3. Hukuk Dairesi
3. Hukuk Dairesi 2015/10178 E. , 2016/6958 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :SULH HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki vasiyetnamenin tanınması-tenfizi davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili dilekçesinde; davacının babası olan muris ....huzurunda 09.06.2004 tarih ve .... vesika no'lu vasiyetname ile davacıyı tek başına mirasçı kıldığını, murisin vefatı sonrasında ilgili .. Noteri aracılığı ile söz konusu vasiyetnamenin yetkili ve görevli mahkeme olan ...Veraset Mahkemesi'ne sunulduğunu ve ilgili mahkemenin hem davacıya hem de davalılara durumu bildirir gerekli tebligatları yaptığını ve 28.09.2005 tarihinde ... işlem numarası ile 09.06.2004 tarihli vasiyetnamenin açılmasına karar vererek vasiyetnameyi açtığını, davalıların ilgili mahkemenin vasiyetnamenin açılmasına ilişkin kararına itiraz etmediklerini belirterek, söz konusu.. Noteri tarafından düzenlenen ve .. Mahkemesi'nce 28.09.2005 tarih 154300 işlem numarası ile açılan vasiyetnamenin .. sayılı yasanın ilgili maddeleri gereğince tanınması-tenfizine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar ... ve ... vekili cevap dilekçesinde; murisin düzenlediği vasiyetname tarihi ile ölüm tarihi arasındaki sürenin kısa olduğunu, murisin 2002 yılından itibaren tedavi gördüğünü, akıl sağlığının yerinde olmadığını,davacının murisin bu durumundan faydalanarak 09.06.2004 tarihli vasiyetnamenin hazırlanmasını ve ilgili mahkemede açılmasını sağladığını, davacının açtığı davanın usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalıların ilgili vasiyetname ve yabancı mahkeme kararından haberdar olmadıklarını, diğer mirasçıların saklı paylarının korunmadığını,yine olayda Türk makam ve hukuku değil Alman makam ve hukukunun uygulanmasının da hatalı olduğunu,Türk kamu düzenine aykırı yabancı mahkeme kararlarının tanınmasının mümkün olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; tanınması istenen yabancı ülke kararının vasiyetnamenin açılıp saklanmasını öngören önlem niteliğinde bir işlem olduğu, yabancı mahkeme ilamı hükmünde olmadığı, ancak kesinleşmiş yabancı mahkeme ilamlarının tanınmasının istenebileceği, somut olayda tanınması istenen işlemin önlem niteliğinde bir işlem olduğu,dosya kapsamında davaya konu vasiyetnamenin Türk mahkemelerince açılıp okunduğuna dair bir bilgi ve beyan bulunmadığı, istemin ilgili vasiyetnamenin açılıp okunmasına ilişkin olmadığı, yine ilgili vasiyetnameye yönelik açılmış iptal davası da bulunduğu gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verilmiş, hüküm süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, vasiyetnamenin açılması ile ilgili yabancı mahkeme ilamının tanınması ve tenfizine ilişkindir. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunun 54/c maddesinde, hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması, tenfiz şartları içinde sayılmıştır. Buna göre, yabancı mahkeme kararının verilmesinde uygulanan hukuk ve bunun hangi kriterlere göre uygulandığı değil, yabancı kararın Türkiye'de icra edilmesi halinde meydana gelecek sonuçların Türk kamu düzenini ihlal edip etmeyeceğinin araştırılması gerekir.
Anılan maddede yer alan, "Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması" ifadesinden, yabancı mahkeme kararının esasına uygulanan hukukun Türk kamu düzenine aykırılığının incelenemeyeceği, sadece hükmün tenfizi neticesinde ortaya çıkan hukuki sonuçların kamu düzenine aykırı olması halinde yabancı mahkeme kararının tenfizinin reddedileceği sonucuna varılmalıdır.
Esasa uygulanan hukukun Türk Hukukunda farklı olması ya da Türk Hukukunun emredici kurallarına aykırı olması gibi nedenlerle yabancı kararın tenfizi reddedilemez. Burada esas alınması gereken kıstas, yabancı ilamın Türk Hukukunda bir veya birden çok kanun hükümlerine aykırı bulunması değil, Türk Hukukunun temel değerlerine, Türk genel adap ve ahlak anlayışına Türk kanunlarının dayandığı temel ... anlayışına ve hukuk siyasetine, Anayasa'da yer alan temel hak ve özgürlüklere milletlerarası alanda geçerli ortak ve kabul görmüş hukuk prensiplerine, ikili anlaşmalara, gelişmiş toplumların ortak benimsedikleri ahlak ve ... anlayışına, medeniyet seviyesine siyasi ve ekonomik rejimine bakmak olmalıdır. Tenfiz için aranan şartlardan biri, Türk kamu düzeninin müdahalesi ile ilgilidir. 5718 sayılı Kanun'un 54/c maddesine göre, yabancı bir mahkeme ilamının tenfiz edilebilmesi için, bu mahkeme ilamının Türk Kamu düzeninin müdahalesini gerektirebilecek bir "hüküm" taşımaması şarttır. Burada yabancı mahkeme ilamının tenfizinin reddini temin edebilecek tek imkân yabancı mahkeme "hükmünün ya da hüküm fıkralarının" Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmasıdır. Önemle vurgulanmalıdır ki, tenfiz hâkiminin yabancı mahkeme ilamının maddi hukuk bakımından doğruluğunu inceleme ve değerlendirme yetkisi yoktur. Bu yasak çerçevesinde, tenfiz hakiminin ilamda mevcut olan bir gerekçeyi inceleyip değerlendirmesi de söz konusu olamaz.
