8. Hukuk Dairesi
8. Hukuk Dairesi 2012/12616 E. , 2013/15074 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ: Tapu iptali ve tescil
... ile Hazine ve ... aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 31.05.2012 gün ve 55/257 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R
Davacı vekili dava dilekçesinde; ... ilçesi ... mahallesi, 173 ada 9 parsel sayılı taşınmazın 31/80 payının vekil edeni ..., 9/80 payının ... ile 40/80 payını davalı ... adına kayıtlı olduğunu taşınmazın evveliyatında vekil edeninin babasından intikal ettiğini, 1968 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında 13/80 payının ... 9/80 payının ... 9/80 payının ... 9/80 payının ... 40/80 payının ...adına tespit edildiğini taşınmazın uzun yıllar meskeni olarak kullanıldığını, vekil edeninin Makine Mühendisi olduktan sonra bitişikteki kendi taşınmazı ile birlikte iş yeri ve depo olarak kullandığını, 20 yıldan fazla bir zamandan beri nizasız fasılasız malik sıfatıyla zilyet olduğunu taşınmazın 40/80 hissesinin kadastro yapıldığı sırada sağ olup olmadığı dahi bilinmeyen ...’in mirasçılarının kim olduğunun tespit edilemediğini, açıklayarak taşınmazın 40/80 oranındaki ... hissesinin iptali ile vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini talep etmiştir.Davalı ...’e kayyım olarak tayin edilen Hazine vekili davanın reddini talep etmiştir.Mahkemece, davanın kabulü ile 173 ada 9 parsel sayılı taşınmazda davalı ...oğlu ...’in 40/80 payına ilişkin tapu kaydının iptali ile bu payın davacı adına tapuya tesciline karar verilmesi üzerine hüküm davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.Dava, TMK’nun 713/2. fıkrasında yazılı üç hukuki sebepten biri olan "...maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan..." hukuki sebebine dayalı olarak ve tapu kütüğünün bu nedenle hukuki değerini yitirdiği gerekçesiyle açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil davasıdır.Mahkemece, kazanma koşullarının davacı yararına oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, davada taraf teşkilinin sağlanmadığı belirlenmiştir.
Davacı vekili dava dilekçesinde ve 06.10.2011 tarihli yargılama oturumunda, tapu malikinin tapu kütüğünden anlaşılamayan kişi olduğunu açıklayarak ve bu hukuki sebebe dayanarak iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur. Tapu iptali ve tescil davalarında kural olarak, dava kayıt malikine, kayıt maliki ölmüş ise, belirlenecek mirasçılarına yöneltilerek açılır. Mahkemece,kayıt malikinin sağ olup olmadığı, ölmüş ise mirasçılarının bulunup bulunmadığı konularında hiçbir araştırma ve inceleme yapılmadan doğrudan ... Mal Müdürü olarak görev yapan ... kayyım tayin edilmek suretiyle davanın yürütülmesine çalışılmıştır. TMK’nun 713/2. fıkrasında yer alan, birbirinden bağımsız üç ayrı hukuki sebeplerden birine dayanılarak açılan davalar nitelikleri gereği özel nitelikli davalar olup, kayıt malikine kayyım tayin edilmek sureti ile davanın yürütülmesi olanağı bulunmamaktadır. Daire ve Yargıtay uygulaması da bu yöndedir. Bu bakımdan davada taraf teşkilinin sağlandığı söylenemez.HUMK’nun 73. maddesine göre mahkemece, taraflar yöntemine uygun bir biçimde mahkeme önünde hazır bulundurulmadıkça hüküm kurulamaz. Aynı paralelde düzenlenen HMK’nun 27. maddesinde ise “Hukuki dinlenilme hakkından” söz edilmektedir. Madde de açıklanan “… hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler…” sözü ile, taraf teşkili kast edilmekte olup, bu hususu da kapsamaktadır. Mahkemece, anılan maddelerin gözönünde tutulması zorunludur.O halde, mahkemece yapılacak iş öncelikle kayıt maliki ... oğlu ...’in sağ olup olmadığının belirlenmesi, sağ ise açık adresinin tespiti sonucu dava dilekçesi ile Daire ilamının kendisine tebliği, sağ olup açık adresinin tüm araştırmalara rağmen saptanamaması halinde 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun diğer hükümlerinin uygulanmasına çalışılması, ölmüş ise, hasımlı veraset belgesinin (hasım Hazine olmak üzere) alınması için davacı tarafa süre ve imkan tanınması, alınacak veraset belgesine göre, mirasçılarının bulunması halinde davanın kendilerine yöneltilmesi, böylece taraf teşkilinin sağlanması ve davanın yürütülmesi gerekmektedir. Yine TMK’nun 713/2 maddesi gereğince açılan davaların nitelikleri gereği, mirasçı bırakmadan kayıt maliki ya da malikleri ölmüş ise, TMK'nun 501. maddesi uyarınca son mirasçının Devlet olması nedeniyle davanın Hazine’ye karşı yöneltilmesi düşünülmelidir. Taraf teşkili sağlanmadan kayyım atanmak sureti ile davanın yürütülmesi bu bakımdan usul ve Kanun ile Yargıtay uygulamasına aykırıdır.
Kaldı ki, dava konusu 173 ada 9 parsel sayılı taşınmaz 20.11.1966 tarihinde yapılan kadastro çalışmaları sırasında 13.10.1340 tarih 136 ve 965 tarih 67 sıra nolu tapu kayıtlarına göre ... oğlu ... (40/80 hisse) ..., ..., ... ve ... adlarına tespit edilmiş, tutanakların itirazsız kesinleşmesi üzerine 02.07.1968 tarihinde 40/80 hissesinin ...oğlu ... adına tapu kaydı oluşmuştur. Dayanak olan 13.10.1340 tarih ve 136 sıra nolu tapu kaydında malik olarak ... belirtilmektedir. Bu halde, tapuda adı ve baba adı yazılı bulunan tapu malikinin, kadastro tutanağı ve tedavül gören tapu kaydındaki bilgilere göre baba adı belli olduğu gibi, bilinmeyen kişilerden olmayıp, tanınan ve bilinen kişi olduğu anlaşılmaktadır. Kayıt malikinin mirasçılarının belirlenememesi, kimliğine ait bilgilerin elde edilememesi, adresinin tespit edilememesi gibi hususlar, o kişinin tapu kütüğünde maliki bilinmeyen kişi olarak nitelendirilmesini gerektirmez. TMK'nun 713/2. maddesinde Kanun koyucu tarafından tapu kütüğünün incelenmesinden anlaşılamayan, kim olduğu belirlenemeyen hayali kişiler amaçlanmıştır. Tapuda kayıtlı taşınmaz var olmayan bir kişi adına tescil edilmiş ve bu nedenle kayıt malikinin kimliği yeteri kadar açıklık taşımıyorsa, o taşınmaz malikinin tapu kütüğünden anlaşılamayan bir kişi olarak kabulü gerekir.Davalı kayyım vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 25.10.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.