8. Hukuk Dairesi
8. Hukuk Dairesi 2017/8510 E. , 2018/15759 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Vakıf
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı Vakıf vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. K A R A R Dava dilekçesine, vakıf üyeliği sona eren davacının çalıştığı dönemde vakıf için yapılan kesintilerin geri ödemesinin tam olarak yapılmadığı ileri sürülerek ıslah ile birlikte 25.909,64 TL'nin davalıdan tahsili istenmiş, mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dava, işveren tarafından sözleşmesi feshedilerek iş akdi dolayısı ile vakıf üyeliği sona eren davacının vakıfta birikmiş alacağının eksik ödendiği iddiasına dayalı alacak istemine ilişkindir.
Vakıf Senedinin 3/a maddesinde "Çalışan Üye" deyiminin, Banka, Vakıf, Sandık ve İştiraklerinde ana sözleşme, Yönetmelik ve Hizmet Akdi ile çalışanları ifade ettiği, 5/a maddesinde banka, Vakıf ve Sandığa sürekli hizmet akti ile alınan tüm personelin işe başlarken vakfa üye oldukları, bunların vakfın "Çalışan Üyeleri" olduğu, Vakıf senedinin 41/2.maddesi uyarınca Vakıf üye veya yararlananı sıfatını kaybedenler ile vakıf senedindeki sosyal yardımlara hak kazanmadan ölenlerin yasal mirasçılarına o tarihe kadar kendilerinden veya murislerinden alınan aidat ve prim tutarı TTK.nin 468. maddesi gereğince geri verileceği şeklinde düzenlenmiştir. Vakıf senedinin tescili tarihi itibari ile yürürlükte bulunan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile yürürlükten kaldırılmıştır. Vakıf senedinde atıf yapılan Mülga TTK'nin 468.maddesinin yeni TTK'deki karşılık maddesi 522.maddedir.
Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun "Müstahdem ve işçiler lehine yardım akçesi" kenar başlıklı 468. maddesinin 3. fıkrasına göre; "Şirketten alınandan başka müstahdem veya işçilerden de aidat alınmışsa, hizmet münasebetinin sonunda tesis şartlarına göre bu akçeden faydalanmadıkları takdirde müstahdem ve işçilere hiç değilse ödedikleri meblağlar ödeme tarihlerinden itibaren % 5 faiziyle birlikte geri verilir." düzenlemesine karşılık 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 522. maddesinin 3. Fıkrasında ise; "... Vakıf senedine göre yapılan ayrımdan yararlanamadıkları takdirde çalışanlara ve işçilere hiç değilse ödedikleri tutarlar ödeme tarihinden itibaren kanuni faiziyle birlikte geri verilir." düzenlemesi getirilmiştir. Her iki madde de kastedilen faizin, aksi açıkça belirtilmediği için yıllık faiz olduğu hususu sabittir.
Dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden davacının, dava dışı Şekerbank TAŞ'de 20.03.2000 tarihinde işe başladığı ve 31.08.2012 tarihinde işveren'in iş akdine son vermesi ile çalışması sona ermiştir. Çalışan üye olan davacıdan çalıştığı dönemler itibari ile davalı vakfa aylık ve ikramiyelerinden % 10 prim kesildiği ve bu miktarın toplam 50.471,91 TL olduğu, vakıf üyeliğinin sona ermesi sebebi ile davalı vakıf tarafından 02.11.2012 günü 52.993,01 TL ödeme yapıldığı anlaşılmıştır.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, çalışan üye olan davacıdan çalıştığı dönemler itibari ile (20.03.2000-31.08.2012 arası) davalı vakfa aylık ve ikramiyelerinden kesilen toplam 50.471,91 TL'nin vakıf senedinin 41/2.maddesi gereği Mülga 6762 sayılı TTK'nin 468/3.maddesine göre %5 faiz üzerinden mi yoksa 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK'nin 522/3.maddesine göre yasal faiz üzerinden yapılacak hesaplamaya göre mi ödeme yapılacağı noktasında toplanmaktadır. 6762 Sayılı TTK'nin 468/3.maddesine göre vakıftan ayrılanların ödedikleri primlere % 5 faiz uygulanarak iade edileceğinin, (...
4.Noterliğinin 05.12.1983 tarih 40787 yevmiye sayılı vakıf senedinin 41. maddesi gereği) bunun karşılığı olan 6102 sayılı TTK'nin 522/3. maddesinde ise yasal faiz ile geri ödeneceğinin düzenlendiği, bu durumda eski ve yeni kanunların uygulanması bakımından 6103 Sayılı TTK. nin Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 3. ve 4. maddeleri gözönönde bulundurularak değerlendirme yapıldığında, vakfa üyeliğin tarafların iradelerinden bağımsız kanunla düzenlenmiş bir ilişki olmadığı, vakfa çalışan üye olarak katılan üyenin ücretinden prim kesilmesi ile hakkın doğduğu, faiz alacağının primin ödendiği günden itibaren işleyeceği, iş akdinin sona erdiği tarihte ise alacağın muaccel olacağı, üyelerin vakıf senedine göre yapılan ayrımdan faydalanamamaları durumunda ödedikleri primler kendilerine faizi ile birlikte ödeneceğinden eski kanun döneminde doğmuş bir hakkın yeni kanun döneminde talep edilmesi söz konusu olduğundan yürürlük Kanunun 3 ve 4.maddelerindeki düzenlemelerin somut olayda uygulama yerinin bulunmadığı, aynı Kanunun 2.maddesinde, "Bu Kanunda aksi öngörülmemiş veya farklı bir şekilde düzenlenmemişse;
a)Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önce meydana gelen olayların hukukî sonuçlarına, bu olaylar hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişlerse, o kanun hükümleri uygulanır.
b)Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önce gerçekleşmiş hukukî fiiller, bağlayıcılıkları ve hukukî sonuçları itibarıyla, bu tarihten sonra dahi, gerçekleştikleri tarihte yürürlükte bulunan kanuna tâbidir." düzenlemesi mevcuttur.
Somut olay yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda değerlendirildiğinde; ana paranın yanı sıra her bir kesintinin yapıldığı tarihten vakıf üyeliğinin sona erdiği 31.08.2012 tarihine kadar hesaplanacak faiz miktarının davacının alacağına karşılık geldiği, hesaplamada dikkate alınacak faiz oranın ise 6103 sayılı Kanunun 2.maddesi gereği davacının, dava dışı bankada çalışmaya başladığı 20.03.2000 tarihinden 6102 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihleri arasındaki dönem için vakıf senedinin 41/2.maddesi gereği Mülga 6762 sayılı TTK'nın 468/3.maddesi gereği %5; 01.07.2012 tarihinden vakıf üyeliğinin sona erdiği 31.08.2012 tarihleri arası için ise 6102 sayılı Kanunun 522/3.maddesi gereği yasal faiz (%9) oranı üzerinden hesaplama yapılarak oluşacak sonuca göre hüküm kurulması gerekirken alacağın tamamına yıllara göre değişen yasal faiz oranı üzerinden hesaplama yapan bilirkişi raporunun hükme esas alınarak karar verilmesi doğru görülmemiştir.