5. Hukuk Dairesi 2024/11165 E. , 2025/8601 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen taşınmazın tapu kaydının mahkeme kararı ile iptalinden kaynaklanan zararın 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 1007 nci maddesi uyarınca tazminine ilişkin davada verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; bozma kararına direnilmesine karar verilmiştir.
Kararın davalılar vekillerince temyiz edilmesi üzerine, Dairemizce direnme kararının yerinde olmadığı gerekçesiyle, dosyanın Yargıtay Hukuk Genel kuruluna gönderilmesine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin direnme kararı üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından yapılan inceleme sonunda Dairemiz bozma kararı uygun bulunmuş, İlk Derece Mahkemesinin direnme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bozma ilâmına uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davaya konu İstanbul ili, ..., ... Mahallesi 13 10... parsel sayılı taşınmazın 65/100 hissesinin 08.06.2006 tarihinde ... (TMSF) adına tescil edildiğini, taşınmazın yüzölçümünün 70.286 m² olduğunu, dava konusu taşınmazın 23.10.2007 tarihinde kamu alacaklarının tahsilini teminen satışa çıkarıldığını ve davalılardan ...'ye ihale yoluyla 28.200.000,00 TL bedelle satılarak 23.11.2007 tarihinde davalı alıcı adına tapuya tescil edildiğini, tescil işlemi sonrası müvekkili TMSF tarafından yapılan çalışmalar kapsamında dava konusu taşınmazın aslında 81.511,94 m² olduğu bilgisine ulaşıldığını, davalı idare tarafından da hesaplama hatası yapıldığının yazılı olarak eski malik sıfatı ile müvekkili fona 21.03.2013 tarihinde tebliğ edildiğini, gönderilen yazıya göre alan hatası yapıldığını, bu hatanın parselin planimetre ile hesaplanan alan hatasından kaynaklandığını, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 41 inci maddesi gereğince düzeltmenin yapıldığını, sebepsiz zenginleşme ve kadastro müdürlüğünce yapılan hatadan dolayı müvekkilinin zarar gördüğünü ileri sürerek 11.225.94 m² taşınmazın fon payına düşen 65/100 pay karşılığı 7.296,86 m² yer bedeli olan 16.214.133,70 TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazın 65/100 hissesinin 23.10.2007 tarihinde davalı şirket tarafından 28.200.000,00 TL bedelle satın alınarak tapuda devir işleminin yapıldığını, taşınmazın alan düzeltme işlemi ile 81.511,94 m² olarak tescil edildiğini, davacının usulüne uygun olarak gerçekleştirilen satış ve tescil işleminden dolayı artık dava konusu taşınmazda hakkının olmadığını, hesaplama hatası nedeniyle sicile güvenen ve iyiniyetli olan davalı şirketin bundan yararlanması gerektiğini, hasar ve zararın sözleşme ile alıcıya intikal ettiğini, sebepsiz zenginleşmenin söz konusu olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
2.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; husumet ve esas yönünden davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 22.10.2020 tarihli ve 2020/28 Esas, 2020/372 Karar sayılı kararıyla amme alacaklarına mahsuben temlik edilen taşınmazın tasfiye amacıyla edinildiği, olması gereken gerçek bedel üzerinden değer belirlemesi yapılarak edinildiğinin hayatın normal akışına uygun olmadığı, bu hâliyle edinilen taşınmazın gerçeğe uygun bedel ile satılmış olması hâlinde amme alacağı karşılığının edinilebileceği gerekçesiyle davanın kabulü ile 16.214.133,70 TL'nin davalılardan 29.05.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin 22.10.2020 tarihli ve 2020/28 Esas, 2020/372 karar sayılı kararına karşı süresi içinde davalı ...
