3. Hukuk Dairesi
3. Hukuk Dairesi 2012/2236 E. , 2012/12220 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ:ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Dava dilekçesinde şimdilik 90.000 TL ecrimisilin yasal faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulü dair verilen hükmün temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması taraflarca istenilmekle; taraflara yapılan tebligat üzerine duruşma için tayin olunan günde temyiz eden davalı Vek.Av.... geldi. Davacı ve vekili gelmedi. Gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için saat 14.00'e bırakılması uygun görüldüğünden, belli günde dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, tetkik hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü. Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili dilekçesinde, taraflar karı koca olup, aralarındaki boşanma davasının derdest olduğunu, boşanma davasının 2004 yılında açıldığını, bu tarihten itibaren ayrı yaşam hakkı kazandıklarını, ortak aldıkları iki dairenin davalı tarafından kullanıldığını, beyan ederek 2004 yılından itibaren bugüne kadar şimdilik 90.000 TL ecrimisilin yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı savunmasında, eşlerin birbirlerinden ecrimisil isteyemeyeceklerini, taşınmazlardan birini işyeri olarak kullandığını, ancak bu yer boşalttığını, başka kimseye de tahsis etmediğini, intifadan men şartının da gerçekleşmediğini beyan etmiştir.Mahkemece, bilirkişi raporu esas alınarak büro olarak kullanılan yer için davanın reddine, diğer taşınmaz için ise, davanın kısmen kabulü ile 45000 TL ecrimisilin davalıdan tahsiline karar verilmiştir.Yargılama sırasında görüşüne başvurulan bilirkişi büro olan taşınmazın uzun zamandan beri kullanılmadığı, ancak hangi tarihten itibaren kullanılmadığının tespitinin mümkün olmadığını bildirmiştir.Davalının temyiz itirazları yerinde değildir.Davacının temyizi yönünden ise, dosyada mevcut tapu kaydının incelenmesinden tarafların taşınmazda hisseleri oranında malik oldukları görülmektedir. TMK.mad. 693’e göre: “Paydaşlardan herbiri, diğerlerinin hakları ile bağdaştığı ölçüde paylı maldan yararlanabilir ve onu kullanabilir”. Buna göre, her paydaşın, müşterek mülkiyet konusu şeyin tamamı (veya bir kısmı) üzerinde yararlanma hakkı bulunmaktadır. Bu hak, ne mekân (yer), ne de zaman itibariyle sınırlandırılmıştır. Fakat paydaşlar, bu hususta değişik düzenlemeler getirebilirler. Zira, yasa, yalnızca her paydaşın kullanma ölçüsünü belirtmiştir. Kullanma olanağı sınırsız değilse (müşterek mülkiyet konusu bir apartmandaki asansörden yararlanma gibi), paydaşların örneğin yerce bölünmüş ya da zamanla değişen bir kullanma anlaşmasıyla kullanmanın biçiminde uyuşmaları gerekir.Açıktır ki, sözkonusu yararlanma, ancak, diğer paydaşların haklarına saygı gösterildiği oranda hukuksal himaye görecektir. Nitekim, Medeni Kanunda, yararlanma hakkının, “diğer paydaşların hakları ile bağdaştığı ölçüde” mevcut bulunduğunu kesin bir biçimde belirtmiştir (TMK.mad.693). Kaldı ki TMK.mad.2 hükmü gereğince de bu sonuca ulaşılacaktır.Paya uyan bir belirtme ve sınırlandırma olmadığı takdirde, her paydaşın, öbürlerine zarar vermemesi kaydıyla taşınmazı kullanma hakkı vardır. Bu hakkın ölçüsü ise, her somut olayda durumun özelliğini gözönünde tutarak araştırılmak gerekir.Paylı malı, diğer paydaşların hakları ile bağdaşmayan bir biçimde kullanan paydaşlar (davalılar), kullanmayan (davacı) haklarını, rayiç kira üzerinden ve onun payı oranında ödemekle yükümlüdür. Kötüniyetli zilyet, taşınmazın (nesnenin) haksız olarak alıkonulmasından kaynaklanan tüm zararlardan sorumludur.Bu ilkeler ışığında davacının ecrimisile hak kazanacağı açıktır.Somut olayda, dava konusu büronun boş olduğu ve kullanılmadığı belirtilmiş ise de, bu yerin anahtarının davalıda bulunup bulunmadığı, böylelikle de taşınmazın hakimiyetinin davalıda olup, bu nedenle de davacının büro üzerinde tasarruf hakkının kısıtlanıp kısıtlanmadığının tespit edilmesinden sonra hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 15.05.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.