8. Hukuk Dairesi
8. Hukuk Dairesi 2015/22820 E. , 2018/13478 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptali ve Tescil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine karar verilmiş olup hükmün davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacılar vekili, asıl davada; dava konusu 801 ve 803 parsel sayılı taşınmazların vekil edenlerinin ve davalıların miras bırakanları adlarına kayıtlı iken yapılan paylaşım sonucu vekil edenlerinin miras bırakanları ...l'a kaldığını ileri sürerek tapu paydaşlarından ...'ın mirasçılarının tasarruf ettiği yer ayrılarak kalan payların iptali ile ... mirasçıları adına tesciline karar verilmesini istemiş, birleşen 2005/647 Esas sayılı dava dosyasında ise; ...'ın mirasçıları arasında da paylaşım yapıldığını, ...'ın davalı olarak gösterilen diğer mirasçıları ... ve arkadaşlarının miras paylarının paylaşımla vekil edenlerine kaldığını ileri sürerek davalıların paylarının iptali ve vekil edenleri adlarına tescil isteğinde bulunmuştur. Asıl dava yönünden, davalılardan ... ve arkadaşları vekili davayı kabul etmiş, davalı ... Günöz vasisi davanın reddini savunmuş, davalı ... ... mirasçıları savunmada bulunmamışlardır. Bozma ilamı sonrasında yapılan yargılamada birleşen davanın davalılarından ..., ..., ..., ... ve ... birleşen dosyadaki davayı kabul ettiklerini açıklamış, birleşen dava davalısı ... ise savunmada bulunmamıştır. Mahkemece, bozma ilamına uymak suretiyle yapılan yargılama neticesinde, ana dosyada bozma ilamı doğrultusunda davalıların taşınmazlardaki paylarının 2/3 oranında iptali ile 1/3'ünün davacı ... mirasçısı ..., 1/3'ünü davacı Durmuş mirasçıları adına tapuya tesciline, birleşen dosyada davalılar aleyhine açılan davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. Asıl ve birleşen davaların kabulü ile 801 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptaline 16/32 hissenin ... (...), 4/32 hissenin ..., 3/32’şer hissenin ... (...), ..., ... (...) adlarına tapuya tesciline, 803 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile 8448/20218 hissenin ... (...), 3322/20218 hissenin ... ve ..., 2112/20218 hissenin ..., 1584/20218’er hissenin ... (...), ..., ... (...) adlarına tapuya tesciline dair önceki hüküm birleşen dava davalılarının temyizi üzerine, Dairemizin 8.7.2010 tarih 2010/3465 Esas, 2010/3787 Karar sayılı ilamı ile özet olarak “...TMK.nın 676/son maddesi hükmüne göre; tapulu taşınmazlarda mirasçılar arasındaki paylaşım sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına bağlıdır. Dosya içeriğine, tapu kayıtlarına, mirasçılık belgesine göre, ...'ın mirasçıları arasındaki paylaşım dava konusu taşınmazların kadastro yoluyla tapuya bağlanmasından sonraki dönemde sözlü olarak yapıldığından geçerli değildir. Bu açıklamalar ışığında, ortada geçerli bir paylaşım sözleşmesinin bulunmaması nedeniyle birleşen dosyada davalılar ... ve arkadaşları aleyhine açılan davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulü doğru olmamıştır..” gereğine işaret edilmek üzere bozulmuş, bozma ilamına uyulmak suretiyle yapılan yargılama neticesinde yukarıda yazılı şekilde karar verilmiştir. Hemen belirtmek gerekir ki; HUMK döneminde verilen 09.05.1960 tarih, 1960/21 Esas, 1960/9 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nda; Yargıtay bozma kararına uyulmakla orada belirtilen biçimde işlem yapılması yolunda lehine bozma yapılan taraf yararına usuli kazanılmış hak, aynı doğrultuda işlem yapılması yolunda yerel mahkeme için de zorunluluk doğacağı, usuli kazanılmış hakka ilişkin açık kanun hükmü olmasa da temyiz sonucu verilecek bozma kararının hakka ve usule uygun karar verilmesini sağlamaktan ibaret olan amacı ve muhakeme usulünün hakka varma ve hakkı bulma maksadıyla kabul edilmiş olması yanında hukuki alanda istikrar amacıyla kabul edilmiş bulunması bakımından usuli kazanılmış hak müessesesi usul hukukunun dayandığı ana esaslardan olup kamu düzeniyle de ilgili olduğu belirtilmiştir. 6100 sayılı HMK'da da usuli kazanılmış hakka ilişkin açık bir düzenleme bulunmamakta ise de bu ilkenin uygulanma gerekliliği HMK hükümleri karşısında da varlığını sürdürmektedir. Diğer yandan; adil yargılanma hakkı Anayasamızın 36/1. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenmiş olup, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin bazı kararları ile Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuruya ilişkin bazı kararlarında gerekçeli karar hakkının adil yargılanma hakkının somut görünümlerinden olduğu belirtilmiştir. Anayasa'nın 141/3. maddesine göre, bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır. Adil yargılanma hakkının sağlanması kapsamında kararların gerekçeli olmasıyla ilgili kamu düzenine ilişkin hükümlere 6100 sayılı HMK'da da yer verilmiştir. HMK 297. maddeye göre hükümde tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri yer almalı ve sonuç kısmında da taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. HMK 298/2. maddede ise gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz hükmü mevcuttur. HGK'nın 24.02.2010 tarihli 2010/1-86 Esas ve 2010/108 Karar sayılı kararında da "Yasa'nın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur." hususlarına yer verilmiştir. Kararın gerekçesi ile hüküm fıkrası arasında çelişki yaratılması; yukarıda açıklanan ve Anayasa ile teminat altına alınan yargılamanın açıklığı, adil yargılanma hakkı prensibine ve kararların gerekçeli olması gerektiğine dair anayasa ve yasa hükümlerine de açıkça aykırı olacaktır. Bunun yanısıra HUMK’nun 388. maddesinde (HMK'nın 297/II maddesi); hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesinin zorunlu olduğu açıklanmıştır. Başka bir anlatımla, tesis edilen hüküm, infazı kabil ve uygulanabilir olmalıdır. Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde: Dairemizin 8.7.2010 tarih ve 2010/3465 Esas, 2010/3787 Karar sayılı bozma kararında; ortada geçerli bir paylaşım sözleşmesinin bulunmaması nedeniyle birleşen dosyada davalılar ... ve arkadaşları aleyhine açılan davanın reddine karar verilmesi gerektiğinden söz edilmiş ve bu bozma kararına Mahkemece uyularak, bozma ilamı doğrultusunda tapu kaydındaki hisselerin yeniden belirlenmesine ilişkin bilirkişi raporu aldırılmış, tanzim edilen bilirkişi raporunda bozma ilamı sonrasında davayı kabul eden bir kısım birleşen davalıların kabul beyanları göz önünde bulundurulması ve bulundurulmaması durumlarına göre tapu kayıtlarının iptali halinde yeniden oluşacak hisselere ilişkin belirleme yapılmış ise de, hüküm fıkrası Mahkemenin gerekçesinde yer alan açıklamalara, bozma ilamı sonrasında tanzim edilen bilirkişi raporuna ve bozma öncesi tesis edilen ve bozma konusu olmayan davalılara ait hisselerin iptaline ilişkin oranlara uygun düşmediği görülmüştür. Oysa ki usuli kazanılmış hak ilkesi uyarınca Mahkemece hüküm fıkrasında yer alan ve bozmaya konu yapılmayan bölüm yönüyle ilk hükümdeki gibi karar vermesi gereklidir (Hukuk Genel Kurulu’nun 2017/3-3005 Esas, 2017/1491 Karar sayılı kararı). Öte yandan, Mahkeme kararının gerekçesinde, Yargıtay ilamı ile kesinleştiğinden davalılar ölü ..., ölü ... ve ölü Teslime Çoban mirasçıları adına olan payların davacıların payları oranında iptali ile davacılar adına tesciline, birleşen dosya açısından ise bozma ilamından hareketle reddine karar verilmesi gerektiği belirtilmiş, hüküm fıkrasında ise ana dosya bakımından davalıların taşınmazdaki paylarının 2/3'ünün iptali ile 1/3’er oranda davacı ... mirasçısı ve davacı ... mirasçıları adlarına tesciline karar verilmek suretiyle gerekçe ile hüküm arasında çelişki yaratılmıştır. Ayrıca hükmedilen miktara nasıl ulaşıldığını ve bozma ilamı sonrasında davayı kabul eden bir kısım birleşen davalıların kabul beyanlarının nazara alınmamasını açıklar nitelikte bir gerekçeye yer verilmemiş olması da HMK 297. maddeye aykırılık oluşturmuştur. O halde Mahkemece, uyulan bozma kararına uygun biçimde ve usuli kazanılmış hak ilkesi göz önünde bulundurularak, bir kısım birleşen dava davalılarının kabul beyanları da değerlendirilmek suretiyle hüküm ve gerekçe çelişkisi yaratılmadan, HMK 297. maddeye uygun biçimde gerekli unsurları içeren bir karar verilmesi için hükmün bozulması gerekmiştir. Bozma nedenine göre, davacılar vekilinin diğer temyiz itirazları şimdilik incelenmemiştir.