Esas No
E. 2014/8335
Karar No
K. 2014/16020
Karar Tarihi
Karar Sonucu
ONANMASINA
Hukuk Alanı
Borçlar Hukuku

11. Hukuk Dairesi         2014/8335 E.  ,  2014/16020 K.

"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada ...

2.Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 22/05/2013 tarih ve 2012/130-2013/110 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, müvekkilinin 2011/06901 sayı ile "..." markasının tescili için davalı kuruma başvurduğunu, davalı kurum YİDK'nun "başvuruya konu işaretin "fazla sessiz, artı sessiz" anlamlarına geldiği, ortalama tüketicide marka algısı oluşturmadığı, başvuruya konu malların özelliğini bildirdiği ve bu özelliği doğrudan tasvir eden bir adlandırma olduğu" gerekçesiyle reddedildiğini, ancak, "..." ibareli markanın İngilizce sözcükler olan "..." ve "..." kelimelerinin özgün bir kompozisyonu şeklinde düşünüldüğü, Türkçe manaları ".sessiziz" ve "artı" olan bu iki kelimenin, müvekkilinin mal ve hizmetlerini bir başka teşebbüsün mal ve hizmetlerinden ayırt edici bir niteliğe sahip olduğunu, ibarenin resmi dili İngilizce olan ...'de dahi tescil edildiği, çeşitli ülkelerdeki tescili ve eylemli yoğun kullanım nedeniyle ayırdedicilik kazandığını, "sessizlik artı" ya da "artı sessizlik" şeklinde çevrilebilecek ibarenin kullanılacağı ürünler yönünden direkt bir ilişkisinin bulunmadığı, bu ürünleri tasvir etmediği, tescili istenen malları hatırlatmadığını, ..." ibaresini marka olarak kabul eden davalının dava konusu başvuruyu kabul etmemesinin tutarsız olduğunu, markanın Paris Sözleşmesi gereğince de tescilinin gerektiğini ileri sürerek TPE, YİDK'nın 2012-M-983 sayılı kararının 556 sayılı KHK.'nın 5, 7/1-a, 7/1-c ve 7/son maddeleri gereğince iptalini, marka başvurusunun yayınlanmasını talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, ayırdedici gücü bulunmayan, vasıf belirten başvuru konusu işaretin marka olarak alınamayacağını, kullanım sonucu ayırdedicilik kazandığının ispatlanamadığını, müvekkili Kurum kararının yerinde olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; dava konusu ibarenin bir bütün olarak kelimelerin önceki anlamını aynen muhafaza ettiği ve bu hali ile anılan ifadeye uygun olan ürünler için herkesin kullanımına açık, tanımlayıcı anlam ve ifadeler içerdiği, tescili istenen mallar yönünden fazla sessiz olduğu yönünde bir algı oluşturacağı, tüketici ve yararlanıcıların bu vasfı sebebiyle anılan ürünleri tercih edeceği, bu sebeple "..." ibaresinin bir bütün olarak ticaret hayatında herkesin kullanımına açık bulunduğu, bu hali ile anılan malların bir vasfını tanımladığından jenerik ve tasviri bir sözcük olduğu, tüketicilerin "..." işaretini gördüğünde ve duyduğunda, başvuru konusu olan malların açıklanan biçimde bir vasfı olarak algılayacağı, işaretin somut olarak ayırt edici nitelikten yoksun bulunduğu, tek bir firmanın tekeline verilmesinin, aynı mal ve hizmet sektöründe ticaret yapan diğer firmalar için rekabeti haksız biçimde sınırlandıracağı, anılan işaretin bir kısım ülkelerde tescilli olmasının Paris Sözleşmesi'nin 4. mükerrer 6. maddesi ile TRİPS’in 15. maddesi hükümleri uyarınca ülkemiz açısından bağlayıcılığının bulunmadığı, esasen yargılama konusu başvurunun Madrid Protokülüne göre tescili istenen birçok ülkede tescil isteminin reddedildiği, davacının sunduğu tüm kanıtlardan başvurusuna konu olan işaretin, 556 sayılı KHK’nın 7.maddesinde yer alan mutlak ret nedenlerinden etkilenmeksizin tescile olanak sağlayacak düzeyde, kullanımla ayırt edicilik kazanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 20/10/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Karar Etiketleri
ONANMASINA YARGITAYKARARI HUKUK Borçlar Hukuku K556 md.7
© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog