12. Hukuk Dairesi
12. Hukuk Dairesi 2013/7038 E. , 2013/13386 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : İskenderun İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 22/11/2012
NUMARASI : 2012/170-2012/525
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Borçlu İcra Mahkemesine başvurusunda; takipten ihale tarihinde haberdar olduğunu, hesap kat ihtarı, icra emri, kıymet takdir raporu ve satış ilanının kendisine tebliğ edilmediğini, tebligatların tamamının usulsüz olduğunu, öncelikle takibin iptalini, olmadığı takdirde icra emrinin iptalini, daha sonra 20.03.2012 tarihli ihalenin feshini istemiştir. Mahkemece, yasal unsurları oluşmadığından takibin ve icra emrinin iptali talebinin reddine, davacının ipotekli taşınmazı 11.03.2011 tarihinde ...A.Ş'ye sattığı dolayısıyla ihalenin feshini isteyebilecek ilgililerden olmadığı gibi hukuki yararı da bulunmadığı gerekçesiyle ihalenin feshi talebinin usulden reddine karar verildiği görülmektedir.
1.Davacının, takibin ve icra emrinin iptali istemine ilişkin dilekçede; birçok neden ileri sürdüğü halde mahkemece, "yasal unsurları oluşmadığından" bahisle istemin reddine karar verilmiş, ancak hangi iddianın neden kabul edilmediği, istemin hangi nedenle reddine karar verildiği tek tek tartışılmamış, bir başka deyişle istemin reddine dair karar gerekçelendirilmemiştir.
Bir mahkeme kararının gerekçesi, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyar; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterir. Tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay'ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta bir gerekçe bölümünün bulunması zorunludur. Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasa'nın 141/3. maddesi ve ona paralel bir düzenleme içeren 6100 Sayılı HMK'nun 27 ve 297. maddeleri işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir. Hukuk Genel Kurulu'nun 18.10.2006 tarih ve 2006/11620 esas, 2006/659 karar sayılı kararında da vurgulandığı üzere; bazen bir mahkeme kararının, başka bir dava yönünden kesin hüküm veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi konularda yapılacak hukuksal değerlendirmelerin sağlıklı olabilmesi de, o kararın yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 28.04.2010 gün ve 2010/11-195 E., 238 K. sayılı usulden bozmayı kapsayan ilamının gerekçesinde ise aynen; "Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının, açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir" ifadelerine yer verilmiştir. Nitekim, 07.06.1976 gün ve 3/4-3 sayılı Yargıtay içtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde yer alan "Gerekçenin, ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği, yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir" şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye vurgu yapılmıştır. Anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama, gerek yargı erki ile hakimin, gerek mahkeme kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile bağdaşmaz.
Belirtilen anayasal ve yasal düzenlemeler doğrultusunda, davacı tarafından ileri sürülen takibin ve icra emrinin iptali için ileri sürdüğü sebeplerin gerekçesiyle birlikte tek tek tartışılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, iptal nedenleri irdelenmeden ve gerekçelendirilmeden, soyut, genel geçer ifadelerle yazılı şekilde takip ve icra emrinin iptali talebinin reddine karar verilmesi isabetsizdir.
2.İİK'nun 134/2. maddesinde "İhalenin feshini, Borçlar Kanunu'nun 226. maddesinde yazılı sebepler de dahil olmak üzere yalnız satış isteyen alacaklı, borçlu, tapu sicilindeki ilgililer ve pey sürmek suretiyle ihaleye iştirak edenler, yurt içinde bir adres göstermek koşulu ile icra mahkemesinden şikayet yoluyla ihale tarihinden itibaren yedi gün içinde isteyebilirler" hükmüne yer verilmiştir.
Somut olayda, ihalenin feshini isteyen ..., her ne kadar ipotekli taşınmazı takipten önce devretmiş ise de; takip dosyasının borçlusu konumundadır. Zira 01.02.2008 tarihli Konut Finansmanı Kredi Sözleşmesinin borçlusu davacı olup, takipte bizzat bu borçluya karşı yapılmıştır. Buna göre, satışın yapıldığı icra takip dosyasının tarafı olan şikayetçinin,
İİK'nun 134/2. maddesi gereğince ihalenin feshini isteyebilecek ilgililerden olduğu kuşkusuzdur. Bu durumda, mahkemece, ihalenin feshi istemine ilişkin işin esasının incelenerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle bu şikayetin usulden reddi yönünde hüküm tesisi de doğru görülmemiştir.