vekili ile davalı ... vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 28.01.2021 tarihli ve 2021/75 Esas, 2021/203 Karar sayılı kararıyla davalı Hazinenin tapu sicilinin doğru tutulmamasından dolayı oluşan zararlardan kusursuz sorumlu olduğu, ayrıca taşınmazın davalı şirket tarafından ihale ile satın alınmasından sonra, taşınmazda yüzölçümü hatasının tespiti ile satış sonrası tapu kaydının yüzölçümü bakımından düzeltildiği, satış sırasında taşınmaz yüzölçümünün daha az, düzeltim sonrası daha fazla olduğu anlaşıldığından taşınmazdaki gerçek alan farkının satış tarihindeki rayiç bedelinin yapılan bilirkişi hesaplamasıyla belirlendiği, bu durumda sebepsiz zenginleşen davalı şirketten belirlenen bedelin tahsiline dair karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davalıların istinaf başvurularının ayrı ayrı reddine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A
. Bozma Kararı
1.Bölge Adliye Mahkemesinin 28.01.2021 tarihli ve 2021/75 Esas, 2021/203 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili ile davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2.Dairemizce yapılan inceleme sonucunda; tapu işlemlerinin, kadastro tespiti işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden sıralı işlemler olduğu, tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğu, bu kayıtlarda yapılan hatalardan 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi anlamında Devlet sorumludur; ancak 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi kapsamında Devletin sorumluluğu için salt tapu sicilinin hatalı tutulması yeterli olmayıp, öncelikle bir zararın ve bu zararın tapu sicilinin tutulmasından doğması veya kaynaklanmasının gerektiği, oysa somut olayda tazminat isteğine dayanak dava konusu 146 parsel sayılı taşınmazın davacının elinden adına tescil edilen 70.286 m² yüzölçümüyle çıkmış olup, davacının 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi uyarınca tapu sicilinin tutulmasından doğan veya kaynaklanan bir zarar söz konusu olmadığı, öte yandan davacının dava konusu taşınmazın gerçek yüzölçümünden daha küçük yüzölçümü ile satmış olması nedeni doğmuş bir zarardan da bahsedilemeyeceği zira sadece dava konu taşınmazın ilk tespit malikinin taşınmazın gerçek miktarından daha az yüzölçümü ile tapuya kaydedilmiş olması ve daha küçük yüzölçümü ile satmış olması nedeniyle zararı olduğunun kabulu ile sebepsiz zenginleşme ilkesine dayanarak taşınmazı satın alan kişiye dava açma hakkı olduğu, davacının öncesinde mevcut haliyle taşınmazı devralıp aynı haliyle davalı şirkete satış yapılmış olması nedeniyle zararının oluşmadığı anlaşıldığından davalılar aleyhine açılan davanın reddi yerine yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmeyerek Bölge Adliye Mahkemesinin esastan ret kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı İlk Derece Mahkemesinin 21.04.2022 tarihli ve 2022/55 Esas, 2022/240 Karar sayılı kararı ile Yargıtay bozma kararına karşı direnilmesine karar verilmiştir.
C. Dairemizce Yapılan İnceleme Sonucu Dosyanın Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna Gönderilmesi Kararı
Dairemizce verilen bozma kararı usul ve kanuna uygun bulunmuş olup, Mahkemece verilen direnme kararının yerinde olmadığı anlaşıldığından, temyiz incelemesi yapılmak üzere dosyanın 6763 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesi ile değişik 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 373 üncü maddesinin beşinci fıkrası uyarınca yetkili ve görevli Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmiştir.
D. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 06.03.2024 tarihli ve 2022/5-1124 Esas, 2024/146 Karar sayılı kararı ile her ne kadar tapu işlemleri kadastro işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden sıralı işlemler olduğundan ve tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bu kayıtlarda yapılan hatalardan dolayı 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi anlamında Devletin sorumlu olacağı kabul edilmiş ise de bu madde kapsamında Devletin sorumluluğu için salt tapu sicilinin veya tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemlerinin hatalı olması yeterli olmayıp, öncelikle bir zararın ve bu zararın tapu sicilinin tutulması veya kadastro işleminden doğması veya kaynaklanması da gerektiği, oysa somut olayda 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesine dayalı tazminat isteğine dayanak dava konusu 13 10... parsel sayılı taşınmaz davacının elinden adına tescil edilen 70.286 m² yüzölçümüyle çıkmış olup, davacının anılan madde uyarınca tapu sicilinin tutulmasından doğan veya kaynaklanan bir zararının bulunmadığı, diğer yandan sebepsiz zenginleşmeden söz edilebilmesi için bir taraf zenginleşirken diğerinin fakirleşmesi, zenginleşme ile fakirleşme arasında uygun nedensellik (illiyet) bağının bulunması ve zenginleşmenin hukuken geçerli bir nedene dayalı olmaması gerektiği, somut olayda davacı TMSF'nin taşınmazı devir aldığı tarihte tapuda hangi yüzölçümü miktarıyla kayıtlı ise mülkiyeti devrettiği tarihte de aynı miktarla kayıtlı olması nedeniyle fakirleşme koşulunun davacı yönünden gerçekleşmediği, sadece dava konu taşınmazın ilk tespit malikinin gerçek miktardan daha az yüzölçümü ile taşınmazın tapuya kaydedilmiş olması ve daha küçük yüzölçümü ile satmış olması nedeniyle fakirleştiğinin kabulü ile sebepsiz zenginleşme ilkesine dayanarak taşınmazı satın alan kişiye dava açma hakkı bulunduğu belirtilerek Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesinin usul ve kanuna aykırı olduğu gerekçesiyle direnme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
E. İlk Dere Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Son Karar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacının bu taşınmaza eksik ve hatalı yüzölçümü ile kayıtlı iken malik olduğunu, aynı miktarda kayıtlı iken satmış ise de taşınmazı tapuda illiyeti bulunan hukuki işlemle edinen kimsenin tamamında hak sahibi hale geleceğini, diğer bir ifadeyle edindiği mülkiyet hakkının taşınmazın tapudaki yüzölçümü miktarıyla sınırlı olmayıp taşınmazın oluşturulan plana göre arzda kapladığı tüm alanı kapsadığını, taşınmaz satılmadan önce bu düzeltim yapılmış olsa idi doğru miktar üzerinden satışa çıkabileceğini ve daha fazla fiyata satılabilecekken hatalı yüzölçümüyle eksik miktar belirtilmek suretiyle satışa çıkarıldığından daha düşük bedelle satılmış olduğu için bir zarar meydana geleceğinin açık olduğunu, davacı bu taşınmazı, el konulan banka nedeniyle doğan fon alacaklarının tahsili ve kamu zararlarının karşılanması için getirilen hükümlerin sonucu olarak edinmiş olduğundan, taşınmazın satılması fonun alacaklı olduğu kişilerin borçlarının tasfiyesi amacını da taşıdığını bu nedenle taşınmaz satışı ile verdikleri zararların kısmen karşılanabilmiş olacağını ve o miktarda bu kişilerin borç miktarları da azalacağını, bu nedenle zararın önceki malik nezdinde doğduğunu ve fonun bir zarara uğramadığı şeklinde sonuca varılmasının somut olayın bu özelliğine de uygun düşmeyeceğini, davacının bu zararı nedeniyle hukukumuzda tanınan her iki yolu da kullanmak suretiyle dava açıldığını, bu yollardan birisini kusursuz sorumluluğu bulunan ... aleyhine, diğerini ise sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre taşınmazı satın almayla edinilmiş olan şirket aleyhine kullandığını, önceki hükümde direnilmiş olmasının isabetli olduğunu, davalılardan .... dava konusu taşınmazın alan hesaplamasında tapu alanıyla hesap alanı arasındaki ciddi bir fark olduğunu kabul ve ikrar etmek suretiyle durumu Kadastro Müdürlüğüne bildirdiğini, davalı şirketin sebepsiz zenginleştiğini, sebepsiz zenginleşme koşullarının oluştuğunu, illiyet bağının bulunduğunu, davalı idarenin de hatalı hesaplama nedeniyle sorumlu olduğunu, nitekim Yargıtay içtihatlarının da bu yönde olduğunu, kadastro ve tapu işlemlerinin bir bütün olduğunu ve Devletin sorumlu olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
2.Davalılar ... İnşaat San. ve Tiç. A.Ş. vekili temyiz dilekçesinde özetle; nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekirken maktu vekâlet ücretine hükmedilmediğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
3.Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekirken maktu vekâlet ücretine hükmedildiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe
1.Uyuşmazlık ve Hukukî Nitelendirme Uyuşmazlık, ... olarak 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi uyarınca tazminat istemine ilişkindir.
2.Değerlendirme
1.Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerin varlığı halinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen Mahkeme kararında ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı ve bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla davacı vekilinin tüm, davalılar vekillerinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
3.Dava tamamen reddedildiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 13 üncü maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca maktu vekâlet ücretine hükmedilmesi doğru olmakla birlikte ... aleyhine Devletin tapu sicilinin tutulmasından sorumluluğu hukuki nedenine, davalı ... aleyhine ise sebepsiz zenginleşme hukuki nedenine dayanılarak dava açıldığı ve davaların ret sebeplerinin de farklı olduğu gözetilerek davalılar yararına ayrı ayrı maktu vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğinin düşünülmemesi bozmayı gerektirir. Ne var ki bu yanılgının giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden İlk Derece Mahkemesi kararının düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.
VI. KARAR
1.Davacı vekilinin tüm, davalılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine,
2.Davalı idareler vekillerinin temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının 4 numaralı bendinde geçen ''Alınıp'' kelimesinden sonra gelmek üzere ''ayrı ayrı'' ibaresinin yazılması suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Davalı ...'den peşin alınan temyiz harcının istenildiğinde iadesine,
29.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.