13. Hukuk Dairesi
13. Hukuk Dairesi 2015/32752 E. , 2016/9592 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalılar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacılar vekili, davalı ...'in 22.10.2007 tarihinde meydana gelen trafik kazasında otobüste yolcu bulunmakta iken yaralandığını, davacıların davalının tedavi masrafları için toplamda 48.750,00 TL ödeme yaptıklarını, davacılar ile davalıların, sigorta şirketi tarafından ödeme yapıldığında bu paranın iade edileceği hususunda anlaştıklarını fakat davalıların bu parayı iade etmediklerini ileri sürerek 48.750,00 TL nin sigorta şirketi tarafından ödendiği günden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalılar vekili, Satı için husumet itirazında bulunmuş, esastan da; sigorta şirketinden 49.797,00 TL ödeme yapıldığını, davacıların verdiği paranın ise toplamda 33.750,00 TL olduğunu ve bunu hastaneye yatırdıklarını, bu bedelin mahsubu ile davanın reddine karar verilmesini istemişlerdir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
1.6100 sayılı HMK’nun 294. maddesi gereğince mahkeme, yargılamanın sona erdiği duruşmada hükmü vererek tefhim eder. Hükmün tefhimi, her halde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. Zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın tefhim tarihinden başlayarak bir ay içinde yazılması gerekir. HMK’nun 297/2. maddesi gereğince, hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Yine HMK’nun 298/2. maddesi gereğince de, gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz. Kararın gerekçesi ile hükmün de birbirine uyumlu olması gerekir. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak da yoktur. Kısa kararla gerekçeli kararın birbirinden farklı olması yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim olunmasına ilişkin Anayasanın 141. maddesi ile HMK.nun yukarda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca bu husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir görevdir. Somut olayda kararın gerekçe kısmında “ davacılar tarafından davalılara verildiği belirtilen 15.000 TL bedelli ve 18.750 TL bedelli iki adet çekin alındığı davalılar tarafından da kabul edilmiş olduğundan bu iki çekin davacılar tarafından verildiği hususunun ihtilafsız olduğu, ancak 10.000 TL bedelli ve 5.000 TL bedelli çekler yönünden ise bu çeklerin davacılar tarafından davalılara verildiği hususunda herhangi bir belge bulunmadığından çeklerin davacılar tarafından verildiği hususunun ispat edilemediği” belirtilmiş olmasına rağmen hüküm kısmında, davacıların Davanın tam kabulü ile, 48,750 TL'nin sigorta şirketinden alındığı tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, şeklinde karar verilmiş olması nedeniyle,kararın gerekçe kısmı ile hüküm kısmı arasında çelişki yaratılmıştır. Bu husus, az yukarıda açıklanan gerekçeli karar ve hüküm fıkrasının birbirine uygun olması gerektiğine ilişkin ilke ve yasa hükümlerine aykırı olduğu gibi, 10.4.1992 gün ve 1991/7 esas ve 1992/4 sayılı İBK.nada aykırıdır. Mahkemenin değinilen bu yönü gözardı ederek, gerekçe ile hüküm fıkrası arasında çelişki oluşturacak şekilde karar vermesi usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir.
2.Bozma nedenine göre davalıların temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına