Esas No
E. 2014/17637
Karar No
K. 2016/2614
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Gayrimenkul Hukuku

8. Hukuk Dairesi         2014/17637 E.  ,  2016/2614 K.

"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

DAVA TÜRÜ : Muhdesatın Tespiti

... ile ... ve müşterekleri aralarındaki muhdesatın tespiti davasının kısmen reddine ve kısmen kabulüne dair ...1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 25.03.2014 gün ve 661/83 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalılar ... ve ... tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR

Davacı vekili, taraflar arasındaki ortaklığın giderilmesi davasına konu 176, 94 ve 84 parsel sayılı taşınmazlar üzerinde bulunan fındıkların, 42 parsel üzerindeki garajın ve 56 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan samanlık, ahır, mısır ambarı ile murise ait eve yapılan değer arttıcı masrafların vekil edeni tarafından yapıldığının ve mülkiyetlerinin vekil edenine ait olduğunun karar verilmesini istemiştir. Davalı ... ve ... davanın reddine karar verilmesini savunmuş, diğer davalı ... savunmada bulunmamıştır. Mahkemece; davanın kısmen kabul kısmen reddi ile, 84 parsel sayılı taşınmaz ve 56 parsel sayılı taşınmazda bulunan samanlık, ahır, mısır ambarı yönünden açılan davanın reddine, 176 ve 94 parsel sayılı taşınmazlar üzerindeki fındık ağaçlarının, 42 parsel sayılı taşınmaz üzerinde yer alan garajın davacı tarafça meydana getirildiğinin tespitine, 56 parsel sayılı taşınmazda muristen kalan eski evin çatısındaki ve ev içerisindeki tadilatların davacı tarafça yapıldığının tespitine karar verilmesi üzerine; hüküm, davalılar ... ve ... tarafından temyiz edilmiştir.

1.Dosya kapsamına, dava evrakı ile yargılama tutanakları içeriğine, deliller değerlendirilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davalıların aşağıdaki bendin dışındaki temyiz itirazlarının reddine;

2.Davalıların dava konusu 56 parsel sayılı taşınmazda bulunan eve davacının yaptığı tadilatların tespitine ilişkin kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; a) Taşınmaz üzerinde daha önce mevcut bir muhdesata yeni bölümler ilave edilmesi, muhdesatın tamamlanması veya mevcut muhdesatın bakım ve onarımının yaptırılması bağımsız bir muhdesat meydana getirme niteliğinde olmayıp mevcut muhdesatın daha kullanılır hale gelmesini, bir başka deyişle muhdesattan sağlanacak faydanın artmasını sağlayan işlerdir. Bu işler için harcanan giderler de muhdesatın değerini arttıran faydalı ve zorunlu giderlerdendir. İyileştirici nitelikteki bu giderleri tek başına karşılayan taşınmaz malik ya da maliklerinin koşullarının varlığı halinde bu giderlerden paylarına düşen kısmını B.K.'nun 61 ve onu izleyen maddeleri hükmüne ve sebepsiz zenginleşme kurallarına göre açacağı eda nitelikli bir alacak davası ile taşınmazın diğer maliklerinden isteyebileceği kuşkusuzdur. İyileştirme giderlerini yapan malik ya da maliklerin taşınmazın ortaklığının satılarak giderilmesi ve muhdesattan yararlanmalarının son bulması ile istenebilir hale gelecek bu giderler için eda nitelikli alacak davası açma hakkı mevcut iken önceden bu iyileştirme giderlerinin tespitini dava etmekte hukuki yararı bulunduğundan söz edilemez. Hal böyle olunca, Mahkemece, dava konusu 56 parsel sayılı taşınmaz içerisinde muris Hüseyin Karaca'dan kalan eski evin çatısındaki ve ev içerisindeki tadilatların davacı tarafından meydana getirildiğinin tespitine karar verilmesi doğru görülmemiştir. b) Davalıların dava konusu 176 ve 94 parsel sayılı taşınmazlar üzerinde bulunan fındıklar yönünden kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3 maddesi hükmünde kadastro tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere karşı kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak dava açılamayacağı açıklanmıştır. Bu sürenin hak düşürücü nitelikte olduğu ve taraflarca öne sürülmese bile mahkemece kendiliğinden değerlendirileceği kuşkusuzdur. Toplanan delillerden davacı ve davalılar adına el birliği mülkiyet hükümlerine göre tapuya kayıtlı ve ortaklığın giderilmesi davasına konu olduğu belirlenen 176 ve 94 parsel sayılı taşınmazların “fındık bahçesi ve tarla” niteliği ile kayıtlı olduğu ve taşınmazın kadastro tespitinin 23.10.1989 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Şu halde, dava konusu fındık ağaçlarının kadastro tespit gününden önce meydana getirildiğinin belirlenmesi halinde davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verileceği tartışmasızdır. Ne var ki Mahkemece bu doğrultuda yeterince araştırma yapılmadığı için davaya konu edilen muhdesatlar ile tapu kaydında gösterilen muhdesatların aynı olup olmadığı anlaşılamamaktadır. Hal böyle olunca; öncelikle 176 ve 94 parsel sayılı taşınmazların kadastro tespit tutanağı ilgili Tapu Sicil Müdürlüğü'nden getirtilmeli, daha sonra taraf tanıkları hazır edilmek suretiyle az yukarıda açıklanan hukuki olgunun belirlenmesi açısından taşınmaz başında yeniden keşif yapılmalı, taşınmazlar üzerinde bulunan fındıkların hangi tarihte, kim tarafından, ne şekilde meydana getirildiği duraksamasız belirlenmeli, bunun sonucunda davada hak düşürücü sürenin gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılmalı, muhdesatın kadastro tespit gününden sonra meydana getirilen bölümleri var ise buna göre değerlendirme yapılmalı, muhdesatın belirli bölümünün tek başına meydana getirildiğinin davacı tarafça kanıtlanması halinde davanın sadece bu bölüm yönünden kısmen kabulüne karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir. Bundan ayrı; Mahkemece 04.11.2013 tarihinde yapılan keşifte hazır bulunan ziraat bilirkişi tarafından hazırlanan 02.12.2013 tarihli bilirkişi raporunda taşınmazların değeri belirtilmiş ise de, taşınmazlar üzerinde bulunan fındık ağaçların sayı ve nitelikleri belirtilmemiştir. 6100 sayılı HMK'nun 297/2 maddesi hükmünde taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi, infaza elverişli biçimde hüküm kurulması zorunludur. Kabulüne karar verilen dava konusu 176 ve 94 parsel sayılı taşınmazlar üzerinde bulunan fındık ağaçları yönünden, yaşı, cinsi ve sayısı gibi ayırıcı niteliklerine hüküm yerinde yer verilmeksizin infazda kuşku yaratır şekilde hüküm oluşturulması da isabetsiz olmuştur. ../.

SONUÇ: Yukarıda 2/a ve 2/b bentlerinde açıklanan nedenlerle davalılar ... ve ...'ın temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve kanuna aykırı bulunan hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, diğer temyiz itirazlarının 1. bentte yazılı sebeplerle yerinde görülmediğinden REDDİNE, taraflarca HUMK'nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 85,40 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davalılar ... ve ...'a iadesine, 18.02.2016 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

(Muhalif) KARŞI OY Dava, miras ortaklığına (TMK. m. 640/1) dahil olması sebebiyle elbirliği mülkiyeti hükümlerine tabi olan (TMK. m. 640/2)ve taraflar arasında derdest ortaklığın giderilmesi davasına konu edilen taşınmazlar üzerindeki yapı ve ağaç niteliğindeki muhdesatların davacı tarafından mirasçı/elbirliği maliki tarafından meydana getirildiğinin tespitine karar verilmesi talepli olarak açılmış bir tespit davasıdır. Dava beş parça taşınmaz üzerindeki muhtesatlara yönelik açılmıştır. Davalılar, muhtesatların davacı tarafından değil, ortak mirasbırakan tarafından meydana getirildiğini savunarak,davanın reddini istemişlerdir. Mahkemece, 176 ve 94 parsel sayılı taşınmazlar üzerindeki fındık ağaçları ile 42 parsel üzerindeki araba garajı niteliğindeki yapının ve 56 parsel üzerindeki eski evin çatısı ile bu eve yapılan tadilatların davacı tarafından meydana getirildiğinin tespitine; 84 parseldeki muhtesata ve 56 parseldeki samanlık,ahır ve mısır ambarına yönelik tespit talebinin reddine karar verilmiştir. Hükmü davalıların bir bölümü temyiz etmiştir. Çoğu zaman bir davada, davacının hukuki yararı, aynı zamanda davadaki menfaatini de oluşturur.Bu davadaki hukuki yarar; taraflar arasına derdest bir ortaklığın giderilmesi davasının bulunması, bu davada taşınmazın satış bedelini etkileyen taşınmaz üzerindeki muhtesatın aidiyeti konusunda, paydaşlar/elbirliği malikleri arasında bir çekişme bulunması ve bu çekişmenin o mahkemece "ön sorun (HMK.m.163-164)" olarak çözümlenemeyecek nitelikte olması ve bu durumun o mahkemece bekletici sorun (HMK.m.165) yapılmış olmasıdır. Olumlu tespit kararı alan davacı, bu ilamı ortaklığın giderilmesi davasında ibraz ederek, ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verildiği takdirde; satış parasından sadece miras payı oranında değil, ayrıca tespit ilamına konu muhtesatın bedelinin sadece kendisine verilmesini de sağlayabilecek; böylece satış parasında daha fazla pay alabilme imkanına sahip olabilecektir. Açıklanan bu imkan ise, davacının tespit davası açmadaki "dava menfaati"ni oluşturacaktır. Burada “muhtesat” deyimi ile anlatılmak istenen; taşınmazın dikey ve yatay kapsamında (TMK.md.718) kalan, bir şekilde taşınmazla bağı bulunan ve taşınmaz değerini arttırıcı nitelikteki ekonomik bir değer taşıyan sonradan meydana getirilmiş maddi unsurlardır. Bunlar taşınmazın üstünde olabileceği gibi, altında da olabilir. Yine, muhtesat eşya olarak “bütünleyici parça (TMK.md.684)” veya “eklenti (TMK.md.686)” niteliğinde de olabilir. Muhtesat tespiti davası bakımından önemli olan, bu maddi unsurların ana taşınmazla ekonomik bir bütünlük gösterip ana taşınmazla birlikte satılacak ve satış değerini arttırıcı etki yapacak nitelikte olmasıdır. Ancak bu nitelikteki muhtesatların bu davaya konu edilmeleri mümkün olup; aksi halde tespitte hukuki yarar olmayacaktır. Bu muhtesatlar, genellikle arz üzerindeki yapı, dikili ağaçlar ve diğer bitkilerdir. Kural olarak bunlar, üst toprağa tabidir (superficies solo cedit) ilkesi gereğince; toprağın mülkiyetine ve onun akıbetine tabi olacak; bağımsız biçimde mülkiyet hakkına konu olmayacaktır. Bu nedenle, muhtesat tespitinde mülkiyet hakkının tespitine karar verilemez. Ancak, paylı mülkiyette hangi paydaş(lar)ın, elbirliği mülkiyetinde ise miras ortaklığına dahil terekedeki malın mahkemeden satışı yapılmak suretiyle paylaşılmasında, hangi mirasçı(lar)ın, muhtesatı meydana getirdiği ve sebeple satış parasında payı dışında ayrıca hak sahibi olacağının tespitine karar verilmesi gerekir. Tespit davaları konusunda önceki Usul Kanunu'nda (HUMK) genel bir düzenleme bulunmamakla birlikte; ancak öğreti ve yargısal içtihatlarda oybirliği ile hukukumuzda açılabileceği kabul edilmişken; 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)'nda açıkça düzenlenmiştir (HMK.md.106). Buna göre; tespit davaları bir hukuki ilişkinin (hakkın) var olup olmadığının ya da bir belgenin sahte olup olmadığının mahkemece belirlenmesini talep eden davalardır. Bir tespit davasının dinlenebilmesi için öncelikle kanunda belirtilen istisnalar dışında davayı açanın bu davayı açmakta “güncel bir yararı” bulunmalıdır. Buna “hukuki yarar” şartı denilmektedir. Hukuki yarar şartı kapsamında kabul edilmesi gereken bir husus, kanunda açıkça yer almamakla birlikte, gerek içtihatlarla gerekse öğretide kökleşmiş olan, “eda davasının mümkün olduğu hallerde kural olarak tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı” hususudur (Y.HGK'nun 06.10.2004 T.2004/7-411 Esas 2004/477 Karar sayılı kararı; Baki Kuru-Ali Cem Budak, Tespit davaları, 2010, sh.127). Tespit davasının koşulları yönünden muhtesat tespiti davaları için aşağıdaki değerlendirmeler yapılabilir: (1) Muhtesatın tespitinin istenebilmesi için öncelikle paylı mülkiyete veya miras ortaklığına(terekeye) dahil taşınmaz veya taşınmazalar için açılmış “satış suretiyle ortaklığın giderilmesi davasının mevcut olması, (2) bu ortaklığın giderilmesi davasında satış suretiyle ortaklığın giderilmesine karar verilmeden önce bir muhtesat uyuşmazlığı çıkarılmış ve bu uyuşmazlığın davanın taraflarının tamamının anlaşmasıyla giderilememiş olması, (3) ortaklığın giderilmesi davasında anlaşılamaması durumunda mahkemece muhtesat için hak iddia eden taraf(lar)a bu konuda asliye hukuk mahkemesinde dava açma konusunda süre verilmesi ve bu konunun bekletici sorun yapılması (HMK. md.165/2) gereklidir. Öyleyse, ortaklığın giderilmesi davasında satış suretiyle ortaklığın giderilmesine karar verilmiş ise- satış henüz yapılmamış olsa bile- muhtesat tespiti davasının artık dinlenmesinde hukuki yarar kalmayacaktır. Zira, artık hak iddia edenin genel hükümlere dayalı (sebepsiz zeginleşme, TBK.md.77 vd.) bir eda davası açma imkanı devreye girecektir). Ayrıca, paydaş veya miras ortağı olmayanın (üçüncü kişilerin) ortaklığın giderilmesi davasında taraf sıfatı olmayacağından; muhtesat tespiti davası açma hakkının da bulunmadığının da kabulü gerekir. Bu konuda Kamulaştırma Kanunu’nun 19.maddesine 2004 yılında eklenen “… Başkası adına tapulu, sahipsiz ve/veya zilyedi tarafından iktisap edilmemiş yerin kamulaştırmasında binaların asgarî levazım bedeli, ağaçların ise 11'inci madde çerçevesinde takdir olunan bedeli zilyedine ödenir…” şeklindeki 12.fıkra hükmü uyarınca başkasının arazisine “haksız inşaat (TMK.md.722 vd.) yapan zilyedin de istisnaen bu kamulaştırma işlemine tabu tutulmuş taşınmazdaki muhtesatın tespiti için dava açabileceğini de kabul etmek gerekir. Diğer yandan, tespit davası mülkiyet hakkına dayalı bir dava niteliğinde değildir. Bu tespit davasında, tespiti istenilen husus bir hak olmakla birlikte, "alacak hakkı" niteliğinde bir kişisel haktır. Bu alacak hakkının ileri sürülmesi 3402 sayılı Kanun'un 12/3. maddesindeki (10) yıllık hak düşürücü süreye tabi değildir. Hak düşürücü süreye tabi olan husus bu alacak hakkına temel teşkil eden muhtesatın (evin) 3402 sayılı Kanun'un 19/2. maddesi uyarınca tutanağın ve kütüğün beyanlar hanesine gösterilmesi (şerhi) hususudur. Muhdesatın tapu kütüğünün beyanlar hanesine şerh edilmemesi, hakkın düşmesine yol açmaz. Ancak şerh edildiği takdirde şerh sahibi lehine güçlü bir karine yaratır. Kuşkusuz, karinenin aksinin kanıtlanması mümkündür. Nezdinde yukarda açıklanan nitelikte bir muhtesat tespiti davası açılmış olan asliye hukuk mahkemesi; yukarda açıklanan şekilde güncel hukuki yararın bulunup bulunmadığını bir dava şartı olarak inceleyecektir. Mahkeme hukuki yararın varlığını, davanın tüm aşamalarında, nihai kararın verilmesine kadar gözetecektir. Mahkeme usul hukuku yönünden yapacağı bu incelemeden sonra, hukuki yararın mevcut olduğu sonucuna varır ise; maddi hukuk yönünden incelemeye girişecek, bu amaçla tahkikat aşamasında gösterilen delilleri toplayıp, gerekirse keşif ve bilirkişi incelemesi de yapacaktır. Muhtesat tespiti davası ayni nitelikte, bir başka deyişle mülkiyet hakkına yönelen bir dava değildir. Bu dava kişisel hakka yönelik bir dava olup; konusu güncel hukuki yarar bulunmak koşuluyla,kişisel hakkın varlığının tespitine karar verilmesidir (HMK.m.106/1). Bu kişisel hakkın ileri sürülmesi 3402 sayılı Kanun'un 12/3. maddesindeki (10) yıllık hak düşürücü süreye tabi değildir. Hak düşürücü süreye tabi olan husus, bu kişisel hakka temel teşkil eden muhtesatın 3402 sayılı Kanun'un 19/2. maddesi uyarınca tutanağın ve kütüğün beyanlar hanesine gösterilmesi (şerhi) hususudur. Muhdesatın tapu kütüğünün beyanlar hanesine şerh edilmemesi, hakkın düşmesine yol açmaz. Ancak şerh edildiği takdirde şerh sahibi lehine güçlü bir karine yaratır. Kuşkusuz, karinenin aksi kanıtlanabilir. Bu nedenle, kadastro tespitinden önce mevcut olduğu halde, muhtesatın tutanağın ve kütüğün beyanlar hanesinde gösterilmemiş ve kadastro işleminin kesinleşmesinden itibaren 3402 Sayılı Kanun'un 12.maddesindeki 10 yıllık hak düşürücü süre geçirildikten sonra tespit davası açılmış olması; açılan tespit davasının hak düşürücü süre yönünden reddini gerektirmez. Bu durum olsa olsa, tapu kayıt maliki lehine aksi kanıtlanabilen güçlü bir karine oluşturur. Ayrıca kadastro tutanağında belirtilmiş olan taşınmazın niteliği (vasfı) da, kayıt maliki lehine, muhtesatın ona ait olduğu konusunda güçlü bir karine yaratacağı da göç önünde tutulmalıdır. Kanımca, tespit davasının mülkiyet hakkına ilşikin bir dava olmamasının sonucu olarak; muhtesatın kendi başına bağımsız bir bütünlüğünün bulunması da gerekli değildir. Bu bakımdan bağımsız bir bütünlüğü olmamakla birlikte, taşınmazın bizzat kendisine veya üzerindeki yapı, bitki, ağaç gibi unsurlara yapılan ve satış parasına arttırıcı etkide bulunacak nitelikteki tadilat/yenileme/zenginleştirme faaliyetlerinin de tespit edilmesi ve olası satış parası içindeki yansıma miktarının oransal olarak gösterilmesi ve bunun tespiti de mümkün olmalıdır. Bu nedenle bütün bu tadilat/yenileme/zenginleştirme faaliyetlerinin tespit edilip, satış parasına yansıma durumunun kararda oransal olarak gösterilmesi suretiyle tespit kararı verilmesi de mümkün olmalıdır. Ayrıca, "kapama bahçe" niteliğinde olduğu iddia edilen taşınmaz bu nitelikteyse; üzerindeki bitkilerin (ağaçların) cins, nitelik ve sayı olarak tanımlanmak suretiyle tespiti gerekmez. Zira, kapama bahçelerdeki bitkilerin satış bedeline yansıması; taşınmazın üzerindeki bitkisiz değeri ile bitkili haldeki -kapama olmuş niteliği- arasındaki değer farkı olacaktır.Bu durumda, taşınmaz üzerindeki muhtesatların genel olarak cinslerinin belirtilmesi ile yetinilmesi; eğer taşınmaz bölümsel olarak farklı cinste bitkilerle kapanmışsa, bunların kapladığı alanın krokiye bağlanarak gösterilmesi suretiyle tespit kararı verilmesi gerekecektir. Mahkemece, 56 parsel üzerindeki eski evde ,davacı tarafından önemli tadilatlar yapıldığının mahkemece tespitine karar verilmiş ise de,bu şekildeki tespit hükmü, ortaklığın giderilmesi davasına etkileyebilecek nitelikte, bir başka anlatımla HMK.297/2.madesinde .../. gösterilen niteliğine uygun olarak hükmedilmemiştir. Mahkemece bu tadilatlar yönünden yapılması gereken işlem; yeniden keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmak suretiyle,yapılan tadilatların neler olduğunun ve bunların olası satış bedeline yansıma oranının belirlenmesi ile bu oranın tespitine karar vermek olmalıdır. Açıklanan nedenlerle, Değerli çoğunluğun bu yöne (56 parsele) ilişkin bozma sonucuna katılmakla birlikte; bozma gerekçesinin açıkladığım yönde olması gerektiği görüşündeyim. Yine, yukarda açıkladığım nedenlerle; çoğunluğun 176 ve 94 parsellerle ilgili bozma sonucuna katılmakla birlikte; "hak düşürücü süre değerlendirilmesi yapılması" ve taşınmazların "kapama fındık bahçesi" niteliğinde olmaları nedeniyle taşınmaz üzerindeki fındık ağaçlarının davacı tarafından meydana getirildiğinin tespitine şeklindeki hüküm tarzı yeterli gördüğümden; "fındık ağaçlarının sayı ve niteliklerinin belirlenmesi suretiyle hüküm kurulması gerektiğine" değinen bozma gerekçesine katılmıyor; hükmün diğer bölümlerine ilişkin temyiz talebinin reddine ilişkin karara ise katılıyorum.

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.