20. Hukuk Dairesi
20. Hukuk Dairesi 2012/13725 E. , 2013/3062 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar Hazine ve Orman Yönetimi tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R
Davacı vekili, dava dilekçesinde sınırlarını bildirdiği .... Mevkiinde bulunan taşınmazın tapuda kayıtlı olmadığını, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının müvekkili yararına oluştuğunu iddia ederek Medenî Kanunun 713. maddesi hükmüne göre müvekkili adına tescilini istemiştir.
Mahkemece davanın kabulüne, fen bilirkişi tarafından düzenlenen 12.07.2007 tarihli krokili raporda (A) ile işaretlenen 18.997,73 m2 yüzölçümlü taşınmazın davacı ... adına tapuya tesciline karar verilmiş; Hazine ve Orman Yönetimi tarafından hüküm temyiz edilmekle, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 2010/2692 - 3811 sayılı 24.03.2010 günlü kararı ile bozulmuştur.
Hükmüne uyulan bozma kararında özetle: “Dairenin geri çevirme kararı üzerine yörede temyize konu davanın devamı sırasında 2008 yılında genel arazi kadastrosu ile 3402 sayılı Kanunun 5304 sayılı Kanun ile değişik 4. maddesi hükmüne göre orman kadastrosunun yapıldığı ve çekişme konusu taşınmazın 137 ada 92 sayılı parsel numarasını aldığı tesbit edilmiştir. Orman Yönetiminin, çekişmeli taşınmazın orman niteliği ile Hazine adına tapuya tescili istemiyle davaya katılma dilekçesi verdiği, ancak Orman Yönetimine katılma harcını mahkeme veznesine depo etmesi için süre verilmediği anlaşılmaktadır. Bu durumda; dava, orman kadastrosuna ve kadastro tesbitine itiraz davasına dönüşmüş olup, davanın kadastro mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekirken, mahkemece bu durum gözardı edilerek 137 ada 92 parsel sayılı taşınmazın tutanak aslı davalı şerhi verdirilerek tapu müdürlüğünden getirtilmeden dava, tescil davası olarak nitelendirilerek yargılama yapılıp yazılı şekilde sonuçlandırılmıştır. Çekişmeli taşınmaz hakkında kadastro tesbitinin yapıldığı tarihte asliye hukuk mahkemesinde görülen temyize konu dava bulunduğundan kadastro müdürlüğünce; kadastro tesbit tutanağı düzenlenirken 3402 sayılı Kadastro Kanununun 5. maddesi uyarınca malik hanesi kadastro mahkemesince doldurulmak üzere boş olarak tesbit edilmesi ve tutanak aslı ile eklerinin kırmızı kalem ile davalı şerhi yazılarak kadastro mahkemesine gönderilmesi gerekirdi. Kadastro tesbiti sırasında bu kurala uyulmayarak, çekişmeli taşınmazın malik hanesinin doldurulmuş ve tutanağın kesinleştirilmiş olması sonuca etkili olmayıp, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 30/2. maddesi uyarınca taşınmazın gerçek hak sahipleri, kadastro mahkemesince re'sen yapılacak inceleme ve araştırma sonucunda belirlenmelidir. Yukarıda açıklanan nedenlerle, dava dosyasının 3402 sayılı Kanunun 27. maddesi uyarınca görevli ve yetkili kadastro mahkemesine aktarılması” gereğine değinilmiştir.
Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra dosya görevsizlik kararıyla kadastro mahkemesine gönderilmiştir. Kadastro Hâkimliğince; davanın kabulüne ve dava konusu Ilısu Köyü 137 ada 92 nolu parselin kadastro tutanağı üzerinde belirtilen irtifak hakları ve yükümlülükleri ile birlikte davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, hüküm davalılar Hazine ve Orman Yönetimi tarafından temyiz edilmiştir. Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, Medenî Kanunun 713. maddesi hükmü uyarınca tapusuz olan taşınmazın tescili istemine ilişkin olarak açılmış, kadastro tesbitine itiraza dönüşmüştür. Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde orman kadastrosu yapılmamıştır. Genel arazi kadastrosu işlemi 30.12.2003 - 28.1.2004 tarihleri arasında ilân edilmiş ve kesinleşmiştir. Mahkemece, çekişmeli taşınmazın orman sayılmayan yerlerden olduğu ve zilyetlikle taşınmaz edinme koşulları oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli değildir. Şöyle ki; uzman orman bilirkişi kurulu memleket haritası ile kadastro paftası ölçeklerini eşitleyerek yakın komşu parselleri de gösterecek şekilde birbiri üzerine aplike etmeden, sadece çekişmeli taşınmazın konumunu memleket haritası üzerinde gösterdiği gibi taşınmazın krokisine göre doğusunda Dicle Nehri olduğu halde jeolog bilirkişiden rapor alınmamış, komşu parsellere ait kadastro tutanakları ve dayanakları getirtilerek bu taşınmazı sınır olarak nasıl nitelendirdikleri araştırılmamıştır. Eksik inceleme ve araştırmaya dayalı hüküm kurulamaz.
Bu nedenle; mahkemece eski tarihli memleket haritası, hava fotoğrafları ve varsa amenajman planı, tespit tutanağının düzenlendiği tarihten 15 veya 20 yıl önce çekilmiş hava fotoğrafları ile bu fotoğraflardan üretilmiş memleket haritası, topografik fotogrometri yöntemiyle düzenlenen kadastro haritaları, komşu parsellere ilişkin kadastro tespit tutanak ve dayanakları ilgili yerlerden getirtildikten sonra önceki bilirkişiler dışında halen Çevre ve Orman Bakanlığı (Orman ve Su İşleri Bakanlığı) ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman yüksek mühendisleri arasından seçilecek üç mühendis, bir ziraat mühendisi, bir jeoloji mühendisi ve bir fen elemanı aracılığıyla yeniden yapılacak inceleme ve keşifte, çekişmeli taşınmaz ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 4785 ve 5658 sayılı kanunlar karşısındaki durumu saptanmalı; tapu ve zilyetlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 sayılı Kanunun 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 gün ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 gün ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 03.03.2005 gününde yürürlüğe giren 5304 sayılı Kanunun 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yokedilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; toprak yapısı, bitki örtüsü ve çevresi incelenmeli; kesinleşmiş orman kadastrosu bulunmadığından, yukarıda değinilen diğer belgeler fen ve uzman orman bilirkişiler eliyle yerine uygulattırılıp; orijinal-renkli (renkli fotokopi) memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de memleket haritası ölçeğine çevrildikten sonra, her iki harita komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmazın konumunu çevre parsellerle birlikte haritalar üzerinde gösterecekleri yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli rapor alınmalı, fotogometri yöntemiyle düzenlenen kadastro paftalarında zilyet ve tasarruf edilen yerlerden olup olmadığı belirlenmeli, çekişmeli taşınmazın miktarı ve konumuna göre 6831 sayılı Kanunun 17/2. maddesi gereğince orman içi açıklığı niteliğinde olup olmadığı, orman içi açıklıklarının zilyetlikle kazanılamayacağı gözetilmeli; taşınmazın dere yatağı olup olmadığı yönünden jeolog bilirkişiden rapor alınmalı; komşu parsellerin tutanak ve dayanakları uygulanmalı; bu taşınmazı sınır olarak nasıl nitelendirdikleri araştırılmalı; varsa, zilyetlik tanıkları taşınmaz başında dinlenmeli; zilyetliğin ne zaman başladığı, kaç yıl, ne şekilde devam ettiği sorulup, kesin tarih ve olgulara dayalı, açık yanıtlar alınıp; tesbit tarihine kadar davalı yararına zilyetlikle kazanma koşullarının oluşup oluşmadığı belirlenmeli; 3402 sayılı Kanunun 14. maddesi uyarınca, davacı yanında, (murisler) yönünden de ilgili tapu ve kadastro müdürlükleri ile mahkeme yazı işleri müdürlüğünden araştırma yapılıp, aynı Kanunun 03.07.2005 gün 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanma Kanunu ile değiştirilen 14/2. maddesi gereğince sulu ve susuz olarak kazanılmış toprak miktarı belirlenip, kanunun getirdiği sınırlamanın aşılıp aşılmadığı saptanarak, toplanacak tüm kanıtlar birlikte değerlendirilip, ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulmalıdır.