Esas No
E. 2015/20908
Karar No
K. 2018/9880
Karar Tarihi
Karar Sonucu
BOZULMASINA
Hukuk Alanı
Gayrimenkul Hukuku

8. Hukuk Dairesi         2015/20908 E.  ,  2018/9880 K.

"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

DAVA TÜRÜ : Tapu İptali ve Tescil

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalılar ... ve arkadaşları vekili ile davalılar ... ve arkadaşları vekili taraflarından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

KARAR

Davacı vekili, 84 parsel sayılı taşınmazın (85 parsel olarak düzeltildi) kök muris ...'un malı iken iken 1947 yılında ölümü ile mirasçılarına intikal ettiğini, diğer mirasçıların paylarını ve taşınmazın tamamının tasarrufunu vekil edenine devrettiklerini, taşınmazın 58 yılı aşkın süredir vekil edeninin zilyetliğinde bulunduğunu, diğer koşullar ile birlikte TMK'nın 713/2 maddesinde yer alan şartların da vekil edeni lehine gerçekleştiğini açıklayarak tapu kaydının iptali ile vekil edeni adına tesciline karar verilmesini istemiş, yargılama sırasında davacının ölmesi üzerine mirasçıları tarafından davaya devam edilmiştir. Bir kısım davalılar vekili dava konusu taşınmazda taksim olmadığını, davacı tarafından sunulan senetlerin geçersiz olduğunu, davalılar ... ve ... senet altındaki imzaların kendilerine ait olmadığını, davalı ... miras hisselerinin karşılığını alamadıklarını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini savunmuşlar, davalı ..., dava konusu taşınmazda kendi hissesi ile kardeşlerinden satın aldığı hisseleri davacıya devrettiğini beyan etmiş, diğer davalılar savunmada bulunmamışladır. Mahkemece, davanın değişik kabulü ile 583 parsel sayılı taşınmazın (öncesi 85 parsel) fenni bilirkişi Mehmet Yiğit'in 10.02.2014 tarihli rapor ekindeki krokide (a) harfi ve turuncu renk ile gösterilen 2.583.44 m2 mesahalı yerin 583 parselden ifrazen iptaline, aynı ada son parsel numarası verilerek davacı ... mirasçıları adına veraset belgesindeki hisseleri oranında tapuya tesciline, fen bilirkişisinin rapor ve krokisinin karar ekinden sayılmasına karar verilmiş, 16.07.2014 tarihli maddi hata/tashih şerhi ile hükmün 1. Bendinde krokide 583 parselde (a) ve (b) ile gösterilen yerlerin tescili yönünde maddi hata oluştuğu, davacı tarafın satın aldığı kısmın krokide (b) harfi ile gösterildiği anlaşıldığından; hüküm bendinin 1. maddesinin öncesinde 85 parsel iken 583 parsel numarasını alan taşınmazın fenni bilirkişi Mehmet Yiğit'in 10/02/2014 tarihli rapor ekindeki krokide (b) harfi ile gösterilen 20.667,50 m2 mesahalı yerin 583 parselden ifrazen iptaline, aynı ada son parsel numarası verilerek davacı ... mirasçıları adına veraset belgesindeki hisseleri oranında tapuya tesciline, Fenni bilirkişi Mehmet Yiğit'in 10/02/2014 tarihli rapor ve krokisinin karar ekinden sayılmasına, kararın bu şekilde tashihen düzeltilmesine karar verilmiştir. Hüküm davalılar ... ve arkadaşları vekili ile davalılar ... ve arkadaşları vekili tarafından temyiz edilmiştir. Bilindiği üzere; hükümlerin tavzihini düzenleyen 6100 sayılı HMK'nın 305. (1086 sayılı HUMK. nun 455.) ve devamı maddelerinde "Hüküm yeterince açık değilse veya icrasında tereddüt uyandırıyor yahut birbirine aykırı fıkralar içeriyorsa, icrası tamamlanıncaya kadar taraflardan her biri hükmün açıklanmasını veya tereddüt ya da aykırılığın giderilmesini isteyebilir.Hüküm fıkrasında taraflara tanınan haklar ve yüklenen borçlar, tavzih yolu ile sınırlandırılamaz, genişletilemez ve değiştirilemez. Ayrıca 6100 sayılı HMK'nın 304. (1086 sayılı