13. Hukuk Dairesi
13. Hukuk Dairesi 2015/4808 E. , 2015/7008 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, kendisine ait olan aracının satışı için davalıya vekâlet verdiğini, davalının aracı 21.800 TL'ye noterde satışını gerçekleştirdiği halde satıştan elde edilen bedeli ödemediğini belirterek davalı aleyhine icra müdürlüğünde ilamsız takip yoluna başvurduğunu, ancak davalının borca itiraz ederek takibi durdurması üzerine itirazın iptali ile takibin devamı ve davacı lehine % 20'den aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesini istemiştir. Davalı, açılan davanın kötü niyetli, soyut, hukuki dayanaktan yoksun ve zamanaşımına uğradığını, araç bedelinin banka havalesi ile aracı galeri sahibine gönderildiğini savunarak davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, taraflar arasındaki ilişkinin vekâlet sözleşmesine dayanması ve bu sözleşmenin en önemli unsurları arasında yer alan vekilin talimata uygun hareket etme borcu ile özen borcu ve hesap verme borcu ilkeleri uyarınca davalının vekil olarak aracı 3. bir şahsa noter sözleşmesi ile resmi yolla satışını yapmasına rağmen bedelini davacıya ödemeyerek “vekil olarak hesap verme yükümlülüğünün” yerine getirilmemesi, zamanaşımı süresinin hesap verme tarihinden itibaren başlayacak olması nedeniyle dolmaması, taraflar arasındaki vekâlet ilişkisinin devam etmesi ve davalının da davacıya hesap verdiğini kanıtlayamaması gerekçeleriyle davanın kabulü ile itirazın iptaline, takibin 21.800,00 TL asıl alacak, 9.842,26 TL faiz alacağı olmak üzere toplam 31.642,26 TL üzerinden devamına, alacağın miktarı yargılamayı gerektirdiğinden icra inkâr tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir. Hüküm; davacı vekili tarafından alacağın likit olması ve İcra İflas Kanunu’nun 67. Maddesindeki şartların oluşmasına ve bu konuda talebin varlığına rağmen mahkemece icra inkâr tazminatı verilmemesinin yasaya aykırı olduğu belirtilerek temyiz edilmiştir. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 67.maddesinin 2.fıkrası hükmüne göre, icra inkâr tazminatına hükmedilebilmesi için; borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması yasal koşullardandır. Borçlunun itirazının kötüniyetli olması ise yasal koşul değildir. İcra inkâr tazminatı, aleyhindeki icra takibine itiraz eden ve işin çabuk bitirilmesine engel olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır. Bunlardan başka, alacağın likit ve belli olması da gerekir. Alacağın gerçek miktarı belli, sabit veya borçlu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurlar bilinmekte ya da bilinmesi gerekmekte, böylece borçlu tarafından borcun tutarının tahkik ve tayini mümkün ise; başka bir ifadeyle borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. Öte yandan, alacağın muhakkak bir belgeye bağlı olması da şart değildir. Açıklanan yasal kurallar ışığında takip konusu alacak değerlendirildiğinde, kabul edilen asıl alacak miktarı üzerinden icra inkâr tazminatına hükmedilmesi gerekir. Mahkemece yanlış değerlendirme sonucu, alacağın varlığı ve miktarı yargılamayı gerektirdiği ve şartları oluşmadığı gerekçesiyle bu istemin reddedilmiş olması bozma nedenidir. Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün düzeltilerek onanması 1086 sayılı HUMK’nun 438/7. maddesi gereğidir.