8. Hukuk Dairesi
8. Hukuk Dairesi 2013/4847 E. , 2013/8387 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Aile Mah. Sıf.)
DAVA TÜRÜ : Tapu iptali ve tescil
... ile ... aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 19.12.2012 gün ve 77/604 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 04.06.2013 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davacı vekili Avukat ... geldi. Başka kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanın sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R
Davacı ... vekili, davacının ...’da davalının ise ...’de yaşarken 15 yıl önce evlendiklerini, davacının davalı eşini ... götürdüğünü, davalının hiç çalışmadığını, hep davacının çalıştığını, davalının babası ... adına kayıtlı ... Mah. 128 ada 10 parseli ... ekonomik sıkıntıya girmesi ve satmaya ihtiyacı olması sonucu davacının 3.8.2001 tarihinde satın aldığını, satış bedelinin ... çalışan davacının birikimleri ile ödendiğini, davalının evlilik içindeki sorunları bahane etmesi sebebiyle davacının adına kayıtlı gayrimenkulün davalı adına 1.4.2011 tarihinde tapuda devredildiğini, taşınmazın aslında davacıya ait olduğunu açıklayarak dava konusu ... Mah.128 ada 10 parselin değerinin şimdilik 30.000 TL'sinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı ... vekili, evliliğin halen devam ettiğini, yabancı mahkemedeki boşanma kararının henüz ...’de tenfiz ettirilmediğini, dava açılma şartlarının mevcut olmadığını, taşınmazın bizzat ...’ya ait iken 01.04.2011 tarihinde davalıya 54.000 TL’ye satılarak tapuda devredildiğini, edinilmiş mal olarak kabul edilemeyeceğini açıklayarak davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacı tarafından açılan davanın ön şart yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi üzerine hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar 27.09.1994 tarihinde evlenmişler, dosyada bulunan tercüme evrakına göre birlikte tarafların mahkemeye açtıkları dava sonunda ... Sulh Hukuk (Aile) Mahkemesi'nin 09.02.2012 tarih 121 F 159/11 numaralı dosyasında verilen karara göre boşanmışlar ve yabancı mahkeme kararı 22.03.2012 tarihinde kesinleşmiştir.
Dava konusu 593 m2 ve bahçeli kargir ev niteliğindeki 128 ada 10 parsel 28.06.1989 tarihinde ... oğlu ... adına kayıtlı iken 03.08.2001 tarihinde davacı ... oğlu ... tarafından satın alınmış, 01.04.2011 tarihinde de tapuda davalı ... kızı ...’ya satılarak devredilmiştir. Dava dilekçesi ve dosya kapsamından davacının talebinin mal rejiminin boşanma sebebiyle sona ermesinden kaynaklanan alacak isteği olduğu anlaşılmaktadır.
Mahkemece, her ne kadar davanın açıldığı tarihte tarafların yabancı mahkeme kararı ile boşandıkları ve bu kararın kesinleştiği açık ise de eldeki dava tarihinde henüz açılmış bir tenfiz davası bulunmadığı, yargılama devam ederken tenfiz davasının açıldığı gerekçe gösterilerek ön şart yokluğundan red kararı verilmiştir. Mal rejiminin tasfiye edilebilmesi için taraflar arasındaki mal rejiminin kanunda yazılı sebeplerden biri ile sona ermiş olması gerekir (TMK m.180, 206, 208, 225). Bu ön koşul gerçekleşmeden mal rejimine ilişkin davaların görülmesi ve sonuçlandırılması mümkün değildir.
Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan kararların Türkiye’de icra olunabilmesi yetkili Türk Mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır (5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanun m.50). Bundan ayrı yabancı mahkeme ilamının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi için, yabancı ilamın tenfiz koşullarını taşıdığının mahkemece tespiti gerekir (5718 s. MÖHUK. m.58). Tenfiz kararı sadece yenilik doğurucu (usuli) bir hükümdür. Türk Hukukuna göre, yabancı bir mahkeme hükmünün tenfiz edilebilmesi için, bu mahkeme hükmünün verildiği ülke hukukuna göre kesin ve icra edilebilir olması şarttır. Ancak, yabancı mahkeme hükmü Türkiye’de icra edilebilirlik gücüne sadece ve münhasıran Türk Hukukuna göre verilen bir tenfiz kararıyla sahip olabilir. Her ne kadar ... Sulh Hukuk (Aile) Mahkemesi'nin verdiği boşanma kararı 22.03.2012 tarihinde kesinleşmiş ve verildiği ülkede kesin delil ve kesin hüküm olarak kabulü sonucunu doğurabilmekte ise de, kararın Türkiye’de uygulanabilmesi ancak, bir tenfiz kararı verilmesi halinde mümkün olabilecektir (MÖHUK. m.50).
Mahkeme gerekçesinde de açıklandığı gibi dava tarihinde açılmış bir tenfiz davası yok ise de davacı vekili yargılama devam ederken 19.12.2012 tarihli yargılama oturumunda, davacı ... tarafından Banaz Asliye Hukuk Mahkemesi'nde 26.7.2012 tarihinde 2012/380 esas sayılı tenfiz davası açıldığını ileri sürerek bu dosyanın bekletici mesele yapılmasını istemiştir. Taraflar arasındaki boşanmaya ilişkin yabancı mahkeme kararının tenfiz edilmesi eldeki davanın görülebilmesinin ön koşulunu oluşturmaktadır. Mahkemece taraflar arasında derdest tenfiz davası olduğu yargılama sırasında belirlendiğine göre mahkemece yapılması gereken; davanın görülebilirlik ön koşulu olan az yukarıda yazılı ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2012/380 Esas sayılı davasının sonucunu beklemek, davanın olumlu sonuçlanması halinde toplanacak tüm taraf delilleri değerlendirilerek sonucuna göre işin esası ile ilgili olumlu veya olumsuz bir hüküm kurmak, davanın olumsuz sonuçlanması halinde ise davanın görülebilirlik koşulunun gerçekleşmemesi sebebiyle işin esasına girilmeksizin yazılı şekilde davanın reddine karar vermek olmalıdır. Mahkemece davanın görülebilirlik ön koşulu yanlış değerlendirilerek yukarıda yazılı gerekçelerle davanın reddine dair hüküm kurulmuş olması doğru olmamıştır. Usul (dava) ekonomisi ilkesi de bunu gerektirmektedir (HUMK m. 77, HMK m. 30).
Kabule göre de; davanın görülebilirlik koşulunun gerçekleşmemesi nedeniyle davanın ön koşul yokluğundan reddine karar verilmesi durumunda karar tarihindeki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 7/2. maddesi gereğince davalı yararına davanın görüldüğü mahkemeye göre Tarife'nin ikinci kısmının ikinci bölümünde yazılı miktarları geçmemek üzere üçüncü kısımda yazılı avukatlık ücretine hükmolunması gerekirken, bu düzenlemenin gözardı edilmesi sonucunda fazla vekalet ücreti tayin edilmesi de doğru değildir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve kanuna aykırı görülen hükmün 6100 sayılı HMK.nun Geçici 3.maddesi yollaması ile HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 990,00 TL Avukatlık Ücreti'nin davalıdan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davacıya verilmesine, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK’nun 440/1. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 24,30 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine 04.06.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.