HUMK. nun 459.) maddesine göre ise " Hükümdeki yazı ve hesap hataları ile diğer benzeri açık hatalar, mahkemece resen veya taraflardan birinin talebi üzerine düzeltilebilir.Hüküm tebliğ edilmişse hakim, tarafları dinlemeden hatayı düzeltemez. Davet üzerine taraflar gelmezse, dosya üzerinde inceleme yapılarak karar verilebilir. Tashih kararı verildiği takdirde, düzeltilen hususlarla ilgili karar, mahkemede bulunan nüshalar ile verilmiş olan suretlerin altına veya bunlara eklenecek ayrı bir kâğıda yazılır, imzalanır ve mühürlenir." düzenlemesine yer verilmiştir. Yukarıda açıklanan düzenlemeler karşısında tavzih yoluyla hüküm değiştirilemeyeceği gibi, hakim tavzih ile de hükümde unutmuş olduğu talepler hakkında karar verip, bunu hükmüne ekleyemez (HGK.2008/11-448 E.-2008/454 K.). Somut olaya gelince; Mahkemece, hükmün 1. bendinde fenni bilirkişi Mehmet Yiğit'in 10.2.2014 tarihli rapor ekindeki krokide (a) harfi ve turuncu renk ile gösterilen 2.583.44 m2 mesahalı yerin 583 parselden ifrazen iptaline karar verildikten sonra tavzih talebi üzerine, hükmün değiştirilmesi sonucunu doğuracak şekilde fenni bilirkişi Mehmet Yiğit'in 10/02/2014 tarihli rapor ekindeki krokide (b) harfi ile gösterilen 20.667,50 m2 mesahalı yerin 583 parselden ifrazen iptaline karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur. Bu durumda Mahkemenin 16.7.2014 tarihli hükmün tavzihine ilişkin kararın usul ve yasaya aykırı olduğu anlaşıldığından kaldırılmasına karar verildikten sonra işin esasının incelenmesine geçildi. Dava, mirasçılar arasında görülen 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 15. maddesi, TMK'nun 676, 677 ve 713/2 maddesinde yer alan "ölüm" hukuki nedenlerine dayalı olarak açılan tapu kaydının iptali ile davacı adına tescili isteğine ilişkindir. Toplanan deliller ve dosya kapsamından, dava konusu 85 parsel sayılı taşınmazın 13.3.1970 tarihinde yapılan tapulama çalışmalarında şubat 1935 tarih 13 sayılı sıra tapu kaydı ve zilyetlik nedenleri ile tarafların kök murisi ... adına yapılan tespitin itiraz edilmeksizin 05.06.1970 tarihinde kesinleştiği, 01.04.2005 tarihinde yapılan kamulaştırma işlemleri neticesinde 583 ve 584 parsel sayılı taşınmazlara ifraz olduğu, mahallinde yapılan keşifte davacı tarafın davasına konu olan yerin tam hisse olarak kök muris adına kayıtlı olan 583 parsel içerisinde kaldığı, dosya arasında mevcut Kahramanmaraş Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2005/684 Esas, 2005/696 Karar sayılı ilamı ile kök muris ...'un 01.09.1947 yılında öldüğü, davacılar ve davalıları mirasçı olarak bıraktığı görülmüştür. Davacı taraf, kök murisin 1947 yılında ölümünden sonra dava konusu taşınmazda bir kısım mirasçıların hisselerini devrettiğini ve mirasçılar tarafından taşınmazın tasarrufunun tamamen kendisine bırakıldığını, 58 yıldan bu yana zilyet olduğunu ileri sürerek ilk aşamada 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 15. maddesi, TMK'nun 676 ve 677. maddelerine dayalı olarak istemde bulunmuştur. Davacının 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 15. maddesi gereğince kadastro öncesi taksim nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteği yönünden; az yukarıda açıklandığı üzere, dava konusu 583 (öncesi 85 parsel) parsel sayılı taşınmazın 13.03.1970 tarihinde yapılan tapulama çalışmalarında tarafların kök murisi ... adına tespit edilerek itiraz edilmeksizin 5.6.1970 tarihinde kesinleştiği anlaşıldığına göre, 3402 sayılı Yasa'nın 12/3. maddesinde yer alan 