2. Hukuk Dairesi
2. Hukuk Dairesi 2014/23693 E. , 2015/6309 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Aile Konutu Üzerindeki İpoteğin Kaldırılması
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle aile konutuyla ilgili işlemlere "açık rızası" gereken eşin, rızası alınmadan yapılan işlemlerin geçersizliğini, evlilik birliğinin devam ediyor olması koşuluyla ileri sürebileceğine, evliliğin dava tarihinden önce 27.04.2013 tarihinde ölümle sona ermiş bulunmasına dolayısıyle dava tarihi itibariyle devam eden bir evlilik mevcut olmadığından Türk Medeni Kanununun 194'ncü maddesinin sağladığı korumanın sona ermiş bulunmasına göre davacının bu yöne ilişkin, temyiz itirazları yerinde görülmediği gibi, davacının tamamlama suretiyle yatırmış olduğu karar ve ilam harcı dışındaki fazla harcın istek halinde Harçlar Kanununun 31'nci maddesi gereğince iadesinin mümkün bulunması karşısında, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı harcın temyiz edene yükletilmesine, peşin alınan harcın mahsubuna ve 123.60 TL. temyiz başvuru harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, işbu kararın tebliğinden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oyçokluğuyla karar verildi. 01.04.2015(Çrş.) KARŞI OY YAZISI
Davacı kadın, ölen eşi adına kayıtlı olan dava konusu taşınmazın, aile konutu olduğunu, açık rızası alınmadan, Türkiye İş Bankası lehine ipotek tesis edildiğini, ipotek alacağının davalıya temlik edildiğini, borcun ödenmemesi üzerine, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatıldığını belirterek, ipoteğin kaldırılması için bu davayı açmıştır. Mahkemece, "Evlilik ölümle sona erdiğinden ve Türk Medeni Kanununun 194. maddesinin uygulama olanağı kalmadığından ve dava konusuz kaldığından dava konusu hakkında karar verilmesine yer olmadığına" dair karar verilmiştir.
Karar davacı tarafça temyiz edilmiştir. “Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz” (TMK.m.194/1). “Sağ kalan eş, eski yaşantısını devam ettirebilmesi için, ölen eşine ait olup birlikte yaşadıkları konut üzerinde kendisine katılma alacağına mahsup edilmek, yetmez ise bedel eklemek suretiyle intifa veya oturma hakkı tanınmasını isteyebilir; mal rejimi sözleşmesiyle kabul edilen başka düzenlemeler saklıdır” (TMK.m.240/1). “Haklı sebeplerin varlığı hâlinde, sağ kalan eşin veya ölen eşin yasal mirasçılarının istemiyle intifa veya oturma hakkı yerine, konut üzerinde mülkiyet hakkı tanınabilir” (TMK.m.240/3). “Eşlerden birinin ölümü hâlinde tereke malları arasında ev eşyası veya eşlerin birlikte yaşadıkları konut varsa; sağ kalan eş, bunlar üzerinde kendisine miras hakkına mahsuben mülkiyet hakkı tanınmasını isteyebilir (TMK.m.652/1). “Haklı sebeplerin varlığı hâlinde, sağ kalan eşin veya mirasbırakanın diğer yasal mirasçılarından birinin istemi üzerine, mülkiyet yerine intifa veya oturma hakkı tanınmasına da karar verilebilir” (TMK.m.652/2). Evliliğin, boşanma veya iptal kararıyla sona ermesi ile eşlerin birinin ölümü sebebiyle sona ermesinin, hukuki sonuçları farklıdır. Zira, evliliğin ölümle sona ermesi durumunda sağ kalan eş mirasçı konumundadır. Diğer durumlarda ise eşler birbirine mirasçı olamazlar. Bu sebeple, evliliğin ölümle sona ermesi durumunda sağ kalan eşin miras hakları devam etmekte, ayrıca Türk Medeni Kanunun 240 ve 652. maddesinde aile konutuyla ilgili kendisine tanınan yasal hakları bulunmaktadır.
Sağ kalan eşin, bu düzenlemelerde yer alan hakları için ayrıca bir dava açması zorunlu olmayabilir. Çünkü, sağ kalan eş ve varsa diğer mirasçılar, dava açılmadan, yasal düzenlemeye uygun şekilde mirası taksim edebilirler. Rızaya dayalı miras taksimi olmaz ise sağ kalan eş, haklarını kullanmak için her zaman diğer mirasçılara karşı da ayrı bir dava açabilir. Bu sebeple, dava konusu taşınmazın aile konutu niteliği, sağ kalan eş açısından, eşinin ölümünden sonra da devam etmektedir. Dolayısıyla, Türk Medeni Kanununun 194, 240 ve 652. maddelerindeki açık düzenlemelere göre, aile konutuna sağlanan koruma da sona ermemiştir.
Sağ kalan eşin, aile konutunu, ipoteksiz şekilde terekeye döndürme ve bunun için de dava açma hakkı vardır. Aksi taktirde, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla başlatılan icra takibi sonucunda taşınmazın satılması durumunda, sağ kalan eş, aile konutundan kaynaklanan yasal haklarını kullanabilme olanaklarından yoksun kalmış olacaktır.
Eldeki davada,taşınmaz ile ilgili ipoteğin 18.10.2007 tarihinde tesis edildiği, anlaşılmaktadır. Ipotekle ilgili işlem sırasında evlilik devam ettiğinden, Türk Medeni Kanununun 194/1. maddesi gereğince malik olmayan eşin açık rızası zorunludur. Açık rıza alınmamışsa işlem geçersizdir. Geçersiz bir işlem, bu işlemin tarafı olan eşin ölümüyle de geçerli duruma gelmez. Bu sebeplerle, mahkemece, tarafların iddia, savunma ve toplanan delillere göre davanın esası hakkında olumlu olumsuz bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olmadığı ve hükmün bozulması gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.
3.SY/HA/YE