8. Hukuk Dairesi
8. Hukuk Dairesi 2014/26610 E. , 2016/6733 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Katkı Payı ve Katılma Alacağı
... ile ... aralarındaki katkı payı ve katılma alacağı davasının kısmen kabulüne dair ... Aile Mahkemesi'nden verilen ... sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili ve davalı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R
Davacı ... vekili, evlilik birliği içerisinde edinilen davalı adına kayıtlı bir adet araç ve taşınmazla ilgili olarak; taşınmaz yönünden fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmak suretiyle 30.000,00 TL'nin faiziyle, araç yönünden davalı adına olan tescilin iptali ile davacı adına tescili, mümkün olmadığı takdirde fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 7.000,00 TL'nin faiziyle davalıdan tahsilini istemiştir. Davalı asıl ..., kooperatif yoluyla edinilen taşınmaz yönünden davacının katkısının bulunmadığını, araç yönünden ise davacının sadece 1.000,00 TL katkıda bulunduğunu ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava konusu araç yönünden davanın kısmen kabulü ile toplam 464,00 TL katılma alacağının karar tarihinden itibaren faiziyle tahsiline, 2 nolu mesken yönünden taleple bağlı kalarak 30.000,00 TL katkı payı alacağının dava tarihinden itibaren faziyle davalıdan tahsiline ve fazlaya ilişkin hakkının saklı tutulmasına karar verilmiştir. Hüküm, süresi içerisinde araca ilişkin kısım yönünden davacı vekili ve tamamı yönünden davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1.Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine, takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davacı vekilinin tüm ve davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2.Davalı vekilinin 2 nolu meskene ilişkin temyiz itirazlarına gelince; Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 s.lı HMK 33 m). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, katkı payı alacak isteğine ilişkindir.
01.01.2002 tarihinden önce 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin (TKM) yürürlükte olduğu dönemde, eşler arasında yasal mal ayrılığı rejimi geçerliydi (TKM 170 m). TKM'de, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin düzenleme mevcut olmadığından, eşlerin bu dönemde edindikleri malvarlığının tasfiyesine ilişkin uyuşmazlık, aynı Kanun'un 5. maddesi yollamasıyla Borçlar Kanunu'nun genel hükümleri göz önünde bulundurularak "katkı payı alacağı" hesaplama yöntemi kurallarına göre çözüme kavuşturulacaktır. Zira Borçlar Kanunu, Medeni Kanunun tamamlayıcısı olarak kabul edilmiştir (eBK 544,
TBK 646 m). .//..
Mal ayrılığı rejiminde; eşler kendi malları üzerinde tasarruf yetkisine ve intifa hakkına sahiptir ve mallarının idaresi kendisine aittir (TKM 186/1 m). Her birinin malları, geliri ve kendi kazançları yine kendilerine ait kişisel mallarıdır (TKM 189 m). Kadın veya kocanın, diğerinin mal rejiminin devamı sırasında edindiği malvarlığına katkısı nedeniyle katkı payı alacağı isteyebilmesi için, mutlaka para ya da para ile ölçülebilen maddi veya hizmet değeriyle katkıda bulunması gerekir. Bu katkı, ziynet, miras veya bağış yoluyla elde edilen başka malvarlıklarının kullanılması ile toplu olarak yapılabileceği gibi, çalışan eşin gelirleriyle de yapılması mümkündür. Çalışarak, düzenli ve sürekli gelire (maaş, gündelik, kar payı vs gibi) sahip eşin, aksi kanıtlanmadıkça diğer eşin sahip olduğu malvarlığına yapabileceği tasarruf oranında katkıda bulunduğunun kabulü gerekir. Yargıtay'ın ve Dairemizin devamlılık gösteren uygulamaları da bu yöndedir.
Mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde edinilen tasfiyeye konu mala, eşlerin, hem başka malvarlıkları (ziynet, miras, bağış vs gibi) kullanılarak, hem de çalışma karşılığı elde ettikleri düzenli gelirleriyle katkıda bulunduklarının ileri sürüldüğü durumlarda; öncelikle, tasfiyeye konu malın edinildiği tarih itibarıyla başka malvarlıklarından elde edilen toplu para ile yapılan katkının, dava konusu malın bedelinin tamamı karşısındaki oranı saptanmalıdır. Bundan sonra da, kalan miktara her bir eşin çalışmaları ile elde ettikleri düzenli gelirleriyle katkıda bulunduklarının kabulü ile oranları ayrı ayrı belirlenmelidir. Buna göre, öncelikle toplu katkının satın alma tarihindeki parasal değeri ile tasfiyesi istenen malın hem edinme bedeli hem de dava tarihindeki sürüm (rayiç) değerleri ayrı ayrı tespit edilmelidir.
Dava konusu malvarlığına, başka malvarlıklarından elde edilen toplu para ile yapılan katkının dışında kalan bölümüne eşlerin çalışmaları karşılığı elde edilen düzenli gelirlerle yapılan katkı oranının belirlenmesi bakımından ise; öncelikle evlenme tarihinden, malın edinildiği tarihe kadar, eşlerin çalışma sürelerine ve gelirlerine ilişkin belgeler bulundukları yerlerden eksiksiz olarak getirtilmelidir. Çalışmanın sabit olunmasına rağmen, çalışılan bir kısım döneme ilişkin belgelere ulaşılamaması durumunda, ilgili meslek kuruluşlarından ve/veya bilirkişilerden o döneme ilişkin yaklaşık gelir durumu sorulup belirlenerek, malın edinildiği tarihe kadar ki eşlerin tüm gelirleri ayrı ayrı saptanmalıdır. Sonra, her bir eşin alışkanlıkları, ekonomik ve sosyal statüleri gözetilerek, kişisel harcamaları ile ayrıca kocanın 743 sayılı TKM'nin 152. maddesi gereğince evi geçindirme yükümlülüğü nedeniyle yapabileceği harcama kendi gelirlerinden düşülerek ayrı ayrı yapabilecekleri tasarruf miktarları tespit edilmeli, daha sonra her bir eşin tespit edilen tasarruf miktarının birlikte gerçekleştirdikleri toplam tasarruf miktarı içerisindeki oranı belirlenmelidir. Bulunan bu oranlar, eşlerin çalışmaları karşılığı elde ettikleri düzenli gelirleriyle tasfiye konusu malvarlığına yaptıkları katkı oranını göstermektedir.
Yukarıda açıklanan yöntemlerden yararlanılarak ayrı ayrı tespit edilen toplu para ve düzenli gelirlerle yapılan katkı oranları, birleştirmek suretiyle değerlendirilerek, tasfiyeye konu malvarlığının dava tarihindeki sürüm (rayiç) değeri ile çarpılmak suretiyle, her bir eşin katkı payı alacak miktarı bulunur. Açıklanan değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi için gerek görülmesi durumunda konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınmalıdır. Tasfiyeye konu birden fazla malın bulunması durumunda, her biri için aynı yöntem uygulanır.
Somut olaya gelince; taraflar, 28.06.1991 tarihinde evlenmiş; 27.07.2007 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, 02.07.2009 tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir (TMK 225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK'nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (743 sayılı TKM 170.m), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 sayılı yasanın 10, TMK 202/1.m). Tasfiyeye konu 2 nolu mesken eşler arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu 31.12.1998 tarihinde ferdileşme yolu ile tapuda davalı eş adına tescil edilmiştir. Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı bulunduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır (TMK 179.m). Mahkemece 02.06.2014 tarihli hesap bilirkişi heyeti raporu hükme esasa alınarak mesken yönünden katkı payı alacağına hükmedilmiş ise de; dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden söz konusu raporun yukarıda belirtilen ilke ve esaslara uygun olmadığı anlaşılmaktadır.
Raporda tarafların toplanan gelirlerine ilişkin evrakların yeterli olmadığı ve aksine kanıt bulunmadığından gelirlerinin eşit olduğunun kabulü ile davacı lehine katkı oranı belirlenmiş ve meskenin keşif tarihindeki değeri ile çarpılmak suretiyle katkı payı alacağı hesaplanmıştır. Dosya kapsamından davacı kadının ebe, davalı erkeğin ise 1997 yılına kadar Jandarma Astsubay olarak görev yaptığı, her iki tarafın görev yaptığı evlilik tarihinden taşınmazın edinildiği tarihe kadar olan yıllara ilişkin gelirlerini gösteren evraklar için yazılan müzekkerelere cevaben dosyada bir kısım evrakların bulunduğu gözetildiğinde gelirlerinin eşit olduğunun kabulü ve yine katkı payı alacağı hesaplamasında meskenin dava tarihi itibariyle değeri yerine keşif tarihi itibariyle değeri esas alınmasıda hatalıdır.
Mahkemece, yapılması gereken, dosya içindeki tarafların gelirlerini gösteren evraklarda gözetilerek yukarıda belirtilen ilkelere uygun bilirkişi heyeti raporu aldırılması ve katkı payı alacağının tespiti ile sonucuna göre bir karar verilmesi; davacının katkı oranının tespit edilememesi durumunda Mahkemece, TMK 4. ve TBK 50. madde uyarınca, hukuk ve hakkaniyete uygun bir katkı oranı takdir edilerek, talep miktarıda gözetilerek bu oranın meskenin dava tarihi itibariyle değeri ile çarpılması sonucu katkı payı alacağına hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda (2) nolu bentte gösterilen nedenlerle davalı vekilinin yazılı temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, davacı vekilinin tüm ve davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının yukarıda (1). bentte gösterilen nedenle reddine, davalı vekilinin vekalet ücreti ve yargılama giderlerine ilişkin temyiz itirazlarının bozma nedenine göre şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK'nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 25,20 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine ve 520,25 TL peşin harcın da temyiz eden davalıya iadesine, 13.04.2016 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
(Muhalif) KARŞI OY Dosya kapsamına, tarafların iddia ve savunmalarına, toplanan delillere, gelir durumlarına, hakkaniyet ilkelerine göre yerel mahkeme kararının onanması gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun bozma kararına katılmıyorum. 13.04.2016