8. Hukuk Dairesi
8. Hukuk Dairesi 2013/541 E. , 2013/19043 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu iptali ve tescil
... ile ... aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair ... Sulh Hukuk Mahkemesi'nden verilen 08.11.2012 gün ve 173/171 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı ... temsilcisi tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü: KA R A R Davacı ... dava dilekçesinde, kadastro çalışmaları sırasında ... adına tespit ve tescil edilen 107 ada 130 sayılı parselin kendisine ait olduğunu, zilyet ve tasarrufunda bulunduğunu açıklayarak ... adına bulunan tapu kaydının iptali ile adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalı ... temsilcisi davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulü ile 107 ada 130 sayılı parselin tapu kaydının iptaline, dava konusu yerin çayır niteliğiyle 3246,76 m2'lik yüzölçümlü olarak davanın eşi ...’ün mirasçıları adına miras payları oranında tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesi üzerine hüküm, ... temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir. Dava, kadastrodan önceki kazanmayı sağlayan zilyetlik ve muristen intikal hukuksal sepelerline dayalı olarak TMK'nun 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesi gereğince açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescili davasıdır.
Mahkemece, kazanma koşulları ve süresinin miras bırakan ...’ün mirasçıları yararına oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ve davacı her ne kadar dava dilekçesinde dava konusu yerin kendisine ait olduğunu bildirmiş ise de keşifte dinlenen yerel bilirkişiler ile davacı tanığı dava konusu yerin davacının eşi ...’den kaldığını, Hatem’in ölümü ile ailesi tarafından bu yerin ekilip biçildiğini, ancak dava konusu yerin öncesinin köylüler tarafından mera olarak kullanıldığını, 30-40 yıl önceden beri ...’ün kocası tarafından burası sınırlandırılarak biçilmeye başlanıldığını bildirmişlerdir. Saptanan bu durum karşısında mahkemece dava koşulu üzerinde durulmadığı gibi, öncesinin mera olup olmadığı hususunda da herhangi bir araştırma ve niceleme yapılmadığı ve eksik incelemeyle hüküm kurulduğu belirlenmiştir.
Öncelikle, dava konusu taşınmazın ... tarafından kullanıldığı gözetilerek ...’e ait veraset belgesinin istenmesi, tüm mirasçılarının katılımı ile yöntemine uygun bir biçimde dava konusu taşınmaz da dahil terekenin taksim edilip edilmediğinin araştırılması, bu konu yerel bilirkişi ve tanıklardan sorularak açıklığa kavuşturulması, şayet yapılan taksim sonucu dava konusu yer davacıya düşmüş ise, davanın bulunduğu bu haliyle yürütülmesi, ve aşağıda açıklanacak eksikliklerin yerine getirilmesi zorunludur. Şayet, muristen kalan taşınmaz, mirasçıları arasında tüm mirasçılarının katımı ile paylaşıma tabi tutulmamış ve hali hazırda TMK'nun 701 ve 702. maddeleri gereğince elbirliği mülkiyet hükümlerine tabi ise, elbirliği mülkiyetine tabi bir taşınmaz için bir veya birkaç mirasçının tek başına üçüncü kişilere karşı dava açma sıfat ve hukuki ehliyeti bulunmadığından ve davacı da sadece kendi adına iptal ve tescil isteğinde bulunduğu anlaşıldığından davanın reddine karar verilmesi düşünülmelidir. Çünkü, TMK'nun 702. maddesi gereği elbirliği mülkiyetinde tasarrufi işlemlerde oybirliği aranır. Davada bir tasarrufi işlem olup tüm mirasçıların birlikte üçüncü kişilere dava açması gerekir.
Öte yandan, yerel bilirkişiler ile tanıkların dava konusu yerin mera olduğunu açıkladıklarında, taşınmazın bağlı bulunduğu ... Köyüne ait kadim ve tahsisli mera kayıtlarının olup olmadığının İl ve İlçe Özel İdare Müdürlükleri ile Tapu Müdürlüğü'nden sorulması, varsa, köye ait meralara ilişkin tapu ve vergi kayıtları ile haritaların getirtilerek dosya arasına konulması, taşınmaza komşu 129,131,133 ve 199 sayılı parsellere ait kadastro tutanak ve ekleri ile kadastro sırasında bu parsellere revizyon gören tapu ve vergi kayıtlarıda bulundukları yerlerden getirtilerek dosyayla birleştirilmesi, mera olduğu ileri sürüldüğünde meradan yararı bulunmayan komşu köyler halkı arasından yerel bilirkişilerin mahkemece belirlenmesi, taraflarında aynı şekilde komşu köyler halkı arasından tanıklarını belirleyip mahkemeye bildirmeleri için kendilerine süre ve imkan tanınması, yerel bilirkişi ve tanıkların HUMK'nun 243 ve 244. maddeleri gereğince davetiye ile keşif yerine çağrılmaları, uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle keşif yerinde dinlenilmeleri, komşu kayıt ve belgeler ile varsa mera paftalarının teknik, yerel bilirkişi ve tanıklar aracılığıyla zemine uygulanması, kadim ve tahsisli meralara ait kayıt ve belgeler ile haritalar kapsamında kalıp kalmadığının açıklığa kavuşturulması, komşu kayıt ve belgelerin taşınmaz yönünün ne gösterdikleri üstünde durulması teknik bilirkişiye krokisinin üzerinde işaret edilmesinin sağlanması, dava konusu parselin kadim ve tahsisli mera kayıtları ile paftaları kapsamında kalmadığının saptanması durumunda bu takdirde dava konusu yerin öncesinin kadim mera niteliğinde bulunup bulunmadığı, kadim meradan elde edilerek biçenek (çayır) şeklinde kullanılıp kullanılmadığının, yerel bilirkişi ve tanıklardan sorulmak suretiyle belirlenmesi, beyanlar arasında çelişki bulunduğu takdirde HMK'nu gereğince bu çelişkinin giderilmesi, davacı dışında kalan mirasçılar aynı yere karşı ayrı bir dava açıp eldeki dava ile birleştirdikleri takdirde davalarının birlikte görülmesi gerektiğinin düşünülmesi, ondan sonra toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ve inceleme ile hüküm kurulmuş bulunması usul ve kanuna aykırıdır.
Davalı ... temsilcisinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK'nun geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK'nun 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, 13.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.