarihli itiraz dilekçesinde, borca ve ferilerine itiraz etmesi nedeniyle icra takibi durmuştur. Ticari davalar, mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnız bir ticari işletme ile ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruptan oluşur.

Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın yasal düzenlemelerce ticari sayılan davalardır. Bu davalar TTK'nun 4(1), kooperatifler kanununun 99,

İİK'nun 154, Finansal kiralama kanununun 31, ticari işletme lehine kanununun 22. Maddelerinde sayılmış olup, bu nitelikteki davaların mutlak ticari dava sayılabilmesi için ilgili özel kanunlarda nitelendirilmesi ya da TTK'nun 4(1) maddesinde sayılmış olması yeterlidir. Nispi ticari davalar ise, her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili ve tarafların tacir olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır.

Uyuşmazlığın nispi ticari dava sayılabilmesi için bu iki koşulun birlikte varlığı zorunludur. Üçüncü grup ticari davalar yalnız bir tarafın ticari işletmesini ilgilendirilen havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Bu davalar TTK'daki yasal düzenleme gereği uyuşmazlığını bir yanı tacir olmasa dahi bir yanının tacir olması halinde ticari dava sayılmıştır. 6335 Sayılı Türk Ticaret Kanunu İle Türk Ticaret Kanunu'nun Yürürlüğü Ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun ikinci maddesi ile değişik TTK'nun 5(1) maddesi gereğince ticaret mahkemesi ticari nitelikli davalara ve çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlendirilmiş olup, buna göre Asliye Ticaret Mahkemesi ile diğer hukuk mahkemeleri arasındaki hukuki ilişki görev ilişkisidir.

Davanın, mutlak ticari dava niteliğinin bulunmaması halinde, nispi ticari dava niteliğinin bulunup bulunmadığının tespiti için, tarafların tacir veya esnaf olup olmadıklarının ilgili odalardan, temel hukuki ilişkiye ait vergi mükellefiyeti ile ilgili kayıtlarının vergi dairesinden sorularak tespit edilmesi ve alınacak cevaplara göre tacir veya esnaf olup olmadıklarının VUK'un 177.maddesi de dikkate alınmak suretiyle belirlenmesi usul ve yasa gereğidir.

Taraflar arasındaki temel hukuki ilişkinin, davalı tarafça sözleşmedeki imza inkar edilse de emtia alım-satım ve adi ortaklık sözleşmesinden kaynaklandığı, karşılıklı iddia ve savunmalar ile dosyada toplanan delillerle belirlidir. Adi ortaklık sözleşmelerinin TTK'da düzenlenmediği, Türk Borçlar Kanunun 620 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olması nedeniyle davanın, mutlak ticari dava niteliğinin bulunmadığı açıktır. Buna göre uyuşmazlığın, nispi ticari dava koşullarının varlığı halinde asliye ticaret mahkemesinde çözülmesi mümkün olup, nispi ticari dava niteliğinin tespiti konusunda müzekkereler yazılarak gerekli araştırmalar yapılmıştır. Davanın nispi ticari dava sayılabilmesi için,

TTK'nun 4(1) maddesi uyarınca; davacı ve davalı tarafın tacir olmaları ile birlikte uyuşmazlığın ticari işletmeleri ile ilgili bulunması zorunludur.

Davanın, ticari nitelikli dava olup olmadığı, TTK'nun 4.maddesinde gösterilen ilkelere göre belirlenecek olup, TTK'nun da görevin belirlenmesi ticari işletme esasına göre düzenlenmiştir. Ticari işletme TTK'nun 11(1).maddesinde açıklanmış, 12(1).maddesinde ise bir ticari işletmeyi kısmen de olsa kendi adına işleten kişinin tacir sayılacağı vurgulanmıştır.

Kanundaki düzenlemeler çerçevesinde tacir sıfatına bağlanan hüküm ve sonuçlar olup, bunlardan bazıları; iflasa tabi olmak, ticaret unvanı kullanmak, işletmesini ticaret siciline tescil ettirmek, gerekli ticari defter ve kayıtları tutmak, basiretli bir iş adamı gibi hareket etmek, ticari örf ve adetlere tabi olmak, kanunda öngörülen ihtar ve ihbar şekillerine uymak, ticari faiz ve giderler için faiz talep edebilmek, fatura vermek, ücret ve cezai şartın indirilmesini talep edememek, ticari satış ve mal değişiminde özel hükümlere tabi olmak, ticari işletme ile öngörülen iş ve hizmetlerde kararlaştırılmamış olsa bile ücret isteyebilmek, ticari iş karinesinden yararlanabilmek, faturaya ve teyit mektubuna süresinde itiraz etmemenin neticelerine katlanmak, ticari yargılamaya tabi olmak, ticari satış ve mal değişimine ilişkin özel hükümlerden yararlanmak, mal ve hizmet tedarikinde geç ödemenin özel sonuçlarından ve hapis hakkından yararlanmaktır.

Dosyada toplanan müzekkere cevapları ve belge örnekleri ile; davacı ve davalının tacir sıfatıyla ticaret sicilinde kayıtlarının bulunmadığı, davacının, esnaf sıfatıyla da esnaf odasında kaydının bulunmamasına karşılık davalının, oto galericilik ve oto kiralama mesleğiyle ilgili esnaf kaydının bulunduğu, davalının, 03.01.2018 tarihinde vergi mükellefiyeti kaydının açıldığı ve devam ettiği, gerçek usulde vergilendirmeye tabi olduğu, 1.sınıf tacir olduğu ve bilanço esasına göre defter tuttuğu, buna karşın davacının, 06.03.2023 tarihinde otomobillerin ve hafif motorlu taşıtlarının belirli bir mala tahsis edilmiş mağazalarda perakende ticareti faaliyet kodundan 06.03.2023 tarihinde işe başlama bildiriminde bulunmasına rağmen İnteraktif Vergi Dairesi üzerinden mükellefiyet tesisinde ilk yoklamada bulunamadığından aynı gün terk işleminin yapıldığı, vergi dairesince dosyaya sunulan müzekkere cevapları ile tespit edilmiştir.

Toplanan delil ve belge örneklerine göre; davalının, tacir olmasına ve davaya konu uyuşmazlıkla ilgili faaliyet gösteren bir ticari işletmesinin bulunmasına rağmen, davacının tacir veya esnaf sıfatıyla hiçbir vergi mükellefiyetinin ve çalışmasının bulunmadığı gibi ticaret odası ve esnaf odasına da hiç kayıtlı olmadığı, bunlarla birlikte davaya konu uyuşmazlıkla ilgili alanda veya başka bir alanda faaliyet gösteren bir ticari işletmesinin de bulunmadığı anlaşılmaktadır. Davacının tacir olmadığı gibi ticari nitelikli bir işletmesinin de bulunmadığı birlikte değerlendirildiğinde; taraflar arasındaki uyuşmazlığın, nispi ticari dava niteliğinin bulunmadığı açıktır.

TTK'nun 4(1) maddesi uyarınca mutlak ve nispi ticari dava niteliği bulunmayan uyuşmazlığın çözüm yerinin Asliye Ticaret Mahkemesi olmasının mümkün bulunmadığı, taraflar arasındaki uyuşmazlığı çözme görevinin,

HMK'nun 2.maddesi uyarınca asliye hukuk mahkemesine ait olup, mahkememizin görevsiz olduğu, dilekçeler teatisinin tamamlanmasından sonra taraflar arasındaki uyuşmazlığın niteliğinin, karşılıklı iddia ve savunmalarla belirlenip, mahkememizin görevsiz olduğunun anlaşılması karşısında HMK'nun 138(1).maddesi hükmüne uygun olarak yargılamanın sürüncemede kalmaması ve davanın kalan aşamalarına görevli mahkeme tarafından devam edilmesinin usul ve yasa gereği olması yanında, mahkemelerin görevinin dava şartlarından olması nedeniyle HMK'nun 115(1) maddesi uyarınca davanın her aşamasında resen gözetilmesi gerektiği, duruşma açılmaksızın ön incelemenin dosya üzerinden yapılarak dava şartları yönünden karar verilmesinin mümkün bulunması karşısında usul ekonomisi ve yargılamanın sürüncemede kalmaması açısından ön incelemenin dosya üzerinden yapılarak karar verilmesinin usul, yasa ve dosya kapsamına uygun olduğu dikkate alınarak, mahkememizin görevsizliği nedeniyle davanın dava şartı yokluğu yönünden usulden reddine, dosyanın görevli asliye hukuk mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerektirici nedenlerle:

1.Görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olması ve Mahkememizin GÖREVSİZLİĞİ nedeniyle HMK nun 114(1)/c maddesinin yollaması ile HMK nun 115(2) maddesi uyarınca davanın, dava şartı yokluğu nedeni ile usulden REDDİNE,

2.HMK'nun 20 (1) maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde ve yasal süre içinde istem halinde dosyanın görevli İZMİR ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ'ne GÖNDERİLMESİNE,

3.HMK'nun 331(2) maddesi uyarınca yargılama giderlerinin görevli mahkeme tarafından değerlendirilmesine,

4.HMK'nun 20(1) maddesi uyarınca kararın kesinleşmesinden sonra yasal süre içinde gönderme başvurusunun yapılmaması halinde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmek üzere dosyanın ele alınmasına,

Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nun 343 ve 345. maddeleri uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık kesin süre içerisinde Mahkememize veya Mahkememize gönderilmek üzere bulunulan yer ya da başka bir yer Asliye Ticaret Mahkemesi'ne verilecek bir dilekçe ile İzmir Bölge Adliye Mahkemesi'ne istinaf yasa yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 11/09/2025 Başkan ...

(e-imzalıdır)

Üye ...

(e-imzalıdır)

Üye ...

(e-imzalıdır)

Katip ...

(e-imzalıdır)

Karar Etiketleri
REDDİNE YARGITAYKARARI
© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog