13. Hukuk Dairesi
13. Hukuk Dairesi 2015/41193 E. , 2016/4514 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili; müvekkilinin, dar gelirli aileleri konut edindirme projesinden yararlanmak için davalı belediyeye yaptığı başvurunun kabul edildiğini ve yapılan noter çekilişi ile 186 m² yüzölçümlü arsa tahsisinin yapıldığını, ancak satış bedelinin müvekkilince taksitler halinde ödenmesine rağmen, davalı belediyenin arsa tahsislerini iptal ettiğini, akabinde ise bölgenin imar planının değiştirildiğini, bu nedenlerle arsanın devrinin talep edilmesinin imkânsız hale geldiğini ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, müvekkiline tahsis edilmiş olan 186 m² lik arsanın dava tarihindeki rayiç değerinden şimdilik 10.000 TL'sinin dava tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsilini talep etmiş, 25.03.2015 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 84.600,00 TL’ye çıkarmıştır. Davalı davanın reddini dilemiştir. Mahkemece; davanın kabulü ile, ıslah dilekçesi de dikkate alınarak 84.600,00 TL’nin dava dilekçesinde belirtilen 10.000,00 TL’sinin dava tarihinden, bakiye 74.600,00 TL’ye de ıslah tarihi olan 25.03.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1.Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının aşağıdaki 2. bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2.Davacı vekili eldeki dava ile dar gelirli aileleri konut edindirme projesinden yararlanmak için müvekkili tarafından davalı belediyeye yapılan başvurunun kabul edildiğini, yapılan noter çekilişi ile 186 m² yüzölçümlü arsa tahsisinin yapıldığını, satış bedelinin müvekkilince taksitler halinde ödenmesine rağmen, davalı belediyenin arsa tahsislerini iptal ettiğini, akabinde ise bölgenin imar planının değiştirildiğini, bu nedenlerle arsanın devrinin talep edilmesinin imkânsız hale geldiğini ileri sürerek; müvekkiline tahsis edilmiş olan 186 m² lik arsanın, ıslahen, rayiç değeri olan 84.600,00 TL’nin faizi ile birlikte tahsilini talep etmiş, davalı vekili; davacının alacağının rayiç bedel üzerinden değil denkleştirici adalet ilkelerine göre ödenmesi gerektiğini, müvekkili belediyenin yargı kararları çerçevesinde ödeme yapma çağrılarına rağmen başvuruda bulunmayan davacının kötüniyetli olarak dava açma yoluna gittiğini savunarak davanın reddini dilemiştir. Mahkemece; bilirkişi raporu hükme esas alınarak; dava konusu taşınmazın imar tadilatı nedeni ile davacıya yapılan tahsisin ifasının imkansız hale geldiği, ifanın imkansızlığının davacıya tebliğ tarihindeki taşınmazın rayiç bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir. Davalı belediyenin, arsa vasfındaki taşınmazını, konutu olmayan ihtiyaç sahibi kimselere 775 sayılı yasa hükümleri çerçevesinde tahsis etmek amacıyla 17.03.2003 gün ve 1095 ile 1096 sayılı, 27.01.2004 gün ve 106 sayılı, 12.03.2004 gün ve 335 sayılı Encümen kararlarını aldığı, bu nedenle davalı belediyeye başvuran davacıya 180 m² yüzölçümlü arsanın tahsis edilerek 17.12.2003 tarihli “Nüve Konutlar Arsa Tahsis” sözleşmesinin imzalandığı, akabinde davacının satış bedelini taksitler halinde davalı belediyeye ödemeye başladığı, ancak davalı belediye encümeninin kararıyla davacıya tahsis edilen arsanın da aralarında bulunduğu bir kısım arsalara ilişkin tahsis işlemlerinin iptaline karar verildiği, dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Buna göre taraflar arasındaki uyuşmazlık; davalı Belediyenin maliki bulunduğu taşınmazı 775 sayılı Gecekondu Kanunu'nun 25 ve 26. maddeleri uyarınca davacıya satışına ilişkin sözleşmeden kaynaklandığı anlaşılmaktadır.Taraflar arasında yapılan satış sözleşmesi geçerlidir ve geçerli sözleşmenin ifa edilmemesi nedeniyle davacı, satış bedelini ödediğini ispat etmek koşuluyla taşınmazın ifasının imkânsız hale geldiği tarihteki rayiç değeri isteyebilir. Bu nedenle mahkemenin davacının tahsis edilen arsanın rayiç değerini isteyebileceği yönündeki değerlendirmesi yerindedir. Ne var ki; Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2014/21242E-2015/8377K sayılı onama ilamında, onanmasına karar verilen mahkeme kararında, 2014/12104E-2015/2379K, 2014/14173E-2015/2378K, 2014/10574E-2015/2191K, 2014/10577E-2015/2193K, 2014/10604E-2015/2676K, 2014/10575E-2015/2192K, 2014/10594E-2015/2194K, 2014/10607E-2015/2195K, 2014/10736E-2015/2677K, 2014/12074E-2015/2377K, 2014/12075E-2015/2196K, 2014/12118E-2015/2374K, 2014/12106E-2015/2197K, 2014/12117E-2015/2678K, 2014/15434E-2015/2680K, 2014/15433E-2015/2679K, 2014/15435E-2015/2198K, 2014/15436E-2015/2681K, 2014/15437E-2015/2682 K sayılı düzelterek onamaya ilişkin ilamlarında, düzeltilerek onanmasına karar verilen mahkeme kararlarında hükme esas alınan bilirkişi raporları incelendiğinde; davalı belediye tarafından tahsisleri yapılan ve Gaziantep İli Bağlarbaşı mahallesi 259/1 parselde kayıtlı iken imar uygulaması sonucu 259/2, 209/2, 246/2, 213/4 ve 214/4 numaralı parsellere dönüşen alanda bulunan arsaların ifasının imkansız hale geldiği tarih olarak belirlenen 2009 yılında metre kare değerinin 300,00 TL, 2010 yılında ise 320,00 TL olarak belirlendiği görülmüştür. Somut uyuşmazlıkta ise; hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davaya konu yerin ifasının imkansız hale geldiği tarih olan 21.12.2009 tarihindeki metrekare değerinin 470,00 TL olarak tespit edildiği anlaşılmaktadır. Bununla birlikte, davalı belediye tarafından tahsisi yapılan ve dosya kapsamından aynı yerde bulunduğu anlaşılan arsaların metrekare değerleri arasında bu denli bir fark bulunmasının nedenlerinin raporda ve mahkeme gerekçesinde açıklanmadığı, böylece davalı tarafından tahsisleri yapılan arsaların metrekaresine, ifanın imkansız hale geldiği benzer tarihlerde, farklı değerler biçilerek, neticeten ulaşılacak olan rayiç değerde belirgin bir farklılık oluşturulduğu görülmüştür. Diğer yandan bilirkişiler 2009 yılında arsanın rayiç değerini 84.600,00 TL olarak belirlemişler ancak, davacının ödeme yaptığı 2003-2004 yıllarından sonra geçen 6 yıllık süreçte arsanın değerinde bu oranda artış olmasına neden olan olayların sebeplerini raporda açıklamamışlardır. HMK'nın 266 ve devamı maddeleri uyarınca çözümü özel ve teknik bilgiyi gerektiren hallerde hakim, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Bilirkişi raporunu hazırlarken, raporun dayanağı olan somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorundadır. Bilirkişi raporu Yargıtay denetimine elverişli olacak şekilde bilgi ve belgelere dayanan gerekçe ihtiva etmelidir. Ancak, bu şekilde hazırlanmış raporun denetimi mümkün olup, hükme dayanak yapılabileceğinin gözden uzak tutulmaması gerekir. Bu bağlamda mahkemece hükme esas alınan rapor; hüküm kurmaya yeterli ve Yargıtay denetimine elverişli değildir. Hal böyle olunca mahkemece; yukarıda sayılan hususlar göz önüne alınarak yeniden oluşturulacak bilirkişi kurulundan Yargıtay denetimine imkân veren, bilimsel verileri içeren rapor alınarak hasıl olacak sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bu husus bozmayı gerektirmiştir.