Ancak kararın Türk Hukukunun temel değerlerine, Türk genel ahlak ve adap anlayışına, temel ... anlayışına, Anayasada yer alan temel hak ve özgürlüklere, milletlerarası alanda geçerli olan prensiplere özel hukuka ilişkin hüsnüniyet kurallarına, Türk Devletinin siyasi rejimine, toplumun ekonomik yapısının temelinden sarsacak olan değerlendirmeye, temel insan haklarına, ... anlayışına aykırılıklar, kamu düzenine aykırılık olarak kabul edileceğinden, yabancı mahkeme ilamının hüküm fıkrasının uygulanmasıyla, açıklanan sonuçları doğuracak yabancı mahkeme kararlarının tenfizi olanaklı değildir. İncelenen yabancı ilamın Türk Kamu düzenine açıkça aykırı olmadığı açıktır. (Yargıtay İçt.Birl.K.10.02.2012 gün ve 1/1 K) Yabancı Mahkemelerden verilen kararların tamamının veya kısmen tanınma imkanı dahilindedir (MÖH md 40). Çekişmesiz kaza kararlarında aynı usul uygulanır (MÖH md 42/2).
Ölüme bağlı tasarruflar ölenin milli hukukuna veya ölüme bağlı tasarrufun yapıldığı yer hukukuna tabidir ( 2675 S.Y. m. 22 ), ( Locus regit açtum ). Şekil sebebiyle ölüme bağlı tasarrufların geçersiz hale gelmesini önlemek amacı ile 5.10.1961 tarihinde Lahey'de "vasiyet tasarruflarının biçimine ilişkin kanun uyuşmazlıkları" konusunda sözleşme ( 17.1.1983 tarihli resmi gazete ) imzalamış ve ölüme bağlı tasarrufların; Vasiyetçinin ölüme bağlı tasarrufu yaptığı yer hukukuna uygunsa,
a)Vasiyetçinin ölüme bağlı tasarrufu yaptığı anda veya ölümü anında vatandaşı bulunduğu devletin hukukuna uygunsa,
b)Vasiyetçinin ölüme bağlı tasarrufu yaptığı anda veya ölüm anında ikametgahının bulunduğu yer hukukuna uygunsa,
c)Vasiyetçinin ölüme bağlı tasarrufu yaptığı anda veya ölüm anında mutat meskeninin bulunduğu yer hukukuna uygunsa,
d)Gayrimenkullere ilişkin olduğu takdirde bunların bulunduğu yer hukukuna uygunsa şekil bakımından geçerli kabul edileceği hükme bağlamıştır. Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku hakkındaki Yasanın 22. maddesi de buna uygun düzenlenmiştir.
Somut olaya gelince;dosya kapsamından tarafların muris....mirasçıları oldukları ve muris tarafından .. Noteri'nde düzenlenlediği 09.06.2004 tarihli vasiyetname ile davacıyı tek mirasçısı olarak atadığı,ilgili vasiyetnamenin .. Asliye Hukuk Mahkemesi( Yerel Mahkemesi) 'nin 28.09.2005 tarih ve 154300 işlem numarası ile açıldığı,ilgililerin mahkemeye celbinden feragat edilmiş olduğu için hukuk memuru huzuruna gelen olmadığı yazılarak ''Adli Memur'' tarafından imzalandığı,.. Yerel Mahkemesi'nin damgasını taşıdığı,... Memuru tarafından 28.09.2005 tarihinde imzalandığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece her ne kadar alınan bilirkişi rapor içeriği hükme esas alınmak suretiyle davaya konu işlemin önlem niteliğinde bir idari işlem olduğu gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verilmiş ise de ,yukarıda ifade edilen yasa hükümleri ve açıklamalar nazara alınmak suretiyle somut olayda tenfiz koşullarının mevcut olup olmadığının araştırılması gerekmektedir. Bu durumda, mahkemece;yukarıda ifade edilen yasa hükümleri ve açıklamalar dikkate alınmak suretiyle tenfiz koşullarının mevcut olup olmadığının araştırılması suretiyle inceleme ve değerlendirme yapılması gerekirken,eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.