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği dikkate alınarak, kadastrodan öncesine ilişkin bu talep yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekir. Davacının kadastro tespitinden sonraki taksim ve miras payının devrine dayalı isteklerine gelince; Bilindiği üzere ve kural olarak; miras bırakan adına kayıtlı olan bir taşınmaz ölümü ile tereke malı olup, elbirliği mülkiyet üzere tüm mirasçılarına intikal edeceği kuşkusuzdur. Ne var ki, TMK.nun 676.maddesi hükmüne göre; tapulu taşınmazlara ilişkin paylaşma sözleşmesinin geçerliliği tüm mirasçıların katılımı ile yazılı şekilde yapılmasına bağlıdır. Sözleşmenin yazılı olmasına ilişkin şart, bir geçerlilik şartıdır. Davacılar vekili, ortak muristen kalan taşınmazın diğer mirasçılar tarafından kendisine bırakıldığını iddia etmiş ise de, tüm mirasçıların katılımını içeren yazılı belge sunmadığı gibi bu yönde bir belgenin bulunduğu iddiası da mevcut değildir. Yazılı şekil ispat şekli olmayıp geçerlilik şartı olduğundan, mirasçılar arasında geçerli bir taksimin varlığı kabul edilemeyeceğinden davacının mirasçılar tarafından dava konusu taşınmazın tasarrufunun kendisine bırakıldığı iddiası da yerinde değildir. Davacı, bir kısım mirasçıların dava konusu taşınmazdaki hisselerini kendisine devrettiğini açıklamış, davasına dayanak olarak 04.10.1985 tarihli "kati satış senedi", 8.12.1989 tarihli "tarla satış senedi", 01.03.1996 tarihli "kati satış ve devir teslim senedi", 5.1.2007 tarihli "miras payının temliki" sözleşmesi sunmuştur. TMK'nın 677. maddesi hükmü uyarınca yazılı olmak koşuluyla bir mirasçının diğer mirasçıya miras payının devri hukuken mümkün ve geçerlidir. TMK'nın 677. maddesi uyarınca miras payının devrine ilişkin sözleşmenin hukuken geçerli bir sonuç doğurması için yazılı olması geçerlilik koşulu olup, pay devrinin tanık veya benzeri delillerle kanıtlanması mümkün değildir. Davaya dayanak olarak sunulan senetlerin incelenmesine gelince; 04.10.1985 tarihli senette ... ve ...'un dava konusu yerde kendilerine intikal edecek olan hisseleri davacıya devrettikleri, senette ...'un imzasının yer almadığı, 08.12.1989 tarihli senette, satış yapanlar ... mirasçıları ..., ..., ..., ..., satın alanlar davacı ... çocukları ..., ..., ..., ... olduğu ve senette sınırları belirtilen 6 dönüm hissenin satıldığı, 01.03.1996 tarihli senette, ..., ... tarafından kendilerine intikal eden hisselerin ...a satıldığı, senette satanların imzalarının yer almadığı, 05.01.2007 tarihli senette de, davacı ... çocukları ..., ..., ... ve ... tarafından ..., ..., ... ve ...'dan satın aldıkları yerin babaları ...'a satıldığı görülmüştür. Az yukarıda bahsedildiği üzere, TMK'nın 677. maddesi uyarınca miras payının devrine ilişkin sözleşmenin hukuken geçerli bir sonuç doğurması için yazılı olması geçerlilik koşuludur. Davaya dayanak olan senetlerden 04.10.1985 tarihli senette ...'un , 01.03.1996 tarihli senette satış yapanlar ..., ...'un imzaları bulunmadığından bu kişiler yönünden geçerli bir miras payının devri sözleşmesinden bahsetmek mümkün değildir. 08.12.1989 tarihli miras payının devri sözleşmesinde ise, kök muris ... mirasçıları kendilerine intikal eden hisselerini davacı ... çocuklarına satmışlardır. Satım tarihinde ... sağ olduğundan satın alan çocukları henüz kök muris ...'un mirası yönünden mirasçılık sıfatını kazanamamışlardır. Başka bir anlatımla kök muris ... mirasçıları olan satıcılar , 08.12.1989 tarihinde henüz mirasçılık sıfatını kazanamamış olan davacı ... çocuklarına satış yapmışlardır. Satış tarihi itibariyle kök muris ...'un terekesi elbirliği mülkiyeti hükümlerine tabidir. TMK'nın 701. maddesi gereğince kanun veya kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir. Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır. Yine TMK’nın 702. maddesi gereğince, ortakların hakları ve yükümlülükleri topluluğu doğuran kanun veya sözleşme hükümleriyle belirlenir. Kanun veya sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça, gerek yönetim gerek tasarruf işlemleri için ortakların oybirliğiyle karar vermeleri gerekir. Sözleşmeden doğan topluluk devam ettiği sürece, paylaşma yapılamaz ve bir pay üzerinde tasarrufta bulunulamaz. Elbirliği hükümlerine tabi olan taşınmazda mirasçılardan bir ya da birkaçının tek başına 3. kişiye satışı geçerli olmayıp , hukuki değeri bulunmamaktadır. ... ... ölümü ile çocukları kök muris ...'un mirasçısı olma sıfatını kazanmış iseler de, bu durum baştaki geçersiz olan satış senedini geçerli hale getirmemektedir. O halde, davacı ... çocuklarının 08.12.1989 tarihinde yapılan satış senedine dayalı hak kazanımları bulunmadığından, bu senette devraldıkları yerin babaları ...'a devrini içeren 05.01.2007 tarihli senedin de geçerliliği bulunmamaktadır. Saptanan olgular karşısında, davaya dayanak olan miras payının devri sözleşmelerinden yalnızca 04.10.1985 tarihli senet ile ...'un pay devri geçerli olup, diğer senetlerdeki hisse devirlerinin geçerliliği bulunmadığı anlaşılmıştır. Bundan ayrı, davacı vekili TMK'nun 713/2 maddesindeki '' ölüm '' nedenine dayalı olarak kazanma koşullarının oluştuğunu açıklayarak tapu iptali tescil isteğinde bulunmuştur. 26.05.1954 tarih 7/17 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca elbirliği mülkiyetinde, mirasçılar arasında kazanmayı sağlayan zilyetlik işlemeyeceğinden olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı ile hak iktisap etmek mümkün değildir. Taraflar arasındaki taksim olgusu ispatlanamamıştır. Taksim olmadığı takdirde, bir mirasçının zilyetliği diğer mirasçılar adına sürdürülmüş sayılır. Bu nedenle sürdürülen zilyetliğin mirasçılık sıfatına dayalı olduğunun ve mülkiyeti kazandıramaycağının kabulü gereklidir. Hal böyle olunca, Mahkemece 04.10.1985 tarihli kati satış senedi başlıklı senet ile payını devreden ... yönünden davanın kabulüne, diğer davalılar bakımından taksim olgusunun ispatlanamadığı, miras payının devrine ilişkin sözleşmelerin geçersiz olduğu ve TMK 713/2 maddesinde yer alan "ölüm" nedenine dayalı kazanma koşulları da oluşmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olmuştur. Kabule göre de, Mahkemece kabulüne karar verilen taşınmaz bölümü bakımından taşınmazın ifrazının mümkün olup olmadığının ilgili Belediye Başkanlığı'ndan sorularak belirlenmediği, hükme esas alınan 10.02.2014 tarihli fen bilirkişi raporunda 2.583,44 m2'lik kısmın ayrı bir parsel oluşturacak büyüklükte olmadığının bildirildiği halde yazılı şekilde ifrazen iptaline ve aynı ada son parsel numarası verilerek davacı ... mirasçıları adına veraset belgesindeki hisseleri oranında tapuya tesciline karar verilmesi de doğru olmamıştır.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalılar ... ve arkadaşları vekili ile davalılar ... ve arkadaşları vekili temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve kanuna aykırı bulunan hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, istek halinde peşin harcın temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine, 22.03.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.