Esas No
E. 2013/6686
Karar No
K. 2013/10728
Karar Tarihi
Karar Sonucu
BOZULMASINA
Hukuk Alanı
Gayrimenkul Hukuku

8. Hukuk Dairesi         2013/6686 E.  ,  2013/10728 K.

"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

DAVA TÜRÜ : Tapu iptali ve tescil

... ve ... ile ... aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 15.05.2012 gün ve 308/98 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR

Davacılar vekili, davacılar ile davalının ortak miras bırakanı babaları ...’dan kalan dava konusu 198 ada 6 parsel ve üzerindeki evin kadastro çalışmaları sırasında davalı adına tesbit ve tescil edildiğini, oysa taşınmazın muristen kalması sebebiyle davacıların da miras payları olduğunu açıklayarak 198 ada 6 parselde davalıya ait tapu kaydının iptali ile miras hisseleri oranında davacılar adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir Davalı vekili davanın reddini savunmuş, taşınmazın mirasçılar arasındaki anlaşmaya göre kadastro sırasında tesbitinin yapıldığını bildirmiştir. Mahkemece, muris ...’un mirasının ölümünden sonra mirasçılar arasında taksim edildiğinin dinlenen mahalli bilirkişi ve tanık beyanlarında ifade edildiği, celp edilen tapu kayıtlarından da bu durumun anlaşıldığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi üzerine hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava konusu 198 ada 6 parsel, 09.07.2007 yılında yapılan kadastro çalışmalarında aynı ada 7 parselle birlikte bütün olarak ... oğlu ...’ın cedlerinden intikalen ve taksimen gelen yerlerinden olup 20 yılı aşkın zamandır çekişmesiz aralıksız malik sıfatı ile zilyetliğinde iken 7 parsel üzerine 1976 tarihinde betonarme iki katlı bina yaptırdığı ve bu amaçla zilyet ve tasarruf ederken 16.2.1977 tarihinde ölümü ile geride mirasçı olarak eşi ... kızı ... ve ...’ın da 2003 yılında dul olarak ölümü ile geride müşterek evlatları ..., ..., ... ve ... ve ...’in mirasçı olarak kaldığı, başka kanuni mirasçıları olmadığının 198 ada 6 parsel tutanağına ekli nüfus aile kaydından anlaşılmakla ve kızın evlenmekle soyadının değiştiği ve adları geçen maliklerin kanuni ehliyetlerini haiz olarak iş bu taşınmazları 1955 yılında tarımsal nedenlerden dolayı ve haricen ifraz ederek yukarıdaki parsel numaralarını oluşturdukları ve bu şekilde zilyed ve tasarruf ederlerken 2003 yılında aralarında anlaşarak bu taşınmazlardaki iştiraki müştereke çevirerek herkesin kanuni hissesini benimsedikleri ve bu şekilde kullanırlarken aynı yıl rızai ve harici taksim ve hisse devri yaptıkları, bu hisse devrine göre 198 ada 6 parsel ... ve 7 parsel ise ... ve ... adına ve ... kızı ... ise bu taşınmazlardaki hisselerini kardeşlerine vererek karşılığında Herkeme mahallesinde ... mezarlığından yer aldığı ve ...’in hissesi ise her parselde sabit kaldığı, aralarındaki anlaşmaya göre halen kanuni hisseleri nisbetinde zilyet ve tasarruflarında bulundurdukları, taşınmaz malın Hazineye intikali gereken veya kamu orta mallarından olmadığı açıklanarak 4/5 payı ... oğlu ..., 1/5 payı ... kızı ... adlarına tesbit edilmiş, tutanak 11.9.2007 tarihinde kesinleşerek tapuya tescil edilmiştir. ... daha sonra 13.3.2009 tarihinde 1/5 hissesini ...’a tapuda satmıştır. Dosya arasındaki mirasçılık belgesinden ... oğlu ...’ın 16.2.1977 tarihinde öldüğü ve geride mirasçı olarak davacılar ..., ..., davalı ... ile dava dışı ... ve ... ...’ın kaldığı görülmektedir. Dosya arasına getirtilen ... Sulh Hukuk Mahkemesinin 23.7.2008 tarih 2008/256 Esas 2008/1396 Karar sayılı dosyasının incelenmesinde, ... Kadastro Mahkemesinin ihbarı üzerine 1.2.2008 tarihinde açılan davada ...’ın ... Devlet Hastanesinin 30.4.2008 tarih 03374 sayılı sağlık kurulu raporuna göre methal reterdasyon (zeka geriliği) denilen akıl hastalığı olduğu, kanuni ehil olmadığı, vasi tayini gerektiği gerekçesi ile TMK’nun 405.maddesine göre hacir altına alınmasına ve kendisine kardeşi ...’ın vasi tayinine karar verildiği, karara kesinleştiği, ... 1.Sulh Hukuk Mahkemesinin 27.7.2011 tarihli kararı ile de eldeki temyize konu davada kardeşi ...’ü temsil etmek üzere vasi ...’ya husumet için yetki ve izin verildiği anlaşılmaktadır. Davada işin esasına girilmeden önce öncelikle, davacıların dosya kapsamındaki açıklamaları gözetilerek mirasçılardan ...’ın, tüm mirasçılar aralarında anlaşarak taksim yaptıkları iddia edilen 2003 yılında ve devamında kadastro tesbitinin yapıldığı 09.03.2007 yılında fiil ehliyetinin bulunup bulunmadığı hususunun açıklığa kavuşturulması, oluşacak duruma göre iddia ve savunmanın değerlendirilmesi gerekmektedir. Dosya kapsamında ... yönünden bu hususta bir araştırma ve inceleme yapılmamıştır. Hukuki ehliyetsizlik kamu düzeni ile ilgili olup, yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilmesi gerekir. Bilindiği üzere; davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin, kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim Türk Medeni Kanunu'nun "fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiileriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir" biçimindeki 9. maddesi hükmüyle hak elde edebilmesi, borç (yükümlülük) altına girebilmesi, fiil ehliyetine bağlamış, 10. maddesinde de, fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin (reşit ) olmayı kabul ederek "ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan bir ergin kişinin fiil ehliyeti vardır." hükmünü getirtmiştir. "Ayırtım gücü" eylem ve işlev ehliyeti olarak da tarif edilerek aynı Kanunun 13. maddesinde "yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir." denilmek suretiyle açıklanmış, ayrıca ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir. Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu kanun ile öteki kanunların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır. Hemen belirtmek gerekir ki, Türk Medeni Kanunun 15. maddesinde ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından karşı tarafın iyi niyetli olması o işlemi geçerli kılmaz (Yargıtay İçtihadi Birleştirme Kurulu Kararı 11.06.1941 tarih 4/21). Yukarıda sözü edilen ilkelerin ve kanun maddelerinin ışığı altında olaya yaklaşıldığında, bir kimsenin ehliyetinin tespitinin şahıs ve mamelek hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar itibariyle ne kadar büyük önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkar. Bu durumda, tarafların gösterecekleri tüm delillerin toplanılması,tanıklardan bu yönde açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen ...’a ait doktor raporları, hasta müşahede kağıtları, film grafilerinin eksiksiz olarak bulundukları yerlerden getirtilmesi zorunludur. Bunun yanında, her ne kadar HUMK'nun 286. maddesinde (HMK 282.m) belirtildiği gibi bilirkişinin "rey ve mütalaası " hakimi bağlamaz ise de, temyiz kudretinin yokluğu, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi, çok zaman hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerekmektedir. Ayırt etme gücünün nisbi bir kavram olması, kişiye, eylem ve işleme göre değişmesi bu yönde en yetkili sağlık kurulundan, özellikle Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasını da gerekli kılmaktadır.Esasen Türk Medeni Kanunun 409/2. maddesi, akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür. Mahkemece, ...’ın gerek tüm mirasçılar aralarında anlaşarak taksim yaptıkları iddia edilen 2003 yılında gerekse kadastro tesbitinin yapıldığı 09.07.2007 yılında ayırt etme gücüne sahip olup olmadığının belirlenmesi bakımından bu tarihlerden önceki ya da sonraki zamanlara ilişkin olarak varsa ilaç reçeteleri, hasta müşahade kayıtları, yatarak herhangi bir hastanede tedavi görmüş ise tedavi evrakları bulunabiliyorsa röntgen, ultrason ya da MR belgeleri ile tüm doktor raporlarının taraflardan temin ettirilerek tedavi gördüğü yerler sorulup oralardan resmi yazılarla istenerek dosya arasına konulduktan ve kişinin sağlığı konusunda bilgi ve görgüsü olan tanıklar ile en son muayene eden doktorların beyanları da alındıktan sonra dosya içindeki tüm deliller değerlendirilmek üzere dosya bir bütün halinde Adli Tıp Kurumu Başkanlığı ilgili ihtisas dairesine gönderilerek adı geçen kişinin 2003 ve 09.07.2007 yılları itibariyle hukuki ehliyete haiz olup olmadığı konusunda rapor alınması ve taraf delilleri ile birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken bu hususta bir inceleme araştırma yapılmadan yazılı şekilde eksik inceleme ile karar verilmesi doğru olmamıştır. Diğer yandan dava açılırken davacılar ... ile ...’ın ayrı ayrı Av....’ye vekalet verdikleri görülmektedir. Az yukarıda açıklandığı gibi davanın açıldığı 20.10.2009 tarihinde davacılardan ... vesayet altında bulunduğuna göre ... tarafından verilen vekaletname ile dava açılması doğru olmamıştır. ...’ın vekaletnamesi de kendi adına olup vasi sıfatı ile ... adına verdiği bir vekaletname de bulunmamaktadır. Vasiye Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından husumete izin ve yetki verildiği dikkate alınarak vasi ...’dan ... adına sunacağı vekaletnamenin temin edilerek bu eksikliğin de tamamlanması gerekir. Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve kanuna aykırı bulunan Yerel Mahkeme kararının medeni hakları kullanma ehliyetinin araştırılmaması sebebiyle 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3.maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma sebebine göre esasa yönelen diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunabileceğine, ve istek halinde 21,15 TL peşin harcın temyiz eden davacılara iadesine 09.07.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Karar Etiketleri
© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.